Ünite 6: Zihin Beden Sorunu

Zihinsel ve Fiziksel Nitelikler Ayrımı

Bilim ve felsefenin de ana hedefi, tamamen doğal, fiziksel dünyada düşünme ve duygunun, nasıl yer aldığını anlamaktır. Antik Çağlardan beri hem filozoflar, hem de bilim adamları tarafından ele alınan bu sorunsal “zihinsel ve fiziksel olgular arasında nasıl bir ilişki vardır?” şeklinde dile getirilir. Bu sorunun ne felsefe alanında, ne de bilimsel alanda, üzerinde anlaşmaya varılmış bir cevabı yoktur. Bunun nedeni soruya verilen her olası cevabın, bir şekilde kabul edilemeyecek çelişkili sonuçlara yol açmasıdır. Bu sorun genellikle zihin beden sorunu olarak bilinir.

Zihin beden sorunu, zihnin maddeten farklı olduğu varsayımına dayanır. Bu varsayım, en az iki türlü farklı soruyu beraberinde getirir. İlki, zihnin ne olduğu sorusu, zihin beden sorununun yanıtını içerir. Eğer zihin beyinse o zaman, zihin beden sorunu, zihnin bedenin bir parçası olduğu şeklinde yanıtlanır.

Yirminci yüzyıldan önce fiziksel ve zihinsel şeyler arasındaki ayrım daha kolaydı. Birçok insan, fiziksel nesnelerin ağırlık, uzayda yer kaplama, üç boyutlu yapı (genişlik, uzunluk ve derinlik) gibi, belli özelliklere sahip olduğu konusunda hemfikirdir. İnsan bir fiziksel nesneyi görebilir ve hissedebilir. Buna karşın, zihinsel bir şey, bu özelliklerin hiç birine sahip değildir.

Yirmi birinci yüzyılda fiziksel nesnelerin özelliklerine ilişkin bilgiler değişime uğramıştır. Fizik bilimindeki yeni gelişmeler sonucunda, atom altı parçacıklar, güçler, elektromanyetik alanlar ve enerji paketleri gibi şeyler de fiziksel nesneler arasında sayılmaya başlanmıştır. Ancak adı geçen yeni “fiziksel” nesnelerin ne ağırlığı, ne üç boyutlu yapısı, ne şekli, ne rengi dokusu vardır. Oysa fiziksel nesneler olarak bu özellikleri taşımaları gerekmektedir. Bu durum, zihinsel şeylere de genel bir tanımlama getirmeyi, son derece güçleştirmektedir.

Bir olgunun zihinsel mi, yoksa fiziksel mi olduğunu, örtük bir şekilde belirleyen belli yüklemler vardır. Aşağıda bu yüklemlerin listesi verilmektedir. Bu yüklemlerin zihinsel olanı, fiziksel olandan doğru bir şekilde ayırdığı ya da herkesin onları aynı anlamda kullandığı düşünülmemelidir. Yüklemlerden hiç biri, anlamsal olarak karşıtına indirgenemez, yani zihinsel olan bir şey fiziksel olamaz, fiziksel olan bir şey de zihinsel olamaz.

Zihinsel Olgu Türleri

Algılanmış nitelikler (qualia): Duyumlarla ilgili zihinsel olguları ayrı bir sınıfa koymak mümkündür. Ağrı, acı, kaşınma, gıdıklanma, ardışık görüntü (afterimage), yuvarlak yeşil bir leke görmek, arabanın lastiklerinin asfaltta ötüşünü duymak, başı dönmek vb. gibi durumlar bu sınıfa girer. Bu tür zihinsel durumların nasıl hissedildiğine, şeylerin nasıl göründüğüne ya da görünüşe geldiğine bağlı olarak “olgusal” ve “niteliksel” yönleri olduğu düşünülür. Duyumlar kendine özgü ayırt edici bir hisse ve bizim tarafımızdan dolaysız bir şekilde, doğrudan tanımlanabilen duyusal bir niteliğe sahiptir. “Yalın his” ve “algılanmış nitelikler” (qualia) ifadeleri de bu niteliksel zihinsel durumları ifade etmekte kullanılır.

İfadesel tutumlar: Bir insanla bir ifade arasındaki bilişsel ilişkilere işaret eden bir zihinsel durumdur. İfadesel tutumlar genellikle doğru veya yanlış olabilen düşünme içeriklerini ifade ederler. Bir tutum olarak, insanın her hangi bir ifadeye karşı inanma, isteme veya umma gibi farklı zihinsel yönelimlere sahip olabileceğine, dolayısıyla yönelimselliğe işaret ederler. Bu zihinsel durumlara aynı zamanda “yönelimsel durumlar” da denir.

Hisler ve duygular: Kızgınlık, sevinç, üzüntü, çöküntü, coşku, utanma, pişmanlık, vicdan azabı duyma vb. gibi duygulardır. Kızgınlık ve kıskançlık gibi bazı duyguların genellikle kendine özgü niteliksel bir hissi varsa da bütün duyguların hislerin aynı şekilde kendilerine özgü bir hissi ya da niteliği olduğunu, her bir ana duygu tipiyle bağlantılı bir tek kendine özgü duyusal his olduğunu söylemek mümkün değildir.

İstenç: Niyetlenme, karar verme, isteme gibi “istenç” durumları vardır. Bu durumlar ifadesel tutumlardır; niyetlerin ve kararların içeriği vardır. Şimdi kolumu kaldırmaya niyet ettiğimde, şimdi kolumu kaldırma eylemini gerçekleştirmeliyim; kişi bir şeyi yapmaya niyet ettiğinde, karar verdiğinde ya da yapmayı istediğinde kendini o şeyi yapmaya hasretmiş olur.

Kişilik özellikleri (dürüst, takıntılı, şakacı, içe dönük olmak), alışkanlıklar ve eğilimler (çalışkan, dakik olmak), zihni yetenekler, artistik beceriler vb. gibi şeyler, genelde “psikolojik nitelikler” başlığı altında yer alırlar. Ama bunlar aynı zamanda dolaylı olarak ya da çıkarım yoluyla zihinsel olarak da kabul edilebilirler.

Zihin ve Bedenin Etkileşimi Sorunu

Descartes’a göre iki töz vardır, zihin ve madde. Her tözün de belirleyici bir niteliği vardır. Zihnin belirleyici niteliği düşünme, maddenin belirleyici niteliği yer kaplamadır. Descartes’e göre bu iki tözün hiçbir şekilde ortak bir nitelik içermemesidir. Çünkü eğer içerirlerse birbirlerinden esas itibarıyla ayrı olamazlar. Eğer zihin ve beden hiçbir ortak nitelik içermiyorsa, o zaman, nasıl olur da etkileşimde bulundukları söylenebilir? Bu, zihin beden etkileşimi sorunu olarak bilinir.

Birçok modern düşünür, zihnin ve bedenin birbirinden ayrı iki töz olduğu görüşünü reddetmesine rağmen, zihin konusunda realist (gerçekçi) tavrını sürdürmüştür. Descartes’ın töz düalizmini kabul etmek zorunda kalmadan açıklayan kuramlar ortaya atılmıştır. Bu kuramlar epifenomenalizm, işlevselcilik, indirgemeci olmayan fizikalizm ile nitelik düalizmi ve paralelizm gibi çeşitli düalist kuramlardır.

Töz Düalizmi (Substance Dualism): Descartes’ın, zihni ve maddeyi birbirine indirgenemeyen, ama aralarında nedensellik ilişkisi olan iki töz olarak kabul eden görüşüdür. Zihin ve beden arasında böyle bir nedensellik ilişkisini savunan bu düalist görüş psiko-fiziksel etkileşimcilik ya da kısaca etkileşimcilik (interactionaism) olarak bilinir. Descartes’ın adından hareketle Kartezyen düalizm adını da alır. Descartes felsefe tarihinde düalizmin en önemli temsilcilerinden birisidir. Kartezyen düalizmin en temel özelliklerinden birisi zihinsel olanın kişiye özel olmasıdır. Korktuğunu hisseden birisi, bu duyguyu, aracısız bir şekilde, dolaysız olarak hisseder ve dolayısıyla hissettiği korku hissi de doğrudur.

Töz düalizminin en temel özelliği, zihinsel olanın fiziksel olana indirgenememesidir. Yani zihinsel olan, hiçbir şekilde, tamamen fiziksel bir terminolojiye indirgenemez. Dolayısıyla düalistler, zihinsel olanın beyin süreçleri, davranış gibi fiziksel dünyanın belli özellikleriyle özdeş olduğu fikrini tamamen reddederler.

Töz düalizminin açıklamakta en çok zorlandığı husus, eğer zihin ve madde birbirinden ayrı, birbirine indirgenemez iki tözse bunların, nasıl olup da birbirini nedensel olarak etkilediğidir. Descartes’ın zihin ve bedenin karşılıklı olarak birbiriyle etkileştiğini ileri sürmesi, bu varsayımla çelişir. Descartes, zihnin bedenle beynin merkezine yakın bir yerde olduğunu düşündüğü kozalaksı bez (Pineal gland) aracılığıyla etkileştiğini ileri sürmüştür. Descartes’a göre, bu bez, son derece hafif olan, günümüzde sinir akımı dediğimiz şeye karşılık gelen “hayvansal ruhlar” adını verdiği parçacıklarla doludur. Duyularımızı dış nesneler etkilediği zaman, bu “hayvansal ruhlar” harekete geçirilerek çeşitli zihinsel durumlara yol açarlar. Aynı şekilde, zihinsel durumlar da kozalaksı bezin “hayvansal ruhlar”ında bazı titreşimler ortaya çıkarmakta ve bu titreşimlerin sinirler yoluyla bedene taşınmasıyla kaslarda ve dolayısıyla bedende belli hareketler ortaya çıkmaktadır.

Descartes’ın töz düalizminin en temel sorunu, zihnin ve bedenin etkileşimi konusunda ortaya çıkmaktadır. Zihinlerin ve bedenlerin karşılıklı olarak birbirini etkilediğine şüphe yok; verdiğimiz kararlar bedenimizin belli bir yöne gitmesine, belli hareketleri yapmasına yol açıyor ve bedenimizde olan şeyler, çeşitli duyumsal bilinç halleri yaşamamıza neden oluyor. Ancak, zihni, maddesel olmayan töz ve bedeni, maddesel töz olarak tanımlayan töz, düalizminin bu etkileşimi açıklaması mümkün değildir.

Psiko Fiziksel Paralelizm (Psycho-Physical Parallelism): Psiko fiziksel paralelizm zihinlerin ve bedenlerin nedensel olarak etkileşmediklerini ama zihinsel ve fiziksel olayların bir insan varlığında ilişki içinde olduğunu iddia eden düalist görüştür. Paralelizm görüşünü savunanlar Descartes’ın yaptığı yer kaplayan maddesel töz ve düşünen zihinsel töz olarak ayrımını kabul ederler, ancak bu iki tözün nedensel olarak etkileştiğini reddederler. Paralelizm görüşünün en önde gelen temsilcisi bir 17. yüzyıl düşünürü olan Leibniz’ dir. Leibniz, zihinsel olayların zihinsel etkileri ve fiziksel olayların fiziksel etkileri olduğunu kabul etmekle beraber, fiziksel olayların zihinsel etkileri veya fiziksel olayların zihinsel etkileri olduğu fikrini reddeder. Zihinle ilgili olayların bedenle ilgi olaylarla düzenli bir şekilde birbirine paralel olarak gerçekleşmesi aralarında bir nedensellik bağı olduğu anlamına gelmez.

Paralelizm görüşünü savunanlar, aralarında bir nedensellik bağı olmadan zihinsel olayların ve fiziksel olayların nasıl olup da her zaman birlikte ortaya çıktıklarını açıklamak durumundadır. Bu soruya verilebilecek bir yanıt bunun, içinde yaşadığımız dünyaya ilişkin sebebini tam olarak açıklayamadığımız bir olgu olduğudur.

Zihinsel ve fiziksel olaylar arasındaki paralelizmi açıklamak üzere Leibniz gibi Tanrı’ya başvurulabilir. Tanrı’nın zihinsel ve fiziksel olaylar arasındaki paralelliği önceden ayarladığı ve dünyadaki düzeni bu şekilde yarattığı fikri akla yakın gelebilir. Ancak bu çözüm de sorunsaldır.

Descartes Tanrı’yı, zihinsel ve fiziksel tözün ötesinde, üçüncü bir töz, sonsuz töz olarak tanımlamıştır. Bu durumda da fiziksel olmayan bir töz olan Tanrı’nın, nasıl olup da fiziksel olaylar sürecini etkilediği sorgulanabilir. Dolayısıyla paralelizm de töz düalizminin içine düştüğü sorunlardan kurtulamaz.

Aranedencilik (Occasionalism): Aranedencilik de bir paralelizm çeşididir. Paralelizmden farkı, Tanrı’ya daha etkin bir rol vermesidir. Aranedencilik bütün olayların tek gerçek nedeninin Tanrı olduğunu öne süren, insana neden gibi görünen bütün öbür şeylerin, Tanrı’nın istencini yansıtan birer araneden olduğunu savunan, bir düalizm çeşididir. 17. yüzyılda yaşamış olan Fransız düşünür Nicholas de Malebranche tarafından savunulmuştur. Malebranche, bedenlerin zihinleri, zihinlerin de bedenleri etkileyemeyeceğine, ama yine de hem zihinlerin, hem de bedenlerin var olduğuna ve hiçbir bedenin zihin, hiçbir zihnin de beden olamayacağına inanır.

Paralelizm, zihinsel ve fiziksel süreçlerin birbirinden bağımsız bir şekilde, birbirine paralel gerçekleştiğini savunurken aranedencilik, zihinsel ve fiziksel olayların, birbirine paralel olarak var olmalarından Tanrı’nın, aktif bir şekilde sorumlu olduğunu savunur.

Malebranche ile Leibniz’in paralelizm görüşleri arasındaki fark şu şekilde ifade edilebilir: Leibniz’ e göre Tanrı, iki nedensel zincirin hareketini başlatır ama sonradan onların hareketine karışmaz. Buna karşın Malebranche Tanrı’nın, iki nedensel zincirin hareketini başlattığını, her etkinin esas nedeni olarak, bu iki zincirin hareketini sürekli olarak kontrol ettiğini kabul eder. Böylece Malebranche’a göre, insanlara gerçek nedenlermiş gibi gelen olaylar, aslında ilahi adaletin sebep olduğu olaylardır.

İdealizm: İdealizm yalnızca zihinsel olayların ya da zihinlerin var olduğunu ileri süren görüştür. İdealizm hem zihinsel, hem de fiziksel olayların ve şeylerin, birbirinden bağımsız var olduğunu ileri süren düalizm görüşüne taban tabana zıttır. İdealizm zihinsel olmayan hiçbir fiziksel olay ve şeyin olmadığını savunur. İdealistler fiziksel dünyadaki nesnelerin var olduğunu reddetmezler, yalnızca onların kendilerini algılayacak, düşünecek bir zihnin dışında, var olduklarını reddederler.

İdealizmin en önemli temsilcisi Berkeley’dir. Berkeley’e göre, dış dünyadaki fiziksel şeylere ilişkin bilgimizin tek kaynağı deneyimlerimizdir. Deneyimlerimiz bize, fiziksel nesnelerin, bizim onları algılamamızdan önce ve sonra, var oldukları hakkında bilgi vermediği gibi, deneyimlerimize dayanarak, fiziksel nesnelerin, maddesel tözden yapılmış olduklarını söyleyemeyiz. İdealizm, fiziksel şeylerin var oluşunu, zihinsel şeylere bağlamakla zihin beden etkileşimi sorununu kesinlikle bertaraf etmiş olur; ancak açıklamış olmaz. Ayrıca, fiziksel nesnelerin, algılayan bir zihnin dışında var olmadığı fikri, günümüzde kabul gören bir görüş değildir.

Epifenomenalizm (Epiphenomenalism): Etkileşimcilikle bağlantılı ama, onunla mantıksal olarak uyuşmayan bir düalizm çeşidi olan epifenomenalizm (epiphenomenalism), maddesel olayların nedensel olarak bağımsız olduklarını, ancak, zihinsel sonuçlara yol açabileceklerini kabul eder. Epifenomenalizm, zihinsel olayların mekanik beyin süreçlerinin yan ürünü olduğunu ileri süren bir kuramdır. Bu görüşe göre zihinsel olaylar, beynin işleyişinin nedensel sonucudur, ama hiçbir zihinsel olay ve süreç, fiziksel olay ve durumların nedeni olamaz. Epifenomenalizmde nedensellik tek yönlü işler; zihinsel olan fiziksel olana, nedensel olarak bağlıdır.

Epifenomenalizm sıklıkla hatalı bir anlayışla bir çeşit materyalist görüş olarak yansıtılır; düalizmin yanlış olduğunu kanıtlamak için, insanlar çoğu kere epifenomenalist görüşü ortaya atar, zihinsel durumların fiziksel durum ve süreçlerin sonucu olarak ortaya çıktığını iddia ederler. Ancak bu hatalı bir yaklaşımdır. Epifenomenalizm, özellikle sinir bilimciler tarafından kabul gören bir görüştür. Epifenomenalizm de kendi içinde, bazı sorunlar taşımaktadır. Öncelikle, fiziksel olandan zihinsel olana doğru tek yönlü işleyen nedensellik ilişkisinin nasıl işlediği belirsizdir. Epifenomenalistler fiziksel olaylar zihinsel olaylara neden olurken zihinsel olayların hiçbir şeye neden olmadığına inanırlar.

Nitelik Düalizmi (Property Dualism): Yalnızca fiziksel tözün var olduğunu kabul eden ve zihinsel olayların fiziksel beynin özel nitelikleri olduğunu öne süren düalist görüşe nitelik düalizmi adı verilir. Nitelik düalizmi (property dualism) olarak bilinen bu görüşe göre fiziksel beynin dışında bir töz yoktur. Ancak beyin, öyle bazı özel niteliklere sahiptir ki bunlara başka hiçbir fiziksel nesne sahip olamaz. Beynin sahip olduğu bu özel niteliklerin fiziksel değil, zihinsel cinsten olması, bu anlayışı düalist bir görüş yapar. Nitelik düalizmi, töz düalizmi ve materyalizm arasında yer alan, bir düalizm çeşididir. Materyalizm gibi, nitelik düalizmi de yalnızca fiziksel tözün var olduğunu savunur. Nitelik düalizmine göre zihinsel durumlar indirgenemezler; zihnin tamamen fiziksel bir çözümlemesi yapılamaz. Nitelik düalizmi, yalnızca tek bir tözde (fiziksel tözün) fiziksel ve zihinsel olmak üzere iki tür niteliğin var olduğunu savunur. Bu görüş, düalizmin ve materyalizmin içine düştüğü sorunlardan kaçınmayı başarmıştır.

Materyalizm: Materyalizm ya da fizikalizm yalnızca tek bir tözün, fiziksel tözün var olduğunu savunan görüştür. Materyalistler, çoğu kere zihnin, indirgemeci bir çözümlemesini vererek zihinsel durumları tamamen fiziksel süreçlerle açıklamak zorunda kalırlar. Böylesi indirgemeci bir tutum takınan materyalizm çeşidi, davranışçılıktır.

Felsefi Davranışçılık (Philosophical Behaviorism): Davranışçılık zihinsel durum ve olayları, belli bir davranışı eğilimli olma haline indirgemeye çalışan görüştür. Felsefi bir görüş olarak davranışçılık psikolojideki davranışçılık ekolünden faklıdır. Davranışçılık görüşüne göre zihinsel durumlar belli bir davranıştan ya da belli bir davranışta bulunma eğiliminden başka bir şey değildir. Felsefi davranışçılığa göre, her hangi bir zihinsel terimin anlamı, onun dışarıdan gözlenebilen davranışlara ve durumlara ilişkin terimlerle bağlantısına göre belirlenir. Davranıştan bağımsız bir zihin söz konusu değildir.

Felsefi davranışçılığın en önemli temsilcisi Gilbert Ryle, Zihin Kavramı (The Concept of Mind) adlı eserinde zihin beden sorununun, “klasik görüş” olarak adlandırdığı, Descartes’ın düalist anlayışından kaynaklandığını iddia eder. Ryle, zihnin bedenin içinde, bedenden ayrı ontolojik varlığa sahip olan bir şey olarak tasarlanmasını “makinanın içindeki ruh” kavramıyla eleştirir. Kartezyen düalizmini kategori hatası yapmakla suçlar.

Davranışçılığın içine düştüğü sorunlardan en önemlisi, gerçek zihinsel durumlarla sahte zihinsel durumları birbirinden ayıramamasıdır.

Zihin Beyin Özdeşliği Kuramı: Zihinsel durumların fiziksel durumlarla özdeş olduğunu iddia eden zihin beden özdeşliği kuramıdır. Özdeşlik kavramının özü, bir ve aynı şeyi farklı şekillerde tanımlanması ve adlandırılmasıdır. Zihin beden özdeşliği kuramının en önemli sorunu, zihinsel durumlarla özdeş olabilecek fiziksel durumları bulmaktır. Zihin beden özdeşliğini savunanlara göre, her bir zihinsel durumun, kendisine özdeş olan, bir beyin durumu vardır.

Zihin beyin özdeşliği kuramının temel dayanağı, zihinsel olayların beynin belli kısımlarıyla bağlantılı olmasıdır. Zihin beyin özdeşliği kuramının açıklamakta zorlandığı önemli husus, zihinsel niteliklerle beynin niteliklerinin birbirinden son derece farklı olmasıdır. Zihin beden özdeşliği kuramı, zihinsel olayların, beynin fiziksel ve nörolojik işleyişinin ötesinde ve dışında bir şey olmadıklarını, zihinsel olayların fiziksel olaylarla aynı şey olduğunu iddia ettiği için, indirgemeci bir kuramdır. Hem idealizm, hem de zihin beyin özdeşliği kuramı zihinsel ve fiziksel olaylar arasındaki ilişkiyi açıklamakta yetersizdir.

İşlevselcilik (Functionalism): İşlevselcilik görüşüne göre zihinsel bir durum, işleviyle tanımlanır. Her bir zihinsel durum için, onu tanımlayan işlevsel bir rol vardır. İşlevselcilik, zihinsel durumları, bilimsel psikolojik bir dille ortaya koyabilecek felsefi bir çerçeve sağlar. Ancak, işlevselcilerin çoğunun, aynı zamanda materyalist oldukları kesindir. İşlevselcilik materyalizmle aynı şey demek değildir. İşlevselciliğe göre, zihinsel bir durum, bir algının sonucu ve bir davranışın nedenidir. İşlevselciliğin kendisiyle tutarlı olmadığı tek kuram davranışçılıktır. Davranışçılığa göre, zihinsel bir durum, davranışa ilişkin olgularla özdeş olarak tanımlanırken işlevselciliğe göre, zihinsel bir durum, davranışla ilgili olguları açıklayan bir durumdur. İşlevselcilik bir anlamda zihin beden sorununu bertaraf etmeye çalışır. Zihinsel bir durumda olmak, işlevsel bir durumda olmak demektir.

Ne düalizm, ne de materyalizm zihin beden sorununa etraflı ve kesin bir çözüm getirememiştir. Zihin beden sorununa doyurucu bir cevap verilmesinin, ancak materyalist yönelimli, bir şekilde zihinle beynin ilişkisini göz önüne alan, bir kuramdan geleceği besbellidir. Bu soruna, indirgemeci olmayan bir materyalist kuramın, nispeten doyurucu bir cevap vermesi olasıdır.