Ünite 1: Yenilmez Türk

1566-1593 Yılları Arasında İç Gelişmeler

Ulyanoğlu Seferi

Fırat ve Dicle nehirlerinin birleştiği yerden Basra’ya kadar uzanan bölge Osmanlılar tarafından Cezâyir-i Irâk-ı Arab veya Şattü’l-Arab adıyla anılırdı. Cezâyir-i Irâk-ı Arab’da göçebe Araplar’ın en önemli liderlerinden Ulyanoğlu Basra eyaletinin kurulmasından itibaren bölgedeki Osmanlı hâkimiyetine karşı mütecaviz bir tavır sergilemişti. Ulyanoğlu’nun ve Araplar’ın faaliyetleri Portekizliler ve Safevîler tarafından da destekleniyordu.

Ulyanoğlu’nun Basra ve ona bağlı sancakları muhasara etmesi üzerine, sefer planı ve hazırlıkları başlatılmış, ancak ertesi yıl Sigetvar seferine çıkıldığından bu harekât tehir edilmişti.

II. Selim’in tahta geçmesinden sonra eski sefer planı uygulamaya geçirildi. Safevilerden beklenen yardım gelmedi. Kilis sancak beyi donanma hazırlayıp Birecik’ten hareket etti. İskender Paşa da kısa süre sonra Cezayir bölgesine geldi. Nehirden ve karadan sürdürülen harekât sırasında stratejik noktalara yeni kaleler inşa edildi. Osmanlı askerinin üstünlüğü karşısında Ulyanoğlu, fazla direnemeyip, itaatini bildiren elçilerini İskender Paşa’nın huzuruna gönderdi. Yapılan anlaşmaya göre Ulyanoğlu idaresine terkedilen yerlere karşılık Basra hazinesine her yıl 15 bin altın verecek ve Cezayir reislerinin önde gelenleri çocuklarını Basra kalesine rehin bırakacaktı. Mücadeleyi sürdüren diğer Arap kabilelerinin de tedip edilmesiyle bölge tamamen Osmanlı kontrolü altına alındı.

Ulyanoğlu, bir süre sonra vergisini vermeyip, el altından urbanı tahrik etmeye başladı. Sefer hazırlıkları başlamışken Ulyanoğlu tekrar itaatini arz etti. Bunun üzerine seferden vazgeçildi, Ulyanoğlu’nun idaresi altındaki bölge “Akçakale” adıyla yeni bir sancak yapıldı ve kendisine başka bir sancak verildi. Bu sayede Cezâyir-i Irâk-ı Arab Osmanlı hâkimiyetine alınarak Bağdat-Basra yolunun emniyeti tesis edildi.

Yemen’in İkinci Fethi

Mahmud Paşa zamanında beylerbeyinin zulümleri ve ağır vergileri halkı Osmanlı iktidarından soğutmaya başlamıştı. Mahmud Paşa, halefi Rıdvan Paşa’nın iktidarını zayıflatmak için, Yemen’in iki eyalete taksim edilmesine dair telkinlerde bulundu. Divân-ı Hümâyûn da, Kasım 1565’te bölgeyi Sana ve Yemen adlarıyla iki farklı eyalete böldü.

Yeni düzenleme kısa sürede büyük bir kargaşaya yol açtı. Gerek askerler gerekse halk, Sana Beylerbeyi Murad Paşa ile Yemen Beylerbeyi Rıdvan Paşa arasında bölündü. Arap şeyhleri, duruma göre bir paşayı ötekine karşı kullandı. Rıdvan Paşa’nın mal toplayabilmek için vergileri daha da arttırması hoşnutsuzluğu büyüttü. Bu gelişmeleri değerlendiren Zeydî imamı Mutahhar, halkın hamisi olarak ortaya çıktı. Mutahhar, fırsattan istifade isyanını ilan ve Sana’yı muhasara etti. Buraya yardıma gelen Murad Paşa’nın öldürülmesi üzerine Osmanlı askerleri, şehri Mutahhar’a teslim ettiler, Mutahhar’ın komutanı Ali bin Şevî, kolayca Ta’iz ve daha da önemlisi Aden’i işgal etti. Divân-ı Hümâyûn, Yemen’in hemen tamamıyla elden çıkması ve Aden’in kaybıyla Kızıldeniz’in kontrolünün tehlikeye girmesi üzerine bir askerî harekâtla isyanı tedip ve kayıpları telafi etme kararı aldı. Mutahhar sulh istedi. İtaatine ve kendi idaresine bırakılan bölgeye karşılık Mutahhar’ın her yıl vergi vermesi koşuluyla anlaşma sağlandı. Behram Paşa, yeni askerî faaliyet ve fetihlerle Yemen’deki Osmanlı hâkimiyetini pekiştirdi. Hasan Paşa’nın idaresi Yemen’i gerçek manada bir Osmanlı toprağı yaptı. Hasan Paşa uzun süren valiliğinden dolayı Yemenli diye anılmıştır.

Sokollu Mehmet Paşa’nın Öldürülmesi

II. Selim, aynı zamanda damadı olan Sokollu’yu veziriazamlıkta bıraktı. Sokollu, padişahı devlet işlerinden uzak tuttu. Padişahın yakın adamlarını da merkezden uzaklaştırdı. Sokollu’nun, III. Murad devrinde de makamını muhafaza etmesi, aleyhindeki faaliyetlerin artmasına sebep oldu. Muhaliferinin padişaha yaptıkları telkinler sonucunda, Sokollu’nun eski otoritesi yavaş yavaş azalmaya başladı. Bir gün konağındaki ikindi divanına gelen bir derviş, arzuhal verecekmiş gibi yapıp, koynundan bir hançer çıkararak veziriazamın kalbine sapladı. Ağır yaralanan yaşlı veziriazam, kısa bir süre sonra vefat etti.

Bazı araştırmacılar, Sokollu Mehmed Paşa’nın ölüm tarihini, Osmanlı İmparatorluğu’nun “Duraklama Dönemi”ne girmesinin miladı kabul ve ilan ederler. Sokollu’nun siyaset arenasından çekilmesinin önemli sonuçları olmuştur. Hizip kavgaları zaman zaman devletin iç ve dış siyasetini etkileyecek boyutlara ulaştı. Merkez ve taşradaki idarî kademelerde sık sık değişiklikler yapılması, yönetimin istikrarını ve kalitesini menfî etkiledi.

Şehzade Mehmet’in Sünnet Şenliği

III. Murad’ın 1582’de oğlu Şehzâde Mehmed için tertiplediği sünnet düğünü, Osmanlı İstanbul’unun şahit olduğu en büyük eğlencelerden biridir. şenliğin hazırlıkları bir yıl öncesinden başladı. Sultan III. Murad, çevredeki dost ve hatta düşman hükümdarlara, imparatorluğun çeşitli eyaletlerindeki idarecilere, ileri gelenlere ve daha başka uygun görülen mevki sahiplerine adamlar göndererek, hepsini sünnet düğününe davet etti. Beylerbeyiler gibi büyük makam sahiplerine, ulemanın önde gelenlerine ve son olarak da büyük şeyhlere peş peşe ziyafetler çekildi. Çanak yağması yapıldı. Şenliğin 40. gününde Şehzâde Mehmed sünnet edildi. Yeniçerilerle sipahiler arasında büyük bir kavganın çıkmasına kızan III. Murad düğünün 52. günü Topkapı Sarayı’na döndü ve böylece şenlikler sona ermiş oldu.

Mısır’a ve Lübnan’a yeniden Nizam Verilmesi

16. yüzyılın ortalarından itibaren Mısır’da bazı idarî huzursuzluklar ve bozukluklar ortaya çıkmaya başlamıştı. Vezir İbrahim Paşa, Mısır Beylerbeyliğine tayin edilip, eyaletinin idari ve mali durumunu ıslah etmek için 1583 başında buraya gönderildi. İbrahim Paşa, Mısır’daki bütün nahiyeleri teftiş edip düzeltti. Memlükler devrine ait olup tekrar diriltilmiş olan birçok vergi ve angaryayı kaldırdı. Suriye’ye geçti. Sayda ile Akka arasındaki dağlık araziye hükmeden Dürzi Emiri Maanoğlu, devlete karşı isyan emareleri gösteriyordu. İbrahim Paşa, Maanoğlu’na karşı büyük bir harekât başlattı. Sayda’ya asker çıkartan donanma da buna destek verdi. Daha fazla direnemeyen Maanoğlu, İbrahim Paşa’ya itaatini bildirip yüklü miktarda hediye gönderdi.

Sapanca-İzmit Kanalı Projesi

İzmit Körfezi’nin bir kanalla Sapanca Gölü’ne bağlanması ve buradan da Sakarya Nehri vasıtasıyla Karadeniz’e ulaşılması, daha Kanunî Sultan Süleyman zamanında düşünülmüştü. Koca Sinan Paşa, gemi yapımında kullanılacak kerestenin hızla İzmit Körfezi’ne indirilmesini sağlamak üzere kanal projesini tekrar ele aldı. Ancak çalışmalar henüz başlamıştı ki Sinan Paşa’nın rakipleri, halka fazladan bir külfet getireceği ve donanma hazırlıklarını aksatacağı iddialarıyla III. Murad’ın kanal teşebbüsünden vazgeçmesini sağladılar.

Kapıkulu İsyanları

Bahşiş İsyanı (1566)

Kanunî Sultan Süleyman’ın vefatını haber alan II. Selim hızla Belgrad’a gelerek askeri beklemeye başladı. Sokollu Mehmed Paşa, II. Selim’e bir tezkire göndererek cülûs töreni yapılması gerektiğini haber verdi. Ancak yeni padişah, hazinede yeteri kadar para olmaması yüzünden bahşiş işini oldu bittiye getirmek için, çevresindekilerin etkisiyle otağ-ı hümâyûndaki tahta oturup saltanatını ilân etti. Sarayın önünde toplanan yeniçeriler bahşişlerinin verileceğini bizzat II. Selim’in ağzından duymadıkça yolu açmayacaklarını Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa aracılığı ile padişaha ilettiler. Zor durumda kalan padişah, Sokollu’nunda tavsiyesi ile askere bahşişlerinin dağıtılacağını söyledi ve böylece kargaşa sona erdi.

Sipahi-Yeniçeri Çatışması (1582)

Osmanlı tarihinde yeniçeri-sipahi kavgası ilk defa büyük boyutlarda 1582’de Şehzâde Mehmed’in sünnet düğününde yaşandı. Padişahın karşısında, eğlencelerin hızla devam ettiği Atmeydanı bir anda yeniçeri ile sipahilerin kavgası nedeniyle savaş alanına dönmüştü. Bu hadiselerin en önemli yönü yeniçeriler ile kapıkulu sipahilerinin ilk defa karşı karşıya gelmiş olmalarıydı.

Beylerbeyi Vak’ası (1589)

1580’lerde paranın her geçen gün ayarının düşürülmesi Osmanlı akçesinin piyasadaki alım gücünü azaltmakta ve bundan da kapıkulu askeri zarar görmekteydi. İstanbul esnafı ayarı düşük akçe ile alış veriş yapmak istemediği için kapıkulu askeri zor duruma düşmüştü. Artık dayanacak güçleri kalmayan yeniçeriler, önce şeyhülislâma daha sonra da Veziriazam Siyavuş Paşa’ya durumlarını arz ettiler. Sorumluların kellelerini istediler. Padişah, saraydaki içoğlanları, bostancılar ve baltacıların silahlanmasını emretti. Ancak bunun kardeş kanı dökmekten başka bir işe yaramayacağını gören devlet ileri gelenleri, padişahı bu kararından vazgeçirdiler ve Mahmud Paşa ile Mehmed Paşa’nın asilere verilmesini sağladılar.

Ferhad Paşa’ya Karşı İsyan (1592)

Erzurum halkı, şehirlerindeki yeniçerileri kendilerine zulmettikleri iddiasıyla zorla dışarı atmışlar ve İstanbul’a da adamlar gönderip bunları şikâyet etmişlerdi. Aynı şekilde yeniçerilerde, Erzurum ahalisinden şikâyetçi olmuşlar ve Divân’dan Erzurum’a dönmek için müsaade almışlardı. Yeniçeriler, Erzurum’dan gelen şikâyetçileri cezalandırmadığı ve hatta Erzurum ahalisinin kendilerine karşı kışkırttığı gerekçesiyle Veziriazam Ferhad Paşa’ya Divân toplantısı için saraya gelirken saldırmak istediler. İşin aslını öğrenen III. Murad, Ferhad Paşa’yı azl ve İstanbul’dan sürgün etti.

Maaş İsyanı (1593)

1593’te kapıkulları üç aylık maaşlarını almak için sarayda toplanmışlardı. Yeniçeriler ulûfelerini tam olarak alıp saraydan ayrıldılar. Fakat sıra kapıkulu sipahilerine geldiğinde, bunlara hazinede yaşanan sıkıntı yüzünden maaşlarının yalnızca bir kısmı verilebildi. Sipahiler, yeniçerilere ulûfeleri tam olarak verilirken kendilerine eksik ödeme yapıldığını, daha sonra ise alacaklarını tahsilde büyük sıkıntı yaşadıklarını iddia edip eksik maaş almaya yanaşmadılar. III. Murad, isyan ateşini büyümeden söndürmek için iç hazineden 50 kese daha çıkartılıp sipahilere dağıtılmasını emretti. Bu da çözüm olmadı. İsyanın ertesi günü asilerin tedibinde gösterdiği hizmetten dolayı taltif edilen Veziriazam Siyavuş Paşa bir sonraki gün azledildi ve yerine Koca Sinan Paşa tayin edildi. Defterdarlar da azledildiler.

1566-1593 Yılları Arasında Dış Gelişmeler

Afrika ve Hint Okyanusunda Osmanlı-Portekiz Mücadelesi

Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa, Kanunî Sultan Süleyman’ın cihan imparatorluğu politikalarının takipçisi oldu. Hint Müslümanları’yla Kanunî Sultan Süleyman döneminde başlayan münasebetler bu dönemde de sürdürüldü. Yardım isteyen Açe Sultanı Alâeddin’e, Portekizliler’e karşı kullanılmak üzere, harp levazımatından oluşan bir donanma gönderileceği vadedildi. Bu donanma, Yemen hadiseleri nedeniyle gönderilemediyse de aralarında top döküm ustaları, topçular ve mühendislerin bulunduğu 500 Türk askeri ile birkaç ağır tunç top ve çeşitli savaş levazımını taşıyan iki yardım gemisi 1568 veya 1569’da Açe’ye vardı. Osmanlı teknik heyeti, yerli halka başta ateşli silahlar olmak üzere harp aleti yapımı ve kullanımı ile mimarlık öğretti. II. Selim’in Açe sultanına gönderdiği hutbe sureti, 20. yüzyıl başlarına kadar Açe camilerinde okunmuştur.

Osmanlı yönetimi, Bornu’ya askeri ve teknik yardım yaptı. Portekiz Kralının Osmanlı taraftarı Fas sultanını değiştirmek için Fas’a çıkması üzerine Osmanlılar, Sultan Abdülmelik’e yardım gönderdi. Vadiüsseyl (Kasrülkebir) Savaşı’nda Portekizliler’in mağlup edilmesiyle Fas, Osmanlı himayesine girdi. Emir Ali Bey, 1585’te Aden Körfezi üzerinden Afrika tarafına geçti. Mahallî sultanlıklar kendisini destekliyorlardı. Yolda karşılaştığı Portekiz filosunu mağlup etti. Somali sahillerini takip ederek Makdişu, Malindi, Lamu takımadaları ve Kenya’daki Mombasa’ya kadar ilerledi. Geçtiği yerleri Osmanlı idaresine bağladı. Emir Ali Bey, gelişmeler üzerine ikinci Mombasa seferine çıktı. Portekizliler kısa zamanda limanda demirli Osmanlı donanmasını yakıp, Mombasa’yı topa tuttular. Emir Ali Bey şehid düştü. Adada Osmanlı askerleri de karaya çıktıklarında, Zimbalar tarafından hunharca şehid edildiler.

Don-Volga Kanalı Projesi

Osmanlı yönetimi, 1563’te Don ve Volga nehirlerini bir kanalla birleştirip Astrahan’ı fethetme kararı aldıysa da Malta ve Sigetvar seferlerinden ötürü bu harekât gerçekleştirilemedi. Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa, Orta Asya Müslümanları’nın 1567’deki yardım talebi karşısında, ertelenen Don ve Volga nehirlerini bir kanalla birleştirme projesini bir kez daha hayata geçirmeye çalıştı. Böylece tehditkâr bir şekilde büyüyen Moskova Knezliği engellenecek, Orta Asya Müslümanları’yla irtibat kurulacak, Hazar Denizi’ne ulaşılıp İran kuzeyden sıkıştırılacaktı. Kanal için görevlendirilen Kefe Beylerbeyi Kasım Paşa 1568’de çalışmaları başlattı, ancak kışın yaklaşması üzerine geri çekildi. İlk teşebbüste istenilen netice alınamasa da, ertesi yıl faaliyete devam edildi. Kırım hanının yeterli destek vermemesi ve o bölgede depolanan mühimmatın infilak etmesi, Don-Volga kanalı projesinin tekrar yürürlüğe sokulmasını engelledi

Kıbrıs’ın Fethi

1570’te Mısır’dan şeker ve pirinç getiren bir geminin Kıbrıs’ta barınan korsanlar tarafından zapt edilmesi üzerine Kıbrıs seferine karar verildi. Kıbrıs’ın fethi için Lala Mustafa Paşa serdar, Piyale Paşa ise donanma komutanı tayin edildi. İstanbul’dan hareket eden Osmanlı donanması 1570’te Kıbrıs’a ulaştı. Magosa’nın zaptıyla Kıbrıs’ın fethi tamamlandı.

Kıbrıs’ın fethi tamamlanınca Lefkoşe merkezli ve Baf, Magosa, Girne, Alanya, İçel, Tarsus ve Trablusşam sancaklarından meydana gelen yeni bir beylerbeylik oluşturuldu. Kıbrıs’ta fethi daimî kılmak için çok sayıda Türk, Anadolu’dan getirilerek, buraya yerleştirildi. Venediklilerin bir köye sürdükleri Ortodoks başpiskoposu buradan getirtilerek, Kıbrıs başpiskoposluğuna tayin edildi.

İnebahtı Savaşı

1570 yazında Osmanlılar Kıbrıs’ı fethederken, Venedik hiçbir yerden yardım alamamıştı. 1571’de Haçlı ittifakı kuruldu. Birliğe sadece Papalık, İspanya ve Venedik katılmıştı. Haçlı donanması birleştikten sonra Osmanlı donanması üzerine hareket etti. Osmanlı donanması da Kaptanıderya Müezzinzâde Ali Paşa’nın komutasında İnebahtı’ya vardı. Osmanlı donanması, Haçlıları İnebahtı açıklarındaki adalarda 6 Ekim1571’de karşıladı. Asıl muharebe İnebahtı önlerinde 7 Ekim günü öğle vakti başladı. İnebahtı Deniz Muharebesi’nde Osmanlı donanmasının büyük bir kısmı yok edildi. İstanbul’un fethinden sonra bir türlü durdurulamayan Osmanlı İmparatorluğu’na ilk defa büyük bir darbe vurulmuş oldu.

Venedik ile Barış

İnebahtı yenilgisinden sonra Yeni bir donanmanın hazırlıkları başlatıldı. Uluç Ali Paşa Cezayir Beylerbeyliği ile birlikte kaptanıderyalığa getirilip, dağılmış donanmayı toplamakla görevlendirildi. 1572 yazında, içine 20 bin asker konulmuş 250 kadırgadan müteşekkil Osmanlı donanması Kılıç Ali Paşa’nın komutasında denize açıldı. Venedik, İnebahtı Savaşı’ndan sonra Türklere karşı daha büyük bir faaliyette bulunulamayacağını görünce, 7 Mart 1573’te antlaşma imzalandı. Venedik, Kıbrıs ve Sopoto Kalesi’nden feragat etti, ayrıca üç yıl içinde Osmanlı İmparatorluğu’na 300 bin altın savaş tazminatı ödeyecekti.

Akdeniz’de İspanya-Osmanlı Rekabeti ve Tunus’un Fethi

Akdeniz’de tırmanan Osmanlı-İspanyol rekabeti, tarafları Cerbe’de (1560) ve Malta’da (1565) karşı karşıya getirmişti. Uluç (Kılıç) Ali Paşa’nın 1569’da Tunus’u yeniden fethetmesi, İspanya Kralının Osmanlıları Batı Akdeniz’den tamamen atma planına ağır bir darbe vurdu. 7 Mart 1573’te Venedik’le sulh yapıp Haçlı İttifakı’nı bölen Osmanlılar, bütün dikkatlerini İspanya ile olan harbe yönelttiler. Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa ve Piyale Paşa komutasında Osmanlı donanması, İspanya hâkimiyetindeki Güney İtalya’da Pulya sahillerini vurup Messina Boğazı’na kadar sahillere akınlar düzenledi. Buna cevaben Don Juan, Ekim 1573’te Tunus’u işgal etti ve eski Hafsî hanedanını tahta çıkardı. İstanbul, hem İnebahtı’da zedelenen Akdeniz hâkimiyeti iddiasını tekrar ortaya koymak hem de Tunus’u İspanyollardan tamamen kurtarmak için büyük bir sefer hazırlığına başladı.

1574’te İstanbul’dan hareket eden Osmanlı donanması Tunus şehri ile Halkulvad ve Bastiyon kaleleri fethetti. Tunus, yeni bir Osmanlı eyaleti olarak teşkilatlandırıldı. Böylece Kuzey Afrika ve Batı Akdeniz’deki Osmanlı hâkimiyeti pekiştirildi.

İspanyol Yayılmacılığına Osmanlı Müdahalesi

Tunus seferinden sonra, Osmanlı ile İspanya arasındaki mücadele eski şiddetini kaybetti. İspanya’nın Katolik âleminin bayraktarlığı ve dünya hâkimiyeti iddialarına karşı İngiltere, bunu engelleyebilecek yegâne güç olan Osmanlılara müracaattan başka çare göremedi. İngiliz tüccarların başlattıkları ve Kraliçe I. Elizabeth’in de tam destek verdiği İstanbul’daki temaslar müspet neticelendi. III. Murad, Mayıs 1580’de bütün İngiliz tüccarların Osmanlı topraklarında aracısız bir şekilde ticaret yapmalarını sağlayacak kapitülasyonu tasdik etti.

Tehdit altındaki bir başka monarşi olan Fransa’ya 1569’da ilk kapitülasyon verilerek ekonomik destek sağlandı.

Osmanlı yönetimi, Fransa’yı yanında tutmaya çalıştı ve mevcut kapitülasyonu 1581’de yeniledi. Felemenk’te Osmanlı’dan yardım istedi. Yardım yapılacağı vaadedildi. Osmanlı-İspanyol ateşkesi, 1584 sonlarına kadar süresi her bittiğinde yenilenerek yürürlükte kaldı. İngiltere de bunu engellemeye çalıştı. İngilizler, Temmuz 1588’de İspanya donanmasına ağır bir mağlubiyet yaşattılar

Safevilerin barıştan yana olmaları Osmanlıların Batı’daki hadiselerle daha yakından ilgilenmelerine imkân veriyordu. II. Felipe’nin Fransa’yı istilaya girişmesi Osmanlıları endişelendirdi. İspanya üzerine sevk edilecek büyük bir donanma yapılması için hazırlıklara başlandı. Ancak ekonomik sıkıntılar ve 1593’te başlayan Avusturya harpleri nedeniyle bu teşebbüs yarım kaldı.

Lehistan’da Osmanlı Hâkimiyeti

II. Selim, 1568’de Lehistan ile anlaşmayı yenileyerek tasdik etti. Lehistan kraliyeti, bu anlaşmalarla resmen Boğdan ve Macaristan’daki haklarından vazgeçmiş, karşılığında da politik ve ticarî imtiyazlar elde etmişti. Bu yalnızca kâğıt üstünde geçerliydi.

Leh dış politikasının asıl belirleyicisi ve icracısı olan asiller, Habsburg hanedanı ve Kazaklar’la ilişkiler kurdular. Leh kralının ölmesi siyasi boşluk oluşturdu. Osmanlı Leh ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Avusturya ve Rusya da boş kalan Lehistan tahtına gözlerini dikmişlerdi. Osmanlı siyasetine göre Lehistan, Avusturya ve Rusya’ya karşı tampon bölge olarak görülüyordu. Lehistan tahtına Osmanlı aleyhtarı biri geçerse Eflak, Boğdan ve Erdel tehdit altına girebilirdi. Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa, Lehistan dâhili politikasında yaşanan gelişmeleri yakından takip etti ve yönlendirdi. Sokollu, 1575’te Erdel Voyvodası Stefan Bathori’yi kral seçtirdi. Kral Stefan Bathori’nin 1586’da ölümü, krallık seçimini gündeme getirdi. Bozulan ilişkiler sonucu Osmanlı – Leh savaşı çıktı. Osmanlı-Leh barışı, Ocak 1592’den itibaren geçerli olmak üzere Eylül 1591’de yeniden tesis edildi.

Osmanlı-Safevi Savaşı (1578-1590)

Safevî tahtına çıkan II. İsmail’in, 1577’nin sonlarına doğru ölmesi üzerine Osmanlı yönetimi mevcut durumdan yararlanmayı düşündü. Divân-ı Hümâyûn’da savaş kararı alındı. Seferin yönü, İran’a tâbi Kafkaslar olarak belirlendi. İran ordusunun mağlup edilmesi Gürcistan kapılarını Osmanlılara açtı. Kırım kuvvetleri ilk defa bu savaşlar esnasında İran’a karşı da kullanıldı. Safevî saldırıları karşısında Kafkaslarda Osman Paşa’nın üstün gayretleriyle ayakta kalındı. Osman Paşa, Meşaleler Savaşı da denilen Beştepe muharebesinde İran’ın önde gelen kumandanlarından İmam Kulu Han’ı yendi. İkinci defa İran serdarlığına tayin edilen Ferhad Paşa mücadeleyi başarıyla devam ettirdi.

İran tahtına 1587’de I. Abbas’ın geçmesi de Safevîler için savaşın kaderini değiştirmeye yetmedi. Özbekler de, Herat’ı alıp Horasan’a girmiş ve İran’a doğudan tazyik etmeye başlamışlardı. Şah Abbas barış istedi. Osmanlılar da savaşın sona erdirilmesini istiyorlardı. 1590’da İstanbul’da imzalanan Ferhad Paşa Antlaşması ile İran, Osmanlı üstünlüğünü tanıdı. Kafkasya harekâtı ile Hazar kıyılarına kadar ulaşan Osmanlılar, fethettikleri bu yeni sahada sağlam bir şekilde yerleşmek için uğraştılar. “Hazar Kaptanlığı” adıyla yeni bir kaptanlık kurdular. Osmanlı hâkimiyeti altına alınan bölgelerden stratejik öneme sahip yerler, çeşitli beylerbeyliklere ve sancaklara bölünerek doğrudan doğruya İstanbul’dan tayin edilen görevliler tarafından yönetildi. Osmanlı hâkimiyeti, İran’ın 1603’te karşı saldırıya geçmesine kadar ana ulaşım yollarının ve önemli mevkilerin kontrolünden öteye gidemedi ve bölge halkı tarafından benimsenmedi.

Osmanlı-Avusturya Savaşına Doğru

Erdel krizi, Kanunî’yi 1566’da Sigetvar seferine çıkartmış, padişahın ölümüne rağmen kale fethedilmişti. II. Maksimilyan yeni padişah II. Selim ile yine sekiz yıl geçerli olacak Edirne Antlaşması’nı imzalamak (1568) suretiyle yenilgiyi kabullendi.

1570’lerden itibaren Osmanlı-Habsburg rekabetinin yeni sahası bugünkü Hırvatistan havalisine kaydı. Erdel’den Dalmaçya’ya kadar sınırlarda Türklere karşı kaleler zincirinden oluşan savunma hattı güçlendirildi. Osmanlı yönetimi, Hırvatistan’daki Avusturya örgütlenmesine, buranın tam karşısında bulunan ve o zamana kadar sancak statüsünde olan Bosna’yı 1580’de yeni bir serhad eyaleti hâline dönüştürerek cevap verdi. Bundan sonra Bosna Eyaleti, Avusturya’ya karşı düzensiz savaşın en faal merkezi olacaktır.

Habsburg ve Osmanlı yönetimleri sınırlarda birbirlerinin icraatlarını yakinen takip etseler de büyük çaplı hesaplaşmadan bir süre daha kaçınacaklardır. Süresi dolan 1568 anlaşması Aralık 1574’te eskisi gibi sekiz yıllığına yenilendi. Süresi bitmek üzere olan barış anlaşması 1583 ilkbaharında eski şartlar dairesinde uzatıldı. Bununla birlikte daha ertesi yıl bütün şiddetiyle başlayan sınır hadiseleri ilişkileri kopma noktasına getirdi. Ancak bu yeni dönemde, zaman zaman telaffuz edilse bile, Avusturya ile bir harb düşünülmüyor, sulhün devamı isteniyordu. Telli Hasan Paşa’nın önce Uskoklar’a, sonra da doğrudan Avusturya kalelerine yönelik taarruzları üzerine ilişkiler gerginleşti. Telli Hasan Paşa, 20 Haziran 1593’te Sisek önünde Avusturya ordusuyla karşılaştı. Osmanlı birlikleri, Kulpa Nehri ile Avusturya ordusu arasında sıkışmıştı. İki ateş arasında kalan ve İstanbul’dan da beklediği yardımı alamayan Osmanlı ordusu ağır bir mağlubiyete uğradı. Kanunî’nin torunlarının ve Telli Hasan Paşa’nın da şehid olduğu bu felaket yüzünden 1593’e “Bozgun Yılı” adı verildi. Osmanlı yönetimi, son hadise üzerine Avusturya seferine karar verdi.