ÜNİTE 6: YENİ MEDYA DÜZENİNDE KAMUSAL ALAN, DEMOKRASİ, İLETİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜ VE TOPLUMSAL DENETİM

Giriş

Siber-ağlar ve yeni medya düzeni sayesinde toplumsal yapı ile toplumsal kurumlar tartışma götürmez bir biçimde sanallaşırken; söz konusu durum, olumlu anlamda “küresel köy” ve olumsuz anlamda da “kültürel emperyalizm” teorileriyle özdeşleştirilmektedir.

Yeni Medya Düzeni

Amerika ve Japonya gibi ileri derecede gelişmiş ülkelerde, 1960’lardan itibaren yapısal özellikleri itibariyle farklılıklar arz eden köklü değişimler ortaya çıkmıştır. 1980’lerde tümüyle belirginleşen bu değişimler paralelindeki toplumu tanımlamak için; Zbigniew Brzezinski “teknokratik çağ”, Daniel Bell “sanayi-sonrası toplum”, Peter F. Drucker “bilgi toplumu”, Yoneji Masuda “enformasyon toplumu”, Manuel Castells “network toplumu” ve Marshall McLuhan “küresel köy” kavramlarını kullanmıştır. Son yıllardaysa, bilişim teknolojilerinde yaşanan devrimsel gelişmeler sonrasında; “ağ toplumu”, “yeni ekonomi” ve “yeni medya düzeni” kavramları da rağbet görmektedir.

Yeni medya kavramı, bilişim teknolojilerinde yaşanan devrimsel yeniliklere paralel olarak, 2000’li yıllara doğru “multimedya” (çoklu ortamlar) kavramının yerine kullanılmaya başlanmıştır. Multimedya; veri, metin, görüntü ve ses gibi farklı iletişim biçimlerini tek bir şebeke içinde bütünleştiren bir platformken; bilişim teknolojilerinin ürünü olan yeni medya, dijital bir medya olmanın çok ötesinde, etkileşimli (interaktif) bir enformasyon dağıtım aracıdır. Internet de, yeni medya içinde ilk akla gelen ve öne çıkan teknoloji olmaktadır.

Yeni medya; “yüksek bir ivme hızı ve süreklilik gösteren söz konusu teknolojik dönüşüm sürecinin birbiriyle bağlantılı yeniliklerinin laboratuvar ortamından çıkartılıp piyasalarda tüketime sunulmuş ve iletişim etkinliğinin sosyoekonomik değerine koşut olarak, günlük yaşamın ayrılmaz birer parçası haline gelmiş ürünleri” şeklinde tanımlanabilir.

Yeni medya düzenine ait temel eğilimler altı başlıkta toplanabilir:

  • Bilişim teknolojilerinin bellek kapasitesi ve hızında yaşanan gelişmelerle; bir yandan maliyetler düşerken diğer yandan kalite ve performansın hızla yükseliyor olması.
  • Telekomünikasyon, bilgi-işlem ve yayıncılık alanları ile bunlara yönelik ürün ve hizmetlerde, teknolojik bütünleşme ile yöndeşmenin hız kazanması.
  • Bilişim teknolojilerinin hız, kapasite ve yenilikçilik özelliklerindeki artışlara rağmen, minyatür boyutlara indirgenmeleri ve kolayca “taşınabilir” hale gelmeleri.
  • Piyasayı büyütüp kullanıcı sayısını arttırmak gibi ekonomik amaçlar doğrultusunda, bilişim teknolojilerinin kullanımı her yeni ürünle beraber daha da basitleşmekte ve eskiden olduğu gibi teknik uzmanlık gerektirmemektedir.
  • Bilgisayarlar arasında mesaj alışverişinde kullanılan sistemlerin şebekeleşmeleri, bu şebekelerin birbirleriyle bağlantısı (internet) ve ağ yetenekleri (networking) artmaktadır.
  • Hedef kitle anlayışının öne çıkması.

Yeni medyayla ilgili kuramsal yaklaşımlar çok boyutlu olmakla birlikte, temel olarak üç ana başlık altında incelenebilirler:

  • Yeni medyayı ekonomi-politik açısından ele alan ve Garnham, Golding, Murdock gibi kuramcıların öncülüğündeki yaklaşım : Bilişim teknolojilerini, piyasanın büyümesi ve ihtiyaçların üretilmesi noktasında “araç” olarak kabul ederken; yeni medya konusunda da, “tüketim pratiklerinin ekonomisine” odaklanılmasını öne sürer.
  • Yeni medyayı toplumsal-kültürel pratikler bağlamında ele alan ve “kültürel çalışmalar” ekolü ile “post-yapısalcı” kuramdan beslenen yaklaşım: Yeni medya ortamının alımlanması ve sanal evrende kimlik üretimi konularına odaklanmaktadır. Bireyler, hem kendini ifşa etme olanaklarına kavuşmakta hem de sürekli olarak daha fazla gözetim altına alınmaktadırlar.
  • Yeni medyayı liberal-çoğulcu paradigma içinde ele alan ve demokrasinin işlerliği açısından konuya bakan yaklaşım: Teknolojik determinist bir içerime sahip olan bu görüştekiler; bilişim teknolojilerinin sadece belli bir azınlığın değil, geniş kitlelerin bilgi ve enformasyona istediği zaman ulaşmasına olanak verdiği inancındadırlar.

Genel bir toparlama yaparsak; yeni medya düzeni, birbiriyle bağlantılı dört önemli süreçte merkezi bir rol oynamaktadır:

  1. Moderniteden post-moderniteye geçiş
  2. Endüstriyel toplumdan enformasyon toplumuna geçiş
  3. Küreselleşme
  4. Merkezi jeopolitik ulusal sistemin dağılması

Yeni Toplumsal Yapı ve Yeni Medya Düzeni İçinde Bilişim Teknolojilerinin Rolü

Teknoloji; bilgi ve yönetim aşamaları arasında, karşılıklı bağımlılık ve sinerjinin belirleyici olduğu döngüsel bir yeni sistem ortaya çıkarmaktadır. Bu döngü, aynı ölçüde büyük örgütsel ve kurumsal değişiklikler sağlandığında, daha büyük bir üretkenliğe ve verimliliğe yol açacaktır. Bu sistem, yapısal olarak üç temel etkene dayanmaktadır:

  • Enformasyoneldir; sistemdeki -ülkeler, bölgeler, şirketler gibi- aktörlerin üretkenliği ve rekabet gücü, en yüksek verimliliği sağlayacak şekilde enformasyon üretme, işleme ve uygulama kapasitelerine dayalıdır.
  • Küreseldir; üretim, tüketim ve dolaşım faaliyetlerinin -enformasyon, teknoloji, yönetim, piyasalar, sermaye ve emekten oluşan- bileşenleri yanında, kilit faaliyetler de ya doğrudan doğruya ya da ekonomik aktörler arasındaki bağlantılar ağı üzerinden küresel ölçekte örgütlenmiştir.
  • Ağ örgütlenmesine dayalıdır; yeni bir döneme işaret eden tarihsel koşullar içinde üretim ve rekabet, küresel girişim ağları arasındaki etkileşim üzerinden gerçekleşir.

Yeni dönemin temelinde; bilişim teknolojilerinde yaşanan ve bazen söz konusu gelişmelere neden olan bazen de bunları kolaylaştıran hızlı teknolojik dönüşümler yer almaktadır. Bu teknolojilerin sahip oldukları aşağıdaki karakteristikler; sosyoekonomik ve örgütsel çerçevede de yeni yapısal dönüşümlere yol açmıştır:

  • Enformasyon ve bilişim sektörlerindeki maliyetlerde görülen dramatik düşüş,
  • Bilişim ve bilgisayar teknolojilerini tek noktada birleştiren “dijital buluşma”,
  • Uluslararası elektronik ağ ilişkilerindeki hızlı büyüme

Mark Poster, bilişim teknolojilerinin yaygınlaşmasının, bilgi ve enformasyonun elektronik olarak dolayımlanmasına neden olduğunu ve bunun da toplumsal ilişkilerin dolaşım ağını etkilediğini belirti. Poster, burada uygarlığı üç aşamada ele alır:

  • Yüz yüze ve sözlü gelenek dönemi
  • Matbaa aracılığıyla yazının dolayıma girdiği dönem
  • Elektronik değişim dönemi

Başta enformasyon toplumu, küreselleşme, postmodernizm ve yeni ekonomi olmak üzere birçok kuramla ilişkilendirilen yeni medya düzeni, “coğrafi ve toplumsal sınırları ortadan kaldıran ve insanları, fikirleri ve malları, zaman ve mekan içinde daha önce hiç olmadığı kadar hızlı ve güvenli taşıyan ulaşım teknolojileri, bilgisayarlar, uydu yayıncılığı ve diğer teknolojik keşiflere” işaret etmekte ve onlar üzerinde yükselmektedir.

Yeni medya düzeninin ortaya çıkış süreci, teknolojik açıdan üç kategoride ele alınabilir:

  • Enformasyonun aktarılmasında kapasite gelişimini sağlayan kablo sistemleri
  • Uzun-mesafe iletişimini olanaklı hale getiren uydu sistemleri
  • Enformasyon işleme/ saklama/ dağıtmada bilgisayarların dijital yapısının kullanılmaya başlaması

Yeni Medya Düzeninde Bir Dönüştürme Mekanizması Olarak Internet

Yeni medyanın en karakteristik argümanı olan internet, Michel Gensollen’e göre, hem işlevsel ve ekonomik üstünlükleri, hem de Batı’daki egemen değerlere yatkınlığı nedeniyle sıra dışı bir başarıya ulaşmıştır. Barry Wellman’a göreyse; e-posta, facebook ve twitter gibi olanaklar sayesinde, kızgınlık veya mutluluk gibi duyguların yansıtılabileceği bir kişilerarası medya olarak kendini sunmaktadır. Böylece, özel-toplumsallığın güçlenme eğilimine ait yapısal olarak izin vererek, çağdaş bireyciliğin hem bencil hem de anlatımsal iki boyutuna birden karşılık gelir.

İletişimi kültürel olmaktan ziyade teknolojik bağlam içerisinde ele alan Marshall McLuhan’ın “sıcak ve soğuk iletişim araçları” şeklindeki kategorik ayrımı, mekanik ve elektronik çağların niteliklerini belirleyen teknolojik farklılaşmalara referansta bulunur. Sıcak iletişim araçlarıyla kastedilen, yüksek düzeyde enformasyona dayalı içeriğe rağmen katılımın sınırlanmış olmasıdır. Özellikle, yazılı medya ile karakterize olan bu kategori, enformasyon akışını değiştirmede bireylerin katılımına gereksinim duymaz. Soğuk iletişim araçları ise, izleyici katılımına daha fazla olanak tanır, ancak enformasyon yoğunluğu düşüktür. Telefon ile karakterize olan bu grup, karşılıklı diyalog ortamına izin vermekte ve en az iki kişinin iletişim sürecine aktif olarak katılımıyla ortaya çıkmaktadır.

İnternetin sunduğu olanaklar; öncelikle ses, görüntü, imaj ve metni birleştiren niteliğinden kaynaklanır. Bu anlamda internet; enformasyonun çok sayıdaki biçimselliklerinin bir araya getirilmesiyle işlev görür. Yerel, ulusal ve uluslararası erişim olanakları sağlayan, bu anlamda zaman ve mekanla sınırlı olmayan küresel bir iletişim biçimidir. Internet, yeni medyanın en güçlü temsilcisi sıfatıyla, kendisinden önceki iletişim biçimlerini neredeyse tamamen geçersizleştirmektedir. İnternetin -aranan her tür dokümanı bulmaya ve bireysel çıktıları herkese açmaya elverişli yapısallığı nedeniyle- “özgün medya” düzenine işaret ettiği ve kitle medyasının edilgen, dikte edici, zorba karakteristiklerini alaşağı ettiği ileri sürülmektedir. Bu anlamda internet, “türdeş medya” dışında her şeydir. Internet, evrenselliği, esneklik kabiliyeti, aktarım biçimleri ve kullanımının az masraflı olmasından dolayı, geleceğin alternatifsiz medyası olarak gösterilmektedir.

Yeni medya -özellikle internet-, geleneksel medya ile kitle iletişim araçlarının – en azından bir arada- sahip olmadığı kompleks özelliklere sahiptir:

  • Çok Ortamlılık: Internetin sunduğu olanakların sonucu olan çok ortamlılık (multimedya), neredeyse sonsuz miktarlardaki enformasyon türünün üretilmesine ve sunulmasına imkan tanımaktadır.
  • Paket Anahtarlama: Internet üzerinden veri taşıma yöntemidir. Mesajları alt bölümlere ayırır, ilgili yerlere gönderir ve yeniden toplar.
  • Hiper-metin: WWW üzerinde kurulu, yapısal bir oluşumdur. Metinsel enformasyon türleri arasındaki bağlantı ile bu bağlantıları sağlayan mekanik yapılar, kullanıcıların sınırsız şekilde bir metinden diğerine geçiş yapmalarına olanak sağlamaktadır.
  • zamanlılık: Internet üzerinden iletişim, hem eş-zamanlı hem eş-zamansız hem de gerçek zamanlı olarak üç şekilde gerçekleşebilmektedir. Sohbet (chat) ve sanal konferans gibi ortamlarda eş-zamanlı iletişim; e-posta ve haber grubu ortamlarındaysa eş-zamansız etkileşim gündeme gelmektedir.
  • Karşılıklı Etkileşimlilik : Karşılıklı etkileşimlilik, alıcının göndericiye geri bildirim yapmasını sağlayan bir iletişim ağıdır. Bu aynı zamanda, iletişim sürecine katılan bir alıcının, teknik düzenlemeler yardımıyla verici haline gelmesi ya da kaynağın mesaj üzerindeki kontrolünü arttırabilmesi anlamlarına gelmektedir.
  • Kitlesizleştirme: Yeni medya düzeninin kişilerarası -yani yüz yüze- bağlantı olanağı sayesinde, araç üzerinden bireyin kontrolünün sağlanması olarak tanımlanabilir. Bu, geniş bir seçenek menüsünden internet kullanıcısının seçim yapabilme yeteneğidir.

Internet, hem giderek atomize olan ve yalnızlaşan hem de içe dönük ve sıkılgan kişilik yapıları nedeniyle gündelik yaşamda toplumsallaşamayan bireylerin, “diğerleri” ile iletişime girmelerine imkan veren ve kişileri adeta görünmez sicimlerle birbirine bağlayan yeni bir kamusal alana dönüşmektedir. Kısa süre öncesine kadar hayal bile edilemeyecek kadar gelişkin bir “kamusallık alanı”na dönüşen internet; sunduğu çeşitli imkanların yanında, iktidar yapılarını ve eşitsizlikleri sabitleme potansiyeline de sahiptir. Ancak, çağ dönümlerinde insanlığın karşısına çıkan her yeni teknoloji gibi internetin de olumlu ve olumsuz birçok faktörü beraberinde getirmesi, insanlığa umut yanında çeşitli kaygılar da aşılamaktadır. Internet, kamusal alanın elektronik ortamda yeniden inşası yanında, çok seslilik ve farklılaşmalara dayalı olarak “gerçek demokrasi” vaatlerini de içinde barındırmaktadır. Ancak bu olumlu getirileri yanında; yeterli donanıma ve eğitim alt yapısına sahip olmayanları feda ederek bilgi aristokrasisine yol açması, dijital tiranlar doğurması, iktidarların çok seslilik ve farklılaşmaları denetleme eğilimleri sonucunda gözetim pratiklerini en üst noktalara taşıması gibi kaygılar da göz ardı edilmemelidir.

Yeni Medya Düzeni ve Sanal Cemaatler

Sanal cemaatler “siber-uzayda kişisel ilişki ağlarını şekillendirmek üzere yeterli sayıda insanın, yeterli uzunlukta kamusal tartışmayı, yeterli insani hislerle gerçekleştirdiği zaman ağda ortaya çıkan” postmodern kabileler olarak görülmektedir. Sanal cemaatler içinde bireyler, bir enformasyon arayışından ziyade “ötekinin yok edildiği” bir toplumsal ilişkiler arayışı içindedirler. Ancak M. Young’un da belirttiği gibi, “öteki”ne karşı tahammülsüzlük üzerine temellenen ve her üyesinin “aynı payda içinde” buluştuğu sanal cemaatler, aralarındaki ortak noktalar yoluyla sadece simetriyi öne çıkararak “farklılıkları” ısrarla reddederlerken, küçülme ve içe dönme tehlikesiyle de karşı karşıya kalmaktadırlar.

Sanal cemaatlerde, -muhafazakar, Marksist, anarşist, vb. gibi- çok farklı düşüncelere sahip olanların sadece kendileri gibi düşünenlerle bir araya gelmeleri, “grup kutuplaşması” adı verilen olguya yol açmaktadır.

Yeni medya düzeninde bireylerin büyük kısmı, kendilerine iletilecek enformasyon ile görüşleri, kendi bakış açıları ve tercihleri doğrultusunda kısıtlamak suretiyle “kişiselleştirme” sürecine girmektedirler.

Yeni medya düzeninde yer almak, sadece bilişim teknolojileriyle değil, toplumsal değişimin dinamikleri ve yaşamın kendisiyle de ilgili “dönüştürücü” bir durumdur. Fakat, geniş kitleleri kapsayan çok sesli ve çoğulcu karakteristikteki her tür tartışmanın özgürce gündeme geldiği yeni bir kamusal alan ve katılımcı bir düşünce platformu bağlamında gerçek bir demokrasi mabedi olduğu ileri sürülen internet; bireylerin kendi dünya görüşleri doğrultusunda yaptıkları kısıtlama ve süzgeçten geçirme işlemleri sonrasında, bakış açılarında bir daralma ve buna bağlı olarak demokrasiye yöneltilmiş bir tehdit olarak da ortaya çıkmaktadır.

Sanal cemaatlerin bir diğer kesişim noktası olan “öteki”ne karşı tahammülsüzlük faktörü, internet ile demokrasiyi aynı potada bir araya getirip bütünleştirmek bir yana, tamamen karşıt kavramlara dönüştürebilmektedir. Demokrasi kültürünün temel unsuru, ‘öteki’ ile karşı karşıya gelme, düşünsel çatışmalar içine girme ve sonra da bir anlaşma zemini oluşturma çabalarıdır. Sanal cemaatlerde ise, öteki ile birlikte olma, ötekinin varlığına katlanma veya ortak bir payda bulmak için çabalama durumları söz konusu değildir. İnternet ortamında ‘çoğulculuk’ değil ‘çok seslilik’ söz konusudur; oysa demokrasi, karşıt seslerin birbirlerini duymasını ve iletişim kurmak için uğraşmasını gerektirir.

Sanal Demokratik Yapılanma ve Yeni Medya Düzeni İçinde Kamusal Alan’ın Yeniden Tanımlanması

Tüm toplumsallıkların içine taşındığı alternatif bir kamu ortamına dönüştüğü iddia edilen internetin, toplumsal yapı üzerindeki etkilerine yönelik iki yaklaşım söz konusudur:

  • Birincisi, “ilerlemeci” perspektifte bilişim teknolojilerinin özgürleştirici etkilerini öne çıkararak, yeni medya düzeninin daha demokratik bir yapı sergileyeceğini; internetin anarşist karakteristiği sayesinde, sansür imkanının zorluğu ve zaman-mekandan bağımsızlığı gibi özellikleriyle otoriter yönetimlerin sınırlanacağını belirtmektedir. Bu “teknolojik determinist” yaklaşım, modern sosyal teorideki “aydınlanmacı gelenek” ile örtüşmektedir.
  • İkinci görüşse, teknolojik determinizme karşıt şekilde, teknolojinin de toplumsal olarak inşa edildiği yönündedir. Bu görüşün savunucuları, internet gibi bilişim teknolojilerinin tek başlarına değişim ajanı olamayacağını; tam aksine, kurulu düzenleri pekiştirici bir etki ortaya çıkartacaklarını ileri sürmektedirler.

Teknolojik determinist görüşü savunanlar, sınırsız enformasyona erişim imkanı ve serbest giriş ortamı sağlaması açısından internetin, mevcut iktidar ilişkilerinin karakteristiklerini değiştirdiğini; insanlık tarihinde ilk kez sınıf, ırk ve din sınırlaması olmadan, belli bir ortama herkesin eşit şartlarda girmesini sağlayarak, yönetenler ile yönetilenler arasındaki güç dengelerini sarstığını iddia etmektedirler. Karşıt görüştekilerse, enformasyon toplumu ile yeni medya düzeninin, yönetici grubun çıkarlarına hizmet etmek için geliştirilmiş bir mit olduğu düşüncesindedirler.

Bilişim teknolojilerinin -Foucault’cu bir söylemle- toplumun her alanına yayılmış kılcal damarları, bireyleri edilgenleştirme yanında; yeni medya düzeninde iktidarları daha da katı bir şekilde kurumsallaştırmakta ve onların kolektif bir bilince dönüşümünde etken bir rol oynamaktadır.

İlerlemeci görüş yanlıları, ayrıca geleneksel demokrasinin gecikmeli işleyen temsili kurumları yerine; yeni medya düzeni ile internet sayesinde, vatandaşların istek ve tercihlerinin anında belirlenmesinin mümkün olması ve enformasyona anında ulaşabilme imkanından dolayı, demokratiklik düzeyinin artacağı öngörüsündedirler. Burada gözden kaçan noktaysa internetten daha çok “hangi grupların” yararlanmakta olduğu sorunsalıdır. Enformasyonun denetimi, günümüzdeki ‘güç mücadelelerinin’ temelini oluşturduğundan; enformasyonun ‘nasıl’ ve ‘kime’ doğru aktığı ve bilişim teknolojilerinden aslında kimlerin yararlandığı sorularının cevapları açık şekilde ortaya konmazsa, katılımcı demokrasiden bahsetmek sadece teoride kalacaktır.

Yoneji Masuda, enformasyon toplumlarında demokrasinin farklı bir nitelik alacağını ve “enformasyon demokrasisi”nin ortaya çıkacağını söyler. Bu da, dört kriter üzerinde yükselecektir:

  • İlki, özel yaşamın gizliliğinin korunmasıdır.
  • İkincisi, bilme hakkıdır.
  • Üçüncüsü, kullanım hakkıdır.
  • Dördüncüsü de, her vatandaşın küresel enformasyon alt yapısının yönetimine doğrudan katılım hakkıdır.

Yeni Medya Düzeninde Mahremiyetlerin ve Bireysel Özgürlüklerin İhlali

Kamusal alandan ayrışmış olarak, kişilerin kendilerine ait dünyalarını ve buradaki her tür pratiği kapsayacak şekilde özel alan içinde hayat bulan mahremiyetler; geri çekilinebilecek veya kaçılabilecek bir bağışıklık alanı, kamusal alanda ihtiyaç duyulan silah ve zırhların bir kenara bırakılabileceği ve dış dünyada korunmak için giyilen çalımlı kabuğun çıkarılıp atılabileceği bir yer olarak tanımlanabilir. Mahrem alanı bireysel inisiyatifler platformuna çekenlerse, konuyu “bireyler, gruplar ya da kurumların kendilerine ait bilgilerin ne zaman, ne ölçüde ve nasıl ötekilerine aktarılabileceğini kendilerinin belirleme hakkı” olarak ele almaktadırlar.

En genel şekliyle üç tip mahremiyetten bahsedilebilir:

  • Bireyleri saran fiziksel alanın korunmasını içeren mekânsal mahremiyet;
  • Bireylerin haksız ve zarar verici müdahalelere karşı korunması olarak bireysel mahremiyet;
  • Özel nitelikteki verilerin toplanması, saklanması, işlenmesi ve dağıtımının ne şekilde yapılacağını denetlemenin bireylere ait olması anlamında da enformasyon mahremiyeti.

Modernitenin karşı karşıya kaldığı başlıca sorunlar; ekonomik durgunluklar nedeniyle konjonktürel şekilde ortaya çıkan işsizlik, uluslararası politikalar ile anlaşmazlıkların yol açtığı savaşlar ve otoriter rejimlerdi. Günümüzde bunların yerlerini, bireylerin kavrayamayacağı kadar hızlı seyreden toplumsal dönüşümlere uyum sağlayamamaktan kaynaklanan gelecek korkusu, bireysel ve örgütlü terör hareketleri, özel yaşamın mahremiyetine yönelik tecavüzlerin artması ve bireysel mahremiyetler üzerinde devletin sınırsız müdahalesine imkan tanıyan bilişim teknolojilerinin yaygınlaşması almaktadır.