Ünite 6: Yeni Assur ve Yeni Babil Uygarlıkları

Giriş: Kaynaklar

Yeni Assur ve Yeni Babil krallıklarının tarihi, birçok farklı kaynaktan gelen bilgilerle yazılır. Bu kaynaklar üç başlık altında toplanabilir: Yazılı kaynaklar, arkeolojik kaynaklar ve yabancı kaynaklar.

MÖ birinci binyılın ilk yarısını kapsayan bu iki krallık dönemi için yazılı kaynaklar oldukça zengindir. Özellikle Yeni Assur Krallığı, resmi kayıtların tutulması konusunda oldukça titiz davranmıştır. Başkentler ve eyalet merkezlerinde bulunan resmi arşivlerde sayısız çivi yazılı belge günümüze ulaşmıştır. Başkentlerde devletin hizmeti için yazıcı sınıfını yetiştiren okulların bu dönemde de önemli bir kurum olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Sümerler döneminden itibaren geleneksel hale gelmiş olan tapınaklardaki eğitim de devam etmektedir. Halkın okuryazar olduğu konusunda herhangi bir veri yoktur. Çeşitli borç senetleri, mal listeleri, masraşar gibi ticari yazışmalar genellikle kiralanan bir kâtip yardımıyla kayıtlara geçirilmekteydi. Yazıcılardan bir bölümünün serbest çalıştığı, ticarette ihtiyaç duyulan kayıtları tuttuğu anlaşılmaktadır.

Yazılı kaynaklar genellikle resmi niteliklidir. Devletin ideolojisine uygun bir biçimde tutulan kayıtlar birkaç grupta ele alınabilir: Bunlar arasında Assur annalları (kral yıllıkları), gösteriş yazıtları, mektuplar, limmu listeleri ve synkroniktik kral listeleri (Assur ve Babil kralları paralel biçimde verilir) dönemin tarihi konusundaki en temel kaynaklardır. Ayrıca MÖ sekizinci yüzyıl sonrasında yaygınlaşan Arami dokümanları da bu gruba dâhil edilir. Gösteriş yazıtları, sefer yapılan bölgelerde, ulaşılan son noktalarda ana kayalar üzerine yapılan kabartmalarla birlikte yazılmıştır. Bunlar da Assur’u yüceltmek amacıyla yazdırılmıştır ve yıllıklardaki abartılı ifadeleri tekrarlarlar.

Yeni Assur Krallığı’nın çağdaşı olan devletlere ait yazıtlarda da karşılıklı ilişkilere ait değerlendirmelere katkı yapacak bilgiler vardır. Bunlar Geç Hitit ve Urartu yazıtları, Gerekçe yazan Herodot gibi birçok tarihçi ve yazar bu krallıktan ve kentlerinden söz ederler. Yazılı belgelerden kral yıllıkları Assur tarihini öğrenmek, limmu listeleri ise kronolojisini (zamanı) belirleyebilmek için değerlendirilmesi gereklidir.

Yeni Assur dönemi boyunca güçlü kralların hemen hepsi, taş steller üzerine ve tabletlere her yıl yaptıkları önemli işleri yazdırmışlardır. Bu yazıtlar kralın tahta çıktığı yıldan itibaren tutulmakta ve her yıl yapılan eylemler, “krallığımın ikinci yılında, üçüncü yılında” gibi ifadelerle başlamaktadır. Yeni Assur döneminin güçlü krallarına ait annallar büyük oranda günümüze ulaşmıştır. Ancak yukarıda belirttiğimiz gibi bunlar tek yanlıdır ve yalnızca başarılardan söz ederler.

Yeni Assur döneminde her yıl Mart ayının ikinci yarısında kutlanan Yeni Yıl törenleri, o yıl için seçilen yüksek bir memur tarafından yönetilir ve o yıl, töreni yöneten bu memurun adıyla anılırdı. Yazıtlarda önemli bir olay anlatılırken “filanın limmu yılında” diye tarih düşülürdü. Bu memurların adları tabletlere arka arkaya yazılarak listeler oluşturulmuştur. Yeni yıl törenlerini, tahta çıktıkları ilk yıl krallar yönetir ve böylece krallıklarının başlangıcında listelere girerlerdi. Yeni Assur döneminde, yaklaşık 250 yıllık bir süreç için limmu listeleri eksiksiz denebilecek şekilde günümüze ulaşmıştır.

Yeni Assur Krallığı’nın başkentlerinde ve eyalet merkezlerinde, devletin resmi yazışmalarının korunduğu kil tablet arşivleri bulunmaktaydı. Bu arşivlerde mektuplar, casus raporları, ekonomik ve askeri gelişmeleri içeren yazışmalar saklanmıştır.

Ayrıca başkentlerdeki arşivlerde kutsal metinler de korunmaktaydı. Yeni Assur krallarından Aşurbanipal sanata ve bilime önem vermekte, geçmişle ilgilenmekteydi. Hatta yazıtlarda kendisine Sümerce ve Akkadca belgeleri anlayabildiği, en zor matematik problemleri çözebildiği biçiminde övgüler yapılmıştır. Sümer ve Babil ülkesine yaptığı seferlerden sonra, tapınaklarında saklanan tabletleri ülkesine taşımış ve yazıcılarına bunların kopyalarını yaptırmıştır. Bütün bu tarihsel belgeleri Ninive’de büyük bir kütüphane haline dönüştürdüğü arşivinde sistematik bir biçimde düzenletmiş ve saklamıştır. Burada bilim adamlarının kullandığı standart listeler, referans kitapları, iki dilli sözlükler, işaret ve eşanlamlı sözcük listeleri, tıbbi tanı listeleri, kehanet, dinsel tören ve büyü özetleri gibi metinler de bulunmaktadır. Sümerlere ait ünlü Yaratılış Destanı ve Gılgamış Destanı gibi edebiyat yapıtları Ninive’deki tabletler sayesinde okunabilmiştir.

Arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan Assurlulara ilişkin buluntular, bu devletin yapısını, mimarisini, sanatını, toplumun yaşam biçimini ve ulaşılan refah seviyesi gibi ayrıntıları öğrenmemize katkı yapar. Assur kralları ülkenin merkezi bölgesi olan Büyük Zap ve Küçük Zap ırmaklarının Dicle’ye karıştığı bölgede dört başkent ve birçok yerleşim merkezi inşa etmişlerdir. Ülkeye adını veren ve MÖ ikinci binyıldan itibaren siyasal ve kutsal merkez olan Assur kentidir. Sonra sırasıyla Kalhu (Nimrud), Dur-fiarrukin (Horsabad) ve Ninive (Koyuncuk) başkent olarak düzenlenmiş ve uygarlığın en seçkin mimari ve sanat yapıtlarının şekillendirildiği yerler haline getirilmiştir. Yukarı Dicle bölgesindeki Üçtepe, Ziyarettepe, Giricano gibi merkezlerde de yeni yazılı ve arkeolojik kaynaklar gün ışığına çıkarılmıştır.

Devlet Yönetimi

Yeni Assur ve Yeni Babil krallıklarında, Mezopotamya’nın geleneksel devlet yönetim anlayışı doğrultusunda en tepede kral bulunurdu. Kralın yönetici sülaleden gelmesi önemliydi. Tahtı zorla, bir taht entrikasıyla ele geçiren farklı sülale mensupları bile kendilerini yerine geçtikleri krala bağlayan yazıtlar veya şecereler yazdırmışlardır. Kral en büyük tanrıların yeryüzündeki temsilcisi, onun adına ülkeyi yöneten büyük rahip idi. Kralın kutsal kişiliği tanrılara, tapınaklara yaptığı hizmetler çerçevesinde kabul görürdü. Assur ülkesinde yalnızca kendi tanrıları değil, Sümer ve Akkad ülkesinin tanrıları da saygı görür, onların tapınaklarının kutsallığına inanılırdı. Kralın tahta tanrılar tarafından seçilerek oturtulduğuna inanılır, ya da yazıtlarda böyle olduğu vurgulanırdı. Tahta çıkış töreni de ülkenin en büyük tanrısının tapınağında gerçekleştirilirdi.

Assur ve Babil uygarlıklarında devlet yönetiminde, başkent ve eyalet merkezlerinde kralın altında, binlerce yılda gelişerek şekillenmiş köklü bir bürokrasi bulunmaktaydı. Yeni Assur Krallığı’nda bürokrasi Assur’dan sonra sırasıyla başkent olan Kalhu, Dur-Şarrukin ve Ninive kentlerinde hizmet etmiştir. Babil ise eski dünyanın en görkemli kült merkezi ve değişmez başkenti idi. Yeni Assur ve Yeni Babil krallıkları egemen oldukları bölgeleri farklı yöntemlerle merkeze bağlamaktaydı. Başkent ve çevresindeki büyük kentlerin imarı, buralardaki yönetim binalarının ve tapınakların inşası, tamiri ve masraşarı eyaletlerden gelen vergiler ve sefer sonrası elde edilen ganimetlerle karşılanmaktaydı.

Yeni Assur ve Yeni Babil kralları için sefere çıkmak yalnızca yeni topraklar elde etmek veya güvenliği sağlamak amacıyla yapılan bir iş değildi. İmparatorlukların merkezlerinde gelişen bürokrasi ve yönetici sınıfın giderleri için hazineye gelir sağlamak, vergilerin düzenli ödenmesini sağlayacak güç gösterisinde bulunmak, yeni işgücü elde etmek gibi birçok neden sefer gerekçeleri arasında sayılabilir. Assur Krallığı’nın merkezinde, “ekal maşarti” adı verilen kışla sarayda eğitim yapan düzenli bir ordusu vardı. Orduda iki sınıf bulunmaktaydı: Piyade ve süvari. Askerlerin çoğu piyade idi. Süvari sınıfı MÖ dokuzuncu yüzyıldan itibaren oluşmaya başlamıştır. Ayrıca esas vurucu gücü oluşturan savaş arabaları önemli oranda temsil edilmekteydi. Orduda kullanılan silahlar geleneksel ok, yay, kalkan, kılıç ve mızraktan oluşmaktaydı. Assurlular savaş arabaları yanında, kale kapılarını kırmak, surlarda gedik açmak için tekerlekli “koçbaşı” ve benzer ağır silahlar geliştirmişlerdi. Bronz levhalar ve taş bloklar üzerine işlenmiş savaş sahnelerinde bu tür silahlar ön planda işlenmiş ve Assur’un egemen gücünün sınır tanımazlığı vurgulanmıştır.

Kentleşme ve Sanat

Yeni Assur Krallığı’nın güçlenmesi, yeni başkent ve eyalet merkezlerinin inşası, anıtsal yapıların çoğalması, daha gösterişli heykel ve kabartma yapımına zemin hazırlamış gözükmektedir. Ekonomik ve siyasal alanda elde edilen güç, imparatorluğun ihtişamını gösteren birer propaganda aracı olarak bu tür yatırımları hızlandırmıştır. Bu dönemde Assur kralları, üç başkent, birçok eyalet merkezi, sayısız tapınak ve saray inşa etmiştir. Bütün bu kentler ve imar faaliyetlerinin gelişmiş bir altyapı sistemi vardır. Uzak bölgelerden içme suyu getirilmiş, bentler ve yollar inşa edilmiştir.

Yeni Assur döneminde inşa edilen başkent ve eyalet merkezlerinin ortak bir plan anlayışı vardır. Assur kentleri iki bölümden oluşur: Sitadel ve aşağı şehir. Ayrıca başkentlerde bir kışla saray (ekal maraşti) daha vardır. Sitadel, kentin yüksek bölümünde yer alırdı. Çevresi ayrı bir surla çevrilen sitadelde saray, tapınak ve kral ailesinden yöneticiler için yapılmış konaklar bulunurdu. Sarayın çevresinde botanik bahçesi bulunmaktaydı. Bu bölümde farklı türde hayvanlar da beslenmekteydi. Bu gelenek Doğu krallıklarında çok uzun süre benzer biçimde devam etmiştir. Aşağı şehir, halkın yaşadığı bölümdü. Bütün kentin çevresi ayrıca surla çevrilmişti. Surların kalınlığı yirmi metreyi aşmaktaydı.

Yeni Assur Krallığı döneminde kurulan ikinci başkent Dur-fiarrukin’dir. II. Sargon, kendi adını verdiği kenti, daha önce yerleşilmemiş bir bölgede bütün birimleriyle planlayarak inşa etmiştir. Kenti çevreleyen surların kalınlığı yirmi dört metre, uzunluğu ise yedi km kadardır. Sitadelde kendisi için inşa ettirdiği sarayın 200’den çok odası vardır. Sarayın kapılarına lamaşşular, duvarlarında da kabartmalar yerleştirilmiştir. Ülkenin dört bir yanından getirilen zanaatkâr ve on binlerce işçinin çalıştığı kentin inşası yaklaşık on yılda tamamlanmıştır. I. Sargon’un ölümünden sonra tahta geçen Sanhêrib Ninive’yi (Koyuncuk) başkent olarak yeni baştan inşa etmiştir. Sennaherib Kalde, Arami, Manna, Kue, Filistin ve Tyre’den tehcire tabi tuttuğu halkların işgücünden yararlandı. Yeni başkentin çevresi on üç km uzunluğunda surlarla çevrildi. Yeni sarayın girişi de Kuzey Suriye’deki Geç Hitit saraylarının modeli örnek alınarak “Bit Hilani” tipinde sütunlarla süslendi. Kapılar, Amanos Dağlarından getirilen sedir ağaçlarından yaptırıldı. Şehirde kışla saray (ekal maşarti) ve botanik bahçesinin yanı sıra su gereksinimini karşılamak için sukemerleri ve uzun kanallar inşa ettirdi.

Mezopotamya’nın en görkemli kentlerinden biri ve bu bölgede gelişen uygarlıkların son başkenti Babil idi. Babil, Yeni Assur Krallığı’nın yıkılışından sonra yüz yıla yakın bir dönem tek başkent olarak hizmet etmiştir. Babil MÖ ikinci binyılın ilk yarısında ünlü kanun yapıcı Hammurabi’nin sülalesine de başkentlik yapmıştı. Günümüze ulaşan anıtsal kalıntıların çoğu Yeni Babil döneminin güçlü kralları Nabopolassar ve Nebukadnezzar dönemine aittir. Babil’in boyutları 850 hektar kadardı. Bölgenin en büyük yerleşmeleri arasındaki kentte yaklaşık seksen bin kişinin yaşadığı varsayılmaktadır. Kentin çevresi iki sıra halinde surlarla çevrilmişti. Savunmayı güçlendirmek amacıyla surların dışına bir de hendek kazılmıştı. Fırat nehri kentin ortasından geçmekteydi. Nehrin doğu yakasında, kuzeyden güneye doğru sırasıyla Nebukadnezzar’ın sarayları, Babil Kulesi olarak adlandırılan Ziggurat ve Marduk Tapınağı Esagila gibi önemli yapılar sıralanmıştı. Orijinal yüksekliğinin doksan metre kadar olduğu hesaplanan Zigguratın günümüze yalnızca kalıntıları ulaşmıştır. Yazılı kaynaklarda Babil’de bin kadar da tapınak olduğu kaydedilmektedir

Kentteki saraylar, Assur saraylarından daha büyük ve renkliydiler. Kentin güneyindeki saray beş büyük avlu çevresinde toplanmış mekânlardan oluşmaktaydı. Taht odası, olağanüstü boyutlarda yapılmış; duvarları çeşitli bitki ve hayvan motifleri ve geometrik desenlerle bezeli sırlı tuğlalarla kaplanmıştı.

Yeni Assur Krallığı döneminde sanatın ulaştığı seviyeyi gösteren en önemli eserler, saray duvarlarını süsleyen kabartmalardır. Başkent Kalhu, Durfiarrukin ve Ninive’deki saraylar için dönemin sanatçıları tarafından yapılan bu kabartmalardaki figürler, yukarıda söylediğimiz gibi devletin gücünü ve kralın başarılarını ölümsüzleştirmek amacıyla düzenlenmişti. Mezopotamya uygarlıklarının keşfedilmeye başlandığı on dokuzuncu yüzyılda özellikle Londra/British Müzesi ve Paris/Louvre Müzesi adına Kuzey Irak’ta kazılar yapan Batılı uzmanlar bu saraylardaki eserlerin çoğunu ülkelerine götürmüşlerdir. Halen Assur sanatının bu en gözde eserleri söz konusu müzelerde sergilenmektedir. Babil’in sanat eserinin en görkemlileri, yukarıda sözünü ettiğimiz ünlü İştar Kapısı kabartmalarıyla birlikte Almanya’ya götürülmüştür. Yeni Assur döneminde taş bloklar üzerine işlenen sahneler, seferlerden, sefer sonrası yapılan kutlamalardan, dini törenlerden ve av sahnelerinden seçilmiştir. Bütün bu sahnelerde kral kusursuz bir biçimde yüceltilmiş olarak gösterilmiştir. Sahnelerin ayrıntıları, figürleri tanımlayan özellikler ve verilmek istenen mesaj büyük bir hassasiyetle belirlenmiş, benzer kabartmalarda benzer biçimde uygulanmıştır.

Yeni Assur sanatının özgün ve bu dönemin özelliklerini yansıtan yanları yanında geleneksel yanları da bulunmaktadır. İşlenilen bazı sahnelerdeki betimlemeler Sümer döneminden bu yana yinelenen öğelerdir. Örneğin iki tekerlekli savaş arabası ve altındaki ölü düşman askerini gösteren sahneler, Sümer dönemine ait ünlü Ur Standardı üzerindeki üslubuyla Yeni Assur dönemine kadar tekrar tekrar yapılmıştır. Yeni Assur döneminde heykeller genellikle tapınaklara armağan olarak yapılmaktaydı. Az sayıda heykel günümüze ulaşmıştır. British Müzesi’ndeki II. Aşurnasirpal ve İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi’ndeki oğlu III. Şalmaneser’e ait olan iki heykel seçkin örnekler arasındadır. Lamaşşular, Yeni Assur sanatının ağırlıkları kırk tona ulaşan anıtsal ve seçkin örneklerdir. Bunlar, insan başlı, hayvan gövdeli ve kanatlı olarak yapılan ve kötü ruhlardan sarayı korumak için sarayın girişine konulan heykellerdi. Assur kralları, tek parça taştan yapılan bu tür heykellerin, taş ocağından başkente getirilişini konu alan kabartmalar da yaptırmışlardır. Yeni Assur döneminde, başarıların hikâyeci anlatımı taş kabartmalar yanında bronz levhalar üzerine de uygulanmıştır. III. Şalmaneser dönemine ait Balawat kapı kabartmaları bunun en iyi korunmuş örneğidir. Günümüzde British Müzesi’nde olan bu levhalar, yüksekliği 7 m kadar olan ahşaptan çift kanatlı bir kapı üzerine yapılmıştır. Bu levhalar üzerinde, Şalmaneser’in ilk 10 yılının önemli olayları öykücü bir üslupta anlatılmıştır.

Mezopotamya toplumlarının Sümerlerden itibaren oluşmaya başlayan ortak hafızalarında din oldukça önemli bir yere sahipti. Bu ortak bellek, birkaç binyıl boyunca anlatılan mitolojik öyküler, ilahiler ve kasidelerle beslenmişti. Mezopotamya devletlerinden her birinin ayrı baştanrısı olmakla birlikte toplum ve devlet Sümer, Akkad ve Babil’in önemli tanrılarına saygı gösterirdi. Kral, tanrıların saygınlığını korumak ve yüceltmekle görevliydi. Tapınakları onartmak ve yeni tapınaklar inşa etmek de onun sorumluluğundaydı. Bu mekânlara atanan görevliler ve hizmetliler onun himayesi altındaydı. Tapınaklara zengin hediyeler sunmak ve belirli dönemlerde kurban kesmek, toplumsal saygınlık açısından yerine getirilmesi zorunlu görevlerdi.

Assur ülkesinin baştanrısı Assur idi. Diğer tanrılar arasında savaş tanrısı Ninurta, aşk tanrıçası İştar, güneş ve adalet tanrısı Şamaş, ay tanrısı Sin ve fırtına tanrısı Adad büyük saygı görmekteydi. Bunlar için yapılan tapınaklar kentlerdeki önemli yapılar arasında idi. Bunların dışında da adına dualar okunan, adaklarda bulunulan pek çok tanrı, tanrıça ve kutsal varlığa inanılırdı. Assur kralları zaman zaman kâhinlere danışarak gelecekleriyle ilgili kehanetler isterlerdi. Eğer başlarına bir kötülük geleceğine ilişkin işaretler alırlarsa bundan korunmak için tahta bir süreliğine “vekil kral” oturtulur ve kötülüğün onu etkilemesi beklenirdi. Assur krallarından Esarhaddon döneminde en az altı, Aşurbanipal zamanında ise iki kez krallık tahtına bu gerekçeyle sahte bir kral (vekil kral) getirilmiştir.

Babil’in en ünlü bayram kutlamalarından biri Mart ayının ikinci yarısında başlayan yeni yılın gelişi dolayısıyla yapılırdı. Günümüzdeki Nevruz’un atası olabilecek bu bayram Babil’de on bir gün boyunca kutlanırdı. Baştanrı Marduk’u simgeleyen heykel alınarak kral ve diğer bütün devlet erkânı İştar Kapısı’ndan geçit yoluna girer ve bu tören için inşa edilmiş Akitu Tapınağı’na giderlerdi. Kral, tapınağa büyük armağanlar sunardı. Dindar kral Nabonidus’un bir tören sırasında yaklaşık yüz elli kg altın ve üç ton kadar da gümüş verdiği kaydedilmiştir. Bu kutlamalara çevre kentlerden ve devletlerden davetliler de katılırdı.