Ünite 6: XVI. Yüzyıl Mesnevileri-I

XVI. Yüzyıl Mesnevileri

XVI. yüzyılda mesnevi türünde pek çok eser yazılmıştır. Daha önceki yüzyıllarda ahlaki ve didaktik nitelikteki mesnevilere karşılık bu yüzyılda daha çok aşk, tasavvuf ve tarih konulu mesneviler kaleme alınmıştır. Bu yüzyılda hamse (beş mesnevi) sahibi şairlerin sayısı artmıştır. XVI. yüzyılın hamse şairlerinden Ahmed-i Rıdvan, eserlerini II. Bayezit adına tertip etmiştir. Anadolu ve Rumeli’de sancak beyliği görevlerinde bulunduktan sonra Edirne’de öldüğü bilinen şairin divanının yanı sıra İskendername, Leyla vü Mecnun, Hüsrev ü Şirin, Rıdvaniyye ve Mahzenü’l-Esrar’dan oluşan hamsesi vardır. Yüzyılın en dikkat çekici mesnevi şairi Taşlıcalı Yahya ’dır. Mesnevi geleneği içinde özgün ve yerli konuları işleyerek üne kavuşmuştur. Yahya’nın hamsesi şu mesnevilerden oluşur: Gencine-i Raz, Şah u Geda, Usulname yahut Kitab-ı Usül, Yusuf u Züleyha, Gülşen-i Envar. Bu yüzyılda önemli mesnevi şairlerinden biri de Bursalı Lamiî ’dir Mesnevileri arasında Salaman u Absal, Ferhad u Şirin, Şem ü Pervane, Vamık u Azra, Vîs ü Ramin, Hüsn ü Dil (manzum- mensur), Edhem ü Hüma, Gûy u Çevgân, Mevlit, Maktel-i Hüseyin bulunmaktadır. Lamiî Çelebi, Yusuf u Zeliha ve Leyla ile Mecnun gibi gelenekselleşmiş konularda mesnevi yazmamıştır. Gelibolulu Mustafa Âlî de XVI. yüzyılın, hamse sayılabilecek kadar çok mesnevi yazan şairlerindendir. Lamiî gibi o da mesnevilerinin fazlalığıyla dikkati çeker. Mesnevileri arasında Mihr ü Mah, Tuhfetü’l-Uşşak, Riyazü’s-Salikîn, Mihr ü Vefa, Camiü’l-Buhur yer almaktadır. Bu yüzyılda adı anılmadan geçilemeyecek mesnevi şairlerinden biri de Şemsettin-i Sivasî ’dir. Mesnevilerinin tamamında dinî-tasavvufi konuları ele almıştır. Mesnevilerinden bazıları; Mevlit, Süleymanname, İbretnüma, Miratü’l-Ahlak ve Mirkatü’lEşvak isimlerini taşır. Bursalı Celilî de Hüsrev ü Şirin, Leyla vü Mecnun, Hecrname, Mehekname ve Gül-i Sad Berg’den oluşan külliyatıyla dönemin hamse sahibi şairlerinden sayılmıştır. Mevcut mesneviler, bu dönemde hem sayısal bakımdan hem de nitelik açısından olağanüstü bir verimliliğin yaşandığını göstermektedir. XVI. yüzyıl mesnevilerini dört başlık altında toplayabiliriz: Aşk ve Macera Mesnevileri, Dinî ve Tasavvufi Mesneviler, Tarihî ve Destanî Mesneviler, Realist Yerli Mesneviler.

Aşk ve Macera Mesnevileri

XVI. yüzyılda yazılan mesneviler arasında çift kahramanlı aşk hikâyeleri büyük yer tutar. Bu tür mesnevilerin kahramanları kişiler olabileceği gibi kişileştirilmiş varlıklar da olabilir. Aşk üzerine kurulmuş mesnevilerin başında konusunu kutsal metinlerden alan Yusuf u Züleyha gelir. Onun ardından sırasıyla Leyla vü Mecnun , Ferhad u Şirin ve Şem ü Pervane sıralanır.

Yusuf u Züleyha: Yusuf ile Züleyha arasındaki aşk, mesnevi tarzında en çok işlenen konudur. Şairlerin bu ilgisinde Yusuf ile Züleyha kıssasının kutsal kitaplarda yer almasının payı büyüktür. XVI. yüzyılda bu konuyu Kemal Paşazade, Abdurrahman Gubarî, Şerifî ve Taşlıcalı Yahya işlemiştir. Kemal Paşazade ve Yahya Bey’in Yusuf u Züleyha mesnevileri daha çok beğenilmiştir. Kemal Paşazade’nin 7777 beyitten oluşan Yusuf u Züleyha mesnevisi, bu konuda yazılan mesnevilerin en ünlülerindendir. Yahya Bey, Yusuf u Züleyha mesnevilerinin genel çerçevesine uymakla birlikte eserine kendi edasını yansıtabilmiştir. Daha önce yazılmış olan Yusuf u Züleyha eserlerini okuyan şair, bu eserlerden çok etkilenir ve içinde olayın geçtiği mekânı görme arzusu uyanır. Bu sebeple Mısır’a gider. Orada gördüğü güzellikler karşısında büyülenir ve bu hayranlık duygusunun etkisiyle Yusuf u Züleyha adlı eserini yazar. Eser, tarih içinde tükenmeden ilerleyen aşk, macera, entrika, aile bağları, devlet yönetimi, şehir hayatı, baba duygusu, insanın kendi duygularıyla sınava girmesi gibi pek çok konuyu içerir. Yahya Bey bu konuyu oldukça başarılı bir biçimde işler. Özellikle aşk ve ihtiras sahnelerinde dikkate değer bir sanatçılık örneği gösterir.

Leyla vü Mecnun: İlk kez Genceli Nizamî tarafından mesnevi biçiminde Farsça olarak işlenen bu konu, Arapların sözlü geleneğinde yaşayan bir halk hikâyesinden uyarlanmıştır. Nizamî’nin eseri Fars ve Türk edebiyatında son derece etkili olmuştur. XVI. yüzyılın bilinen ilk Leyla vü Mecnun mesnevisi Sinan Behiştî tarafından 1506 yılında yazılmıştır. Aynı konuyu işleyen Kadimî, Celilî, Sevdayî, Larendeli Hamdî, Celalzade Salih ve Halife’nin mesnevileri de günümüze ulaşmıştır. Ahmed-i Rıdvan’ın Leyla vü Mecnun mesnevisi ise eksiktir. Azeri sahasında da bu konuyu Fuzulî ve Hakirî işlemiştir. Fakat Fuzulî, o kadar güzel işlemiştir ki Leyla ile Mecnun denildiğinde ilk akla gelen odur. Fuzulî, bu aşk hikâyesini tasavvufi bir niteliğe büründürmüştür. Fuzulî’nin “mef‘ûlü mefâ‘ilün fe‘ûlün” kalıbıyla yazdığı bu eser, 3098 beyitlidir. Başında bir dibace (önsöz) bulunmaktadır

Hüsrev ü Şirin / Ferhad u Şirin: Sasani hükümdarlarından Hüsrev’in padişahlığı ve Şirin’le olan ilişkisi Şahname’de anlatılır. Bu konuyu bir aşk mesnevisi olarak işleyen ise Nizamî’dir. Nizamî, Şahname’deki tarihî olayların herkesçe bilindiği varsayımıyla Hüsrev’in aşkını hareket noktası almış, kahramanın öbür yönleri üzerinde fazla durmamıştır. Nizamî’nin Hüsrev ü Şirin’i İran edebiyatını olduğu kadar Türk edebiyatını da etkilemiştir. XVI. yüzyılda Hüsrev /Ferhad ile Şirin’in aşkını konu edinen on dört mesnevi kaleme alınmıştır. Bu aşk hikâyesinin gelişiminde başka hiçbir mesnevide görülmeyen bir değişim söz konusudur. Hikâyenin aslında erkek kahramanı Hüsrev’dir. Celilî, ve Ahmed-i Rıdvan gibi kimi XVI. yüzyıl Osmanlı şairleri Hüsrev’in aşk kahramanı olarak işlendiği mesneviler kaleme almışlardır. Ahmed-i Rıdvan’ın Hüsrev ü Şirin’i 6308 beyitlik oldukça hacimli bir mesnevidir. Şair, eserini yazarken hem Nizamî’nin hem de Şeyhî’nin eserinden yararlanmıştır. Kimi olayları verirken Nizamî’ye kimilerinde ise Şeyhî’ye uymuştur. Şeyhî’nin planını, bir iki nokta dışında aynen uygulamıştır. Hatta mesnevi içindeki gazellerden çoğu ve terci-bendi Şeyhî’ye naziredir. Fars edebiyatında XIV. yüzyıl şairlerinden Ârifî’den itibaren, Türk edebiyatında ise Ali Şir Nevayî’den sonra bazı mesnevilerde, asıl hikâyede yardımcı karakter olan Ferhad, hikâyenin asıl kahramanı hâline gelmiştir. XVI. yüzyıl divan şairlerinden Harimî, Lamiî ve Şanî, Ali Şir Nevayî’yi, dolayısıyla da Ârifî’yi örnek alarak Ferhad’ı asıl kahraman olarak işlemiştir. Lamiî’nin 5095 beyitlik Ferhad u Şirin veya Ferhadname isimleriyle bilinen mesnevisi Ali Şir Nevayî’nin aynı adlı eserinin çevirisi gibidir. Lamiî, mesnevisinde Ali Şir Nevayî’nin eserinde olduğu gibi, aşk kahramanı olarak Hüsrev’i değil Ferhad’ı ön plana çıkarmıştır.

Şem ü Pervane: İnsanın, aşk uğruna maddi varlığından vazgeçmesinin, tasavvuf şiirinde ise Tanrı’nın varlığında yokluğa erişmenin simgesi olan şem (mum) ile pervane (kelebek) hikâyesi kitap düzeyinde ilk defa Fars şiirinde Ehli-i Şirazi tarafından işlenmiştir. Osmanlı şairlerinden Zatî, Lamiî Çelebi ve Muidî Şem ü Pervane yazmışlardır. Zatî’nin eseri diğerlerinden daha fazla ilgi görmüştür. Zatî’nin 3937 beyitli Şem ü Pervane mesnevisi, aynı adı taşıyan diğer mesnevilerden son derece farklıdır.

Gül ü Bülbül: En güzel Gül ü Bülbül mesnevisini Kara Fazlî yazmıştır. İznikli Bekayî’nin de Gül ü Bülbül mesnevisi vardır. Kara Fazlî’nin Gül ü Bülbül mesnevisi alegorik (temsilî) bir eser niteliğindedir. İlk bakışta beşerî bir aşk hikâyesini anlatır gibi görünen eser, şairin mesnevinin sonunda hikâyede kullandığı sembollerin karşılıklarını vermesiyle tasavvufi bir kimliğe bürünür. Eser, aruzun “fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün” kalıbıyla yazılmıştır. Klasik mesnevi tertibine uygun olarak tevhit, münacat, naat, sebeb-i telif bölümlerinden sonra esas konuya geçilir. Mesnevide bu olay örgüsünden sonra hikâyenin içerisindeki sembollerin karşılıkları birer birer verilir. Buna göre; gülşen, vücudu; Bahar Şah, aklı; gül, ruhu; bülbül, gönlü; nesim, nefesi; lale, sevgiliyi; cuy, sevgilinin tecelli ettiği yeri; jale, şevki; sünbül, kıskançlığı; hâr ise kibri temsil etmektedir.

Vamık u Azra: XVI. yüzyılda Manisalı Camî ve Bursalı Lamiî Vamık u Azra mesnevisi kaleme almıştır. Lamiî, 5981 beyitlik mesnevisini, Fars şairi Unsurî’nin aynı adı taşıyan eserinden esinle-nerek yazılmıştır. Camî’nin mesnevisi de olay örgüsü bakımından Lamiî’nin mesnevisiyle aynıdır. Mesnevinin olay örgüsü, iç içe girmiş pek çok maceradan oluşur. Bu olaylar çok geniş bir coğrafyada geçer.

Salaman u Absal: Lamiî’nin bu eseri, temelde Molla Camî’nin eserinden çeviridir. Hikâye içerisine olay örgüsünden bağımsız olarak aşk, evlilik gibi konularla ilgili didaktik nitelikte ilaveler yapmıştır. Mesnevideki şahıslara ve varlıklara birtakım anlamlar yükleyerek onları sembolleştirmiştir. Aruzun “fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün” kalıbıyla yazılan eser 1903 beyitten oluşur.

Şah u Geda: Şah ile Geda’nın aşkı üzerine kurgulanan bu hikâye, ilk defa Fars edebiyatında Hilalî tarafından mesnevi tarzında işlenmiştir. Türk edebiyatında Bursalı Rahmî ve Taşlıcalı Yahya Şah u Geda adlı mesnevi yazmışlardır. Bursalı Rahmî’nin geleneksel hikâyeyi değiştirmeden işlediği Şah u Geda, aruzun “fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün” kalıbıyla kaleme alınmıştır. Rahmî’nin eserinde klasik mesnevi tertibine göre, tevhit, münacat, naat, sebeb-i telif bölümlerinden sonra esas konuya geçilir. Bu mesnevinin kahramanları maddî karşılık beklemeyen saf bir aşk anlayışıyla birbirlerine bağlanırlar. Bu konuda mesnevi kaleme alan Yahya Bey’in eseri, XVI. yüzyıl şairleri içerisinde özel bir öneme sahiptir. Şairlik kudreti, eserlerindeki başarısı bir yana, onu asıl değerli hâle getiren yazdığı mesnevilerin özgünlüğüdür. Eser, aruzun “fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün” kalıbıyla yazılmıştır. Yahya Bey, önceki aşk hikâyelerinin Mecnun ve Ferhad gibi kahramanlarının maddî bir karşılık bekleyerek aşk ıstırabı çektiklerini belirterek, mesnevisini bu tür kaygılardan soyutlanmış bir aşk anlayışı üzerine inşa eder. Yahya Bey’in mesnevisinde, klasik hikâyedeki mekân değişmiştir. Olaylar İstanbul’da geçer. Mesnevi türü içinde yerli konulara yer vermesi bakımından Şah u Geda, bir dönüşümün ilk örneklerinden sayılır.

Cemşid üHurşid: Bu dönemde işlenen diğer bir konu da yine klasikleşmiş bir hikâye olan Cemşid ile Hurşid’in aşk macerasıdır. Cemşid ü Hurşid mesnevisi, Çin hükümdarı Fağfur’un oğlu Cemşid ile Rum hükümdarı Kayser’in kızı Hurşid arasında geçen aşk hikâyesi üzerine kurulmuştur. XVI. yüzyılda iki şair Cemşid ü Hurşid mesnevisi kaleme almıştır. Bunlardan ilki Abdî’dir. Şairin 1558 yılında yazdığı eseri 5940 beyitten oluşmaktadır. İkincisi ise Hubbî Ayşe’dir. Ancak onun eseri henüz ele geçmemiştir.

Varka ve Gülşah: Konusunu Arap edebiyatından alan ve mesnevi halinde ilk olarak İran edebiyatında işlenen Varka ve Gülşah hikâyesi, Gazneliler devrinde Ayyukî adlı bir şair tarafından kaleme alınmıştır. İran edebiyatının diğer mesnevi konuları gibi yaygınlık kazanmamış ve Fars edebiyatında sürekli Ayyukî ile hatırlanmıştır. Türk edebiyatında ise ilk defa XIV. yüzyılda Yusuf-ı Meddah tarafından mesnevi türünde işlendiği halde yaygınlaşmamıştır. XVI. yüzyılda Defteremini Mustafa Çelebi, Varka ve Gülşah mesnevisi yazmıştır.

XVI. yüzyıl Türk edebiyatının aşk ve macera mesnevileri bunlardan ibaret değildir. Bu eserler kadar tanınmamış olsa da başka şairlerin yazdığı çift kahramanlı aşk ve macera mesnevileri vardır. Bunlardan bir kısmında çeşitli varlıklar kişileştirilerek olayın kahramanı yapılmıştır. Yukarıda biraz daha ayrıntılı olarak tanımaya çalıştığımız mesneviler kadar tanınmadığı halde yine de mesnevi geleneği içinde yer edinen bazı şairler ve onların günümüze ulaşan eserleri vardır. Niğdeli Muhibbî’nin ve Abdî’nin Gül ü Nev-rûz’u ; Lamiî’nin Vîs ü Râmîn’i; Hâşimî’nin Mihr ü Vefa’ sı; Gelibolulu Mustafa, Çorlulu Zarifî ve Kıyasî’nin Mihr ü Mah mesnevileri ve Âhî’nin Hüsn ü Dil’i bu asrın bilinen çift kahramanlı aşk ve macera hikâyeleridir. Bunlardan başka Heft Peyker, Hüma vü Hümayun, Edhem ü Hüma ve Cemşah u Âlemşah adlı mesnevileri de sayabiliriz.