Ünite 2: Uygur Kağanlığı ve Türk Boyları

Uygurlar

IV.-V. yüzyıllarda, Gaoche (Yüksek Arabalı) ve sonra Töles boyları arasında görülen Uygurların ismi üzerine çıkan tartışmalarda, uy: “müttefik, akraba”+gur olduğu kabul edilmiştir. Nitekim, On-Uygur sözünün “On Müttefik” demek olduğu bilinmektedir. Uygurlar, I. Göktürk Kaganlığı devrinde, bütün Türkistan sahasında Töleslerden bir boy olarak Selenge Irmağı etrafında yaşamışlardır. Uygurlar Tarduşlar ile işbirliği yaparak 630 yılına doğru, Doğu Göktürk ordusunu mağlup ettikten sonra iyice güçlenip, On-Uygur ittifakını kurmuşlardır. Daha sonra, Göktürk Kaganlığı’nı yıkarak 745’te Ötüken’de 9 urug’tan meydana gelen kaganlık kurmuşlardır. Uygur Kaganlığı’nı merkezi Orhun kıyısındaki Ordu-balık olmak üzere kuran Kutlug Bilge Köl’den sonra, tahtın resmî varisi Tay Bilge Tutuk ile Bayan Çor arasında mücadeleler yaşanmıştır. Bayan Çor galip geldikten sonra 749 yılında kagan olmuş ve kaganlığın sınırlarını Yenisey kaynakları, Çu-Talas havalisi, İç Asya ve Kerülen’e kadar genişletmiştir.

751 yılında Arap orduları ve Çinliler arasında gerçekleşen Talas Savaşı’nda, Çinliler yenilmiş ve doğuya çekilmişlerdir. Bu olay, Uygurların daha da güçlenmesini sağlamıştır; çünkü yenilen Çinliler memleketlerine çekilince, Uygurlar bölgedeki nüfuzlarını artırmışlardır. Bayan Çor’un ölümü üzerine 759 yılında tahta çıkan Bögü Kagan, Tang Sülâlesi’nin sözünün geçmediği Çin’e hâkim olmak istemiştir. Çin’deki isyanlar bastırılınca Uygurların ilerlemesi durmuş, ancak yine de Çin’e nüfuz eden bir Uygur gücü var olmuştur. Çin şehirlerinde rahatça ticaret yapmış ve zenginleşmişlerdir. Ayrıca, 762 yılında Çin başkentini, Tibetlilerin elinden kurtarıp, sefer tamamlandıktan sonra yanında dört Mani rahibiyle Ötüken’e dönen Bögü Kagan, idâreci tabakadan başlamak üzere Uygurlar arasında Mani dininin yayılmasının önünü açmıştır. Kırgızları mağlup eden Bögü Kagan Çin’e yönelince, böyle bir seferi istemeyen Tun Baga Tarkan onu öldürmüş ve Alp Kutlug Bilge Kagan adıyla tahta çıkmıştır (779-789). Alp Kutlug Bilge Kagan’dan sonra da sırasıyla tahta, Tanrıda Kut Bulmış Külüg Bilge Kagan (789-790) ve Kutlug Bilge Kağan (790- 795) geçmiştir.

Kagan olan Ediz boyundan Kutlug (“Ay Tanrıda Ülüg Bulmış Alp Kutlug Bilge Kagan”, 795-805) ile “Ay Tanrıda Kut Bulmış Külüg Bilge” (805-808) zamanlarında Uygur hâkimiyetindeki topraklarda sükûnet egemen olmuş, ticaret ve zenginlik artmıştır. Ay Tanrıda Kut Bulmış Alp Bilge (808-821) devri de savaşsız geçmiştir. Ay Tanrıda Ülüg Bulmış Küçlüg Bilge (821-833) Tibetlileri durdurmuş, Karluklara yeni bir Yabgu tayin etmiş ve Sogd bölgesine kadar ticareti gelis¸tirmiştir. Bununla beraber bir karıs¸ıklıkta kagan öldürülünce yerine yegˆeni Ay Tanrıda Kut Bulmıs¸ Alp Külüg Bilge Kagan (833-839) geçmiş ve bu kagan da bir isyanda ortadan kaldırılmıştır. 20 yıldır Orhun havalisini baskı altında tutan Kırgızlar, 840 yılında Ordu-Balık’ı ele geçirmişler ve Kagan Hesa’yı (839-840) öldürdürerek Uygur Kaganlığı’nı yıkmışlardır. Uygurlar dağıldıktan sonra yurtlarını terk edip Karluk memleketine, Çin’e ve İç Asya’ya kütleler halinde göçmüşlerdir. Bir kısım Uygur, Gansu bölgesinde bir kısım ise, Doğu Türkistan’da devlet kurmuştur.

Uygurların kütleler hâlinde 847 yılında yerleşmelerinden önce, Gansu havalisinde oldukça fazla Uygur yaşamıştır. X. yüzyılın başlarında, Çin’de Tang Sülâlesi’nin sonu gelmek üzereyken Gansu Uygurları bağlı oldukları Dunhuang merkezli Çin askerî bölgesiyle bağlarını kesmişlerdir. Daha sonraları, Tegin adlı komutanın emrindeki Uygur ordusu 911 yılında Dunhuang’ı kuşatıp, bölgede bir devlet kuran isyancı bir Çin generalini yenmiş ve böylelikle bu bölgede Uygurlar müstakil olmuşlardır. Etraflarında kendilerini rahatsız edecek büyük bir güç kalmadığı için Uygurlar artık kendi hallerinde yaşamışlardır. Çin ise, parçalanmış ve birkaç Çin tarzı devlet arasında bölüşülmüştür. Uygurlar da, Çin’in bölünerek oluşturduğu bu devletlerin bazıları ile yakınlık kurmuş ve daha çok ticarî amaçlı olduğu düşünülen münâsebetler yürütmüştür.

X. yüzyılın başından itibaren Mançurya ve Kore halklarını birleştiren Tunguz menşeli Kitan (Qidan)’lar Kuzey Çin’de Liao Devleti’ni (907-1211) kurmuşlardır. Bölgede büyük bir güç oluşturamayan Gansu Uygurları 940’dan sonra bunların ve 1028’lerden sonra Xi Xia adıyla Çin’de devlet kuran Tangutların ve nihayetinde 1226’dan sonra Cengiz Moğollarının egemenliği altına girmişlerdir. İç Asya’ya doğru giden Uygurların başında 13 Uygur boy birliğinin son kaganı olarak kabûl edilen Enian Tegin vardı. Batıya giden bir Uygur kolu Tanrı Dağları, Beşbalık, Turfan taraflarına yerleşerek 856 yılında Mengli’yi kagan seçmişlerdir. Çin’deki Tang Devleti ise, Tibet istilasına karşı hemen bunları tanımıştır. Çin’in de karmaşa içine düşmesini fırsat bilen Uygurlar, Doğu Türkistan’da ticaret yolları üzerinde zenginleşerek gittikçe güçlenmiş ve aynı zamanda Maniciliği de yaymışlardır. Gansu Uygurlarının 911’de Dunhuang’da devlet kuran Çinli isyancı generali ortadan kaldırmalarıyla Doğu Türkistan Uygurları da Çin ile olan siyasi bağlarını koparmışlardır.

Doğu Türkistan’da kurdukları siyasi yapının güneyinde Tibetliler ve batısında Karluklar ile komşu olan Uygurlar, bu devirde Kaşgar, Beşbalık, Kuça, Turfan, Kumul gibi dünyanın en eski kültür, sanat ve ticaret merkezlerine hâkim olmuşlardır. Açık olmamakla birlikte, 947’lerde başkentin Turfan’daki Koço (Karahoca) ve yaylak merkezin ise, Beşbalık olduğu ve devleti Alp Arslan Kutlug Kül Bilge-Tanrı Han’ın idâre ettiği bilinmektedir. Doğu Türkistan Uygurlarında Budacılık çok yayılmış ve hatta Maniciliğin önüne geçmiştir. Bunun yanında Nesturî Hıristiyanlık ve çok az olmak üzere İslâmiyet de yayılmıştır. Bu esnada Müslüman olan Karahanlılar, Turfan merkezli Uygurları kâfir olarak gördüklerinden onların Müslüman olması için çalışmışlardır. İslâm kaynaklarında, Dokuz Oğuz adıyla geçen Uygurların müstakillikleri, 1209’da Cengiz Han’a tabi olduğunda sona erse de, önde gelenleri Moğol İmparatorluğu içinde yüksek mevkilere gelmişler ve Çin’de Moğol hâkimiyetinin sona erdiği 1368 yılına kadar Uygur Hükümdar Âilesi devam etmiştir.

Şehirlerde ticaret ve zanaat erbabı olan şehirli Uygurlar sanat, edebiyat gibi alanlarda da çok ilerlemişlerdir. Uygurlar bir alfabe oluşturmuşlar ve bunu XV. yüzyılın sonuna kadar resmî olarak kullanmışlar, paraların üzerine basmışlardır. IX.-X. yüzyılda, sert ağaçtan tek tek hareketli Uygur harfleriyle olan ilk kitap basımını gerçekleştirmişlerdir. Uygurların bilhassa Manicilik, Budacılık ve Nesturilik alanlarında örnekleri Maitrisimit ve Altun Yaruk olan dinî tercüme kitapları çok yüksek bir edebî seviyeyle yazılmıştır. Karahanlı ve Çağatay edebiyatının Uygurlara dayandığı bilinirken, Doğu Türkçesinin çok ileri seviyede olmasında da Uygurların katkıları büyüktür. Uygurlar eski Türk dininden sonra Manicilik ve Budacılık gibi dinlere de inanmışlar, ancak bu dinler, Uygur Türklerinin tüm hayatlarına etki etmemiş, en alt tabakalara kadar inmemiş ve halk, Tek Tanrı inancından hiçbir zaman vazgeçmemiştir.

Uygurların en önemli sanat faaliyeti duvar resmidir. Yine kumaş, ipek, kâğıt, deri ve ağaç gibi nesneler üzerine yapılan işlemeler ve suretler çok ileri bir sanat anlayışının göstergesidir. VIII. ve IX. yüzyıldan kalma Manici ve Budacı duvar resimleri ve minyatürler Türk resim sanatının en eski örneklerindendir. Bu resimler eski Uygurların hayatını yansıtarak Uygurların ne kadar zarif ve zevk sâhibi insanlar olduğunu bizlere göstermektedir. El işlemeciliği ve zanaat alanlarında da çok ileri olan Uygurlar, Altın, gümüş, demir, mermer gibi madenleri zarafetle işlemişler ve yine ziynet eşyaları ile silah yapımında devirlerine göre üstün teknikler kullanmışlardır. Ayrıca, Uygurların çanak-çömlek yapımı ve Türk sanatı tesirlerinin yoğun olduğu heykel sanatı, bütün Türkistan sahasını ve Çin’i etkilemiştir. Kültür ve sanat alanında da Uygurlardan etkilenen Çinliler, Uygur müziklerini Çin saraylarında çalmışlar ve çalınan Uygur müzikleri Çinliler arasında moda hâline gelmiştir. Çinliler, çok ince bir zevke sâhip Uygur giyim-kuşamından da etkilenmiş, Çinli kadınlar Uygurlar gibi giyinerek onlara benzemeye özen göstermişlerdir.

Kırgızlar (M.Ö. 202- M.S. 960)

Adlarının “kırk”+ız yâni “kırk boy” veya “kırk”+kız yâni “kırk kız” anlamına geldiği düşünülen Kırgızlar, Göktürkler devri Çin kaynaklarında kızıl saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir edilmiştir. Hunlara bağlı olan Kırgızlar, ilk defa, M.Ö. 202-201 yılında tarih sahnesinde görülmüş ve bu dönemde Yenisey Irmağı’nın üst akımlarında yaşamışlardır. Kırgızların esasen bugünkü Abakan, Minusin, Sayan taraflarında yayıldıkları bilinmektedir. M. S. 90’lı yılların başlarında, Çinlilerle birlikte kuzeydeki Hunlara hücum ettikten sonra Talas civarına gelerek, Pamir’deki Wusun’ları yerlerinden etmişlerdir. IV. yüzyılın başlarında, Tabgaç Türkleri ile yakın münâsebetler kuran Kırgızlar, IV.-VI. yüzyıllarda ise, Ruanruan (Juanjuan)’lara bağlanmışlar, ancak bir kısmı da Töles boylarıyla birleşmiştir.

Gök-Türk Devleti’nin hızla büyümeye başladığı 560 yılına doğru, Muhan’a itaat eden Kırgızlar, onlara silahlar, çeşitli eşyalar ve hayvan yemleri temin etmiştir. 630’da ise, GökTürk Devleti’nin gücünü kaybetmesi üzerine, 680 yılına kadar müstakil olan Kırgızlar, bu dönemde Çin imparatoruna elçi göndererek hediyeler sunmuşlardır. Kırgızlar, 709 yılında başka bir Türk boyu olan Çik’lerle temasa geçerek II. Gök-Türk Devleti’ne karşı isyan etmişler, ancak 710 yılında bastırılmışlardır. Bu hadiseden sonra kaganlık yıkılana kadar Göktürklere sadık kalmışlardır.

Gök-Türk Devleti yıkılıp yerini Uygurlara bırakınca ilk kağan Bayan Çor, devletin birliğini sağlamak maksadıyla Kırgızların kurduğu Dokuz Oğuz-Kırgız ittifakıyla savaşmış ve onları etkisiz hale getirmiştir. (Daha sonra bu ittifaka katılan Üç-Karluk boyu ve Çik’ler, sırasıyla Uygurlara bağlanmıştır.) Bögü Kağan zamanında da, isyan eden Kırgızlar, Tun Baga Tarkan’ın Bögü’yü öldürmesine yardım etmiştir. Uygur Kaganlığı’nda 800’lü yılların başında, 400 bin kişilik bir orduya sahip Kırgızların üstünlüğü görülmeye başlamıştır. IX. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra zayıflayan Uygur Devleti’nin kumandanlarından Küllüg Baga, 839 yılında Kasar Kagan öldürülünce Kırgızların yanına kaçmış ve 100 bin atlıyla Uygur başkentini ele geçirmiştir. Uygurların son kaganı da öldürülünce Kırgız Kaganlığı kurulmuştur (840).

Kırgızlar, yaklaşık bir asır süren Büyük Uygur Kağanlığı’na son vererek, 840 yılında Ordubalık’ı ele geçirmişlerse de, Ötüken diye bildiğimiz kutsal Türk merkezini ihmal etmiş ve Çinliler adına diğer Türklerle savaşmışlardır. Yine 890’larda, Çin’deki bir isyanı asker gönderip bastırmışlardır. Kırgızlar, 920 yılında bütün Moğolistan’ı ele geçiren Kitan’lar tarafından Ötüken bölgesinden çıkarılıp eski yurtlarına sürülmüşlerdir. Cengiz Han döneminde hızla yükselen Moğol İmparatorluğu’na bağlandıktan sonra da, Tanrı Dağları’na göç etmişler ve bir kısmı da eski yurtları Hakasya’da kalmıştır. Böylece Kırgızlar, kadim Türk yurdunun Moğolların eline geçmesine sebep olmuşlardır.

Türgişler (634-766)

Adlarının Türk+ş şeklinde meydana geldiği bilinen Türgişler veya Türgeşler Batı Göktürklerin veya On-Ok birliğinin Duolu boyuna bağlı bir kol olarak İli Irmağı havalisinde 651 yılı itibarıyla tarih sahnesinde yerini almıştır. Kaynaklarda Wushile adıyla görülen Baga Tarkan unvanlı Türgiş boy beyi, Batı Göktürklerin kötü davranışlarına karşı isyan ederek çor’ları ve erkin’leri etrafında toplayıp 7 bin savaşçısı olan 20 başbuğlu bir ordu kurmuş ve hâkimiyet sahasını doğuda Kuça ve Turfan’a kadar genişletmiştir. Bunun üzerine Batı Göktürk kaganı topraklarını terk ederek Çin’e gidince, Kırgızlar ve Çinlilerle işbirliği yapan Baga Tarkan, II. Gök-Türk Devleti’nin kağanı Kapgan’ın ilerleyişini durdurmak istemiştir. Ancak, Bolçu Savaşı’nı (698) kaybedince otoritesi sarsılmıştır. 706 yılında Baga Tarkan’ın ölümü üzerine yerine geçen oğlu Suoge (Sakal?), Çinlilerle çok yakınlaştığı için bu kez Köl Tegin ve Bilge Kagan tarafından 711 yılında yine Bolçu yakınlarında mağlup edilmiştir.

Göktürklerle olan savaşlar esnasında Türgişler, 717 yılında Sulu adlı bir Kara Türgiş çor’unu kagan seçmiş ve Göktürklerden ayrılan bir kısım halk da bu yeni kagana tabi olmuştur. Maveraünnehir üzerinde Türklerin hak sahibi olduğunu düşünen Sulu Kağan, Arap ordusunun ilerleyişine karşı buradaki mahalli şehir devletlerine yardım etmiştir. Çin ise, Arap ordularının 719’da Seyhun ötesine geçmesi üzerine batıya doğru genişleme siyaseti izlemek istediyse de, Türgiş gücünü göz önünde bulundurarak bu siyasetini ertelemiştir. Böyle bir ortamda Türgişler batı siyasetlerinde daha rahat hareket edebilmişlerdir. Seyhun’u aşıp Maveraünnehir’e giren Türgiş ordusu komutanı Kül-çor, 721 yılında Arap ordularını Semerkand yakınlarında mağlup etmiştir. Daha sonra, Müslim b. Saîd komutasındaki Arap orduları Fergana’ya girmek maksadıyla Seyhun’u geçince karşılarına bizzat Sulu çıkmıştır. Büyük bir tazyikle karşılaşan Araplar geri çekilmiş ve Seyhun yakınlarında Türgişlerin müttefiki yerli kuvvetler tarafından durdurulmuştur. Hızla gelen Türgiş orduları karşısında büyük zayiatlar veren Araplar, 724’te Semerkand’a çekilmişlerdir. Bu mağlubiyet neticesinde Maveraünnehir’de Arap gücü kırılınca, Türkistan halkı, Türgişlere kurtarıcı gözüyle bakmaya başlamıştır.

738 senesinde Çin tahriklerine kapılan Kül-çor’un (Baga Tarkan) komplosuna kurban giden Sulu Kağan’ın ölümü üzerine, Türgiş Devleti birliğini koruyamamıştır. Suoge ve Zhenu arasındaki çekişmelerden beri Sarı ve Kara olmak üzere ikili teşkilat hâlinde yaşayan Türgiş boyları birbirine düşman olmuştur. Kül-çor, Çin’in ilan ettiği Aşina ailesinden gelme On-Ok Kaganı da öldürünce, Çinliler Kara Türgişleri desteklemeye karar vermişlerdir. Sarı-kara kabileler arasındaki ihtilafın büyümesi üzerine Karlukların baskıları da eklenince, kalabalık Oğuz kütlelerinin Seyhun’a göçünü kolaylaştıran Türgişler iyice zayıflamıştır. Onlardan boşalan topraklar üzerinde ise, Karluk Devleti kurulmuştur (766).

Tölesler

Hunların bakiyeleri olarak zikredilen Tölesler, bütün Türkistan sahasında yayılan kalabalık Türk boyları ve topluluklarıdır. Hun siyasi ittifakından arda kalan Töles boylarının hepsinin tamamen Türk olmadıkları bilinmekte ise de din, âdet ve hayat tarzı bakımından Göktürklerle benzedikleri söylenmektedir. Tölesler, IV.-V. yüzyıllara dâir Çin kaynaklarında Gaoche yâni “Yüksek Arabalı” adıyla kaydedilmekte ve onların diğer Türkler gibi kurt atadan türediklerine inanılmaktadır.

Göktürkler devrinde Türkistan sahasındaki Tölesler, Altayların batısında oturan en zengini ve kuvvetlisi olan Tarduşlar; Tola Irmağı’nın kuzey sahasındaki Uygurlar; Çu Irmağı-Issık Göl’e göre 5’i doğuda sol kanat Duluo, 5’i batıda sağ kanat Nushibi adı ile 10 boydan kurulmuş olup, “Batı Göktürkleri” diye de anılan On-Ok’lar; Altaylar’ın batısındaki Karluklar; Selenge Irmağı-Ötüken havalisinde 630’dan sonra Töles adına karşılık ortaya çıkan Oğuzlar; Doğu Avrupa Türk toplulukları olarak Avarlar, Hazarlar, Ogurlar, Peçenekler ve KumanKıpçaklar; Baykal’ın batısında, Yenisey Irmağı’nın kaynakları bölgesindeki Kırgızlar; daha çok Beşbalık taraflarında görülmüş ve beyi Türk olduğu için sonradan Türkleştiği söylenen Basmıllar; ve son olarak, doğuda Kerülen ve Onon ırmakları havalisindeki Moğol soylu boylar olan Kitan, Tatabı, Doğuz Tatar ile Otuz Tatarlardan oluşmaktadır. Bütün bu boylar, zaman zaman yer değiştirmiş, çözülmüş ve yeni birlikler meydana getirmişlerdir.

Karluklar (627-1212)

Adları Çin kaynaklarında Geluolu olarak geçen ve “karlık” mânâsına gelen Türk boyu Karluklar, Altaylar’ın batısındaki Kara İrtiş ve Tarbagatay havalisine yayılarak güçlenmişlerdir. Bu sırada, üç kabile halinde bulunan Karluklar, 630-680 yıllarında kendi başlarına hareket etmişler ve zaman zaman Çin’e saldırmışlardır. Çinliler tarafından 650 ve 654 yıllarında mağlup edilince tam olarak Çin’e itaat etmişlerdir. 665 yılına doğru tekrar toparlanan ve Göktürklerin kontrolü altında görülmeyen Üç-Karluk Beyi, önceleri taşıdıkları Kül-Erkin ünvanı yerine Yabgu ünvanı taşımaya başlamıştır. Ancak, daha sonra Kapgan Kagan’a bağlanan Karluklar onun zalimce idaresine başkaldırmak üzere Çin’e elçi göndermişlerdir. Karlukların daha birçok defa II. Gök-Türk Devleti’ne karşı ayaklandıkları, bazen Çin’in de bu ayaklanmaları teşvik ettiği, fakat her defasında bu isyanların bastırıldığı görülmektedir.

Bilge Kağan’ın ölümünden sonra II. Gök-Türk Devleti’nin gerilemeye başladığı dönemde, Karluklar kendileri gibi sayıca ve nüfuzca güçlü olan Basmıl ve Uygur boylarıyla birleşerek 742 yılında hâkim konuma gelmişler ve Karluk Başbuğu, “batı yabgu” mevkiini almıştır. Uygur Kaganlığı kurulduktan sonra da “doğu yabgu” olarak yerleri yükselmiştir. Ancak, 744’den sonraki Uygur Kaganlığı, bütün Karluklar tarafından üst tanınmıştır.

Batıda Arap ordularının ilerlemesini durduran Türgişlerin zayıfladığı tarihlerde, Türkistan’daki Türkleri bu kez Karluklar müdafaa etmişlerdir. Doğu Türkistan’ı, Çin elinden kurtarmak için batıdaki diğer devletçiklerle anlaşan Arap kuvvetleri, Maveraünnehir’de güçlenerek Seyhun’un ötesine akınlara başlamışlardır. Çinlilerin bölgede batıya doğru genişleme siyasetini öğrenen Karluklar da, 751’de bugünkü Taraz bölgesinde meydana gelen Talas Savaşı’nda, Arapların tarafına geçerek Çinlilerin mağlup edilmesini sağlamışlardır. Savaş sonrasında ise, yine Tarım Havzası’nın batısı Karlukların ve doğu bölgesi de, Uygurların hâkimiyetine geçmiştir.

Karluklar, Uygurlar ile 747 yılında hâkimiyet mücadelelerine girişseler de yenilerek Tarım bölgesinden daha batıya çekilmişlerdir. Daha sonra Tokmak (Suyab) ve Talas bölgesine gelen Karluklar, Türgiş boylarını da, kendi egemenlikleri altına alarak 766’ya doğru bir Karluk Devleti kurmuşlar ve böylece eski Batı Göktürk Kaganlığı topraklarına hâkim olmuşlardır. 840 yılında Ötüken’i ele geçiren Kırgızları kabul etmeyen ve kendisini Türk kaganlarının meşru halefi olarak gören Karluk Yabgusu Bilge Kül Kadır Kagan, “Kara Han” unvanını alarak Balasagun’u merkez yapmıştır. Karluklar İslâmiyet’i ilk kabûl eden (Satuk Buğra Han, 904-911) Türk kütlesi olan ve Türk-İslâm tarihinde önemli bir yer tutan Karahanlı Devleti’ni kurmuşlardır.

Karluklar, hânedan üyeleri arasında çatışmalar çıktığı zamanlarda Karahanlı Devleti’ne cephe almıştır. Bu durum doğudan gelen Kara-Hitaylar’ın, Türkistan’daki hâkimiyetini kolaylaştırmıştır. Özellikle, 1141 yılındaki Katavan Savaşı’nda, Kara-Hitay’ların, Horasan sınırlarına kadar sokulmalarına sebep olmuşlardır. Harezmşahlar (İl Arslan zamanı: 1156-1172) ile Kara-Hitaylar arasında yaşanan çoğu anlaşmazsızlığın sebebi de, Karluklardır. Daha sonra, 1215 Moğol istilası yüzünden Karahanlıların başındaki II. Arslan Han ile Uygur İdikut’u Barçuk Moğollara tâbi olmuştur. Moğollara teslim olan ilk Müslüman hükümdar Karluk Hanı da, 1221’de ölünce oğluna, Özkend şehri verilmiş ve Karluklar Moğol İmparatorluğu’nda yüksek mevkilere gelmişlerdir.

Oğuzlar (766-1000)

Oğuz adının mânâsı üzerine yapılan çeşitli açıklamalardan Gy. Németh’in görüşü kabul edilmektedir: Oğuz kelimesi, Türkçe “boy, kabile” demek olan ok sözünün çoğul eki olan z ilâvesiyle ok+uz yâni “boylar, kabileler” sözünden gelmedir. Oğuz kelimesinin, Çin kaynaklarında “kabile, âile” sözüyle karşılanması da bu görüşü desteklemektedir. Böylece, Oğuz ismi etnik bir boy değil de, doğrudan Türk kabileleri anlamına geldiğinden, Gök-Türk devletlerinin halk kütlesini temsil etmektedir. VI.-VII. yüzyıl Göktürk kütlesinin, doğrudan bu Oğuz kütlesinden geldiği anlaşılmaktadır. Bayırku, Bugu, Tongra, Sıkar, Hun gibi Dokuz Oğuz boyları, Göktürkleri meydana getiren topluluklardan başkası değildir. Göktürkler devri Çin kaynaklarında, Oğuzların doğrudan adlarıyla kaydedilmeden Dokuz Kabile (“Jiu Xing”) şeklinde Oğuz kelimesinin tercümesiyle yazılması, Türklerden (Göktürklerden) ibaret bir topluluğun ayrı bir adla belirtilmesine ihtiyaç olmadığını göstermektedir.

VI. yüzyıldan itibaren, Göktürk Kaganlığı’ndaki bazı boylar, fetret devrinde kendi aralarında toplanarak Doğuz Oğuz Kaganlığı’nı kurmuşlardır. Kagan İlteriş ise, 682 yılında Oğuzları kendine bağlamıştır. Yazıtlara göre, Oğuzlar, Tula (Tugla) boylarında, ırmağın kuzeye doğru kıvrıldığı yerde yaşamışlardır. Uygur Kaganlığı kurulduktan sonra Bayan Çor (Moyen Çor) tegin iken, Dokuz Oğuzları toplamış, fakat Sekiz Oğuz birliğini meydana getiren boylarla savaşmıştır. Bayan Çor kagan olduktan sonra ise, Otuz Tatarlarla ittifak eden Oğuzları Burgu’da ve Selenge kıyısında mağlup etmiştir. Bunun üzerine Oğuzlar Selenge’yi geçerek çekilmişler ve daha sonraları da batıya göç etmişlerdir.

Oğuzlar, IX. yüzyılın ikinci çeyreğinde Seyhun boylarında oturmuşlardır. X. yüzyılın ilk yarısında ise, Seyhun bozkırları ile Karacuk ve Sayram şehirleri etrafında yoğunlaşmışlardır. İslam coğrafyacılarına göre de, Oğuzların sahası batıda Hazar Denizi’ne ulaşmış, Mangışlak (Binkışlak) ve Gürgenç şehrinin güneyine varmıştır. Bu yüzden, Karadağların eteğindeki Karacuk şehrinden, Hazar’a uzanan sahaya Oğuz Bozkırı denmiştir. Buralarda Yeni-kent, Karacuk, Cend, Suğnak, Karnak, Süt-kent gibi Oğuz şehirleri vardı. X. yüzyılın ilk yarısında, Yeni-kent merkezli bir devlet kuran Oğuzların hükümdarının unvanı Yabgu olup, ona naip eden ise, Kül Erkin idi. Devletin adına da, böylece Oğuz Yabgu Devleti denilmiştir. Çiğillerle düşmanlıkları olan Oğuzlar aynı zamanda, doğuda Karluklar, kuzeyde Kimek ve Hazarlar, kuzey batıda Peçeneklerle savaş içinde olmuşlardır. Oğuzlar kendi içlerinde ise, yerli Afrîgî Hanedanı ile mücadele hâlinde olmuştur. Türk adı yanında, siyasî bir adlandırma olarak “Türkmen” adını da taşıyan Oğuzlar, İslâmlaşan topraklara geldikten sonra İslâm kaynaklarında bu adla anılmışlardır.

Yabgu Devleti zamanında Oğuzlar, Üç Ok ve Boz Ok olmak üzere önce ikiye ayrılmış, sonra bu boylar Kaşgârlı Mahmud’un Divânu Lügati’t-Türk (DLT)’ünde ayrı ayrı damgalarıyla 22 alt boya ve Reşîd üd-din’in Câmi’üttevârih’inde ise, 24 alt boya ayrılmıştır. Boz Oklar, Kayı, Bayat, Alka Evli, Kara Evli, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı (DLT’de yok), Afşar, Kızık (DLT’de yok) ve Beğdili, Karkın (DLT’de yok. Bunun yerine Çaruklu); Üç Oklar, Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni, Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık. Kıpçak baskısı ve Selçuklu âilesinin kendisine bağlı kütlelerle ayrılması sebebiyle, 1000’li yıllarda Oğuz Yabgu Devleti yıkılınca, Oğuzlardan büyük bir grup, Karadeniz’in kuzeyinden batıya doğru göç etmiş ve Uzlar diye bilinen boyu meydana getirmiştir. Diğer bir kısım, Cend bölgesine, oradan da Horasan’a ve sonra Anadolu’ya göçerek Selçukluları oluşturmuştur. Göçmeyenler ise, bugünkü Türkistan’daki Türkmenleri meydana getirmişlerdir.