Ünite 6: XV.-XVII. Yüzyıllarda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı

XV. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATI VE TEMSİLCİLERİ

Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı XV. Yüzyılda çok hızlı bir şekilde gelişerek merkezden muhite doğru ciddi bir gelişme göstermiştir. Bu gelişmede cami, medrese ve tekke gibi unsurların etkisi son derece büyük olmuştur. Buralarda var olan eserler olgunlaştığı gibi birçok yeni eser ortaya çıkmıştır.

Mevlana Celalledin-i Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre gibi büyük mutasavvıfların yaktığı bu ateş XV. yy. da Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli, Emir Sultan gibi isimler tarafından harlanmaya devam etmiştir. Bu dönem Anadolu’da fikri ve zühdi hareketler çokça görülmüştür. Tarihte Fatih Rönesansı olarak kabul edilen ve Fatih Sultan Mehmet Han’ın gerçekleştirdiği bu Rönesansların kurucularından olan Akşemseddin adıyla anılan büyük veli tarafından büyük bir divan oluşturulmuş ve bu divanda bulunan sufilerin redifli ilahisi sofilerin bütün özelliklerini ortaya koymakla beraber Din-i Tasavvufi Türk Edebiyatının da genel mahiyetini belirlemiştir.

Hacı Bayramı Veli

Gerçek adı Numan olan Hacı Bayramı Veli Ankara doğumlu olup yoğun bir eğitim hayatı geçirdikten sonra müderris (profesör) olarak hayatını devam ettirirken Kayseri’de bulunan Somuncu Baba ile tanışmış ve O’na intisab etmiştir ( O’nun müridi olmuştur ). Şeyhiyle uzun yıllar geçirdikten sonra Şeyhi vefat ettiğinde tekrar Ankara’ya dönmüş, Halvetiyye ve Nakşibendiyye tarikatlarını birleştirerek Bayramiyye tarikatını kurmuştur. İlmi ve tasavvufi bir sentez yapan bu zatın talebeleri ve halifeleri arasında Akşemseddin ve Eşrefoğlu Rumi gibi isimler vardır.

Kendisini çekemeyen zamanın hocaları tarafında dönemin padişahı Sultan II. Murat’a şikâyet edildiği için Edirne’ye davet edildi. Edirne’de O’nun gerçek bir âlim olduğu anlaşılınca bir müddet orada kalarak vaazlar verdi ve sonunda padişahın hürmetlerini ve ihsanlarını alarak Ankara’ya döndü.

Aruzla yazılan iki, heceyle yazılan üç şiirinden başka yazılı eseri bulunmamaktadır. Onun eserleri öğrencileri olarak görülmektedir ki bu öğrenciler Din-i Tasavvufi Türk Edebiyatının en önemli isimleri olmuşlardır. 1429- 30 yıllarında öldüğü bilin Hacı Bayram, Ankara’daki kendi adını taşıyan Hacı Bayram Veli türbesinde metfun bulunmaktadır. Yazılı olan eserine ulaşmak için ilgili kitabın 138. Sayfasına bakabilirsiniz.

Eşrefoğlu Rûmî

Gerçek adı Abdullah olan Eşrefoğlu 1353 veya 1377’de İznik’te doğmuştur ve 1470 yılında vefat etmiştir. İlmi eğitimini tamamladıktan sonra sırasıyla; Emir Sultan’dan, Hacı Bayram Veli’den ve Şeyh Hüseyin el-Hamavi’den icazet aldıktan sonra Anadolu’da Kadiriyye Tarikatını kurmakla görevlendirilmiştir. Anadolu’dan sonra da tekrar İznik’e gelerek Eşrefiyye tarikatını kurmuş ve halkı irşat etmiştir. Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Türklerin İslami yaşayışı benimsemesinde büyük rolü olan Rumi, eserlerinde Yunus Emre’den etkilenmiş ve lirik şiirlerin yanında didaktik şiirler de yazmıştır. Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatına büyük katkıları olan Eşrefoğlu’nun şiirlerinin birçoğu bestelenenmiş olup günümüzde söylenmeye devam etmektedir.

Süleymân Çelebi

Meşhur mevlidin yazarı olan Süleymân Çelebi Sulatan Beyazid’in Divânı Hümâyun imamlığını yaptıktan sonra Bursa Ulu Cami baş imamlığına getirilmiş ve Vesîletü’nNecât isimli eserini 1409’da tamamlamıştır. Eser sade ve manzum bir dille yazıldığı ve güzel makamlarla camilerde ve evlerde okunduğu için büyük teveccüh görmüştür. Eser tam manasıyla mesnevi nazım şeklinde yazılmış bir mevlittir. Mevlit; tevhit, ilâhî, münacat, naat, velâdet, miraç, hilat, hicret, nasihat, vefat, istimdat (dua), hatime vb.leri olan “Dini-Tasavvufî Türk Edebiyatı edebî türüdür. Bu eser 732 beyitten müteşekkil olup DînîTasavvufî Türk edebiyatı bilim dalına ait bir türdür.

Kemal Ümmî

Gerçek adı İsmail olup doğum yeri ve tarihiyle ilgili net bilgiler olmamakla beraber Niğde’de doğduğu tahmin edilir. Çeşitli Anadolu illerinde makamı bulunsa da kabri Niğde’dedir. Şeyh Cemâl-i Halvetî pirdaşlarından ve Muhammed Bahaeddin-i Erzincanî’nin halifelerinden olduğu bilinmektedir.

Kemal Ümmî de Yunus Emre’den etkilenmiş, 15. Yy.da aruz vezni le yazılmış birçok kaside, gazel ve mesnevilere imza atmıştır. Toplam 2371 beyti bulunmakta olup sade ve anlaşılır bir dille yazdığı için halk tarafından çok sevilmiş, ünü düğer Türk ülkelere kadar uzanmıştır.

Emir Sultan

Gerçek adı Seyyid Şemseddin Muhammed bin Ali elHüseyni el-Buharî olup peygamber soyundan gelmektedir. İlim tahsilini Buhara, Mekke ve Medine’de gördükten sonra rüyasında peygamberimiz görmüş ve onun sözü üzerine Bursa’ya gelmiştir. Bursa’da da Şemseddin Fenari Hazretlerinden ilim öğrenmiş, sonra ondan icazet almıştır. Sultan I. Beyazıd’ın kızıyla evlenmiş hayatını burada devam ettirmiş, halk tarafından çok sevilen bir insan olmuştur. Padişah’a danışmanlık da yapan Emir Sultan 63 yaşında Bursa’da vefat etmiştir. Halkın hocası olarak ömrünü geçiren Emir Sultan çok fazla şiir yazmamış olup ölümünden sonra menakıpname adlı eseri kaleme alınmıştır.

Dede Ömer Rûşenî

Künyesi Ali ibn Umur Bey olup gerçek adı Ömer’dir. Aydın’ın Rûşen köyünde doğduğu için bu lakabı almıştır. İyi tahsil almak için Bursa’ya gider ve burada eğitimini tamamladıktan sonra müderris-profesör olarak görev yaptıktan sonra Karaman’ın Larende kasabasına gider.

Buradan Azerbaycan’a geçerek Seyyid Yahyâ Şirvânî’den el alarak baş halifesi olur. Şeyhinin ölümünün ardından postnişe oturur ve Azerbaycan’daki çeşitli illerde halkı irşat eder. 1487 yılında Tebriz’de vefat eden Hazret’in çok sayıda eseri bulunmaktadır. Sade, akıcı ve anlaşılır bir dille yazılan eserler tüm Türk coğrafyalarını etkilemiştir. Eserleri sırasıyla; Divân, Çobannâme, Miskinnâme, Neynâme, Kalemnâme’dir. Eserlerin içeriği için ilgili kitabın 143. Sayfasına bakabilirsiniz.

Bölümle İlgili Öğrenilmesi Gereken Kavramlar:

Dîni-Tasavvufî Türk Edebiyatı: Toplumun dini yaşayışını belli bir vecd içinde, bazen nesir halinde, bazen milli vezinle, bazen de Divan şiiri nazım şeklini kullanarak dinî-tasavvufî nazım türleriyle verebilen ve toplumun tüm kesimlerine hitap edebilen edebiyattır.

Mutasavvıf: Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Allah’a adamış kimse.

Sufi: Mutasavvıf anlamında bir kelime.

Mürit: Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufu öğrenen kimse.

Riyazet: Nefsin isteklerini kırma.

Mevlit: Hz. Muhammet’in doğumunu anlatan şiirlerdir. Erken dönemlerde Erzurumlu Kadı Darîr gibi şairlerin temsil ettiği mevlit türünün Türk edebiyatındaki en iyi temsilcisi 15. yüzyıl şairi Süleyman Çelebi’dir.

Tevhit: Tekke şiirinde Allah’ın varlığı ve birliği üzerine yazılmış şiirlere denir.

Münacat: Türk edebiyatında münacatlar, Allah’a yalvarıp yakarmak için yazılan manzum ve mensur eserlerdir.

Naat: Hz. Muhammet’i övmek için yazılan eserlere naat adı verilir. Bunun yanı sıra diğer peygamberler, halifeler, veliler ve din büyükleri hakkında yazılan naatlar da vardır.

Kaside: Divan şiirinin temel nazım şekillerinden birisi olan kaside, din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir.

Gazel: Divan şiirinde daha çok aşk ve şarap üzerine yazılan şiirlerin nazım şekli olan gazel, Tekke şiirinde de kullanılmıştır.

Mesnevi: Aruzun kısa kalıplarıyla yazılan ve beyitleri kendi arasında (aa, bb, cc, çç, dd, ee) kafiyeli şiirlerdir.

Menakıpname: Velilerin menkıbelerini içeren eserler.

XVI. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATI VE TEMSİLCİLERİ

Bu dönemde de gene Tunus Emre ve Mevlana etkisi görülmüş, dönemin mutasavvıfları ve şairleri bu yönlerde eserler vermişlerdir. Genel olarak Yunus Emre etkisi daha fazla hissedilmiştir. Bu dönemin önemli tasavvuf şairleri arasında; Şeyh İbrâhim Gülşenî, Ahmed-i Sârbân, Vahib Ümmî, Ümmi Sinan, Bursalı Muhyiddin Üftade, Seyyid Seyfullah Halvetî ve İdris Muhtefî bulunmaktadır.

Aziz Mahmud Hüdâyî

Cüneyd-i Bağdadî neslinden geldiği söylenen ve 1541 yılında Koçhisar’da doğan Aziz Mahmud Hüdâyî birçok yerde ilim tahsil ettikten sonra Bursa’da müderrisprofesörlük görevinin yanında kadılık da yapmıştır.

Gördüğü bir rüya üzerine Şeyh Üftade’ye intisap etmiş üç sene onun yanında kaldıktan sonra halifesi olarak yanından ayrılarak çeşitli yerlerde dolaşmış, ardından da İstanbul Üsküdar’a gelmiştir. Burada hizmet edip halen burada bulunan türbesinde metfun bulunmaktadır. İbnü’l Arabi’nin sistemleştirdiği vahdet-i vücud anlayışına bağlı kalan mutasavvuf, Türkçe ve Arapça olmak üzere eserler vermiştir. Türkçe bazı eserleri; Divân-ı İlâhîyat, Tarikatnâme, Tezâkir-i Hüdâi v.b. Arapça bazı eserleri ise; Câmiu’l-Fadâil ve Kâmiu’r-Reâil, Fethu’l-Bâb ve Refu’l-Hisâb, Keflfü’l-Kânâ an Vechi’s-Sema v.b. Eserlerle ilgili daha geniş bilgi için ilgili kitabın 136. Sayfasına bakabilirsiniz.

Vâhib Ümmî

Doğum tarihi tam bilinmemekle beraber gerçek adı Abdulvahhab-ı Elmalı’dır ve 1595 yılında vefat etmiştir. Birçok mahlas kullanmıştır. Bunlar; Vâhib Ümmî, Vâhibi, Vehhâb, Vâhâb, Vehabî, Vehâb” olmak üzere altı tanedir. Hece ölçüsünde kendini daha rahat hissettiği için eserleri bu yöndedir. Yunus Emre’den çok etkilenmiş ve yazdığı şiirler de onunkilere benzemektedir. 485 şiirinden 300’den fazlası aruzla yazılmış olup dış ahenkten ziyade içeriğe önem vermiştir.

Pîr Sultan Abdal

1500-1600 yılları arasında Sivas’da doğup burada ölen Pir Sultan farklı bir dini terminolojiyle şiirlerini oluşturmuştur. Allah, peygamber ve ehl-i beyt sevgisine vurgu yapmanın yanı sıra batıni konularda da eserler vermiştir. Alevî-Bektaşî inanışına yönelik eserleri çoktur. Halkın anlayabileceği bir üslup kullanmıştır. İsyancı bir ruha sahip olduğu anlaşılmakla beraber halkın sorunlarını dile getiren eserleri de mevcuttur.

Kul Himmet

Pir Sultan etkisinde kalan sanatçı XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Tokat’ta yaşayıp burada ölmüştür ve AlevîBektaşî Edebiyatının önemli şairlerindendir. Birçok alanda bilgisi olan sanatçı; sanatının yanında siyasetle de meşgul olmuş ve düvaz imamlar, destanlar, ağıtlar söylemiştir. Güçlü bir mutasavvıf şairi olmakla beraber eserlerine tam anlamıyla ulaşılamamaktadır.

Muhyiddin Abdal

Hece vezni ile Hurufilik yolunda bir divanı bulunan sanatçının hakkında çok geniş bir bilgi bulunmamaktadır. 15 ve 16. Yüzyıllarda yaşayan sanatçı döneminin sevilen sanatçılarından biri olmuştur.

Bölümle İlgili Öğrenilmesi Gereken Temel Kavramlar:

Vahdet-i vücûd: Allah’tan başka varlık olmadığının idrak ve şuuruna sahip olmak.

Ehl-i Beyt: Hz. Muhammet, Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’i içine alan bir tabirdir.

Düvaz İmam: Tekke şiirinde içinde on iki imamın adı geçen ve onları övmek için yazılan şiirlere denir.

XVII. YÜZYILDA DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK EDEBİYATI VE TEMSİLCİLERİ

Bu yüzyılda her ne kadar ülkemiz ekonomik ve idari yönden geri gitse de edebiyat yönünden ilerlemeler devam etmiş tam anlamıyla bir olgunluk dönemine geçmiştir. Daha önceleri örnek alınan İran edebiyatı bile Türk edebiyatı yanında geri kalmıştır. Bu dönemde pek çok saz şairi, usta sanatkârlar yetişmiş, sanat hayatın hemen her alanında icra edilmeye başlanmıştır. Halk hikâyeciliği, meddahlık, halk tiyatrosu (orta oyunu) ve karagöz büyük rağbet kazanmış, bu sahalarda zengin eserler ortaya çıkmıştır. Halk edebiyatında da aruz vezniyle eser vermeye başlayan saz sanatçıları olmuş, tam bir harmoni şeklinde edebiyatımız kuvvetlenmiştir. Bu dönemde yetişen Karacaoğlan, Âşık Ömer ve Gevherî yalnız bu asrın değil, bütün halk şiirinin yüksek ustaları olarak kabul edilmişlerdir.

Bu dönemde çok eser verilmesine hatta Azerbaycan, Özbekistan gibi ülkelerde de yazılan iyi eserler olmasına rağmen Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı büyük gelişme kat edememiştir. Bu dönem çokça geçmiş dönemde yazılan eserler söylenmeye devam etmiştir. Bu dönemin önemli şairleri arsında; Âdem Dede, Aziz Mahmud Hüdai, Niyâzî-i Mısrî, Zelilî, Adlî, Zakirî, Lâmekânî Hüseyin Dervifl Osman, Sultan Ahmed, Ahîzâde Hüseyin, Şeyhî, Fakir Edna, Kul Budala, Kul Mustafa, Abdülahad Nûri, Akkirmanlı Nakflî vb. gösterilebilir.

Âdem Dede

17. asrın ilk yarısında vefat eden Dede Antalya doğumlu olup, önce Zincirkıran Mehmet Dede’ye ardından Konya’da Bostan Çelebi’ye daha sonra da İstanbul’da İsmâil Ankaravî’ye intisab etmiş ve derler almış, sonunda da Galata Mevlevihane’sine Şeyh olmuştur. En önemli özelliği Mevleviler arasında hece vezniyle Yunus tarzında şiir yazan ilk kişidir.

Sinan Ümmî

Tam bilinmemekle beraber muhtemelen 1570lerde domuş gerçek adı Yûsuf Sinan’dır. Bazen Sinan Ümmî, bazen de Ümmî Sinan mahlasını kullanmıştır. Sanat gayesinden çok halkı irşat etme arzusuyla yazdığı şiirler hem aruz hem heceyle yazılmıştır. Divanında ikiyüze yakın şiir bulunmaktadır. Kutbü’l-Meani isimli bir eserinden de söz edilmesine rağmen, bu eserine ulaşılamamıştır.

Niyâzî-i Mısrî

1617 yılında Malatya’da doğmuş, yoğun bir eğitim alarak çeşitli ülkeler gezmiş, Kahire’de Kadiri dergâhına bağlanmış, Türkiye’nin birçok ilini gezmiş vaazlar ve dersler vermiş, sonunda da Bursa’ya yerleşmiştir. Gerçek adı Mehmed’dir. Padişahlar kendisine danışmış olup, O da İstanbul Edirne gibi birçok ilde vaazlara ve derslere devam etmiştir. Birçok iftiraya uğrayan Mısrî Rodos’a sürgün edilmiştir. Fffedilip döner ve tekrar iftiraya uğrayarak Gelibolu’ya oradan da Limni Adasına sürgün edilir. Burada hayatını kaybedilir ve oraya defnedilir.

Niyâzî-i Mısrî’nin Türkçe ve Arapça olmak üzere mensur ve manzum on ciltten fazla eseri bulunmaktadır. Nesirle yazdığı eserlerde Nesimî ve Fuzulî, hece ile yazdıklarında ise Yûnus Emre’nin tesirleri açıkça görülür. Esrlerinin isimlerine ulaşmak için ilgili kitabın 142. Sayfasına bakabilirsiniz.

Kul Nesîmî

Hayatı hakkında çok fazla bilgi bulunmayan şair diğer Kul Nesîmîlerle karıştırılmamalıdır. Bazı yazılı nüshalardan anlaşıldığına göre 17. Asırda yaşadığı anlaşılmaktadır. Bektâşî tarikatındandır. Ama Câferi, Haydarî ve Hurufi tarikatlar› ile de ilgilenmiştir. Şiirlerini, hem aruz, hem de hece vezni ile yazmıştır, hatta aruzu daha çok kullanmıştır. Ama aruzda pek başarılı olamamıştır. Fuzûli’nin ve Nesîmî’nin tesirinde kalmıştır.

Âşık Virânî

Eserlerinden aldığımız bilgilere göre Virânî, Hurûfilik inancına bağlı bir Bektaşi babası olup, “Virânî, Âşık Virânî, Virânî Baba” gibi mahlaslar kullanmıştır. Virânî, Bektaşî geleneğinde; Nesîmî, Hatayî, Fuzulî, Kul Himmet, Yeminî ve Banazlı Pir Sultan Abdal’la birlikte yedi büyük şairden biri sayılır. Virânî, Hurûfîlik akidelerine bağlanmış, Nesîmî ile başlayan bu edebiyatın XVII. yüzyılda en kuvvetli propagandacısı olmuştur. Necef’teki Bektaşî Tekkesi şeyhliğinde bulunduğu ve Şah Abbas (1587-1628) ile görüştüğü rivayet olunur.

Virânî’nin, Hurufilik akidelerini gösteren bir Risalesi ve kırk kadar manzumeyi içine alan küçük bir divanı vardır. Bazı şiirlerini aruz vezniyle yazmıştır. Bu şairin şiirlerinde Hurufi fikirlerin dışında bir samimiyet havası hâkimdir. Dili oldukça ağırdır. Zira dinî terimleri ve terkipleri fazlası ile kullanmıştır. Eserlerinde ahlaki temler ve yüzeysel anlamdaki tasavvuf iç içedir. Hurufîlik ile ilgili risalesi ve divanı basılmıştır.

Bölüm İle İlgili Bilinmesi Gereken Terimler:

Meddahlık: Genellikle şehir ortamlarında hikâye anlatıp taklitler yapma sanatı.

Hurufilik: Kur’an harflerinden çeşitli anlamlar çıkaran bir zümre.