Ünite 4: Zekâ ve Gelişimi

Giriş

Zekânın tanımı ve zekâ kuramlarında bireyden bireye, disiplinden disipline ve toplumdan topluma farklılıklar göstermesi zekânın ele alındığı araştırmaları, bilimsel uygulamaları ve ölçme-değerlendirme anlayışlarına da yön vermektedir.

Zeka Nedir?

Zekâ bazılarına göre gizemli bir mana, bazılarına göre bahşedilmiş bir hediye ifade ederken, bilimsel bir platformda ilgilenmeyenler zekânın beynin bir bölgesinde var olduğuna inansalar da gerçekte zekâ, beynin bütün aygıtlarının uyumlu, verimli ve etkili çalışmasının davranış üzerinde gözlemlenen etkisinin soyut bir adıdır.

Zekânın, anlamı itibariyle, bireyden bireye, disiplinden disipline ve toplumdan topluma değişkenlik göstermesi hem zekâ konusunda yapılan bilimsel araştırmalar hem de zekâ kuramcılarının zekâ tanımı konusunda farklı anlamlar yüklemelerine neden olmaktadır.

Genel Zekâ Kuramı’nın buluşçusu Spearman, zekâyı, bireyin bütün zihinsel fonksiyonlarını etkileyen zihinsel bir enerji olarak tanımlarken, Zekâ Ölçeğinin buluşçusu olan David Wechsler, zekâyı, bireylerin amaçlı bir biçimde davranabilmelerini, mantıksal düşünebilmelerini ve çevreyle etkili bir biçimde iletişim kurabilmelerini etkileyen genel bir kapasite olarak tanımlamıştır.

Öncü uzman ve teoristyenlerin 1921 yılında Eğitim Psikolojisi Dergisi (Journal of Educational Psychology)’nde yapmış oldukları yayında zekâ tanımı konusundaki farklılar açıkça görülmektedir

  • Terman’a göre, soyut düşünme yeteneği;
  • Colvin’e göre, çevreye adapte olabilmeyi öğrenme yeteneği;
  • Dearborn’a göre, deneyimden öğrenebilme kapasitesi;
  • Henmon’a göre, bilgiyi öğrenebilme ve depolayabilme kapasitesi;
  • Haggerty’e göre, duyu, hafıza, algı, çağrışım, hayal gücü, ayırt edebilme, muhakeme ve yargılama gücü;
  • Freeman’a göre, duyusal, algısal ayırt edicilik, algısal hız, çağrışımlar ve ilişkiler kurabilme, hayal gücü, dikkat süresi, tepkide hız ve teyakkuz kapasiteleridir.

Zekânın tanımlamasında uzlaşamayan uzmanların dışında çağdaş araştırmacıların ortak noktada buluştuğu tanımlara göre:

Zekâ; akıl yürütme, planlama, problem çözme, soyut düşünme, karmaşık fikirleri kavrama, hızlı öğrenme ve deneyimden öğrenme işlevlerini kapsayan çok genel zihinsel bir kapasite olarak tanımlanmış, zekâ, sadece kitaptakileri öğrenebilme, testlerde başarılı olabilme ya da akademik beceri değil, aksine, çevremizdekileri kavrayabilmemizi sağlayan çok daha geniş ve derin bir kapasitedir.

Amerikan Psikoloji Derneği’nin üyesi olan 11 seçkin psikolog tarafından kabul gören tanımda ise zekâ için; bireyler, karmaşık fikirleri anlamada, çevreye uyum sağlamada, deneyimden öğrenmede, farklı biçimlerde muhakeme yapabilmede ve zorluklar ile baş edebilmede farklılıklar gösterseler de, bu tür bireysel farklılıklar çok büyük olsa da değişmez değillerdir ve bir birey, farklı zamanlarda ve farklı alanlarda farklı düzeylerde zihinsel performans ortaya koyabilir.

Sternberg’in sanat, işletme, felsefe ve fizik profesörlerinin zekâ tanımlarını incelemesi sonucunda, bu uzmanların çalışmakta oldukları disiplinlerde kullandıkları düşünme becerilerinin zekâ tanımlarına yansıdıkları saptanmıştır.

Sonuç olarak, zekânın tek doğru tanımı olmasa da insanlar, içinde yaşadıkları toplumlarda ve kendi yaşamlarında değeri olan becerileri ya da bu becerilerden oluşan bir derlemeyi zekânın yapı taşları olarak düşünmektedirler.

Zeka Araştırmalarının Tarihi Seyri

İnsan zekâsı konusunda bilimsel çalışmalar Homer, Aristo ve Plato’nun çalışmalarında, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde ve Konfüçyüs felsefesinde bir tartışma, öğreti mahiyetinde yer alsa da, gerçek anlamda 19. yüzyılın ikinci yarısında Sir Frances Galton’un araştırmaları ile başladığı söylenebilir.

Francis Galton, dehalar konusunda yapmış olduğu araştırmalarında zekânın büyük bir oranla kalıtımın eseri olduğunu ileri sürmüştür.

Galton, zekâyı ölçmek amacıyla kurduğu laboratuvarında işitsel ve görsel ayırtedicilik testlerinin yanı sıra dışarıdan gönderilen uyaranlara karşı tepki zamanını ölçen testler kullanmıştır.

Zekânın bireysel farklılıklar nedeniyle karmaşık işlevlerde daha fazla değişkenlik gösterdiğini savunan Alfred Binet, Galton’un yalnızca duyusal becerilerin test edildiği zekâyı ölçme yöntemine karşı çıkmıştır.

Binet’in 1905 yılında öğrencisi Simon’la beraber geliştirmiş olduğu Binet-Simon Ölçeği olarak da bilinen ilk zekâ testi, 20. yüzyıl süresince zekâ konusunda yapılan araştırmaları ve yaklaşımları önemli derecede etkilemiştir.

Spearman’ın 1904 yılında Genel Zekâ Kuramı’nı ortaya attığı makalesi ve Binet ve Simon’un ise 1905 yılında ilk zekâ testini tanıttıkları makaleleri, basit ve karmaşık zihinsel işlevlerin göreceli önemi konusundaki tartışmaları başlatmıştır.

Terman, Binet’in geliştirmiş olduğu zekâ testini revize edip, William Stern’in formüle etmiş olduğu IQ kavramını da kullanarak, Stanford-Binet Zekâ Testi olarak bilinen zekâ testinin ilk versiyonunu geliştirmiştir.

Zekâ testleri, okullarda başarısız olabilecek öğrencileri, zihin engelli çocukları, özel eğitime ihtiyacı olan üstün zekâlı öğrencileri tanılamak, hatta işyerlerine nitelikli eleman seçmek gibi amaçlarla yıllardır kullanılmaktadır.

Zekâ testlerinin eğitim kurumlarında yaygın bir şekilde kullanımının temel nedeni olarak, öğrencilerin akademik performanslarını tahmin edebilen en iyi araçlar olması gösterilebilir.

Zekâ bölümünü veya zekâ düzeyini ifade eden bir terim olan IQ formülü, çağdaş zekâ testlerinde artık kullanılmamaktadır.

Sadece bir tür zihinsel kapasiteyi ölçen zekâ testi gibi farklı çeşitleri bulunan zekâ testleri, kapsadığı alt testler ile ve bu alt testlerin ölçtüğü kapasiteler ile sınırlıdır.

Tek tip problemlerden oluşan testlere göre çok daha çeşitli zihinsel kapasiteleri ölçen bazı zekâ testleri, hem sözel hem de sözel olmayan alt testleri kapsayabilmektedir.

Zekâ testlerinin kullanımı konusunda dikkate alınması gereken en önemli hususlardan biri, çok önemli bilişsel kapasiteleri ölçebilen zekâ testlerinin, bireyin varolan bütün zihinsel fonksiyonlarını tam ve doğru olarak ölçtüğünü kabul etmenin doğru olamayacağıdır.

Zeka Kuramları

Genel olarak zekâ kuramlarını; Genel Zekâ Kuramı, Katmanlı Zekâ Kuramı, Çoklu Zekâ Kuramı olarak üç gruba ayırmak mümkündür.

Spearman, tepki zamanı gibi duyusal kapasiteyi ölçen testleri ve ders notları gibi akademik performansın göstergesi olan değişkenleri araştırmalarında kullanarak, ölçümlerinde bireylerin duyusal tepki becerileri ile akademik performansları arasında ilişkiler bulmuştur.

Spearman, zihinsel kapasitelerin veya yeteneklerin tamamına etkide bulunan genel zihinsel bir yetenek olmalı düşüncesini, ortak payda olarak açıkladığı değişkeni olan genel zekâ ve özel faktör olarak ikinci bir kaynağın değişkenliklere neden olduğunu ileri sürmüş, böylelikle “iki faktör kuramı” olarak da adlandırılan genel zekâ kuramı bilim dünyası ile tanışmıştır.

Genel Zekâ Kuramının zekâ kuramlarının öncüsü olması, geliştirilen zekâ testlerinin büyük bir çoğunluğunda kuramsal temel olarak kullanılmasında önemli etkisi olmuştur.

Thurstone (1938), birbirlerinden bağımsız yedi tür zihinsel yeteneğin olduğunu ileri sürmüş ve bu yetenekleri Birincil Zihinsel Yetenekler Kuramı adı altında şu şekilde açıklamıştır.

  • Sözcük akıcılığı: Sözcük dağarcığı, sözcükleri bellekten çağırma ve çağrışım kurma, çok sayıda sözcük düşünebilme yeteneği olarak tanımlanabilir.
  • Sözel kavrama: Sözcükleri anlama, sözel uyaranları kavrama yeteneği olarak tanımlanabilir.
  • Sayısal yetenek: Sayısal sembolleri tanıma, anlama ve aritmetik işlemleri yapabilme yeteneği olarak düşünülebilir.
  • Tümdengelim: Sözel, sayısal ya da görsel uyaranları inceleyip bunlardan kavramlar, kurallar, benzerlikler, ilişkiler, ilkeler ya da genellemeler çıkarabilme yeteneğidir.
  • Bellek: Yeni uyaranları zihinde tutabilme ve bunları zihinden çağırabilme yeteneğidir.
  • Görsel algı: Cisimleri farklı boyutlardan ayırt edebilme, üç boyutlu olarak zihinde döndürebilme ve farklı biçimlerini zihinde tasarlayabilme yeteneğidir.
  • Algısal hız: Resim, sözcük ya da ses gibi uyaranları hızlı işleyebilme ve tanıyabilmektir.

Eğitim alanında çoklu yetenek kuramının, Genel Zekâ Kuramına göre daha çok kullanım alanı bulduğundan, özellikle eğitimcilerin Birincil Zihinsel Yetenekler Kuramına değer verdikleri söylenebilir.

Raymond Cattell (1963) araştırmaları sonucu, genel zekânın hem kalıtımsal boyutunun hem de yaşamla ortaya çıkan bir boyutunun olduğuna inanmış, zekânın kalıtımla taşınan biyolojik bileşenini akıcı zekâ olarak, yaşamla oluşan bileşenini ise kristalize zekâ olarak adlandırmıştır.

Modern zekâ testlerinin çoğunun kuramsal temelini oluşturan bu kuramlarda iki zekâ türü birbirlerinden çok farklı ve bağımsızmış gibi ileri sürülmüş olsalar da gerçek yaşamda bunları ayırt etmek pek mümkün değildir.

John Carroll (1993), zekâ konusunda yapılan 461 bilimsel araştırmanın bulgularını faktör analizi yöntemi ile yeniden inceleyerek zekânın üç katmandan oluştuğunu ileri sürmüştür.

Üç Katmanlı Zekâ Kuramı; en üst tabakada yer alan genel zekâ, ikinci tabakada geniş kapsamlı sekiz yetenek türü, alt tabakada ise ikinci tabakada yer alan yeteneklerin daha dar kapsamlı alt becerilerinin bulunduğu, zekânın üç tabakasından oluşan hiyerarşik bir yapıdan oluşmuştur.

Genel zekânın etkisi yukarı tabakalardan aşağı tabakalara inildikçe azalmaktadır.

Çoklu Zekâ Kuramını ileri süren Howard Gardner (1983), bir kişinin bir alandaki yetenek düzeyinin başka alanlardaki yetenek düzeyleri ile pek örtüşmediği görüşüyle, bilişsel yeteneklerin birbirlerinden bağımsız olduklarını, zekânın da bilişsel alanlara göre çeşitlilik gösterdiğini savunur.

Zekâ türlerini, analiz ve araştırmalarından çıkardığı sekiz ölçüt ile belirleyen Gardner’ın ölçütlerinde, bir aday kapasitenin zekâ olarak kabul edilebilmesi için aşağıdaki ölçütleri yeterince karşılaması gerekmektedir:

  1. Beyin travması sonucu diğer zekâ türleri hala işlevsel olurken bir zekâ türünün tamamen işlevini yitirmesi veya bunun tam tersi bir durum
  2. Evrimsel tarihinin ve evrimsel mantığının bulunması (Evrimsel gelişiminin olması)
  3. Kendine özgü bilişsel işlemler ve işlemciler içermesi
  4. Kendine özgü sembol sistemlerinin bulunması
  5. Çocukluktan yetişkinliğe, çıraklıktan ustalığa kadar kendine özgü gelişimsel tarihinin olması
  6. Zekâ alanında savant, deha ve diğer olağandışı kişilerin bulunması
  7. Deneysel psikoloji araştırmalarında diğer zekâ türlerinden bağımsız bulunması
  8. Psikometrik bulguların diğer zekâ türleri ile ilişkisiz olduğunu ortaya koyması

1983 yılında yayımlamış olduğu kitabıyla Çoklu Zekâ Kuramını ortaya atan Gardner, önce yedi farklı türde zekâ olduğunu savunmuş ancak daha sonra Çoklu Zekâ Kuramını revize ederek kaleme almış olduğu “Zekâ Yeniden Çerçevelendi” adlı kitabında ve zekâ sayısının yedi değil de sekiz olduğunu savunmuştur.

Dilsel Zekâ: Yazılı ve sözel dili kullanabilme, yeni diller öğrenebilme ve kişisel amaçları gerçekleştirmek için dili etkili kullanabilme kapasitesidir.

Mantıksal-Matematiksel Zekâ: Matematiksel problemleri mantık yürüterek analiz edebilme, bilimsel yollarla araştırabilme ve çözebilme kapasitesi olarak tanımlanabilir.

Görsel-Uzamsal Zekâ: İmgelerle ve üç boyutta düşünebilme, nesneleri zihinde görebilme kapasitesi olarak tanımlanabilir.

Müziksel Zekâ: Ses, nota ve ritimleri tanıyabilme, ayırt edebilme ve yeniden yorumlayabilme kapasitesidir.

Bedensel-Kinestetik Zekâ: Jest ve mimikleri kullanabilme ve vücut uzuvları ile beyin arasında uyumlu koordinasyon sağlayabilme ya da kısaca vücut dili diye de adlandırılabilir.

Sosyal Zekâ: Başka bireyleri tanıyabilme, onların duygularını, davranışlarını ve diğer özelliklerini anlayabilme, empati ve etkili iletişim kurabilme kapasitesi olarak tanımlanabilir.

İçsel Zekâ: İnsanın kendi duygu, düşünce, yargı ve zihinsel dünyasını tanıyabilme ve kendi davranışlarını yönetebilme kapasitesi olarak tanımlanabilir.

Doğacı Zekâ: Çoklu Zekâ Kuramına 1999 yılında eklenen bu zekâ türü, canlı ve cansız nesneleri tanıyabilme, kavrayabilme ve sınıflayabilme kapasitesidir.

Gardner’in başını çektiği Çoklu Zekâ Kuramı, son yıllarda en çok tartışma götüren ve bir o kadar da etki yaratan bir kuram olmuş, özellikle medyada ve eğitimciler arasında popülarite kazanmıştır.

Sternberg (1997)’e göre zekâ, çevreye uyum sağlayabilme, çevreyi değiştirebilme ve uygun çevreyi seçebilme davranışlarımızda kendini göstermekte olsa da çevreye uyabilme ya da çevreyi değiştirebilme bireyin yalnızca sosyal ya da fiziksel ortama adapte olabilmesi ya da bu çevreyi değiştirebilmesi olarak düşünülmemelidir.

Başarılı Zekâ Kuramına göre günlük yaşamımızda her üç türünü de kullandığımız analitik zekâ, yaratıcı zekâ ve pratik zekâ olmak üzere üç tür zekâ vardır ve bireyler bu zekâ türlerinden en azından birinde iyi oldukları müddetçe ya da bu zekâ türleri arasında iyi bir denge kurabildikleri sürece yaşamlarında başarılı olabilirler.

Analitik Zekâ: Fikirleri, sorunları, olayları veya durumları analiz edebilme, yargılayabilme, kritik edebilme, neden– sonuç ilişkileri içinde karşılaştırabilme ve değerlendirmeler yapabilme kapasitesi olarak tanımlanabilen bu zekânın türünün yüksek olduğu bireyler sorunları sağduyulu olarak çözerler, hayatta daha az hata yaparlar.

Yaratıcı Zekâ: Yeni, çok sayıda ve değeri olan fikir üretebilme, problemleri fark edebilme, problemleri tanılayabilme ve keşfedebilme, yeni ürün yaratabilme ya da varolan ürünleri detaylandırıp değiştirebilme kapasitesi olarak tanımlanabilir.

Pratik Zekâ: Yaşadıkça ve deneyimle gelişen zihinsel bir kapasitesi olan bu zekâ türü, gerçek yaşam problemlerini ekonomik, ergonomik ve akılcı yollarla çözebilme ve fikirlere uygulama alanı bulabilme kapasitesi olarak tanımlanabilir.

Başarılı Zekâ Kuramı, başarılı olabilmenin altında yatan yeteneklerin ve becerilerin neler olduklarını, bu yeteneklerin nasıl geliştiklerini, hangi alanlarda ve hangi durumlarda ne tür yeteneklerin kullanımının daha etkili olabileceğini bilimsel olarak açıklamaktadır.

Zekânın Genetik ve Çevresel Temelleri

Bireylerarası zekâ farkının bir kısmı zekânın kalıtılabilirliği (genetik farklılıklardan kaynaklanan bireylerarası değişkenliğin oranını sembolize eder), bir kısmı ise çevresel farklılıklar ile ilişkili olduğu düşünülerek zekâ gelişimini etkileyen faktörler genetik, çevresel ve katlayıcı etki olmak üzere üç başlık altında ele alınabilir.

Genlerin kendilerinin veya genlerin kalıtımlarının bireysel zekâ farklarının oluşumlarına ne denli etkide bulundukları kesin rakamlarla açıklanamasa da bireysel farklılıkların önemli bir kısmının orijini genetik kodlarda yatmaktadır.

Kardeşlerin ve diğer akrabaların zekâları üzerine yapılan araştırmalar, zekânın kalıtsallık özelliğinin aile üyelerinin zekâ düzeylerinin benzerliklerinin karşılaştırılması ile kısmen de olsa anlaşılabileceğini ortaya koymuştur.

Farklı ailelerde büyütülen ya da farklı ailelere evlatlık olarak verilen tek yumurta ikizlerinin zekâ düzeylerinin karşılaştırılması sonuçlarında bu değer (ölçümlerdeki hatalar göz önünde bulundurulmazsa), zekânın önemli bir kısmının kalıtsal olduğu ancak bir o kadar da çevrenin etkisiyle oluştuğu şeklinde yorumlanabilir.

Aynı aile ortamlarında büyütülen tek yumurta ikizlerinin zekâ düzeyleri arasındaki benzerlik ile çift yumurta ikizlerinin zekâ düzeyleri arasındaki benzerliğin karşılaştırıldığı araştırmalar, genetik benzerlik ile zekâ düzeyi arasındaki benzerlik arasında pozitif bir ilişkinin olduğunu açıkça göstermektedir.

Kalıtımın ve çevrenin zekâ üzerindeki etkileri, evlatlık verilmiş olan çocukların yetişkinlik yıllarındaki zekâ düzeyleri incelendiğinde, zekâyı şekillendiren bazı genlerin çocukluk yıllarında değil de daha sonraki yıllarda çevreyle etkileşime girdikten sonra etkin hale geldiklerine ve bu nedenle evlat edinilen çocukların yaşlandıkça daha çok biyolojik ebeveynlerine benzediklerini göstermektedir.

Zekânın kalıtsallığı konusunda yakın ve uzak akrabaların zekâ düzeyleri üzerine yapılan araştırma bulguları, akrabalar arasında genetik benzerlik ne kadar fazla ise zekâ düzeyi arasındaki benzerliğin de o kadar yüksek olduğu, genetik benzerlik azaldıkça zekâ düzeyi arasındaki benzerliğin de düştüğü şeklinde yorumlanabilir.

Yaş ve zekânın kalıtılabilirliği arasındaki ilişki incelendiğinde, yaş ilerledikçe kalıtımın zekâ üzerindeki etkisi artarken paylaşılan ortak çevrenin etkisinin azaldığı, aynı sosyoekonomik ortamı paylaşan evlatlık çocukların, çocukluk yıllarında aynı çevrenin paylaşılması sonucu kurulan zekâ düzeyi benzerliğinin yetişkinliğe adım atılmasıyla neredeyse yok olduğuna dair bulgular elde edilir.

Zekânın çevresel temelleri çerçevesinde bakıldığında, zekâ, dinamik bir yapıya sahip olup sosyal ve biyolojik çevresel faktörlerden etkilenerek değişebilmektedir.

Diğer çevresel faktörler göz ardı edildiğinde, zekâ düzeyi ile eğitim düzeyi arasındaki pozitif olan ilişkiye dayanarak, zekâ düzeyi yüksek olan bireylerin düşük olan bireylere göre eğitim kademesinde daha fazla ileriye gidecekleri söylenebilir.

Zekâ düzeyi ile eğitim düzeyinin karşılıklı etkileşim içinde olduğu gerçeği, ‘zekâ düzeyi artarken eğitim düzeyi artmakta, eğitim düzeyi artarken zekâ düzeyi de artmaktadır’ şeklinde açıklanabilir.

Soyut düşünme, sınıflama, çıkarsama yapma gibi ileri düzey düşünme ve problem çözme becerilerinin geliştirildiği ve bilginin kazanıldığı kurumlar olan okullardaki eğitim, öğrencilerin zekâ gelişimini ve zekâ testlerindeki performanslarını farklı yönlerden etkiler.

Eğitimin zekâ üzerinde ne denli etki yaptığı üzerine araştırmalar, zenginleştirilmiş eğitim olanaklarının ve uygun eğitim programlarının, çocukların zekâ düzeylerini ve zekâ testlerindeki performanslarını anlamlı bir biçimde artırdığı ortaya koymuştur.

Zekânın akademik başarı için bir önkoşul olarak öngörülmesinin yanında; azim, ilgi ve motivasyon gibi diğer bireysel etmenlerin yanı sıra bazı çevresel faktörlerin de akademik başarıyı önemli derecede etkilediği söylenebilir.

Zekâ düzeyi ile iş performansı arasındaki pozitif ilişki ve zekâ testlerinde yüksek performans gösteren bireylerin, genel olarak iş yaşamlarında da başarılı oldukları sonuçları, son yıllarda bazı kurumlar ve şirketlerin eleman alırlarken zekâ testlerine benzer testleri eleme amacıyla kullanma nedeni olmaktadır.

IQ düzeyi ile iş performansı düzeyi arasında pozitif bir ilişkinin bulunmasının altında üç temel neden olarak bazı mesleki alanlarda uzmanlaşmanın ileri düzeyde bilişsel becerileri gerektirmesi, işe giriş ölçütleri ve meslek türü ya da iş alanı nedenleri gösterilebilir.

Çocukluk dönemi zekâ düzeyi, yetişkinlikte elde edilen sosyal statüyü ve ekonomik geliri belirleyen önemli faktörlerden biridir.

Çocukların zekâ düzeyleri, yetişkin olduklarında elde ettikleri sosyal statülerini ve ekonomik gelir elde etme olasılıklarını belirlemektedir.

Öte yandan toplumdaki saygın ve en çok ekonomik kazanca sahip meslek sınıflarında çalışan kişilerin IQ düzeylerinin, geliri ve prestiji daha düşük olan mesleklerde çalışan kişilerin ortalama IQ düzeylerine göre çok daha yüksek bulunmuştur.

Zekâ düzeyinin sosyal statü ve ekonomik gelir üzerindeki etkisinde eğitim düzeyinin de önemli bir payı vardır.

Genlerin insanın biyolojik özelliklerini ve davranışlarını şekillendirmesi ile çevre tercihlerini de etkilemesi ve seçilen çevrenin de zamanla bireyin biyolojik gelişimini etkilemeye başlaması gen-çevre etkileşimi olarak bilinmektedir.

Genlerin beynin fizyolojisi ve zekânın gelişimi üzerindeki etkisi bireyin sosyal etkileşime girmesi ile daha da artar.

Küresel Zeka Yükselişi

İlk yıllarda zekânın kalıtımsal olarak aktarıldığına, inanılırken, yapılan araştırmalar çevresel faktörlerin zekâ üzerindeki çok daha fazla etkisinin olduğu ortaya koymuştur.

Bir neslin bir önceki nesilden daha zeki olması, çevresel faktörlerin zekâya özgü genetik bileşenleri olumlu etkilediği, bu bileşenlerin kuşaktan kuşağa yeniden şekillenerek daha olumlu bir şekilde yol aldığını göstermektedir.

Bilişsel uyaranlardaki gelişim, beslenme kalitesindeki yükseliş, başarı ve yetenek testlerinin kullanımlarının artışı, rastlantılar, tıp ve eczacılık gibi bilimlerdeki gelişimin üretmiş olduğu yeni olanaklar ve seçici evlilikler, eğitim düzeyindeki ve okullaşma oranındaki artış gibi faktörler küresel zekâ artışını önemli derecede etkilemektedir.

Kuşkusuz ki yaşam standartlarındaki artış eğilimi devam ettiği sürece yeni nesiller bugünün nesillerinden daha zeki olacaktır.