Ünite 6: Yeni Teknolojiler, Ekonomi ve Toplum

Giriş

Yeni teknoloji; toplumlar üzerinde hükümranlığını ilan ederken aynı zamanda toplumları birbirine daha çok benzeştirmektedir. Tüm kültürler enformasyon ya da diğer bir ifade ile bilişim teknolojileri sayesinde homojenleşmektedir. Siber ağlar toplumu ve ekonomiyi sanal hale getirmiştir. Amerikan kültürü ve şirket ilkeleri hamburger zincirleri ile giderek dünya kültürüne hakim olmaya başlamıştır.

Yeni teknolojiler ekonomiye merkeziyetçi özellik kazandırmaktadır. Teknolojiye hakim olan ve hükmeden gençler, girişimciler, şirketler, toplumlar ve ülkelerden oluşan yeni bir elit sermaye sınıfı ortaya çıkmaktadır. Yeni teknoloji temelli merkeziyetçi özellik ile çok uluslu şirketler ulus-devletlerin yerinin alacaktır. Yeni teknolojiler çok uluslu şirketler karşısında KOBİ olarak adlandırılan şirketlerin de sanal dünyada kendilerini gösterme imkanı sağlamasıyla, rekabet artık tüm şirketler için mümkün olmaktadır. Schumpeter’in deyimi ile “yaratıcı yıkım”, omurgası bir gecede oluşturulan Facebook gibi yeni alanlar sayesinde mümkün olmaktadır.

Teknolojik Gelişmelerin Önemi ve Sosyo-Ekonomik Yaşam Üzerindeki Etkileri

Teknoloji ile ekonomi arasındaki ilişkinin yoğunluğu, ekonominin diğer sistemlerle olan ilişkinin yoğunluğundan, artan bir sermaye birikimine yol açmasından dolayı, çok daha fazladır. Teknolojik yeniliklerin pratiğe aktarıldığı ve fiilen hayat bulduğu öncelikli alan ekonomidir. Teknolojinin gündelik yaşam ve toplum üzerine etkisi, ancak ekonomik süreçlerle ortaklığı sonrasında -politik ve kültürel çevre gibi- diğer alanlara yansır. Ekonomi, teknolojik yeniliğin taşıyıcısı, geliştiricisi ve yaygınlaştırıcısı olma gibi temel rolleri üstlenir. Bu karşılıklı döngüsellik nedeniyle teknolojik unsurlar öncelikle ekonomik bir öğe olarak kabul edilmektedir.

Kuramsal olarak ele alındığında; ekonominin temel amacı, sınırsız insan ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla karşılanmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleşmesi, kıt ekonomik kaynaklar nedeniyle sadece üretim ve verimlilik artışına neden olacak faktörlerle mümkündür. Bu faktörlerin başlıcası da; hem ülkeler hem şirketler hem de girişimciler için teknolojik gelişmeler olmuştur. Teknoloji; verimlilik artışı, kalite ve yüksek kârlılık oranları gibi faktörlerle eşdeğer olarak kabul edilmektedir. Neo-klasik iktisada göre teknolojik gelişme, “aynı malın aynı ölçekte daha az girdi kullanılarak üretimi” olarak kabul edilir.

Ülkelerin teknolojik gelişmişlik seviyesi ve ekonomik kalkınma arasında doğrudan bağ olduğu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki kalkınma ideolojilerine hakim olmuştur. İletişim teknolojisi ve ekonomik kalkınma modernleşmeyi hızlandırarak etkisini arttırmaktadır. Schumpeter kapitalist sistemin işleyiş dinamikleri arasında teknolojik yenilikleri merkezi konuma yerleştirmiştir.

Schumpeter inovasyon olarak adlandırılan teknolojik yeniliklerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisine ilk kez değinen kuramcıdır.

Bilim ve teknolojiyi, ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürebilme becerisi, yenilikçilik ve inovasyon gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Buna paralel olarak, teknoloji temelli olarak inovasyonu belirlemede kullanılan kriterler şunlardır:

  1. Geliştirme (Ar-Ge Araştırma ve) harcamalarının GSMH’ye oranı
  2. Ar-Ge hizmetlerinde çalışan bilim adamı ve mühendis sayısı
  3. Patent sayısı
  4. Bilimsel yayın sayısı
  5. Bilgisayar, internet ve iletişim araçlarından yararlananların sayısı ve
  6. Toplam ihracat içinde ileri teknoloji ürünlerinin oranıdır.

Teknolojinin ve teknolojik gelişmelerin toplumsal değişmeler üzerindeki etkisi, ekonomik refahı arttırmak ve ardından mevcut kültürü dönüştürmek yoluyla gerçekleşmektedir. Beraberinde yeni ölçüt ve kriterleri getiren teknoloji, Daniel Bell’in belirttiği gibi toplumsal değişmeyi beş farklı yoldan gerçekleştirir.

  1. Teknoloji, daha düşük maliyetle daha fazla mal üretmeye imkân sağlar.
  2. Teknoloji, teknisyen ve teknokrat olarak bilinen yeni sınıfları ortaya çıkartmıştır.
  3. Teknoloji, “fonksiyonel ilişkiler” ile “nicel alan”ı öne çıkaran yeni bir “rasyonellik” tanımını gündeme getirmiştir.
  4. Teknoloji sayesinde ulaştırma ve haberleşme alanlarında yaşanan devrimler, yol açtıkları ekonomik ve sosyal etkileşimlerle; en dar ilişki biçimlerinden başlayarak mesleki ve teknik alanlara doğru, yeni sosyal ilişki ağları ortaya çıkartmışlardır.
  5. Başta zaman ve mekân ile ilgili olmak üzere, algı anlayışları en radikal şekilde değişmiştir. Örneğin “hız” kavramı, sanayi toplumunun bant sisteminde daha önce hiç olmadığı kadar önem kazanmıştır.

Bilim; insanların dünyayı akıl ve ampirik araştırmalar yoluyla kontrol altına almaları ve anlamlandırmaları sayesinde insanlığa rasyonel ve daha iyi bir dünya sunmayı hedeflemiştir.

Rostow, sanayi devriminin ortaya çıkışında hayati rol oynayan ve önceki uygarlıklarda bulunmayan üç etkenden bahseder:

  • İlki, tabiatın anlaşılabileceği ve ona egemen olunabileceği fikrine sahip olunmasıdır; sanayi devrimi sonrasında, tabiat kanunlarının matematiksel araştırmalar yoluyla bilinebileceğinden hareketle, tabiat üzerinde yeni bir iktidara sahip olunduğu duygusu egemen olmuştur.
  • İkincisi, yeni bilim adamları artık sadece matematikçi değil, aynı zamanda araştırmacı ve deneycidirler; bunların mikroskop, termometre, barometre, vb. gibi aletlere ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla bilim adamları ile alet yapan zanaatkârlar birlikte çalışmaya başlamışlar, modern bilim ile birlikte bu iki kesim arasındaki bağ giderek güçlenmiştir. Bunun en bilinen örneği, buhar makinesini icat eden Watt’ın bilim adamlarıyla birlikte çalışan bir alet yapımcısı olmasıdır.
  • Üçüncüsü de, bilim adamları/mucitler ve sermayedarların aynı kulüplerde bir araya gelmeleri olmuştur.

Teknolojiyi, Sanayi Toplumu ve Kapitalizm Bağlamında Analiz Eden Klasik Kuramlar

Teknoloji, bir yandan asıl işlevselliğini sınaî kapitalizm içinde elde ederken, diğer yandan da sanayi toplumunun yeni mekanizmalarını oluşturmak üzere kurduğu bilgi sistemleri yoluyla “ epistemolojik iktidarı ” oluşturmuştur. Bireylere bilgi nesnesi olarak yaklaşan bu iktidar, özellikle ekonomik alana yönelik olarak, bireyler hakkında her türlü bilgiyi elde etme peşine düşer.

Moderniteye ve sanayi toplumuna yönelik analizlerde bilimsel yönetim ilkelerinin böylesine öne çıkmasının nedeni, çalışma yaşamında egemenliğini yavaş yavaş ilan etmeye başlayan teknolojinin, kapitalist sistem içindeki fabrika ve atölyelerde işçilerin sermaye adına disipline edilmelerini zorunlu kılmasıdır. Böylece teknoloji; ekonomik bir yapısallığa sahip olmanın yanında toplumsal ve siyasi anlamlar da kazanır.

Çalışma Yaşamı ve Teknoloji: Teknolojiyle birlikte hem sosyo-ekonomik hem de siyasal alanlarda büyük bir dönüşüm yaşanmış ve bu da kapitalist toplumun mabedi olan fabrikalarda ortaya çıkmıştır. Sanayi toplumu ile modernitenin bu boyutunun anlaşılması, teknolojik imkânlar üzerinde yükselen fabrika sisteminin çok yönlü analiziyle mümkündür. Bu analizde teknoloji, makineler, teknolojik yeniliklere dayalı olarak zamanın ve mekânın kontrolü, standartlaştırma, uzmanlaşma, işbölümü ve işyerinde eğitimdir. Ev ve çalışma ortamlarının kesin şekilde birbirlerinden ayrılmasına ve fabrika üretiminin yayılmasına yol açan temel itici güç, teknolojide art arda yaşanan büyük devinimlerdir.

Teknoloji ve makineye bağımlılık bir tapınma şeklinde tüm uygarlığı etkisi altına almıştır. Newton evreni makine düzeniyle işleyen bir saate benzetmiştir. Fransız Fizikçi La Mettrie eserinde insanın makine olduğunu ileri sürmüştür. Adam Smith, “Ulusların Zenginliği”nde ekonomi bir sistemdir ve sistemler birçok bakımdan makineye benzerler ifadesine yer vermiştir. James Madison, anayasanın fren ve dengelerden oluştuğunu belirtmiştir. Weber bürokrasiyi düzenli çalışan makineye benzetmiştir.

Teknoloji ve makinelerin işleyişi siyasal kurumlar ile düşünce sitemlerini oluştururken pek çok düşünür tarafından temel alınmıştır.

Teknolojik Gelişmelerin Zaman ve Mekân Anlayışlarını Dönüştürmesi: İlk dönemlerde işverenler, eski tarımsal kuralları aynen fabrikalarda uygulama yoluna gitmiş; aileler tarlalarda birlikte çalıştıkları için, fabrikalarda da aileyi tüm bireyleriyle birlikte işe almışlardır. Bu sistem on bin yıldır tarımsal üretimde verimli olmasına karşılık, fabrikalarda aynı sonucu vermemiş; yaşlılar makinelerin temposuna ayak uyduramazken, buldukları ilk fırsatta oyun oynamaya kaçan çocuklar ayaklarından zincirlerle bağlanmışlar, aile bireyleri tarlaya gider gibi işe farklı zamanlarda gelmişler ve tüm bunlar fabrika üretiminin verimliliğini engellemiştir. Bunun sonucunda, yeni teknolojinin sunduğu imkânlar içinde aileyi bir üretim ekibi olarak kullanma uygulamasından vazgeçilerek, fabrikalara özgü disiplin temelli yeni çalışma koşulları kendini göstermiştir. Makine başındaki çalışmayı orak ve sabanın başındaki çalışma gibi örgütlemenin mümkün olmadığı görülünce de, yeni tekniklere uygun olarak modern bir disiplin anlayışı ortaya çıkmıştır. Kapitalist sanayinin temel unsurlarını, teknolojik gelişmelerin sonucu olarak ve birbirini bütünleyen bir işlevsellik içinde işbölümü, uzmanlaşma ve eşgüdüm oluşturmaktadır. Tüm bunlar sonucunda, çalışanlardan azami düzeyde verim alınabilmesi de, ancak teknolojik gelişmelerle mümkün hale gelmiştir.

Teknolojinin Yol Açtığı Verimlilik Patlaması: Çalışma yaşamındaki genişlemenin devrimsel bir önem kazandığı sınaî kapitalizm içinde, işbölümü tümüyle toplumsal bir güce ulaşır. İşbölümünde görülen karşılıklı ekonomik bağımlılık, kapitalist toplumların bütünleşmesinin temel özelliklerindendir. Marx’a göre işbölümü, hem “toplumsallaştırıcı” hem de “bölücü” bir pratiği ortaya çıkarmaktadır. Teknoloji temelli sisteme yönelik karakteristik örneklerden bir diğeri de, Henry Ford’un “T Modeli” arabalarıdır. Ancak buradaki teknolojik çeşitlenme ve yoğunlaşma sonrasında, bir arabanın üretimi için 18 değil tam 7 bin 882 farklı aşama gerekmektedir. Bu aşamalarda, çalışmanın aksamadan gerçekleşmesi ve işlerin montaj bandı üzerinde birbirine bağlı oluşu, teknoloji ile çalışanlar arasında çok katı nitelikte bir eşgüdümü gerektirmektedir. Bir çalışanın üretimin sadece tek bir aşamasını aksatması, montaj bandı üzerindeki tüm aşamalarda tıkanma ve gecikmelere yol açacaktır. Önceki dönemlerde o kadar önemli olmayan zaman unsuru, teknoloji sayesinde fabrika üretiminde olmazsa olmaz bir zorunluluk haline gelmiştir.

Çalışma Yaşamında Teknoloji ve Siyasi Tekniklerin İşlevi: Bu sistem, başta Karl Marx olmak üzere birçok kuramcının eleştirilerine uğramıştır. Marx, modern toplumların karakteristik özelliğinin, kapitalist ekonomi sistemi olduğunu belirtir. Kapitalist üretim sisteminin diğerlerinden ayrılan devrimsel özelliğini, özgür ücretli emek ile sermayenin karşı karşıya gelmesiyle bağlantılandırır ve bu mücadelede kilit unsuru oluşturan teknolojiyi ilk sıraya yerleştirir.

Biçimsel açıdan özgürlüğüne kavuşan işçi sınıfının, teknoloji desteğiyle en düşük maliyetle en fazla üretimi sağlamasını, kapitalizm için temel araç kabul eder. İşçileri disiplin altına alınmış bir güç olarak boyun eğdirmek üzere “yönetim” adı verilen teknikler dizisinin ortaya çıkmasına atıfta bulunarak; kapitalist toplumda çok daha fazla yeni siyasi teknolojilerin geliştirileceğini iddia eder.

Bunların toplum üzerinde egemen olabilmelerinin ön şartını da, verimliliği kat kat arttıran ve sömürüyü azami noktaya taşıyan teknolojik gelişmeler olarak görür. Marx, üretimin içinde gerçekleştiği üç farklı zeminden söz eder:

  • Meta üretimi,
  • Çalışanlar tarafından metanın üretildiği toplumsal ilişkiler ve
  • Bu toplumsal ilişkilerin ifade ediliş şekli olarak bilgi üretimi.

Teknik bir nitelik sergileyen meta üretimi içindeki teknolojik faaliyetlerde; buraya özgü kuralları,tarihsel açıdan özgül bir iktisadi sistem olarak kapitalist üretim tarzı içinde analiz eder.

Burada, “değişim değeri” ortaya çıkarmak üzere teknoloji yoğun karakteristikteki fabrika ve/veya montaj bandı üzerinde çalışan işçinin, işbölümü-uzmanlaşma ve eşgüdüm gibi uygulamalar sonucu ‘kurulması’ ve ustabaşılar tarafından sürekli olarak gözlenmesi kendini gösterir. Bunun sonucunda, genel anlamı içinde üretim, teknolojiye dayalı olarak hem metanın hem de öznenin içinde şekillendiği toplumsal ilişkilerin üretimine işaret eder.

İkinci biçimsellik içindeki üretim faaliyetleri ise, sadece ekonomik alanı değil aynı zamanda toplumsal, siyasi ve hukuki alanları da kapsar. Burada, toplumsal ilişkiler ağı içinde insanın üretimi söz konusudur: İnsanlar kapitalist üretim tarzı tarihi ile birlikte toplumsal ilişkilerin şekilleniş tarihi süzgecinden geçerek bireylere dönüşürler. Bu aşama, daha çok siyasi teknolojilerin uygulanması sonrasında gerçekleşir.

Kapitalizmin asıl başarısı, bir uygarlık düzeni oluşturmada teknolojinin oynadığı rol ve bu süreçte disipliner yönetmeliklerin fabrikalarda uygulanmasıdır.

Teknoloji Yoğun Üretim Sürecinin Çalışanları Mekanikleştirmesi: Çalışma yaşamında teknolojiye dayalı analizler, en yoğun haliyle bilimsel yönetim ilkeleri içinde ortaya çıkmıştır. İşgücünü teknoloji ile koordine eden sanayi toplumuyla birlikte, teknolojinin mantığı da değişmiştir. İlkel imalat döneminde sadece üretimin tipi, hammadde miktarları, kullanılan alet cinsleri, ürünlerin boyut ve nitelikleri denetlenirken; sanayi toplumuyla bunlara, işçilerin faaliyetlerine, hızlarına, iş konusundaki yeterliliklerine, istekliliklerine, hal ve gidişlerine yönelik teknikler de eklenmiştir.

Burada hem teknoloji hem de onun neden olduğu siyasi teknikler, üretim sürecinin genişlemesi ve daha da karmaşıklaşması doğrultusunda kompleks hale gelmiştir. Böylece sınaî üretimin, özel mülkiyetin ve kâr sisteminin ayrılmaz bir unsuru olarak teknoloji, otomatikman üretim sürecinin bütünleyici bir parçası haline gelirken; bu konuda uzmanlaşmış ve işçilerden ayrışmış olan personel sayesinde de yeni bir hiyerarşi düzeni ortaya çıkmıştır.

Sanayi Toplumunun Krizi ve Enformasyon Toplumuna Geçişi

Sosyal devlet anlayışına dayalı refah politikalarının çalışma yaşamında egemen olmasından dolayı emek tarihinin altın yılları olarak kabul edilen dönem, 1974 petrol krizi sonrasında ciddi bir krizle karşı karşıya kalmıştır.

Kitle üretimi merkezli olarak imalat sektörüne dayanan ve mavi yakalı işlerle karakterize olan sanayi toplumu; karşı karşıya kaldığı bu krizle baş etmekte yetersiz kalmış ve çoğu kuramcılara göre -ileri derecede gelişmiş ülkelerdeyerini “enformasyon toplumu”, “bilgi toplumu” ya da “yeni ekonomi” diye bilinen yeni bir sosyo-ekonomik düzene bırakmıştır.

Yüksek teknolojiye (high-tech) dayanan yeni paradigmanın oluşumu, içinde gerçekleştiği sosyoekonomik koşullara ait karakteristiklerle ilişkilendirilmelidir. Ancak öncelikle, sanayi toplumunun krizi ya da sonu olarak görülen dönüşümlere yol açan etkenler üzerinde kısaca durmak gerekir. Söz konusu krizi ateşleyen faktörler arasında;

  1. Piyasaların istikrarlı yapılarını kaybetmeleri,
  2. Giderek daha çok seçeneğe sahip olan tüketicilerin standart tüketim kalıplarından vazgeçerek yeni arayışlar içine girmeleri,
  3. Keynezyen politikaların iflas etmesi ve
  4. Artan petrol fiyatlarının devletlerin sosyal refah harcamalarını kısmalarına neden olması gibi pek çok unsur bulunmaktadır.

Bu noktada, görüldüğü gibi çok sayı da etkenden bahsetmek mümkünse de, bunlardan başlıcasını 1974 petrol krizinin ABD ve kapitalist dünya üzerindeki etkileri etrafında odaklanan görüşler oluşturur. Petrol krizi sonrasında sanayi ile beraber tüm sektörlerin petrol ve petrol ürünlerine tümüyle bağımlı olduğunu çarpıcı biçimde fark eden gelişmiş ülkeler, bu bağımlılığı ortadan kaldırmak veya asgari seviyeye indirmek için imalat sektöründen hizmetler sektörüne doğru bir geçiş yaşamışlardır.

Enformasyon toplumu olarak adlandırılan yeni dönemin, insanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir hızla gerçekleşmesinin temel nedeni, bu teknolojilerin gelişme hızı yanında ekonomik sektörlerin, sermayenin ve bireylerin bunlara uyum sağlama esnekliklerinin yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Böylece kısa bir sürede, buhar makinesinin yerini bilgisayarlar, fiziksel emeğin yerini zihinsel emek, mekanik üretim tarzının yerini robotik sistemler ve mal/hizmet üretiminin yerini de teorik bilgi ve yüksek teknolojiye dayalı ürünler almıştır.

Enformasyon Teknolojileri ve Yeni Toplumsal Yapıya Yönelik Genel Bir Bakış Açısı

Amerika ve Japonya gibi ileri derecede gelişmiş ülkelerde, 1960’lardan itibaren yapısal özellikleri itibariyle farklılıklar arz eden köklü değişimler ortaya çıkmıştır. 1980’lerde tümüyle belirginleşen söz konusu değişimler paralelindeki toplumu tanımlamak için;

  • Paul Holmes “ kişisel hizmet toplumu ”,
  • Ralf Dahrendorf “ kapitalizm-sonrası toplum ”,
  • Zbigniew Brzezinski “ teknokratik çağ ”,
  • Daniel Bell “ sanayi-sonrası toplum ”,
  • Peter F. Drucker “ bilgi toplumu ”,
  • Yoneji Masuda “ enformasyon toplumu ” ve
  • Manuel Castells “ network toplumu ” gibi kavramlar kullanmışlardır.

Son yıllarda ise, enformasyon teknolojilerinde yaşanan hızlı ve devrimsel gelişmeler sonrasında;

  • Dijital ekonomi ”,
  • Network ekonomisi ”,
  • Ağ ekonomisi ” ve
  • En çok kabul edileni olan “ Yeni ekonomi ” gibi kavramlaştırmalar giderek daha fazla rağbet görmektedir.

Bilgi, elbette yeni bir kavram değildir. Bilginin ekonomik büyüme açısından taşıdığı önem, on sekizinci yüzyıl sonu ile on dokuzuncu yüzyıl düşüncesinin büyük bölümünde temel rol oynamıştır.

Marx ve Schumpeter gibi klasik iktisatçıların bilgiye atfettikleri önemi düşünmek, iktisatçıların da tıpkı tarihçiler ya da sosyologlar gibi bilgi birikiminin uzun dönemli büyüme açısından taşıdığı vazgeçilmez önemi her zaman farkında olduğunun kanıtıdır. Bununla birlikte, yeni olan bazı yapısal unsurlar öne çıkmaktadır. Bunları kısaca aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkündür:

  1. Bilgi birikimi sürecinin çeşitli unsurlarına ilişkin formel büyüme modellerindeki ekonomik entegrasyon,
  2. Yeni enformasyon teknolojilerinin, bilgi birikimi süreci ile buna bağlı olarak büyüme süreci üzerindeki etkileri (yeni ekonomi ve açık küresel elektronik ağların ortaya çıkışı),
  3. Giderek büyüyüp genişleyen bir kodlanmış bilgi tabanının daha rutin kullanımı sayesinde ortaya çıkan bilgi iyileştirmelerinin kazandığı önem (öğrenen ekonominin çeşitli yorumları gibi).

Enformasyon Teknolojilerinin Toplumsal Yaşama Yansıma Süreci: Enformasyon teknolojilerinin ekonomik hayatta işletimlerine imkân tanıması amacıyla, telekomünikasyon alt yapısının ve bunun üzerinde kurulacak enformasyon ağının tartışıldığı çok sayıda toplantı düzenlendi.

Dönemin ABD Başkanı Clinton ile yardımcısı Gore, üretkenliği azalmakta olan ekonominin yeniden düzene sokulabilmesi için dönüm noktası olacak bir dönüşümü hedeflediler ve yoğun çalışmalar başlattılar.

Bu çalışmalar, elektronik olarak taşınan enformasyonun optik olarak da taşınmasına imkan sağlamak amacıyla; enformasyonun çok büyük hızlarda işlenmesi, saklanması ve iletilmesi yönünde güvenilir bir optik iletişim ağının mevcut telekomünikasyon altyapısı üzerine kurulması yönündeydi. Çeşitli evrelerden geçen bu çalışmaların sonucu, “Ulusal Enformasyon Ağı Altyapısı” olarak bilinmektedir.

Yeni Teknolojiler, Yeni Toplumsal Yapı ve “Yeni Ekonomi”: Yeni ekonomi olarak adlandırılan bu sistem, yapısal olarak üç temel etkene dayanmaktadır:

  1. Enformasyoneldir; Bu yeni ekonomide şirketler, bölgeler ve ülkeler gibi birimler ya da aktörlerin üretkenliği ile rekabet gücü, en yüksek verimliliği sağlayacak şekilde enformasyon üretme, işleme ve uygulama kapasitelerine dayalıdır.
  2. Küreseldir; Üretim, tüketim ve dolaşım faaliyetlerinin -sermaye, emek, hammadde, yönetim, piyasalar, teknoloji ve enformasyondan oluşan- bileşenleri yanında, kilit faaliyetleri de ya doğrudan doğruya ya da ekonomik aktörler arasındaki bağlantılar ağı üzerinden küresel ölçekte örgütlenmiştir.
  3. Ağ örgütlenmesine dayalıdır; Yeni bir döneme işaret eden tarihsel koşullar içinde hem üretim hem de rekabet, küresel girişim ağları arasındaki etkileşim ağı üzerinden gerçekleşir.

Bu teknolojilerin sahip olduğu üç temel karakteristik; toplumsal, ekonomik ve örgütsel çerçevede yeni yapısal dönüşümlere yol açmıştır:

  1. Enformasyon ve bilişim sektörlerindeki maliyetlerde görülen dramatik düşüş,
  2. Bilişim ve bilgisayar teknolojilerini tek noktada birleştiren teknoloji güdümlü “dijital buluşma” ve
  3. Uluslararası elektronik ağ ilişkilerindeki hızlı büyüme.

Kısacası, bu tarihsel kopuş; dünya tarihinde daha önce hiç rastlanmadık oranda kalabalık insan gruplarının, oransal olarak kendilerinden çok daha fazla insan gruplarıyla, daha yoğun ve çeşitli iş biçimleri üzerinden, dünyanın pek çok köşesinde ve daha eşit bir zeminde sürece katılarak gerçek zamanlı rekabette yer almasıyla mümkün hale gelmiştir. Bilgisayarlarla, e-postalarla, network ağlarıyla, telekonferanslarla ve dinamik yeni yazılımlarla desteklenen yeni ekonomi, her geçen gün daha da güçlenmektedir.