Ünite 2: Yaşlılık Üzerine Teorik Yaklaşımlar

Giriş

Modern toplumlarda sosyal bir problem olarak incelenmesi ihtiyacından doğan yaşlanmanın, yaşlılığın kronolojik, biyolojik, patolojik, psikolojik, sosyal, ekonomik yaşlanma gibi farklı tanımları yapılmakta ve bu tanımlamalara bağlı olarak farklı teoriler (biyolojik, psikolojik, sosyal) ileri sürülmektedir. Teorilerle hem bireysel düzlemde özneler arasındaki ilişkiler hem de toplumsal düzlemde sistemle ilişkisi bağlamında yaşlılık sorunları ele alınmaktadır. Yaşlılık dönemini sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla inceleyen bir bilim dalı olarak doğan gerontososyoloji de yaşlıların iyi bir yaşam sürdürebilmesine yönelik çalışmaları içermektedir. Gerontoloji, yaşlanma sürecini, sağlık, psikoloji, sosyoloji ve ekonomi-politiğin kesiştiği noktada sistematik olarak; geriatri, medikal açıdan ve gerontososyoloji de yaşlılık dönemini sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla inceleyen bilim dalıdır. Yaşlılıkla ilgili sosyal teorilerde ya bireylerin yaşlılığa adaptasyonu, uyumu ya da sosyal sistem ile yaşlı birey arasındaki ilişkiler veya sosyal organizasyon içinde yaşlılığın fonksiyonları ele alınmaktadır. Teoriler, yaşlılık üzerinde yapılmış çalışmalardan ve gözlenen davranışlardan hareketle, yaşlılığın sosyal kalıplarına ilişkin genellemelere varıp sosyal yasalara ulaşmanın mümkün olup olmadığına dair cevaplar aramanın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yaşlı ayrımcılığı: Lehinde ya da aleyhinde olarak bir kişiye yaşı nedeniyle gösterilen farklı tavır, ön yargı, davranış ve kurumsal düzenlemelerdir. Kısacası teorilerde, yaşlanma sürecinde yaşlılığın sosyal kalıplarının belirlenmesinde, yaşlı kişiler arasında ilişki ve etkileşim kalıplarının oluşmasında ve yaşlılığa uyum sağlamada sosyal, kültürel etmenlerin rolü irdelenmiştir.

Aktivite Teorisi

Birey ve bireyin ilişkilerini merkeze alan mikro düzeydeki aktivite teorisi, yaşlının etkinliği üzerinde odaklaşır, yaşlının yaşlılığa uyum sürecini incelemeyi hedefler. Yaşlının yaşamının erken dönemindeki faaliyetleriyle, mevcut/ aktüel etkinlikleri arasındaki farkların/ değişikliklerin öğrenilmesini amaçlar. Günümüzde, toplumun çalışmaya ve üretime dayanan değer yargılarıyla ilgili olan aktivite teorisine göre; daha az aktif olan yaşlılar daha fazla aktif olan yaşlılara göre yaşlı lığa uyum sağlamakta zorlanırlar. Psikolojik ve sosyal ihtiyaçlar bakımından orta yaştaki kişilerle aynı olduğu hâlde yaşlının etkinliğinin azalmasının sebebi, toplumun yaşlıdan uzaklaşmasıdır. Aktif yaşlı bireyler, genellikle diğer bireylere göre daha iyi eğitim almış ve daha yüksek gelire sahiptirler. Zira hayattan kopmamanın yolu aktiviteler bazında hayata sıkı sarılmaktır (Işık, 2002: 53- 54). Yaşlılıkta mutluluk sosyal ilişkilerin çoğaltılmasına ve aktifliğe bağlıdır (Tufan, 2014: 17). Yaşlı, orta yaş etkinliklerini mümkün olduğunca devam ettirmek ister. İstemeyerek bırakmak zorunda kaldığı etkinliklerin yerine de diğerini koyar. Yaşlıyı mutlu kılacak toplumsal aktiviteler;

  • Arkadaş, akraba ve komşularla olan ilişkileri kapsayan resmî olmayan aktiviteler (ki yaşamdan hoşnut olma ile arasında sıkı ve anlamlı ilişki mevcut olan aktiviteler bunlardır),
  • Kendi başına yapılan aktiviteler,
  • Dernek, kulüp vb. kapsamında yürütülen resmî aktiveler olarak üç kapsamda ele alınabilir (Uluocak ve diğerleri, 2013: 41-42). Birçok yaşlı, yaşları nın artmasıyla, kendi durumlarının gerçeğini kabul etmekte, sosyal gerçeklerden yavaş yavaş geri çekilmekte, yaşlılığa uyum sağlamaktadırlar. Birçok yaşlı da orta yaşlardaki faaliyetlerini devam ettirmek yerine yalın ve basit bir hayat sürüp hiçbir şey yapmadan vakit geçirmeyi istemektedir. Dolayısıyla yaşam memnuniyetinin ve kali tesinin artırılmasına yönelik aktivite teorisi eleştirilmektedir (Emiroğlu, 1984: 4; Oğuz, 2007: 39; Işık, 2002: 54; Uluocak ve diğerleri, 2013: 42).

Yaşamdan Geri Çekilme / Kopma Teorisi

Yaşamdan geri çekilme/ kopma teorisi (disengagement) aktivite teorisinden on yıl sonra (1961) Elaine Cumming ve William E. Henry tarafından ve sosyolojideki fonksiyonalist teoriden temel alınıp aktivite teorisine bir tepki olarak geliştirilmiştir. Fonksiyonalist teoriye göre toplum, kendinî oluşturan parçaların salt toplamından daha farklı bir bütündür; karşılıklı fonksiyonel bağıntılarıyla unsurların oluşturduğu veya çeşitli alt sistemlerden oluş-muş bir sistemdir; örgütlü nüfusça örüntülenmiş norm ve değerleri içeren bir düzendir. Fonksiyonel: Sistemin uyum ve bütünlüğünü sağlar. Disfonksiyonel: Sistemin uyum ve bütünlüğünü bozar / bozuk. Gizli fonksiyonlar: Bir sistemin içindekiler tarafından ne istenen ne de kabul edilen sonuçları. Açık fonksiyonlar: Bir sistemin içindekiler tarafından istenen ve uyumuna katkıda bulunan objektif sonuçları. En önemli fonksiyonu da bütünleşmedir ki ortak değerler sistemi ve bu değerler sistemi üzerindeki konsensüse/ uzlaşmaya dayanır. 11; Yıldız, 2013: 86-87). Yaşamdan geri çekilme/kopma teorisi de bu perspektifle, yaşlılığın toplum içindeki işlevini açıklamak çabasındadır. Yaşlının sosyal pozisyon ve işlevleri incelenir; toplumsal ve yapısal açıdan yaşlanma, yaşlılık ve yaşlı ile toplum arasındaki ilişkiler dikkate alınır; toplumdan topluma yaşlılık ve yaşlanmanın farklı algılanabileceği belirtilir. Yaşamdan geri çekilme teorisine göre; yaşlılıkta sosyal rol ve görevlerden geri çekilme isteği yaşlıda bulunur. Birey kendi isteğiyle görevlerini terk eder. Birey ile sosyal sistem arasında azalan etkileşimler nedeniyle geri çekilme karşılıklıdır. Yaşlanma süreci ise hayatın geç döneminde yaşamdan geri çekilme; birey ve toplumun karşılıklı geri çekilmesi, ayrılması sürecidir. Yaşlılar, yetişkinlik döneminde sosyal yaşamlarındaki pek çok rolden çekilerek, zaten azalmış olan yaşam enerjilerini daha uzun süre kullanabileceklerdir. Gerontolojistler, yaşlıların kendileri ile birlikte olmasına yardımcı olacak tekniklere yönelmelidirler.

Yaşlılığa uyum sağlayan bireyin psikolojik ve toplumsal düzeydeki geri çekilmesiyledir. Emeklilik bu çekilme için başlangıç oluşturur (Hablemitoğlu & Özmete, 2010: 144- 145). Ancak teori çeşitli eleştiriler almaktadır. Şöyle ki “yaşamdan kopma doğaldır, kaçınılmazdır” düşüncesi, bir zorunluluk değildir. Ayrıca yaşamdan kopmanın toplumsal yapı ve toplumsal eğilimler içerisinde analiz edilmesi gerektiği halde toplumsal yapı ve yaşlıların fonksiyonlarına yeterince eğilme söz konusu değildir. Yaşlıyı toplum dışına atmaya çalışan veya yaşlıların toplumdan soyutlanmalarına bilimsel bir zemin hazırlayan bu teori, özellikle gençlerin vicdani rahatsızlıklarını gidermek için icat edilmiş bir araç olarak görülebilir. Yaşlıları toplumsal gelişmenin önünde bir engel olarak gör menin hiçbir olumlu tarafı yoktur; aksine yaşlıların refahının artırılmasının aslında toplum refahını ar tırmak olduğunu belirtmek mümkündür (Alptekin, 2011: 10).

Süreklilik Teorisi

Bir toplumun sağlıklı oluşu, her yeniliği hemen kabul etmesinde değil ona göstereceği dirençte; yeniliğin gücü de bu direnci kırmadaki başarısında saklıdır. Değişme uğruna atılan her adım, eskiyi silip atmak değildir; asıl olan ‘devam ederek değişmek ve değişime devam etmek’ veya ‘değişim içinde süreklilik ya da süreklilik içinde değişim’dir (Ayvazoğlu, 1996: 223; Yazan, 1997:123; Dursun, 1995: 14). Zira değişmeden yoksun olmak sıkıcı iken istikrar değerlidir. Zaten hiç bir toplum veya birey bütünüyle değişemediği gibi, bütünüyle de devam edemez. Teori içsel ve dışsal yapıların korunarak sürdürülmesi üzerinde durur. İçsel yapı: Sabır, duygu, tecrübe, seçimler, eğilimler ve becerilerden oluşan yapıdır. Dışsal yapı: Kişinin geçmişte kazandığı beceriler, etkinlikler ve farklı rollere ilişkin performansıyla bağlantılı yapıdır. Süreklilik teorisine göre yaşlı birey, yeni görevlerden, kritik ve sevindirici gelişmelerden kaçınmak için çeşitli stratejiler geliştirmelidir. Dolayısıyla yaşlanan kimsenin eski ve sürekli olan yaşam düzenini büyük ölçüde değiştirmemesi, sağlıklı ve sorunsuz bir yaşlılık için önemlidir. Zaten başarılı yaşlanma da bireyin sağlığını koruyucu önlemler almasını, moral desteği ve sosyal ilişki ağlarının genişliğini ifade eder. Bu nedenle de yaşlılıkla başa çıkma stratejisi olarak ‹süreklilik›, yaşlılıkta görülebilecek fiziksel ve zihinsel eksikliklerin sorun olarak yaşlıyı yaşamdan uzaklaştırmaması bakımından gerekli görülür (Uluocak ve diğerleri, 2013: 45-46; Işık, 2002: 55; Oğuz, 2007: 40; Alptekin, 2011: 12-13). Yaşlı bireyin yaşam kalitesini arttıran faktörlere birkaç örnek: Fiziksel egzersiz, bilişsel açıklık, yaşama katılım, sosyal ilişki ağının genişliği.

Rol / Rol Kaybetme / Bırakma Teorisi

Bireyin kontrolü dışında olan ve toplumun bireye uyguladığı değerlendirmeler için atfedilen statü ile bireyin sosyal hayat içindeki çabalarına işaret eden ve sonradan kazanılan statü ayrımında yaşlılık statüsü atfedilen statüler (Kızılçelik & Yaşar, 1992: 398) içinde yer alır. Statü sistemlerinde statü istikrarsızlığı, sınırdaki insan bunalımı adı verilen bir gerilim türü doğurabilir. Sınırdaki adam adı verilen kişinin ilk niteliği, kaybolan eski bildik dünyası ile bilinmeyenler veya değersizleştirmelerle dolu yeni dünyası arasındaki belirsiz alanda duyduğu güvensizlik duygusudur. Bu belirsiz alandan kurtuluş için sınırdaki adam iki tutumdan birine yönelmektedir ya eski değerlerine sımsıkı sarılmak ya da onları tümüyle reddedip yeni yaşam biçimine uyum sağlamak. Ancak sınırdaki adam tipinin yanında bir üçüncü grup daha vardır: iki yaşam biçiminin içinde yaşayan genellikle mutsuz, huzursuz insanlar. Her üç davranış tipinde de eski ve yeni sosyal çevreleriyle bütünleşme ve uyum sağlamalarını önleyen bu duruma statü istikrarsızlığı denilmektedir (Ergil, 1994: 130-131). Dolayısıyla yaşanan rol kaybı bir bunalımın da hazırlayıcısıdır. Roller bireyin kim olduğunu, kendi hakkındaki görüşlerini belirler ve davra-nışlarını etkiler. Yaş normları, insanların farklı yaşlarda oynadıkları rolleri belirler. Yaş normları, yaşla ilgili bir insanın yapabileceği veya yapması gereken şeylerin kapasite ve sınırlılıklarının varsayımıdır. Bireyler belli bir yaştaki davranışlarının uygunluğu hakkındaki normlara sahiptirler. Ama yaşanan rol kayıpları sosyal kimlikte ve öz saygıda bir erozyona yol açabilir. Bireyler değişiklikler karşısında yeni roller edinmek ile önceki rolleri kaybetmek ikilemini yaşarlar. Rol kaybı kaçınılmazdır (Akçay, 2011: 30-32).

Sosyal rol: Sosyal statünün normlarına ve toplumdaki bireylerin beklentilerine cevap verme hâlidir, bireyin ne yaptığını anlatır. Sosyal statü: Bireyin sosyal yapıda işgal ettiği yerdir, mevkidir, pozisyondur. Sosyal statü bir sosyal mevki ise sosyal rol de o mevkiinin uygulama yönü, aktif hâlidir. Yaşlanan birey, yetişkinlik kimliğinin kendisinde var ettiği birçok özelliği kaybeder. Emekli olarak mesleğinin sağladığı bazı ayrıcalıkları ve statüsü değişir. Eşin kaybedilmesi, toplumdaki ve aile içindeki rolleri değiştirir.

Alt Kültür Teorisi

Kültür, insan hayatında hem bütünleştirici hem de farklılaştırıcı bir faktördür. Aynı kültürü benimseyen insanlar ortak düşünce ve davranış şemaları oluştururlar. Kültür; ihtiyaçları karşılar ve doyum sağlar, tarihidir ve süreklidir, öğrenilir, sosyaldir, değişir, bütünleştiricidir. Hâkim kültür, karşı kültür, ankültürasyon (kültürleme), kültürel yayılma, asimilasyon, akkültürasyon (kültürleşme), kültürel değişme, kültürel gecikme, kültür şoku, etnosantrizm (kültür taassubu) vb. kavramlar yanında alt kültür kavramı da kültürle ilgili üretilmiş kavram ve tanımlamalardandır. Alt kültür, yaygın olan kültürden tam bir kopmanın değil, kısmi bir farklılaşmanın adıdır (Arslantürk ve Amman, 2000: 234- 248). Kültür: Maddi ve manevi olarak vücuda getirilmiş her şeydir, bir sosyal grubun hayat tarzıdır ve o nedenle de “sosyal miras”, “sosyal birikim” kavramlarıyla ifade edilir. Sosyal yapı, tplumun bir hiyerarşik düzen içerisindeki kuruluşunu; kültür ise bu kuruluşun muhtevasını ifade eder. Alt kültür: Bir toplumda hâkim olan kültür kalıbıyla bağlı olmakla birlikte dil, gelenek, değerler, sosyal normlar vb. noktalarda ve belli bir düzeyde farklılık gösteren insan gruplarının hayat tarzıdır. Yaşlılar diğer yaş gruplarındaki insanlarla bağlarını azaltıp ve hatta koparıp benzer yaştakilerle arttırmaktadırlar (Akçay, 2011: 60). Yaşlı örgütlenmeleri veya bu algılayış daha çok A.B.D.’de yaygındır ki yaşlılar taleplerini bu örgütlenmeler aracılığı ile dile getirmektedirler. A.B.D’de yaşlıların durumu kendi içinde bir kültür oluşturmuş ve bu kültür üzerine böyle bir örgütlenme ortaya çımıştır. Alt kültür teorisine göre yaşlıların yaşlılık hakkındaki fikirleri ve hak arama mücadeleleri azınlıkların tepkilerine benzemektedir. Bu anlamıyla yaşlılık bir alt kültür ve bir sosyal teori olarak değerlendirilir ki bireysel düzeyde sosyal uyum, teorinin ana noktasını oluşturur. Alt kültür teorisi, 1970’lerin başında sosyal gerontologlar tarafından ortaya atılan ‘Yaşa Bağlı Tabakalaşma Teorisi’ ile yakın tezleri içermektedir. Zira yaşa bağlı tabakalaşma teorisine göre toplumlar, yaşa göre belirlenmiş tabakalar oluştururlar ve her yaş tabakası da kendi alt kültürünü geliştirir. Bireylerin içinde bulundukları yaş tabakaları onların sosyal konumlarını ve rollerinin belirler. Tabakalar arasındaki geçişler ancak (yaşlılığa doğru) tek yönlüdür ve zamana bağlı olarak değişimler gösterebilir (Oğuz, 2007: 41; Işık, 2002: 55-56).

Modernleşme Teorisi

Yaşlı kuşakların muhatap oldukları maddi ve sosyal çevrede (aile, eğitim, çalışma hayatı, emeklilik, sağlık vb.) modernleşmeye bağlı olarak yaşanan değişimler, bireylerin hem yaşlanma süreçlerine hem de yaşlılıklarına doğrudan etki yapmaktadır. Modernleşme sürecinde yeniliklere açık olan yaşlıların başlıca hedefleri, tüketim dâhil yaşam zevki, seyahat etmek, sosyal ilişki, kültürel etkinliklerken (Tufan, 2003: 28); rol ve statü kaybı, bakıma ihtiyaç duyma, yalnızlık gibi olumsuzluklar da yaşlıların karşılaştıkları sorunlardır. 1972’de Cowgil ve Holmes’in geliştirdikleri teori, modernleşmiş toplumlarda, modernleşmenin yaşlıların toplumsal rolleri ve sosyal refah düzeyleri üzerindeki olumsuz etkilerinin dört temel boyutunu (sağlık teknolojisi, ekonomik ve endüstriyel teknoloji, kentleşme ve eğitim) öne çıkarır. Modern öncesi yerleşik yaşama geçen tarım kültürlerinde toprağı ellerinde tutan yaşlılar toplumda saygın ve değer verilen kişiler olarak anılmaktayken; modern dönemde işe yaramaz, bağımlı kişiler konumuna düşmüşlerdir. Toplumlar daha modern hâle geldikçe yaşlıların konumunda bir gerileme görülmektedir.

Çekirdek aile, koruyuculuk işlevini büyük oranda kurumlara bırakmıştır. Çekirdek ailede bilgi, bilimsel bilgiyi üreten kurumlar tarafından sağlandığı için geleneksel toplumdaki bilgiye sahip yaşlı imajı da ortadan kalkmıştır. Yaşlı böylelikle modern toplumda gözden düşmüş, saygınlığını kaybetmiş, ailenin dışına itilmiş ve güçsüz konuma indirgenmiştir. Tıbbi ve tekno lojik gelişmeler de yaşlı bireylerin yaşamlarına olumlu yönde etki eden oluşumlardır. Ayrıca bütün toplumlarda yaşlının değeri ve konumu aynı şekilde düşünülmemelidir. Çünkü yaşlının geçmişi, ırkı, cinsiyeti, hangi toplumsal sınıftan geldiği ve benzeri etkenler, yaşlının rol ve statüsünü belirlemiştir (Uluocak ve diğerleri, 2013: 43-44; Alptekin, 2011: 13; Oğuz, 2007: 42; Işık, 2002: 33; Kalınkara, 2011: 34-35).

Sosyal Alışveriş Teorisi

Bu teoriye (social exchange theory) göre sosyal alışveriş, insanlar arasında statü ve güç farklılaşmaları meydana getirirken toplumun bütünleşmesine katkıda bulunur, insanlar arasındaki ittifakı güçlendirir. Teorinin gelişmesinde esas rolü oynayan kişi, sosyolog George C. Humans’tır. Ona göre alışveriş süreci 5 önerme cümlesi ile açıklanabilir:

  1. Bir insanın en sık ödüllendirilen belirgin bir eylemi, bu insanın yerine getirmekte en çok hoşlanacağı eylemdir ki davranışı tekrarlamaya yönlendirir (Başarı önermesi).
  2. Geçmişte bir uyaran bireyin eyleminin ödüllendirilmesinde ortaya çıktıysa o bireyin o eylemi veya benzer eylemi gerçekleştirmekten hoşlanacağı durum, geçmiş uyarana en çok benzeyen uyaranın ortaya çıktığı durumdur (Uyaran önermesi).
  3. Kişi için eylemin sonucu değerli oldukça, kişinin o eylemi gerçekleştirme eğilimi fazla olacaktır (Değer önermesi).
  4. Bir kişi özel bir ödülü çok sıklıkla elde ederse bu ödülün tekrar elde edilmesi çok fazla değere sahip olmayacaktır. Yani insan ya özel bir ödül için aç olur ya da onu pek de önemsemeyen bir noktada bulunur (Yoksunluk-Doyumluluk önermesi).
  5. Sosyal alışveriş teorisinin temel varsayımları:
    • Birbirlerine karşılıklı olarak bağımlı olan insanlar etkileşim ve ilişkilerinde devamlı olarak alışverişe katılırlar.
    • İlişkiler, verme ve geri alma denkleştirmesine dayanır.
    • İnsanlar sosyal ilişkilerinde ödül elde etme arayışı içindedirler.
    • Ödüllere, sosyal gruplarda ve sosyal etkileşimlerle ulaşılır.
    • İnsanlar diğer insanlarla sosyal ilişkilerini sürekli olarak yenilerler çünkü insanlar yeni sosyal ilişkilerin ödüllendirici olduğunu düşünürler.
    • İnsanların mutluluk veya mutsuzluklarının kaynağı diğer insanlardır.

Sembolik Etkileşim Teorisi

Sanayi devrimiyle meydana gelen sosyal yapıdaki dönüşümler sonrası, daha çok “kalabalık içinde yalnızlık”, “yabancılaşma”, “anomi”, “sapkınlık” gibi realiteler ortaya çıkınca, artık birey-birey, birey-grup, grup-grup ilişkileri öncelikli hâle gelir. Sembolik etkileşimcilik, karşılıklı anlaşılan sembollerin kullanımı yoluyla ilgili ilişki ve etkileşimleri içerir. Örneğin, biri diğerine “kapıyı kapat” dediğinde kişi bunu yapar çünkü kapat diyenin ne dediği ni kavramıştır. Yani söylenenin sembolik anlamını anlar, emir ya da rica olarak yorumlar. Ayrıca sembolik etkileşimcilikte toplum bireyden, birey toplumdan ayrılamaz. Sembolik etkileşimcilerin temel çalışmaları “benliğin” gelişimi ile ilgilidir. Kişiler tutumları, dilin anlamını, aynı anlamayı paylaşırlar; diğerleriyle ilişkiler değiştikçe “benlik” de değişir. Ele alınan temel kavramlar benlik, bireysel ve sosyal benlik, rol oynama, başkasının rolünü alma, durum tanımı, genelleştirilmiş başkasıdır. Üzerinde durulan temel konular ise düşünme kapasitesi, düşünme ve etkileşim, sembolleri ve anlamları öğrenme, aksiyon ve etkileşim, seçim yapmadır (Kızılçelik, 1996: 19-21). Anomi: Sözlükte yasasızlık, normsuzluk, kuralsızlık anlmına gelir. Bir toplumun üyelerinin nerede ve nasıl hareket edeceklerini belirleyen normlara, kurallara bağlılığın zayıflaması sonucunda, bireylerin bir çeşit düzensizlik, kararsızlık, karamsarlık, belirsizlik içine düşmelerini ifade eden kavramdır. Benlik: Çevrenin zihnindeki ben kişilik; benim zihnimdeki ben benliktir. Ayna benlik: Diğerlerinin yansımasında kendimizi gördüğümüz şey. Bireysel benlik ve sosyal benlik: Çevrem beni mutlu tanıyor diye düşünüyorum (şekillenmiş/pasif unsur olarak sosyal benlik); gerçekten mutlu muyum değil miyim diye düşünürüm (bireyin aktif unsuru olarak bireysel benlik). Rol oynama: Benliğin sosyal yönü roldür: hemşire, arkadaşıyla yaptığı kavgaya rağmen, sempatik görünebilir, gülebilir gibi. Başkasının rolünü alma: Kendinî başkalarının yerine koymak; şeyleri başkalarının gördüğü gibi görmek. Durum tanımı: Önemli olan durumun gerçekte ne olduğu değil; katılanların (aktörlerin) o durumu nasıl tanımladıklarıdır. Genelleştirilmiş başkası: Birey kendisi için “önemli başkaları” (kendi çevresi polis, subay, öğretmen taklit ederek) yanında, kendi çevresi dışında kalan “genelleştirilmiş başkaları”nın da rollerinin farkına varır. Teoriye göre, çevresel baskı ve kısıtlamalarla bireysel ihtiyaçlar değiştirilebilir. Ama hem toplum hem de birey yeni alternatifler üretebilir niteliktedir. Çevre ile birey arasındaki etkileşim yaşlanma süreci üzerinde de etkilidir. Diğer sosyal aktörlerle etkileşerek olayların yorumu yapılır. Kişilerin sağlık, sosyoekonomik statü ve sosyal destek gibi kaynaklarını çevresel normlarla birlikte yorumlamak yaşam doyumu açısından olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ancak toplum yeni seçenekler üretmek için yeterli olduğundan yaşlılıkta sosyal içerik veya toplumsal yapıdan geri çekilme, artık kaçınılmaz olmaktan çıkar veya bireyin etkileşimleri sonucu geri çekilme süreci değiştirilebilir (Akçay, 2011: 57-58; Uluocak ve diğerleri, 2013: 46).

Etiketleme Teorisi

Howard Becker’a göre sosyal sorunlar, suç, fakirlik ve ırk ilişkileri gibi unsurlardır ve sosyal normlardan sapmadır. Farklı tarihsel aşamalarda farklı sosyal yapılardan kaynaklanan farklı sosyal sorunlar ortaya çıkmıştır. Sosyal sorunların tanımı ve sorunlara bakış açıları insanların uğraşlarına göre de değişir. Önemli olan bireysel sorunlardan çok sosyal sorunlardır. Becker, sosyal sorunları sapma sorunu olarak ele alır ve etiketleme teorisini geliştirir. Ona göre, kuralları koyanlar daha güçlü ve egemen olanlardır, uymayanlar etiketlenir. Yaşlılar genç insanlar üzerinde, erkekler kadınlar üzerinde, beyazlar zenciler üzerinde, Protestan Anglo-Saksonlar yabancı uyruklular üzerinde kurallar koyanlardır. O hâlde sapma bir kişinin eyleminin niteliği değil, güçlülerin kuralları uygulamasının bir sonucudur. Sapma davranış da güçlülerin sapma davranış diye etiketledikleridir. Örneğin marketten bir çikolata çalan yani hırsızlık yapan zengin ve güçlü olanların iyi eğitim görmüş çocukları, herkes için biraz haylazlık ve çılgınlık yapan mükemmel çocuklardır. Fakat güçsüzlerin iyi eğitim alamamış çocukları aynısını yaptıklarında toplumca hırsız- aşağılık kişiler- çete üyeleri olarak etiketlenirler. Yani hangi davranışın sapma davranış olarak değerlendirileceği veya algılanacağı, davranışı kimin yaptığına bağlıdır, eyleme değil. Üstelik belli dönemlerde sapma olarak görülen davranışlar bazı dönemlerde sapma davranış olarak değerlendirilmez. Bütün mesele toplum dışı olarak etiketleme ve güç ile ilişkilidir (Kızılçelik, 1996: 144-145).

Teoriye göre; bireyler kendilerini, başkalarının kendilerini nasıl tanımladıkları ve kendilerine karşı nasıl davrandıklarına bakarak değerlendirirler. Yaşlı insanlar da toplum tarafından sınıflandırılma ve tanımlandırılma biçimlerine göre düşünür ve hareket ederler. Çevresindeki kişilerin tepkileri, yaşlıları nasıl sınıflandırdığına ve algıladığına göre değişir. Örneğin, arabasını nereye park ettiğini unutan bir yaşlı yakınları tarafından bunak, aynısını yapan gençler ise dikkati dağınık olarak tanımlanacaklardır. Akçay, Cox’un (2001: 57) yaşlıların etiketlenmesinin hangi aşamalardan geçtiğini aktarır. Yaşlılarla olan ilişkilerde birey veya çevrenin yaşlılık hakkındaki etiketlerine göre davranmak, ilişki oluşmazdan önce toplumsal ilişkinin belirlenmişliğini gösterir. Dolayısıyla etiketleme hem toplumun bütünleşmesini hem de yaşlı bireyin sosyalizasyonunu zorlaştırır. Yaşlılığın etiketlenmesi daha geniş bir davranış biçimine dönüştüğünde ise “ageizm”i (yaşlı ayrımcılığı) doğurur. Negatif etiketlendirmeyi kabul eden yaşlılar zorunlu olarak toplumla bağımlı bir ilişkiye girerler; bu bağımlılık sonucunda yaşlı, kendisini bir mağduriyetler bütünü olarak sosyal hayatın içine katar ve yaşlılık her alanda problemli bir alana dönüşür. Düşünme ve etkileşim: Etkileşim düşünce yeteneğimizi mükemmelleştirirken düşünme etkileşim sürecini biçimlendirir. Farklı objeler farklı bireyler için farklı anlamlara gelir. “Bir ağaç, bir botanikçi, bir şair, bir marangoz… için farklı objedir.”gibi. Bireyler objelerin anlamlarını sosyalizasyon sürecinde öğrenirler. Sembolleri ve anlamları öğrenme: İkisi de sosyal etkileşim sürecinde öğrenilir. Davranışlar, objeler, kelimeler bir anlama sahiptir. İnsanlar sembollerle objeleri kategorize ederler, sosyal ve maddi dünyayı düzenlerler. Aksiyon ve etkileşim: İnsan aksiyon ve etkileşiminde sembol ve anlamların etkileri ilgi alanlarını oluşturur. Seçim yapma: İnsanlar kendilerine iletilen/ empoze edilen sembol ve anlamları kabul etmek zorunda değillerdir. Kendi yorumlamaları temelinde, yeni anlam/ anlam serisi oluşturabilme yeteneğini sahiptirler (KIZILÇELİK, Sezgin, (1996), Sosyoloji Teorileri-3, Saray Kitabevleri, İzmir, ss. 101-108).