Ünite 7: XVIII.-XX. Yüzyıllarda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı

XVIII. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATI VE TEMSİLCİLERİ

Osmanlı dönemindeki gerilemeyle birlikte edebiyatımızda da gerilemeler olmuştur. Halk şairleri aruz vezniyle şiir yazmayı bırakmış böylece kısırlaşma başlamıştır.

Bu dönemde Orta Asya Türkçesiyle çeşitli ülkelerde eserler verilmiş, bu eserler de yayılmıştır. Satuk Buğra Han Tezkiresi gibi destanî eserler, Tahir ile Zühre, Leylâ ile Mecnun, Ferhadnâme gibi bütün Türk dillerinde tanınmış destansı halk hikâyeleri bunlar arasındadır. Bu dönemde Türkmen şiirleri de yayılmış olup en önemli temsilcisi Makdumkulu’dur. Azerbaycan’da Mirza Mehmed, Murtaza Kulu Han, Molla Penâh Vâkıf bu dönemin ünlü simalarındandır.

18. asır Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı açısından verimli geçmemiş ve Şeyh Galip hariç yeni eserler verilmemiştir. Eski şiirler tekrar edilmiş, yeni yazılanlar ise eskilerin bir nevi tekrarı niteliğinde olmuştur. Bu dönemde ayrıca Bektaşî-Alevî nefeslerinin zenginliği, dikkati çekecek ölçüdedir. Bu sırada Bursalı Şeyh İsmâil Hakkı, Edirne’de Gülşenî Dergâhı Şeyhi Sezâî, Keşanlı Şeyh Zatî, Üsküdarı Şeyh Zekâî vb. mutasavvıf şâirler arasında en tanınmış olan hayatları ve eserleri etrafında menkıbeler teşekkül etmiş iki mühim isim: Diyarbekirli Ahmed Mürflidî ile Erzurumlu İbrâhim Hakkı’dır.

Bu asrın Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı şairlerinden bazıları; Mahvî, Mehmed Nasuhî, Mehdî, Hasan Senâî, Bursal İsmâil Hakkı, Mustafa Azbî, Üçüncü Sultan Ahmed vb. dir.

Bursalı İsmâil Hakkı

Asıl adı İsmail olup küçük yaşta eğitime başladıktan sonra Şeyh Osman Efendi’den icazet almış Bursa’da irşada başlamış, ardından Üsküp’e giderek 10 sene orada durduktan sonra tekrar Bursa’ya dönmüştür. Döneminde savaşlara da katkı sağlamış olup ülkenin çeşitli illerini gezdikten sonra Bursa’da Câmi-i Muhammedî isminde bir külliye yaptırarak burada hizmetlerine devam etmiştir.

Edebi kaygı gütmeksizin vahdet-i vücûd mevzuunu halka aktarabilmek adanı tasavvufi eserlere çokça şerhler düşmüş olup, 60 kadar Türkçe 40 kadar da Arapça ve Farsça olmak üzere 100 kadar eser neşretmiştir. Eserlerinden bazıları; Tefsir-i Rûhu’l-Beyân, Rûhu’lMesnevî, Şerh-i Hadis-i Erbain, Şerh-i Muhmmediye, Şerh-i Bostan, Kitabü’l-Necat ve Divânı’dır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı

1703 yılında Erzurum’da doğmuş, 1772 yılında Siirt’in Tillo ilçesinde vefat etmiştir. Yoğun bir eğitim alıp çeşitli diller öğrenmiş, sonunda Şeyhi İsmâil Fakirullah’ın dergâhında kalmış, O ölüce de postnişine oturarak burada hizmetini sürdürmüştür. On beş tane kadar eseri vardır ve bunların en tanınmışları İlâhî-nâme adıyla da bilinen Divân’ı ve Marifetnâme isimli kitabıdır.

Niyazî –i Mısrî’den çok etkilenmiş olup İlâhî-nâme’si nazım, Marifetnâme’si ise nesirdir. Marifetnâme bir çok farklı konuya değinen temel ansiklopedi niteliğinde bir eserdir.

Cemâlî

Cemâli’nin asıl adı Mehmed Cemaleddin olup Edirnelidir. Tahsil görmüş ve Şeyh Sezâyî’den faydalanmıştır. Uşşakî tarikatına girerek Şeyh olmuş ve İstanbul’da şeyhlik yapmıştır. Kendisinin bir divanı vardır.

Üsküdarlı Hâşim

Üsküdarlı Haşim Üsküdar’da doğup, burada bulunan Celvetiye tarikatı şeyhlerindendir. Sonradan Bektaşîliğe de girmiştir. Kendisinin bir divanı vardır ve eski harflerle basılmıştır.

Kul Şükrü

Deli Şükrü adını da alan ve Bektaşî olduğu bilinen Kul Şükrü, tahminlere göre, on sekizinci yüzyılda yaşamıştır. Yazma cönklerde ve dergilerde şiirleri vardır. Müstakil bir eseri bugüne kadar tespit edilememiştir.

Nasûhî

Asıl adı Mehmed olan Nasuhî Üsküdarlıdır. Şabaniye tarikatı şeylerindendir. Üsküdar’da yaşamış ve orada ölmüştür Dinî-tasavvufî eserler yazıştır. Divanı vardır.

Senâyî

Asıl adı Hasan olan Senâyî XVIII. yüzyılın birinci yarısında yaşamıştır. Halveti tarikatından ve Şeyh Nasûhî’nin halifelerindendir. Elimizde bulunan bir yazma mecmuada toplu bir hâlde birçok şiirinin olduğu tespit edilmiştir.

Mehdî

Mehdî, XVIII. yüzyılın birinci yarısında İstanbul’da yaşamıştır. Kadirî tarikatı mensuplarındandır. Yazdığı ilâhîlerden birçoklarını bizzat bestelemiştir. Şiiirlerine yazma dergilerde ve cönklerde rastlanmaktadır.

Mahvî

Asıl adı İsâ olan Mahvî aslen Geredelidir. Abdülkerim Fethî’nin halifesidir. İstanbul’da yaşamış, Süleymaniye Câmii’nde vaizlik yapmıştır. Kendisinin bir Divânı vardır.

Bölümle İlgili Önemli Kavramlar

Vahdet-i vücûd: Allah’tan başka varlık olmadığının idrak ve şuuruna sahip olmak.

XIX. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATI VE TEMSİLCİLERİ

Bu asırda Tanzimat’la birlikte batıya yöneliş başlamış ve birçok yabancı eser Türkçe ’ye çevrilmiştir. Buna rağmen Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı’na ilişkin eserler de neşredilmeye devam etmiştir. Yazılanları iki şekilde alabiliriz. Birincisi münferit olan şekiller, divanların içindeki tevhit, münacat, naatlar ile bazı tasavvufî veya mezheplerle ilgili inançları ihtiva eden parçalardır. İkincisi ise müstakil olan eserlerdir ki, çok az da olsa menâkıpnâme, velayet-nâme, miraç-nâme, ramazan-nâme nazım türlerinin taklit, telif veya istinsah da olsa yazılmış olanlardır.

Her dönem olduğu gibi bu dönemde de edebiyattaki yeri yadsınamaz olan Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı’nın bu dönemdeki en önemli isimleri; İsmâil Safa, Kuddusî, Turâbi, Mihrabî, Vasfı-i Melâmi, Ayni Baba, Dertli, Seyrâni, Keçecizade vs. dir.

Seyrânî

Asıl adı Mehmed olup Develi’de doğmuş, iki sene medrese eğitimi almış, rivayete göre badeyi içmiş, İstanbul’da Divan Şairleriyle beraber iki sene şiir okumuş fakat taşlamalarından dolayı İstanbul’dan sürülmüş, Anadolu’da çeşitli iller dolaştıktan sonra Develi’ye tekrar dönmüş ve burada ölmüştür.

Dönemin saz şairlerine göre çok daha bilgili, esprili ve farklı üsluplarda şiirler yazmış, şiirlerinde ayetlere hadislere atıflar yaparak farklı bir üslup benimsemiş ve bu üslup halk tarafından çok sevilmiştir. Şiirlerinden müspet ilimlere ve milli kültüre gayet hâkim olduğu anlaşılabilir. Aynı zamanda tarikatla ilgili yazdıkları ise onun Nakşibendî olduğunu anlatmaktadır.

Şiirini hiçbir zaman kötü amaçlar için kullanmamış, daima halkı bilinçlendirmek için yazmıştır. Daima Allah’ı aramış, her şeyin insanı Allah’a götürdüğüne inanmış ve bunu halka anlatmak için elinden geleni yapmıştır.

Türâbî

19. asırda yaşamış esas ismi Ali’dir ve dönemin en meşhur Bektaşî şairlerindendir. Şiirlerinde hem aruz hem hece kullanmıştır. Hece ile yazdığı şiirler gayet sade ve anlaşılırdır. Aruzda ise Fuzulî’nin etkisinde kalmıştır. Nevşehir’de vefat eden şairin Mürettep Divânı bulunmaktadır.

Sâlih Baba

Nakşibendî tarikatının Hâlidî koluna mensup olan şair tam bilinmemekle beraber Erzincan’da 1894 yılında doğmuştur. Eğitimi hakkında da bilgi yoktur ama şiirlerinden eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Şiirlerinde sanat kaygısı taşımamakla beraber ciddi edebi sanatlar bulunmaktadır. Hem aruz hem heceyle yazılmış şiirleri vardır.

Bitlisli Müştâk Baba

1759 yılında Bitlis’te doğmuş olup gerçek adı Muhammed Mustafa’dır. Eğitimini bu bölgede tamamladıktan sonra Hacı Hasan-ı Şirvanî’ye intisap ederek tasavvufa yönelmiş ve sülûkunu tamamladıktan sonra hilâfet almıştır. Maekke Bağdat gibi birçok yeri gezmiş, alimlerle sohbet etmiş dersler vermiş ve 75 yaşında şehit olmuştur. Ankara Hacı Bayram türbesinde bir gazel yazmıştır ki bu gazelin anahtar kelimeleri ebced hesabıyla Ankara’nın başkent olacağını Cuma günü olacağını belirtmiştir. Bu da onun kerametlerinden yalnızca bir tanesidir. Yayınlanmış bir divanı bulunmaktadır.

Kıbrıslı Âşık Kenzî

1843 yılında Kıbrıs’ta doğmuş, on iki yaşındayken Anadolu’ya göç etmiş, Bektaşi tekkelerinde yetişmiş ve hayatını saz şairliği yaparak kazanmıştır. Anadolu’yu ve bazı Avrupa illerini gezmiş yazdığı şiirlerle övgüler almıştır. Bir divan oluşturmak için çok çaba sarf etmiştir. Dâsitan-ı Sergüzeşt, Dasitan-ı Kıbrıs gibi eserlerinin yanı sıra “Kıbrıslı Âşık Kenzi Divânı bulunmaktadır.

Bölümle İlgili Öğrenilmesi Gereken Kavramlar

Tevhit: Tekke şiirinde Allah’ın varlığı ve birliği üzerine yazılmış şiirlere denir.

Münacat: Türk edebiyatında münacatlar, Allah’a yalvarıp yakarmak için yazılan manzum ve mensur eserlerdir.

Naat: Hz. Muhammet’i övmek için yazılan eserlere verilen ad. Bunun yanı sıra diğer peygamberler, halifeler, veliler ve din büyükleri hakkında da yazılabilmektedir.

Menakıpname: Bir tarikata üye bir velinin kerametlerinin anlatıldığı efsaneleri içeren eser.

Velayetnâme: Velilerin yaşamlarını ve kerametlerini anlatan eser.

Miracnâme: Hz. Muhammet’in Recep ayının 27. gecesi “Burak” ile göğe yükselerek Allah’la görüşmesini anlatan şiirlere denir.

Ramazannâme: Ramazan ayının faziletlerini, Ramazan orucunu tutmanın gerekliliği ve faydalarını anlatan manzum eserlerdir.

Taşlama: Toplumsal aksaklıkların dile getirildiği ve eleştirildiği şiirlere denir. Taşlamalarda, toplumun her kesiminden kişi ve kuruma ait beğenilmeyen davranışlar, alaya alınır.

Devriye: Tasavvuftaki devir nazariyesini ele alan şiirlere denir.

Hurufilik: Kur’an harflerinden çeşitli anlamlar çıkaran bir zümre.

Ebced Hesabı: Alfabetik bir sayı sistemiyle harflerin sayısal değerlerini belirleme.

Kaside: Divan şiirinin temel nazım şekillerinden birisi olan kaside, din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir.

Gazel: Divan şiirinde daha çok aşk ve şarap üzerine yazılan şiirlerin nazım şekli olan gazel, Tekke şiirinde de kullanılmıştır.

XX. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATI VE TEMSİLCİLERİ

Bu asırda ülkemizde her türlü değişimler olmuş, batıya dönük eğitim benimsenmiş, tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Buna rağmen Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı alanında eserler verilmeye devam etmiştir. Özellikle Elmalılı Hamdi Yazır’ın kuran tercümesi ve Mehmet Akif’in eserleri bunların başlıcalarıdır. Bunların yanı sıra yine bu dönemimin şairlerinden bazıları; Edip Harabî, Mihrabî, Mehmet Nuri, Yozgatlı Hüzni, Âşık Molla Rahim, Derûni gibi isimlerdir.

Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı yalnızca ülkemizde bulunan ve gelişen bir alan olarak düşünülemez. Türk’ün yaşadığı her yerde bu gelişim ara sıra sekteye uğrasa da devam etmiştir. Bu edebiyat türü yanlızca belli bir grubu birleştirici eserler vermemiş, tüm toplumları kucaklayıcı ve etkileyecek eserler vermişlerdir. Geçmişten günümüze varlığını sürdüren bu edebiyat muhtemelen sonsuza kadar da varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Edîb Harâbî

Esas adı Ahmed Edip olup, Bektaşi tekkelerinde babalık icazeti alamadığı için kabul görmez ve kendi evinde Bektaşi ayinleri düzenler. Mahlas olarak bazen Edib bazen de Harabi’yi kullanır. Hiciv yanı ağır basan şair hem aruz hem de hece ölçüsüyle eserler vermiştir. Bazı eserleri dönemin mecmualarında yayınlanmış olup, kendine ait bir divanı bulunmaktadır.

Mihrâbî

İyi bir eğitim hayatından sonra Bektaşî Münir Baba’ya intisap etmiş ardından da Çelebi Cemaleddin Efendi’den de icazet almıştır. Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı alanında birçok eserler veren zat 65 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir.

Mehmet Nuri

1863 yılında Yozgat’ta doğmuş, eğitimini Hacı Bektaş Rüştiyesi’nde tamamlamıştır. Memeleketlisi şairlerle, şiirleri benzerlik göstermektedir. Kendi el yazması bir divanı olmakla beraber bu eser yayınlanmamıştır.

Yozgatlı Hüznî

Aileden gelen bir tasavvuf terbiyesi olup, şiirlerinde de bunların izleri görülmektedir. 1879 yılında Yozgat’ta doğmuş ve çok iyi bir eğitim alamamıştır. Büyük ölçüde hece vezni ile yazdığı iki divanını bir defterde toplamıştır.

Âşık Molla Rahim

Din ve tasavvuf ağırlıklı yazan şair Kâdirî tarikatına bağlı olup 40 yaşına geldiğinde gördüğü bir rüya neticesinde âşıklığa başlamıştır. Eski harfleri biliyor olup Latin harflerini öğrenmemiş, eserlerinin de bu şekilde yazmıştır. İrfladü’l-Gâfilîn, Coşkun Şiir, Yeni Mevlit, Diğer Mevlit, Hz. Yusuf, Abdulkadir Geylani, Hac Rehberi, Din Yıldızı adıyla sekiz adet eseri bulunmaktadır.

Derûnî

Gerçek adı Hüsyin Avni Başok olup Yozgat’ta doğup gene burada vefat etmiştir. Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı’na büyük katkıları olup, şiirlerinde nasihat amacı gütmüştür. Çağdaşlarına göre çok sayıda dörtlüğü bulunmaktadır.

Sıtkı

1896 yılında Yozgat’ta doğmuş adını mahlas olarak kullanmış ve soyadı Gök’tür. Medrese tahsili aldıktan sonra imamlık ve öğretmenlik yapmış, 1961 yılında gene Yozgat’ta vefat etmiştir. Kadiri tarikatına intisap etmiştir. Aldığı eğitim ve girdiği tarikatın da bir neticesi olarak şiirlerinde dinî-tasavvufî konular ağırlıklıdır. Çokca 7, 8, 11 heceli düzenle yazılmış koşmaları olup, bunların bir kısmı bestelenerek okunmuş ve okunmaya devam etmektedir.

Konyalı Mehmet Yakıcı

1879 yılında Konya’da doğmuş olan Konyalı Âşık Mehmet Yakıcı ilkokuldan sonra medrese eğitimine başlamış fakat eğitimini tamamlayamamıştır. Kendi deyimiyle 25 yaşında badeyi içmiştir. Usta çırak ilişkisi alamdan, belli bir eğitim almadan şiirlerini yazmasına asrın en önemli şairleri arasında gösterilmektedir. 1950 yılında öldüğünde, ölümü radyolardan ve gazetelerden duyurulacak kadar önemli bir şahsiyet olmuştur.

Ben severim hem Allah’ı

Kesme dilden zikrullahı

Ziyaret et Beytullah’ı

Etsem aşkım söğünür mü?

Anlatılan şairlerin bazı şiirlerine ulaşmak için 7. Ünitedeki ilgili bölümlere bakabilirsiniz.

Bölümle İlgili Öğrenilmesi Gereken Kavramlar

İlâhî: Tekke şiirinde dini, ahlaki ve ilahi fikirleri içeren manzumelere denir. İlâhîler, genellikle Allah’ın birliğini, ihtişam ve kudretini telkin eden şiirlerdir.