Ünite 6: Yeniden Yapılanma Dönemi Osmanlı Diplomasisi: Nizam-ı Cedid’ten Tanzimat’a (1792-1839)

Nizam-I Cedid’in Diplomasi Anlayışı ve Sürekli Diplomasiye Geçişi

III. Selim, Osmanlı Devleti’nin son savaşlarda düşman karşısında uğradığı ağır yenilgiler ve imparatorluğun köhneleşen yapısıyla Avrupa devletleri karşısında varlığını devam ettiremeyeceğini görüp devleti ayakta tutan bütün kurumlarda genel bir düzenleme ve yeniliğe gidilmesine inanmıştı. Devlet bünyesindeki bütün kuruluşların gözden geçirilerek zamanın ihtiyaç ve gereksinimlerine göre düzenlenip yenilenmesi “Nizam-ı Cedid” hareketinin geniş hedefini ve kapsamını teşkil etmekteydi. III Selim’in ıslahatlarının en orijinallerinden birisi kuşkusuz diplomasi alanında yaptığı yeniliklerdir. III. Selim dönemine kadar Avrupa devletleri ile ilişkiler, bu devletlerin İstanbul’daki daimî statüdeki diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla sürdürülmekteydi. 1792 tarihinde uygulamaya konulan Nizam-ı Cedid ıslahatları ile birlikte Avrupa’nın önemli merkezlerinde diplomatik temsilci bulundurulması kararı alındı. Nitekim bu tarihten başlayarak Osmanlı dış politikasında köklü değişiklikler yaşanmış ve dış işlerinin yeniden yapılanmasına girişilmişti. Modern Türk diplomasisinin kurulmasında en büyük rol Reisülküttab Mehmed Raşid Efendi’ye aitti. Yenilikçi görüşe sahip olan Mehmed Raşid’i 6 Eylül 1792 tarihinde ikinci kez olarak Reisülküttablığa getirdi. Bu ona Türk dış politikasında köklü bir ıslahat yapma fırsatını vermişti. Mehmed Raşid zamanında diplomasi alanında yapılan ve etkileri günümüze kadar tesir eden yenilikleri 3 grupta toplayabiliriz:

  1. Avrupa devletleri ile olan ilişkilerde devletlerarası hukukun benimsenmesi ve Avrupa’nın önemli merkezlerinde daimî ikamet elçiliklerinin açılması
  2. Avrupalı devletlerle olan ilişkilerde mütekabiliyet esasına uyulması ve tayinât usulünün kaldırılması
  3. Dış ilişkilerde tarafsızlık politikası ile güçler dengesinin göz önüne alınması ve Protestan Kuzey-Batı Avrupa devletleriyle ilişkilerin en üst seviyede geliştirilmesi.

13 Temmuz 1793 tarihinde Bebek’teki Reisülküttablık köşkünde, Türk ve İngiliz heyetleri bir araya gelerek, ilk daimî ikamet elçiliğinin kurulması hakkında siyasî, hukukî, malî ve diplomatik konularda fikir alışverişinde bulundu. Bu müzakerenin sonucunda, Kalyonlar Kâtibi Yusuf Agâh Efendi 23 Temmuz 1793 tarihinde Londra’ya ilk ikamet elçisi olarak tayin edildi ve 21 Aralık 1793’te Londra’ya ulaşarak görevine başladı.

Osmanlı Diplomasisinde İlk İkamet Elçiliğinin Faaliyetleri ve İkamet Elçiliklerinin Yaygınlaştırılması

Yusuf Agâh’ın elçiliğinin İngiltere’deki faaliyetleri genel anlamda: Osmanlı Devleti ile İngiltere arasındaki diplomatik ilişkilerin yürütülmesi; İngiltere ve Avrupa ile ilgili haberlerin Babıâli’ye iletilmesi; Osmanlı Devleti’nin askerî alanda ihtiyaç duyduğu hammaddelerin ve uzman ve teknisyenlerin temin edilmesi; Londra’da bulunan diğer diplomatlarla temas kurulması ve yarı-diplomatik faaliyetler olarak sıralanabilir.

Yusuf Agâh’ın elçiliği başta olmak üzere daimî ikamet elçilerinden amaçlanan görev, beklentiler ve hizmetler şöyledir:

  1. Babıâli’yi diplomatik olarak temsil ederek mutad elçilik işlerini yürütmek.
  2. Maiyet memurlarının görgü ve bilgilerini artırarak bunları hem Osmanlı bürokrasisinde kullanmak hem de geleceğin Osmanlı hariciyesine eleman yetiştirmek.
  3. Batılıların Osmanlı ülkesinde uyguladıkları gibi, bulundukları ülkelerdeki Osmanlı tebaası tacirlerin haklarını korumak.
  4. Osmanlı Devleti’nin hizmetinde çalıştırılmak üzere, bulundukları ülke ve diğer Avrupa ülkelerindeki uzman mühendisler ve askerî teknisyenleri ile Osmanlı donanması ve kara ordusunda kullanılmak için gerekli hammaddeyi sağlamak.
  5. Bulundukları ülkedeki ve Avrupa’daki gelişmeleri gözlemek, özelikle de basını yakından takip ederek, haberlerin ve söylentilerin çevirilerini düzenli olarak İstanbul’a göndermek,
  6. Atandıkları ülkenin idarî, malî, iktisadî, ticarî, askerî, siyasî, sosyal, kültürel ve eğitim sistem ve kurumlarını incelemek,
  7. Bulundukları ülkenin dilini öğrenmekle birlikte milletlerarası diplomasi dili olan Fransızcayı öğrenmek,
  8. Bulundukları ülkedeki diğer misyon şefleriyle ilişkiye geçerek Osmanlı Devleti’nin dış dünyaya tam olarak açılmasını sağlamak, arabuluculuk yapmak ve onların Türkiye aleyhindeki propagandalarını çürütmek için karşı tezler üretmek,
  9. Babıâli’nin izlemiş olduğu haricî ve dâhilî politikalar hakkında gerektiğinde tenkit ve uyarı babında görüş ve düşüncelerini iletmek,
  10. Elçiye veya maiyet memurlarından birine yolculuklarına, bulundukları ülkenin siyasî, askerî, idarî, malî, sosyo-ekonomik ve kültürel sistem ve kurumları ile hatta başkentlerine dair edindikleri bilgi ve tecrübelerini toplu olarak gösteren sefaretname hazırlatmak.

Yusuf Agâh’ın Londra’da Osmanlı Devleti’ni başarılı bir diplomat olarak temsil etmesinin yararlarını ve önemini gören Babıâli 1796 yılında Paris, Viyana ve Berlin’e ilk ikamet elçileri atanıp 1797 yılı ortalarında görevlerine başlamasıyla Londra’nın dışında da ikamet elçilikleri faaliyete geçtiler. Bu elçilikler Yusuf Agâh Efendi ile mukayese edildiğinde görevlerinde pek de başarılı olamamışlardır. Genelde ilk ikamet elçilikleri, bulundukları ülkeler tarafından önemli görüşmeler ve antlaşma müzakerelerinden uzak tutulmuş olup bunu, kendilerinin İstanbul’daki elçilikleri vasıtasıyla Babıâli ile yapmayı tercih etmelerinden dolayı çok büyük diplomatik başarıları görülmemektedir. İlk defa uygulanmaya başlayan sürekli diplomasi’nin kesintiye uğramasıyla Abdurrahim Muhib Efendi’nin 1811’de görevini tamamlayarak Paris’ten ülkeye dönmesinden sonra, Osmanlı Devleti’nin yurtdışında görev yapan hiçbir büyükelçisi kalmadı. Bütün elçiliklerde diplomatik temsilcilik görevi maslahatgüzarlara bırakıldı.

Doğu Meselesinin Başlangıcı Ve Dönemin Diplomatik Faaliyetleri

Nizam-ı Cedid döneminin en önemli diplomasi stratejilerinden birisi de Avrupa devletleri arasında çıkan ihtilaşarda tarafsızlık (Neutrality) politikası izlenmesidir. Ancak Osmanlıların takip ettiği tarafsızlık politikası Napolyon komutasında Fransızların Temmuz 1798’de Mısır’ı işgal etmesiyle sona ermiştir. Ancak ilerleyen zamanlarda barış ortamları yakalandıkça bu politika sürdürülmüştür.

1 Temmuz 1798’de İskenderiye üzerinden Mısır’ı işgal etmeye başladı. Mısır’ın Fransızlar tarafından işgaliyle Doğu Meselesi (Eastern Question) başlamış oldu. Önce İngilizlerin ve daha sonra Rusların Osmanlıyı destekleyeceğini açıklamaları üzerine Babıâli, Fransa’ya karşı 2 Eylül 1798’de savaş açmayı kararlaştırdı ve bunu 12 Eylül’de İstanbul’daki bütün yabancı diplomatik temsilcilere bir beyannameyle duyurdu. Mısır Meselesi Osmanlıları düşmanı Rusya ile 23 Aralık 1798’de ittifak antlaşması yapmaya itti. 5 Ocak 1799’da ise benzer şartlarda İngiltere ile ittifak antlaşması yapıldı. Babıâli, benzer şartlarda İstanbul’da 21 Ocak 1799’da Sicilyateyn (Napoli) Krallığı ile savunma ittifakı antlaşmasını imzaladı. Böylece Fransızların Osmanlı Mısırı’na saldırmaları üzerine Babıâli de Fransa’ya karşı oluşturulan II. Koalisyon savaşlarına katılmış oldu. Osmanlı-İngiliz ve Rus askerî işbirliği neticesinde 1801 yazında Fransızlar El-Ariş sözleşmesi esas kabul edilerek Mısır’dan tahliye edilmişlerdir. Mısır’ın tahliyesinden sonra devletin bu uzak fakat önemli eyaletinde bazı idarî tedbirler alınarak merkezi otoritenin gücünü artırma yoluna gidilmiş, Fransızlarla savaşmak üzere Mısır’a gönderilen asker arasında yer alan Kavalalı Mehmed Ali Paşa Mısır’da otoritesini kurmayı başarmıştır.

II. Mahmud’un İlk Dönemlerinde Parçalanma ve Bölünmeye Karşı Osmanlı Diplomasisinin Yetersizliği

Balkanlardaki ilk millî nitelikteki isyan hareketi Sırbistan’da 1804’de Kara Yorgi’nin liderliği altında ortaya çıkmış, 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rusların askerî yardımlarıyla daha da güçlenmiştir. II. Mahmud, Ocak 1816’da Miloş Obronoviç’i tüm Sırbistan’ın baş knezi olarak tanıyıp Sırpların kendi millî meclislerinin ve ordularının olmasına rıza göstererek Sırplara muhtar bir prenslik statüsü verilmesini kabul etti. Osmanlılar için 1821 Yunan bağımsızlık hareketi çok sayıda uluslararası meseleyi gündeme getirecekti. Bu isyanı, 1828-1829 Osmanlı Rus Savaşı, 1830’da Fransa’nın Cezayir’i işgali ve Sırbistan’ın özerklik hakkı verilmesi ile 1831’de Mısır Valisi Mehmed Ali’nin ayaklanması izlemişti. Bu gelişmeler karşısında Divan-ı Hümayun tercümanlığı yerine kurulan Tercüme Odası kendisini ispat ederek 1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması’nın imzalanmasında önemli görevler üstlenmiştir. Daimî ikamet temsilcilikleri kapanmasına rağmen Osmanlıların Avrupa devletleri ile olan diplomatik ilişkileri kesilmemişti.

Osmanlı Devleti 1820-1828 arasında çok geniş ve büyük iç meselelerin yanı sıra dış düşmanlarıyla da uğraşmak zorunda kalmıştır. 1826 sonrası hem iç hem de dış politika alanında bir dönüm noktası olup Yeniçeri Ocağı’nın ilgası, donanmanın batırılması ve Mansure ordusunun kurulması hep bu dönemin önemli hadislerindendir. Böyle bir ortamda Ordu ve donanmadan yoksun bir devletin kendisini savaş ortamına atması diplomatik bir taktik olarak anlaşılmalıdır ve II. Mahmud ve devlet erkânının bu hususta haklı oldukları görülecektir. Bundan beklenilen sonuç Avrupalıların siyasî ve diplomatik alanda baskılarını azaltmak ve gerektiğinde kaybedileceğini bilse dahi vatanının bir karış parçasının savaşsız ve kan dökülmeden verilmeyeceği mesajını vermekti.

Edirne Antlaşması ile artık Osmanlı Devleti dağılma ve parçalanma sürecine girmeye başlamış oldu. Belki de Osmanlı tarihinin en ağır antlaşması niteliğinde olan bu hadiseyi artık bir dönüm noktası olarak addedebiliriz. Antlaşma, Balkanlarda Sırp meselesi yanında artık Yunan, Bulgar, Karadağ, Eflak-Boğdan ve Ege meselesi ve adaların hâkimiyeti mücadelesi gibi yeni çıbanbaşlarını meydana getirecekti. Doğu da ise Ermeni meselesinin başlangıç noktası olmuştur. Balkanlarda ve Doğudaki problemlerde daima Rusya başı çekecek ve her an bir müdahale için zeminin uygun olması fırsatını kollayacaktı. Bu karışık ve içinden çıkılmaz olan vaziyette Fransızlar bir bahane ile üç yıldan beri abluka ettikleri Cezayir’i Temmuz 1830’da işgal ettiler. Yine bu dönemde 7 Mayıs 1830’da Osmanlı Devleti ile Amerika Birleşik Devletleri arasında diplomatik ve ticarî ilişkileri başlatan bir antlaşma imzalandı. Bütün bu gelişmeler devletin çöküşünü biraz daha hızlandırmış aynı zamanda başta Rusya ve diğer Avrupa ülkelerinin daha ağır baskısına ve tehdidi altına girmesine sebep olmuştur.

Mısır Meselesi ve Uluslararası Müdahaleler Dönemi: Modern Osmanlı Diplomatlarının Ortaya Çıkışı

Mısır ordularının Osmanlılara karşı üstünlük sağlaması ve Kütahya’da 14 Mayıs 1833’te uzlaşmaya varılmasından sonra Osmanlıların, 8 Temmuz 1833’te Ruslarla yapılan askerî antlaşması Osmanlı diplomasi tarihi açısından bir dönüm noktası oldu. Bu antlaşmayla Rusların Osmanlıları kontrolünden korkan İngiltere ve Fransa, Mısır Meselesi’nde Osmanlılara yakınlık göstermeye başlamışlardır. Büyüyen Mısır Meselesi’yle mücadele etmek ve Osmanlıların davasını Avrupa nezdinde savunmak amacıyla ikamet elçiliklerini 1834’te tekrar faaliyete geçiren II. Mahmud Paris, Londra ve Viyana’da elçilikler açtı. Bunları 1837’de Berlin takip etti. II. Mahmud döneminde diplomasi, devleti kurtarabilecek tek ve son çare haline gelmişti. Zira devlet hem içerden hem de dışarıdan parçalanma tehlikesiyle karşı karşıyaydı; özellikle de Mehmed Ali ve Rusların Osmanlılar üzerindeki emelleri, İngiltere ve Fransa’yı Osmanlı’ya yakınlaştırmaktaydı. Bu bakımdan Osmanlıların ikinci dönem ikamet elçiliklerinin işleri Londra ve Paris merkezli olarak biraz daha önem kazanacaktı. İkinci dönem ikamet elçileri, devletlerarası siyaset ve Avrupa ahvali hakkında daha bilgiliydiler. Ayrıca bunlar genellikle dil bildiklerinden her işte tercümanları kullanmıyorlardı. Bu dönemde ikamet elçilerine ciddi görevler verilerek temsil yetenekleri üst seviyeye çıkarılmış, çoğu maliyeden gelen bürokratlar dönemi kapanmıştır.

Avrupa başkentlerinde ikamet elçiliklerinin faaliyetlerinin artmasıyla, içerideki ve dışarıdaki icraatlarda onların daha etkin olabilmeleri amacıyla, 1836’da, Reisülküttablık makamı Hariciye Nezareti’ne çevrilmiştir. II. Mahmud döneminde İstanbul’da İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya, Hollanda, İspanya, Sardunya, Danimarka, Sicilyateyn, Portekiz, Yunan, ABD ve İran diplomatik temsilcilikleri bulunmaktaydı. Yunan İsyanı ve Mısır Meselesi sebebiyle İstanbul’daki Avrupalı diplomatik temsilciliklerle ilişkiler şartlara ve zamana göre değiştiği gibi ülkeden ülkeye de değişmekteydi. Bu dönem ikamet elçileri Batılı askerî ve sivil uzmanların devlet hizmetine kazandırılmasında da önemli roller üstlenmişlerdir. 1838’de Avusturya’dan ilk defa sağlık uzmanları getirilerek sağlık kurumları Batı’daki benzerlerinin düzeyine çıkarılmıştır. Çok sayıda öğrenci ve subayın genellikle İngiltere’de, meslekî ve teknik öğrenim görmesi de Osmanlı elçilerinin Avrupa hükümetleri nezdindeki girişimleri sonucunda gerçekleşmiştir.