Ünite 6: XV. Yüzyıl Batı Türk Edebiyatı-II: Anadolu Sahası Türk Edebiyatı (1450-1500)

Giriş

Bu özette, XV. yüzyılın ikinci yarısında, Fâtih ve II. Bâyezîd dönemlerinde Anadolu (Osmanlı) sahasında tarihî ve edebî durum, önde gelen şair ve yazarlar ile manzum ve mensur eserler hakkında bilgi verilecektir.

Fâtih ve II. Bâyezîd Dönemlerinde Tarihî Durum

XV. yüzyılın ortalarında, 1451’de Osmanlı Devleti’nin başına geçen II. Mehmed, 1453’te İstanbul’u fethederek “Fâtih” unvanını almıştır. Onun döneminde, Trabzon Rum Devleti ele geçirilmiş, Karaman Beyliği alınmış, Uzun Hasan Otlukbeli’nde yenilerek Anadolu üzerindeki emellerine son verilmiş, böylece Anadolu’da birlik sağlanmıştır. Balkanlarda elde edilen yeni topraklarla, Osmanlı Devleti bir imparatorluk halini almıştır.

Fâtih’in 1481’de ölümünden sonra, büyük oğlu Bâyezîd tahta geçmiştir. II. Bâyezîd döneminde Venedik ve Macaristan ile zaman zaman savaşlar yapılmış, Kili ve Akkirman alınarak Boğdan, Osmanlı’ya geçmiştir. Venedik ile yapılan savaşların sonunda İnebahtı, Modon, Koron, Navarin gibi bazı Mora sahil kale ve limanları alınmıştır. II. Bâyezîd, padişahlığı 24 Nisan 1512’de oğlu Selim’e bıraktıktan kısa bir süre sonra, 1512’de vefat etmiştir.

Fâtih ve II. Bâyezîd Dönemi Türk Dili ve Edebiyatı

Fâtih, babası II. Murâd gibi ilme, sanata ve âlimlere önem vererek İstanbul’u Doğu’nun ve Batı’nın en büyük kültür merkezi yapmak için büyük gayret göstermiştir. Ayrıca o, din ve mezhep farkı gözetmeksizin ilim adamlarını korumuş, onlara büyük değer vermiştir. Fâtih, kitaplara düşkün bir padişahtır. Topkapı Kütüphanesi Fâtih kitapları koleksiyonunda İslami eserlerden başka, 585 adet yazma bulunmaktadır. Bunların yanında, Fâtih’in emri ile bazı eserlerin tercümeleri de yapılmıştır. Fâtih ve oğlu Bâyezîd devrinde yazılan eserlerle, Türk dili ve edebiyatı önemli gelişme göstermiştir.

Fâtih ve II. Bâyezîd Döneminde Türk Dili

Türk dilinin Fâtih devrine kadar geçirdiği tarihî süreç;

  • Altay,
  • En Eski Türkçe,
  • İlk Türkçe,
  • Eski Türkçe ve
  • Orta Türkçe şeklinde dönemlere ayrılır.

Bunlardan ilk üç döneme ait metinler ele geçmemiştir. Bu sebeple bu devirler, varsayım olarak görülür. Elde bulunan en eski metinler ise, Eski Türkçe ile Orta Türkçe dönemlerine aittir. Bu sınıflamaya göre Fâtih devri, Orta Türkçenin son yüzyılını meydana getirir. Türkçenin bundan sonraki dönemlerine, Yeni Türkçe ve Modern Türkçe adları verilmiştir. Fâtih dönemini de içine alan Orta Türkçe;

  • Kuzey-Doğu Türkçesi ve
  • Batı Türkçesi olmak üzere ikiye ayrılır.

Fâtih ve II. Bâyezîd Döneminde Türk Edebiyatı

Türk edebiyatı ise Fâtih Sultan Mehmed’e gelinceye kadar, başşehir olan Bursa ve Edirne’de canlı bir şekilde varlığını sürdürüyordu. Bunun yanında Konya, Amasya, Manisa, Kastamonu gibi diğer bazı şehirlerde, eskiden gelen kültür faaliyetleri devam etmekte idi. İstanbul’un fethi ile durum değişmiş, ilmî, edebî ve kültürel faaliyetler buraya taşınmış, diğer yerler de eski canlılıklarını kısmen yitirmişlerdir. Şehzadelerin bulundukları şehirler ise, İstanbul’u model alarak ilmî, edebî ve kültürel faaliyetlerine devam etmişlerdir.

Tarihte bir çağın kapandığı ve başka bir çağın açıldığı Fâtih dönemi, Türk dili ve edebiyatı için de bir devrin sona erişi, buna bağlı olarak yeni ve büyük bir devrin başlangıcı olmuştur. XV. yüzyılın sonunda Fâtih ve II. Bâyezîd’in ilk on dokuz yıllık saltanatına paralel olarak Orta Türkçe devrini tamamlayan Türk dili de, Yeni Türkçe devrine geçmiştir. Türk edebiyatı ise, devlet adamlarının da katkısıyla, yeni alanlarda gelişerek kuruluş devrini tamamlamış ve “Klasik Türk Edebiyatı” dönemi başlamıştır.

Fâtih, Avnî mahlası ile şiirler söyleyen ve Divan’ı olan ilk Osmanlı padişahıdır. İlme, sanata ve şiire karşı büyük ilgisi olan Fâtih, şairlerle tek tek ilgilenmiş ve meclislerinde onlara yer vermiştir. O, sadece yakınındaki şairlere değil, uzakta olan şairlere de ilgi ve desteğini eksik etmemiştir. Fâtih’in şehzadeleri de şiir yazan ve divanı olan şairlerdir. II. Bâyezîd, şiirlerinde Adlî mahlasını kullanmış ve bir Divan ortaya koymuştur. Cem Sultan, şiirlerinde Cem mahlasını kullanmış, Divan yazmış ve Cemşîd ü Hurşîd mesnevisini Farsçadan tercüme etmiştir.

XV. Yüzyılın İkinci Yarısında Eser Veren Şair ve Yazarlar

Avnî (Fâtih Sultan Mehmed): Fâtih, Avnî mahlasıyla şiirler yazan ve Osmanlı’da Divan’ı olan ilk padişahtır. Sehî’ye göre sözleri merdane olan Fâtih’in gazelleri, âşıkane ve ders verici özelliktedir. Fâtih’in klasik şiirinin genel özelliklerinin görüldüğü manzumelerinde, devrinde ve sonraki şairlerde olduğu gibi, aruz kusurlarına rastlanır. Ancak kafiyede kuvvetli bir tasarrufu bulunan Fâtih’in, bazı beyitlerinde, sanatkâr kimliğinden çok hükümdar şahsiyetinin açık izleri görülür. O, böyle olmasına rağmen alçak gönüllü, dünyayı önemsemeyen, içli, lirizme yönelik ve sevgiliye bütün varlığı ile bağlı bir şairdir.

Ahmed Paşa, II. Murâd’ın kazaskerlerinden Veliyüddîn Efendi’nin oğlu olup Edirne’de doğmuş ve Bursa’da ölmüştür. Edebiyatın gelişmesinde ve şairlerin korunmasında önemli rol oynayan Ahmed Paşa, Melîhî gibi şairleri Padişah’a tanıtmıştır. Onun Kerem kasidesi Şeyhî’ye, Güneş kasidesi Atâî’ye, Gönül murabbaı da Melîhî’ye naziredir. Nazım tekniği sağlam ve aruza hakim olan şair, mazmunları ustaca kullanır. Arapça, Farsça şiirlerin yanında Rumca da gazel yazmıştır. 1496 yılında Bursa’da ölen Ahmed Paşa’nın bilinen tek eseri Divan’ıdır. Şiirlerini temiz, açık, akıcı ve anlaşılır bir Türkçe ile söyleyen Ahmed Paşa’nın, ahenkli ve zarif bir üslubu vardır.

Adnî (Mahmûd Paşa), Fâtih’in sadrazamı dönemin tanınmış şairlerindendir. Şiirlerinde Adnî mahlasını kullanan ve Divan’ı bulunan Mahmûd Paşa, Farsça ve Türkçe yazdığı şiirler ile tanınmıştır.

Nişânî (Karamanlı Mehmed Paşa), Fâtih döneminin bir başka vezir şairidir. Fâtih kanunnamelerinin tertip ve tanziminde görev almıştır. Fâtih’in Uzun Hasan’a gönderdiği meşhur mektup da onun tarafından yazılmıştır. Arapça risaleler yazması ve resmî kitabete şekil vermesi ayrı bir yönüdür. Şiirlerinde açık, akıcı ve anlaşılır bir dil kullanmış olan Nişânî, bu bakımdan Türk dili tarihi içinde önemli bir yere sahiptir.

Cemâlî, Şeyhî’nin yeğeni, Fâtih dönemi şairlerindendir. Akşehirlidir. Fetihten sonra İstanbul’a gelen şair, yazdığı kaside ve kıtalarında İstanbul’un fethini anlatmış ve Fâtih’i övmüştür. Kasidelerinin yanında, gazel ve kıtalarında da övgüye yer veren Cemâlî, sevgili ve aşk konulu gazeller de yazmıştır. Arapça ve Farsça şiirler de yazan Cemâlî, döneminin çok yazan bir şairidir. O, manzum tarihlerin yanında “acîb” şiirler de yazmıştır. Cemâlî’nin bilinen eserleri, Divan, Şeyhî’nin Hüsrev ü Şîrîn’ine yazdığı zeyl, Hümâ vü Hümâyûn, Miftâhu’lferec, Resâil, Der-Beyân-ı Meşakkat-ı Sefer ü Zarûret ü Mülâzemet ve Yûsuf u Züleyhâ’dır.

Aşkî, Fâtih’in yakın çevresinde bulunan ve ona otuza yakın kaside yazan bir başka şairdir. Aşkî’nin gazel ve kasidelerinden başka, Nizâmî’den yaptığı Heft Peyker çevirisi vardır.

Melîhî, Fâtih Sultan Mehmed’in himâye ettiği şairlerden birisidir. Döneminde, benzeri olmayan bir şair olup hikmetli söz söylemede öncüdür. Bedî’ ve beyân yönünden oldukça başarılı olan Melîhî, şiirde Ahmed Paşa’nın hocasıdır. Güzel, anlaşılır ve temiz bir Türkçe ile şiirler söyleyen Melîhî, zarif ve nüktedan bir şairdir. Şiir tekniğini ve ilmini de çok iyi bilen şairin, az sayıdaki şiirleri, halk arasında yayılmış ve bunlara pek çok şair tarafından nazire söylenmiştir.

Karamanlı Nizâmî, Fâtih devrinde yaşayan bir şairdir. İran şairlerinden etkilenen Nizâmî, Hâfız’ın gazellerine nazire ve tahmisler yazmıştır. Onun, Fâtih devrinde başlayan nazirecilik akımı içinde de önemli bir yeri vardır. Üç dilde şiirler söyleyen Nizâmî’nin, Türkçe ve Farsça şiirleri elde bulunmasına rağmen, Arapça şiirlerine ulaşılamamıştır. Şiirinde devrin hayatına, halkın yaşayışına yer veren şairin, halk şiirini andıran mısra ve beyitleri de vardır. Şiirlerinde ahenk güzelliği bulunan ve vezne hâkim olan şairin ifadesi düzgün ve kuvvetlidir. Manzumelerindeki hece tekrarları, cinas ve tevriye gibi söz sanatlarıyla dikkat çeken Nizâmî, şiirinde daha çok dış görünüşe önem vermiştir. Benzetme ve kelime oyunlarıyla şiirinin kusurunu örtmeyi başarabilen bir şairdir. Nizâmî’nin elde bulunan eseri küçük bir Divan’dır.

Sarıca Kemâl (Kemâl-i Zerd), Fâtih devri şairlerinden olup 1483 yılında ölmüştür. Devrinin önde gelen şairlerinden olan ve Divan’ı bulunan Sarıca Kemâl, Latîfî’ye göre Mahmûd Paşa’nın hocası ve musahibi, Sehî ve Âşık Çelebi’ye göre ise, Paşa’nın musahibi olup çocuklarının hocasıdır. Sarıca Kemâl, Fazlullah b. Abdullah’ın hicrî VII. yüzyılda yazdığı Târîhü’l-mu’cem fî-Âsâri Mulûkü’lacem adlı eserini, Belâgat-nâme adıyla Türkçeye çevirmiştir.

Zeynep Hanım, Fâtih devrinde Amasya’da yetişen iki kadın şairden biridir. Kadı olan babasından devrinin ilimlerini, Arapça ve Farsçayı öğrenen Zeynep Hanım, musikide de bilgi sahibidir. Onun, tezkirelerde Fâtih adına düzenlediği belirtilen Divan’ı ele geçmemiştir. Şeyhî’ye nazireler yazmış olan Zeynep Hanım’ın, tezkirelerde verilen örneklerden sade ve samimi şiirler yazdığı anlaşılmaktadır.

Hafî, Fâtih devrinde esnaf arasından çıkan şairlerden olup kunduracıdır. Fâtih’in beğendiği ve nazire mecmualarında pek çok şiiri bulunan Hafî’nin Divan’ı olduğu söylenir. Şairin, sevgiliyi konu alan, sade ve akıcı gazelleri vardır. Ayrıca anlam söz ilişkisine dikkat eden bir şair olup, cinaslı söyleyişlerle dikkat çeker.

Fâtih döneminde, yukarıda bilgi verilenlerden başka Fenâyî, Hamîdî, Kabûlî, Le’âlî, Ulvî, Fenârîzâde Ali Çelebi, Cenderecizâde Şemsî gibi çok sayıda şairin yetiştiği, padişaha ve devlet adamlarına şiirler sundukları görülmektedir.

Şehzadelerin Çevresinde Oluşan Edebiyat

Şehzade Bâyezîd, Amasya’da kendi etrafında bir sanatkârlar ve şairler topluluğu meydana getirmişti. Şiir meclisini meydana getiren şairlerin çoğu şehzade Bâyezîd’in yanında resmî görevi olan kimselerdi. Şiirlerinde Adlî mahlasını kullanan Bâyezîd’in, Amasya’da bulunduğu sürede yanında Zeynep ve Mihrî hanımlardan başka, Necâtî, Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi (Hâtemî), Cafer Çelebi’nin babası Tâcî Bey, defterdar Cezerî Kasım Paşa (Sâfî), nişancı Kutbî Paşa, Sinoplu Seyfî ve Âftâbî gibi şairler yer alıyordu. Bunlar arasında Necâtî’nin ayrı bir yeri vardır.

Cem Sultan, Edirne’de 23 Ocak 1459 tarihinde doğmuştur. İyi yetiştirilmiş, Farsçayı ve Arapçayı çok iyi öğrenmiş, kültürlü, şair yaradılışlı bir şehzade olan Cem, dokuz yaşında Kastamonu sancak beyliğine gönderilmiştir. Başta şair şehzade olmak üzere, etrafında toplanan şairlere, Cem şairleri adı verilmiştir. Türâbî, Aynî-i Tirmizî, Sirozlu Sa’dî, Haydar, Kandî, Sehâyî, La’lî, Şâhidî, Şerîfî-i Âmidî Cem’in çevresinde bulunan şairlerdir. Bu şairler, Cem’e siyasî hayatı boyunca da vefa ve bağlılık göstermişler, yanından ayrılmamışlardır. Türk edebiyatında, şahsı ve mensup olduğu edebî toplulukla Cem Sultan, kültür ve edebî hareketler açısından başka devirlerde eşine rastlanmayan bir durum gösterir. Kaside ve gazellerini Ahmed Paşa tarzında yazan Cem’in, Farsça şiirleri de vardır. Şiirlerinde daha çok yaşadığı hayatın izlerini yansıtan, sevgili, aşk, hasret ve yalvarmanın yanı sıra Hakk’a teslimiyeti de ele alan Cem, manzumelerinde gözlemlerine yer vermiştir.

Karamanlı Aynî, Cem’e yakınlığı ile bilinen şair aslen Tirmizli’dir. Aynî, Farsça ve Arapçayı çok iyi bilen ve üç dilde şiir yazan bir şairdir. Aynî’nin bilinen tek eseri, Divan’ıdır. Divan’da gazeller, muammalar ve kasideler yer almaktadır. Şiirlerini Eski Anadolu Türkçesi ile yazan Aynî, açık ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Gazel ve kasidelerinde halkın da anlayacağı tarzda çok az Farsça tamlamaya yer vermiştir.

Adlî (II. Bâyezîd) mahlasını kullanan Fâtih’in oğlu ve Yavuz Sultan Selîm Han’ın babası olan Bâyezîd, 1447 yılında Dimetoka’da doğmuştur. Sekiz yaşında, Hadım Ali Paşa’nın nezaretinde Amasya valiliği verilmiştir. II. Bâyezîd, padişah olduktan sonra da ilim, edebiyat ve sanatla ilgilenmiştir. Adlî mahlasıyla şiirler yazan ve Divan sahibi bir padişah olan II. Bâyezîd, hem hat sanatı ile uğraşmış hem de Farsça şiirler yazmıştır. Ayrıca tarih yazıcılığına önem vermiş, Tursun Bey’e Târîh-i Ebu’lfeth’i ve Kıvâmî’ye de Fetih-nâme-i Sultân Mehmed adlı eseri yazdırmıştır. O, şair, yazar ve sanatkârları himâye ederek Türkçenin gelişmesine de yardımcı olmuş, hatta onların açık ve anlaşılır Türkçe ile yazmalarını istemiştir. Şiirlerinde rind ve derviş tavırları sergileyen Adlî, çoğu zaman sevgili karşısında bir dilenci ve köle olduğunu ifade eder. Adlî’nin en önemli özelliği, beyitlerinde tenasüp sanatına en güzel şekilde yer vermesidir. Şiirinde yer yer deyimlere ve halk söyleyişlerine rastlanan ve tezatlı söyleyişleriyle dikkat çeken Adlî’nin, Mihrî Hatun üzerinde etkisi görülür.

II. Bâyezîd’in şehzadeleri olan Ahmed, Korkud ve Selîm’in (Yavuz) üçü de şairdir.

Mihrî Hatun, Amasyalı Gümüşoğulları ailesine mensuptur. 1460 yıllarında doğmuş, fıkhî, dinî ve edebî bilgileri, Arapça ve Farsçayı öğrenmiş kültürlü bir şairdir. Mihrî Hatun, döneminde güzelliği ile de meşhur bir şairdir. Edebî çevrelerde, şiir atışmalarında daima edebi gözetmiş ve hiç hafifliğe kaçmamıştır. Mihrî Hatun’un, bazı eserlerinden bahsedilirse de elimizde olan tek eseri Divanı’dır. Oldukça sade bir dille duygulu gazeller yazan Mihrî, klasik edebiyatın mazmunlarını kullanırken erkek şairlerden ayrı bir özellik göstermez. Hatta bazı klişe mazmunları erkek şairler gibi kullanmıştır. Edebiyatımızda akrostiş şiiri başlatan şair olarak görülen Mihrî Hatun, aruz veznine de hâkimdir.

Necâtî Bey, Edirne’de 1452-1455 yıllarında doğan ve XV. yüzyılın ikinci yarısında yetişen şairlerin en önemlisidir. “Döne döne” redifli gazelini yazan Necâtî, şiirleriyle kısa sürede tanınmıştır. Fâtih’e sunduğu “şitâiyye” ve “bahâriyye” kasideleri ve gazelleriyle padişahın takdirini kazanarak divan kâtibi olmuştur. Şiirlerinde, yaratılışından gelen bir samimilik ve tabiîlik bulunan Necâtî, manzumelerinde parıltılı, ışık dolu ve aydınlık kelimeleri seçer. Benzetmeler, tezatlar ve diğer edebî sanatlar ile bilerek seçtiği kelimeler Necâtî şiirinin gönülleri açan bir özellik kazanmasını sağlamıştır. Necâtî’nin, sevgiliyi çeşitli şekillerde, görünüş ve ruh hâli ile ele alışı dikkat çekicidir. Necâtî’nin manzumelerinde yer verdiği soru cümleleri, hitapları ve öğütleri, üslubunun öne çıkan özellikleridir. Necâtî Bey’in tek eseri Divan’ıdır.

Hamdullah Hamdî (1449-1503), Akşemseddîn’in oğludur ve XV. yüzyıl mesnevi şairleri içinde ayrı bir yeri vardır. Hamdî’nin şiirlerinde tasavvufun etkisi görülmekle birlikte mutasavvıf bir şair değildir. Hamdî’nin Divan ve Hamse’si vardır. Hamse’sindeki mesneviler, Yûsuf u Züleyhâ, Leylâ vü Mecnûn, Mevlid, Kıyâfet-nâme ve Tuhfetü’1-uşşâk’tır. Yûsuf u Züleyhâ’sı Türk edebiyatında bu türde yazılan mesnevilerin en güzelidir. İnsanın fizikî yapısının karakteri ile ilişkisini anlatan Kıyâfet-nâme’si bu konuda yazılmış manzum ilk eserdir. Tuhfetü’l-uşşâk küçük bir aşk mesnevisidir. Hamdî’nin Yazıcıoğlu’na nazire olarak yazdığı bir de Ahmediyye’si vardır. Divan ve mesnevileri ile Türk dilinin ve edebiyatının gelişmesine hizmet eden Hamdî, Batı Türk edebiyatı içinde Ahmedî’den sonra en çok eser yazan şairdir.

Baba Yûsuf-ı Sivrihisarî, Hamdullah Hamdî’ye paralel olarak Fâtih ve II. Bâyezîd dönemlerinde yaşayan Divan sahibi ve mesnevi yazarı bir şairdir. Hakkında birçok menkıbe bulunan Şeyh Baba Yûsuf ’un Divan, Risâletü’nnûriyye, Tefsir ve Mevhûb-ı Mahbûb olmak üzere dört eseri vardır. Daha çok Divan’ı ve Mevhûb-ı Mahbûb mesnevisi ile Türk edebiyatında dikkat çeker. Eserinde yer yer Arapça ve Farsça beyitlere de yer vermiştir. Mesnevisi, özellikle nasihat bakımından önemlidir. Zaman zaman padişaha da öğütlerde bulunur; devrinin şeyhlerini eleştirir. Dervişlik hakkında bilgi verir. Peygamberi ve savaşlarını, miracı ve başka dinî konuları anlatır.

XV. Yüzyıl Mutasavvıf Şairleri

Tasavvufî ve dinî edebiyatın, klasik edebiyat yanında halka inen ve halkın terbiyesi ile ilgilenen şair ve yazarları da, bu yüzyılda kendini göstermiştir. II. Murâd zamanında;

  • Emîr Sultan (öl. 1429),
  • Hacı Bayram-ı Velî (öl. 1429-1430) ve
  • Kaygusuz Abdal’ın (öl. 1444) devamı olarak

Türk milletinin gönlünde yaşayan, şahsı ve şiirleri ile günümüze kadar gelen, milletin velî olarak bildiği şairler de vardır. Bunların başında;

  • Akşemseddîn (1389-1459),
  • Eşrefoğlu Rumî (öl. 1469),
  • Kemâl Ümmî (öl. 1475?),
  • Dede Ömer Rûşenî (öl. 1486),
  • Cemâl-i Halvetî (öl. 1496),
  • İbrahim Tennûrî (öl. 1482) ve
  • İbrahim Gülşenî (1426-1533) gelmektedir.

XV. Yüzyılda Yazılan Eserler

XV. yüzyılda yazılan eserler;

  • Manzum eserler ve
  • Mensur eserler adı altında iki grupta toplanabilir.

Manzum eserler Divanlar ve Mesnevilerdir.

Bu dönemde yazılan mensur eserlerin başlıcaları ise, Kur’an veya sure tefsiri tercümeleri, Tezkiretü’l-evliyâ türü eserler, menâkıb nâmeler, dinî, destani veya çeşitli konularda yazılmış hikâyeler, inşa usullerini öğreten eserler, sözlükler ve tarihî eserlerdir. Bunların dışında tıp, heyet, nücum, riyâziye, musiki gibi alanlarda oluşturulmuş çok sayıda eser, genellikle sade ve anlaşılır bir dille yazılmış olup Türk dilinin zenginliğini, Türkçenin anlatım gücünü ve yeterliliğini göstermeleri bakımından oldukça önemlidir.

Mercimek Ahmed ’in Kâbus-nâme çevirisi bu yüzyılın tanınmış mensur eserlerindendir. Ahmed-i Bîcan da öl. 1465-70), Rûhu’lervâh, Acâ’ibü’l-mahlûkat, Dürr-i Meknûn adlı eserleri ile Fâtih dönemi yazarlarının başında yer alır. Fâtih devrinin dikkat çeken eserlerinden biri de Eşrefoğlu Rûmî’nin yazdığı Müzekki’n-nüfûs’tur.

Fâtih devrinde yazılan ve Türk dili tarihi açısından önem arz eden başlıca eserlerden biri Münyetü’lebrâr ve Gunyetü’l-ahyâr’dır. Abdurrahîm-i Karahisarî, bu eseri, İstanbul’un fethinden iki ay sonra 1453 yılında İznik’te Akşemseddîn’in işaretiyle yazmıştır.

Fâtih devrinin önde gelen eserlerinden biri de Saltuknâme’dir. Saltuk-nâme, Cem Sultan’ın emri ile Ebulhayr-i Rumî tarafından gaza ruhunu canlandırmak için derlenmiş bir eserdir.

Fâtih döneminde yazılan eserler içinde sözlükler de ön sırayı alırlar.

Fâtih devrinde tarih yazıcılığı da önemli yer tutar. Kıvâmî’ nin Fetih-nâme-i Sultân Mehmed adlı eseri de bu devrin önde gelen tarihlerindendir.

Fâtih döneminde yazılan takvimler de, Türk dili tarihi açısından önemli eserlerdir. Ayrıca, Fâtih ve II. Bâyezîd devrinde üslup ve tenkitleri ile dikkat çeken Molla Lütfî ’nin eserleri de, Türk dili tarihi açısından önem taşır.

Fâtih döneminde, tıp alanında da önemli eserler yazılmıştır. Sabuncuoğlu ’nun Cerrâhiyye-i İlhâniyye ve Mücerreb-nâme adlı eserleri, bunların başında gelmektedir.

Fâtih devrinde, Türk dili açısından dikkat çeken en önemli husus, resmî kitabet diline çekidüzen verilmesidir. Karamanî Mehmed Paşa tarafından Fâtih’in ağzından yazılan ve Uzun Hasan’a gönderilen mektup, bunun başlıca örneğidir.