Ünite 4: Üretim Yapısı

Giriş

Osmanlı ekonomisinde ziraî faaliyetlerin ve emekten başka temel üretim faktörü olan toprağın hukukî çerçevesini tımar sistemi çizer.

Osmanlı ekonomisinde kısmen tarım, çoğunlukla ticaret, sanayi ve madencilik işletmeleri mukataa sistemine dâhildir.

Osmanlı tarihini siyasî, askerî veya idarî alanlardaki değişmelere göre birçok döneme ayırmak mümkündür. Ancak iktisadî yapı bakımından değişmeler çok daha yavaş ve uzun dönemli olduğu için Osmanlı tarihini kronolojik olarak hiç de simetrik görünmeyen başlıca iki ana döneme ayırarak incelemek gerçeği daha uygundur. Temel kurumları, değerleri, hedefleri ve dayandığı ilkeleri ile klasik veya tipik olarak nitelendirilen Osmanlı iktisadi yapısının birinci dönemi 18. yüzyılın sonlarına kadar sürer. 19. yüzyılın başlarından itibaren yavaş yavaş temelleri atılan ama yüzyılın ortalarından sonra netlik kazanan değişmelerin çerçevelediği ve modernleşmeye yöneldiği açıkça belli olan ikinci dönem ise yüzyıldan daha kısa bir süreyi içine alır.

İktisadî hayatı düzenlerken birkaç ana ilkeye göre hareket ettiler birinci ilke provizyonizm (iaşecilik) idi.

Diğer iki ilke ise fiskalizm (Gelircilik) ve Tradisyonalizm (Gelenekçilik) idi. Fiskalizm, hazineye ait gelirleri mümkün olduğu kadar yüksek düzeye çıkarmaya çalışmak ve ulaştığı düzeyin altına inmesini engellemektir. Gelenekçilik ise sosyal ve iktisadî ilişkilerde yavaş yavaş oluşan dengeleri, eğilimleri mümkün olduğu ölçüde muhafaza etme ve değişme eğilimlerini engelleme ve herhangi bir değişme çıktığı takdirde, tekrar eski dengeye dönmek üzere değişmeyi ortadan kaldırma iradesinin hâkim olmasıdır

İktisadî faaliyetin amacı, ülke içinde mal ve hizmet arzının mümkün olduğu kadar bol, kaliteli ve ucuz olmasını sağlamaktı.

Buna göre ziraatta mümkün olan en yüksek düzeyde üretimi gerçekleştireceğini düşündükleri işletme tipi, küçük ölçekli aile işletmeleriydi. Kazanın ihtiyacı karşılandıktan sonra kalan mal kademeli şekilde önce ordu ve sarayın ihtiyaçlarını gidermeye tahsis edilir, kalanı da dev nüfusu nedeniyle İstanbul’a yönlendirilirdi. Bu kademelerin ihtiyaçları karşılandıktan sonra imparatorluğun başka bölgelerine gönderilmesine izin verilirdi. Provizyonizme dayanan bu iktisadî anlayış dış ticarette ihracatı zorlaştırıcı ve kısıtlayıcı, ithalatı ise kolaylaştırıcı ve teşvik edici niteliği ile Osmanlı’nın çağdaşı Avrupa’da uygulanan merkantilist korumacı politikalara hiç benzemeyen bir özelliğe sahiptir.

Zirai Üretim

Klasik Dönemde zirai üretim: Ekonomisi ziraata dayalı olan Osmanlı İmparatorluğu’nda üretim, istihdam, gelir ve tüketimde doğrudan ve dolaylı katkıları ile en büyük paya sahip bulunan faktör topraktı.

17. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan büyük çiftliklerin oluşması ile yavaş yavaş küçük aile işletmelerine dayalı sistem değişmeye başlamıştır.

Günümüz sanayileşmiş toplumlarıyla karşılaştırıldığında, tarıma dayalı kapitalizm öncesi toplumlarda pazar ekonomisi ve mal üretimi çok daha sınırlı boyutlarda kalmaktaydı. Bu toplumlarda taşra ile şehirler arasındaki ilişki henüz gelişmemiş, kırlar henüz tarımsal mal üretiminde tümüyle uzmanlaşmamıştı. Osmanlı toplumunu o dönemin Avrupa toplumlarıyla karşılaştıracak olursak bir başka ifadeyle kapitalizm öncesi toplumların ölçütlerini kullanacak olursak daha 16. yüzyılda Osmanlı köylerinin, kapalı, kendi kendilerine yeterli birimler oluşturdukları söylemek mümkün değildir. Osmanlı kırsal kesimiyle şehirler arasında önemli bağlar kurulmuş vaziyettedir. Köylüler ürettiklerinin bir kısmını pazarda satıyordu

Tahıl ürünleri:

  • Buğday: Anadolu ziraatının en önemli ürünleriydi. Yoğun nüfusa sahip büyük kentler, tahıl tüketim merkezleriydi.
  • Pirinç: Pirinç üretimi, özel sulamadan başlayarak, oldukça farklı süreçler gerektirdiği için “çeltikçiler” veya “çeltikçi reaya” diye adlandırılan pirinç üreticileri daha baştan ayrı bir statüye sahip olup, maden çıkaran veya derbentlerden sorumlu köylüler gibi avarız türü olağan dışı vergilerden muaf tutulmuşlardır.
  • Diğer tahıl ürünleri: Yulaf, çavdar, darı imparatorluk topraklarında yetiştirilen diğer tahıl ürünleriydi. Başka bir önemli ürün mısırdı.
  • Zeytin: Zeytinin meyvesinden daha çok yağı, hem gıda sektörünün hem sabun olarak temizlik sektörünün hem de aydınlatmanın temel maddesi idi. Zeytinyağı da buğday gibi yurt dışına ihracatı yasak olan maddeler arasındaydı.
  • Pamuk: Zeytin gibi eski çağlardan beri bu coğrafyada yetişen, doğrudan sanayide kullanılan bir tarım ürünüdür.
  • Tütün: Osmanlı topraklarına 1560’larda girmiştir. 1583’te Milas’ta ekimine başlanmıştır. 16. yüzyıl sonlarında Fransız ve İngiliz tüccarlarının yoğun şekilde İstanbul’a tütünü getirerek her derde deva bir ilaç olarak tanıtmaları, Osmanlı toplumu içinde tüketiminin hızla yayılmasına sebep olmuştur. Yasaklanmasına rağmen ekimi ve tüketimi hızla artmıştır
  • Bağ ve bahçe ürünleri: Osmanlı çiftçisi, üzerinde hububat yetiştirdiği mîrî araziden bağımsız, kendilerinin kurduğu bağ ve bahçelerde çeşitli ürünler yetiştirirlerdi. Yetiştirilen ürünlerin başında üzüm gelmektedir. Gayrimüslimler bulunduğu bölgelerde şarap üretimi nedeniyle üzüm bağcılığı daha yoğundu. Osmanlı çiftçisi için önemli bir gelir kaynağı, özellikle kuru üzüm ve incir en önemli ihraç maddeleri arasındaydı.
  • Öteki ürünler: Baklagiller, toplumun beslenmesinde tahıldan sonra en önemli yeri tutar. Bakla, nohut ve mercimek geleneksel ürünlerdi. Dut, yaş ve kuru meyve olarak tüketilen bir ürün olması yanında ipek kozacılığının temel hammaddesi idi. Susam aynı şekilde yağından ve lişerinden yararlanılan ürünler arasındaydı. Osmanlı ürünlerine Amerika’nı n keşfinden sonra başta fasulye olmak üzere mısır, patates, domates, yeşilbiber, kakao, ananas, vanilya, yenibahar, kokain ve yeni pamuk türleri katılmıştı.

Yenileşme döneminde zirai üretim: Tanzimat Dönemi’nde (1839-1876) idarî ve iktisadî alana da sirayet eden merkezîleştirme süreci içerisinde, iktisadî dünya prensipleri değişmeye başlamıştır. Ziraî üretimi arttırma, ürünleri çeşitlendirme, dış talebi olan ziraî ürün üretiminin teşviki, yerli sanayi hammaddelerinin içerde üretilmesi ve ziraatın modernleştirilmesi için bir ziraî bürokrasi oluşturulmuştur. Bunun için 1838’de Ziraat ve Sanayi Meclisi sonraki adıyla Meclis-i Umûr-ı Nâfia; 1843 yılında Ziraat Meclisi ve yine aynı tarihte Nâfia Hazinesi kurularak köylüye kredi dağıtılmaya başlanmış, ziraî eğitim ve uygulama kurumları oluşturulmuştur. Üretim artışını sürekli kılan iç talebin artmasının sebebi, 19. yüzyıl boyunca şehirlerin nüfusunun artmış olması ve demiryollarının yapımıyla iç pazarların genişlemesidir. Ziraî üretimin artışının ikinci önemli nedeni dış talepteki artıştır. Düyun-ı Umumiye ile derbentçi gibi bazı zümrelerin vergi muafiyetlerinin kaldırılması geniş bir kitleyi hoşnutsuzluğa ve fakirliğe sevk etti. Cumhuriyet döneminde tarımsal üretim karşısındaki en büyük engel ziraî işletmelerin gittikçe parçalanmasına imkân veren mevzuattır.

Hayvancılık

Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş coğrafyasında dünyanın bilinen evcil hayvanlarının belli başlı cinslerinin tamamı yaşar. Süt ve süt ürünleri günlük tüketimlerinde şehirlerde bile birçok aile sırf kendi ihtiyaçları için birkaç koyun, keçi, inek gibi sağmal hayvan beslemekteydi. At, katır, deve ve eşek gibi hayvanlar ulaştırmada kullanılmıştır. Hayvanlardan alınan bir kısım vergilerin ağnam gelirleri adıyla bütçelerde dördüncü gelir kalemi olarak kaydedilmesi de hayvancılığın devlet maliyesi açısından önemini göstermektedir.

Besin değeri olan sürü hayvanları: Akdeniz havzasında bulunan Osmanlı İmparatorluğu’nda genel olarak sürüler halinde yetiştirilen ve bakılan büyükbaş ve küçükbaş mera hayvancılığı ile başta İstanbul, Bursa ve Edirne gibi büyük şehirlerin çevresinde çiftlik hayvancılığı yapılmaktaydı

Büyükbaş hayvanlar:

iklim ve bitki örtüsü koşullarına bağlı olarak büyükbaş hayvan yetiştiriciliği Anadolu’da yağışlı ve dağlık Karadeniz, çayırları yazın da yeşil kalan Doğu Anadolu’nun Kars gibi yüksek rakımlı bölgelerinde ve Özellikle Rumeli’de daha çok yaygındı.

Küçükbaş hayvanlar:

Koyun: Osmanlı İmparatorluğu’nun hemen her bölgesinde büyük çapta beslenen, bu nedenle de en çok yararlanılan hayvandır. Anadolu’nun iri kuyruklu, eti, sütü ve yünü dışında hayvani yağı saylayan Karaman cinsi koyunlar ile Trakya’nın kıvırcığı ve Ege’nin dağlıçı başlıca koyun cinsleriydi.

Keçi: Koyuna göre bakımı daha kolay ve zahmetsizdir. Koyunun giremediği, çıkamadığı dağlık tepelik bölgelerde rahatça yaşar ve çoğalır.

Çekim gücünden yararlanılan hayvanlar: Dünya tarihinde insanlığın kullandığı ilk enerji kaynağı hayvanlardı. Köylü tarım yapmak için öncelikle öküze muhtaçtı.

At: Osmanlı İmparatorluğu’nda at öncelikle binek hayvanıydı. Bu özelliğiyle, savaş etkinliği içinde son derece önemli bir yeri vardı.

Deve: Günümüz Türkiye’sinde ancak Ege Bölgesi’nde seyrek olarak rastladığımız deve, 20. yüzyıl başlarına kadar nüfusu bir hayli kalabalık hayvan grubuydu; Anadolu’da yük kervanlarının temel aracıydı. Devenin Arabistan/Afrikalı tek-hörgüçlü (dromedarian) ve Asyalı çift-hörgüçlü (bactrian) olmak üzere iki cinsi vardır. Deveden sonra, taşımacılıkta özellikle de dağlık ve engebeli arazide yük taşımacılığında kullanılan en kullanışlı hayvan katır idi. Eşek ise köylünün, çiftçi ailelerin yük ve kısa mesafeler içinde binek olarak kullanılan, aile ekonomisinde çok önemli rol oynayan diğer bir binek hayvanıydı.

Kümes Hayvanları: Çiftçi ailesinin sahip olduğu, kendi protein ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı, ayrıca yerel pazarda az da olsa nakit para kazanabildiği kümes hayvanlarından öncelikli olanı tavuk idi hindi, ördek ve kaz da imparatorluğun genelinde yetiştirilirdi, ama tavuk kadar önemli bir yer tutmamıştır.

Balıkçılık: Osmanlı İmparatorluğu denizlerle çevrili bir ülkeydi. Akdeniz’i Ege, Marmara, Adriyatik ve Karadeniz olarak kendi içinde bölümlere ayırabiliriz. Ayrıca bunlara ek olarak Kızıldeniz ve Basra Körfezi de Osmanlı denizleri arasındadır. İmparatorlukta balık avcılığı dalyanı mâhi denen sabit dalyanlarda, sayd-ı mâhi denen sabit olmayan balıkçı ağ çeşitleriyle ve kıyı oltacılığı ile yapılırdı.

Sınai Üretim

Klasik Dönemde sınai üretim: Osmanlı sınaî üretimini piyasaya dönük olan ve olmayan olarak ikiye ayırmak mümkündür. Dokuma üretiminin çok büyük bir bölümünün kırsal alanlarda gerçekleştirildiği, buna karşılık şehirlerde esnaf tarafından yapılan üretimin çok düşük hacimli olduğu ortaya çıkmaktadır. Gemi inşa sanayii ise devletin bizzat organize edip elinde tuttuğu “büyük sanayi” örneğidir. Sanayi sisteminin temelini oluşturan küçük sanayi, esnaf teşkilatının elindeydi. Avrupa’daki yüksek fiyatlar Osmanlı sanayi hammaddelerinin Batı’ya kaçmasına yol açıyordu.

Tarım ve hayvancılığa bağlı sanayiler

  • Dericilik ve deri sanayii: Türk topluluklarında olduğu gibi dericilik Osmanlı imparatorluğunda en önemli ve ilerlemiş bir sanayi dalıdır. İhtiyaçtan kaynaklanan deri kullanımı, dericiliğin yanı sıra hayvancılığın da gelişip yaygınlaşmasına yol açmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda büyük gelişme gösteren dericilik 15. ve 16. yüzyıllarda kasabalara kadar yayılarak diğer esnaf kollarının arasında önemli bir yere sahip oldu Osmanlı dericiliğinin her devirde en ileri ve gelişmiş merkezi İstanbul olmuştur.
  • Dokuma sanayii: Osmanlılar dünyada bilinen dokuma türlerinin hepsini kendileri üretmeyi başarmışlardır. Batı’nın yüksek hammadde talebi, bazen Osmanlı Devleti’nin güvenliğini tehlikeye düşürebiliyor, iç üretimdeki yetersizliği şiddetlendiriyor ve yerli sanayi darboğaza itiyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nda dokuma sanayii, kullanılan hammaddeye göre üç kısma ayrılır. Bunlar:

a. Keten, kenevir, pamuklu dokuma sanayii: Keten, sağlam ve özellikle neme ve suya dayanıklı oluşu giyim kuşam dışında ip ve halat yapımında, çadır kumaşında, çuval ve balık ağında kullanılmıştır. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde pamuk yetiştiriliyor ve pamuklu kumaş üretiliyordu. Buldan, Şile ve Rize’de belirli tekniklerle özel pamuklu çeşitleri üretilmeye devam etti, ama bunlar uluslararası ticarete giremeyen, yerinde aranan ve tüketilen özel ürünler olarak kaldı.

b. Yünlü dokuma sanayii: Yünlü kumaş, bedeni sıcak tutması bakımından bütün kumaş türlerinden daha etkiliydi. İmparatorluğun genelinde üretilen yünlü kumaş çeşidi aba idi.

c. İpekli dokuma sanayii: İpekli üretimi Çin’de başlamıştır. Başlangıçta ipek hammaddesinin kaynağı büyük ölçüde İran’dı. 16. yüzyılın hemen başında, Bursa’da 1.000 ipekli dokuma tezgâhının çalıştığını belirtmektedir. Bunlar, kadife, kemha ve tafta dokuyorlardı.

Halıcılık Osmanlı’da çok önemli yer tutmuştur. Halı ve kilim dokumacılığı, temel yapısı gereği, lonca teşkilatı dışında aile içinde yapılan bir üretimdi. Bunun yanında dericilik ve dokuma sanayiine bağlı gelişme sağlamış olan boyacılık, ordunun silah ihtiyacını karşılayacak savaş sanayii, madeni eşya imalatı, şeker imalatı, camcılık, çinicilik gibi önemli sanayileri de vardı.

Yenileşme Döneminde sınai üretim: 19. yüzyılın başlarından itibaren devlet, Fabrika-i Hümayunlar diye adlandırılan büyük sınaî kuruluşlar oluşturdu. Amacı, özellikle askerî ihtiyaçların yurtiçi üretimle karşılanması yoluyla hem askerî giderlerden tasarruf sağlanması hem de paranın yurtdışına kaçmasının önlenmesi idi. Fabrikalar kurulmaya başlanmıştır. Tanzimat Dönemi’nde bazı üretim dalları ruhsat ve imtiyazlarla teşvik ediliyordu. 19. yüzyılın sonuna kadar Osmanlı sanayiinde küçük üreticilerin hâkimiyeti devam etmişti. Fabrikaların imalathane çapında olduğunu biliyoruz. 19. yüzyılda yapımına teşebbüs edilen fabrikalar genellikle faaliyetlerini sürdüremediler.

Zira üretilen malın alıcısı orduydu. Devlet alımlarında yerli ürünlerin tercih edilmesi, dokuma ve gıda dallarındaki küçük sanayinin yaşamasını ve Cumhuriyete devredilmesini sağlamıştır. Yerli Müslüman girişimcilerin ancak 1880’lerden sonra tarıma dayalı sanayi, değirmen, pres, tuğlacılık ve hafif sanayi dallarında ruhsat aldıkları görülmektedir.

Rumeli’de hem devlet hem de bazı sermayedarlar eliyle fabrika tipi imalathaneler kurulmuştu. Birinci Dünya Savaşına kadar kurulan en büyük sanayi işletmeleri pamuklu, yünlü ve ipekli dokuma dallarında iplik, bez ve kumaş üreten fabrikalardı. İhracata dönük halıcılığın önemi artmış ve yaygınlaşmıştır.

Tanzimat’tan sonra Osmanlı deri sanayiinde büyük bir gerileme oldu. Avrupa ile rekabete dayanamayan debbâğları bir araya getirmek ve deri sanayiini geliştirmek için 1864 yılında bir ıslah komisyonu kuruldu.

Madencilik ve maden sanayii

Klasik Dönemde madencilik ve maden sanayii: Savunma sanayii temel alarak çalışan Osmanlı madencilik ve maden işletmeciliği konusunda oldukça ilerlemiştir. Ülkemizdeki başlıca madenler: Bakır, gümüş, güherçile, altın, şap, demir, kurşun, kükürt ve tuzdur. Bu madenler iktisadî oldukları sürece işletilmişlerdir. 17. yüzyıl sonlarında bile savaş gemisi yapımı ve kâyinâmelere sık sık yansıyacak kadar yoğun bir tempoda sürdürülmüştür. 1837’de ilk buharlı gemi, 1848’de ilk metal gemi denize indirilmiştir.

Yenileşme Döneminde madencilik ve maden sanayii: Tanzimat Dönemi’nde madencilik, sınaî üretimden daha hızlı gelişti. Fransız sermayesi Osmanlı maden üretiminde en yüksek yatırım oranına sahipti.

Buhar gücünün ulaşım ve sanayide kullanılmaya başlanmasıyla buhar gücüyle çalışan makine ve gemilerin enerji ihtiyacı için maden kömürü kullanılmaya başladı. Liman hizmetlerinin teknik donanımında da yenilikler oldu.

1914 yılında elektrik üretilmeye başlayınca kömür ihtiyacı artmıştır. Yüzyıl sonlarına doğru esnafın sanayi için teşkilatlandırılmasıyla simkeşler, debbağlar, saraçlar, kumaşçılar, dökümcüler ve demirciler şirketleri kuruldu ve sanayi mektepleri açıldı.