Ünite 4: Urartu Krallığı

Giriş

Urartu Ülkesi ve Sınırlar: Urartu Krallığı, MÖ 9.yy. ortalarında Van Gölü’nün doğu kıyısında başkent Tuşpa (Van)’da kurulmuş ve iki yüz yılı aşkın bir süre, batıda Fırat, kuzeyde Kars platosu – Sevan Gölü havzası, doğuda Urmiye Gölü havzası ve güneyde Toros Dağlarının çevrelediği bölgeyi yönetmiştir. Urartu Krallığı’nın egemen olduğu bu alan, denetlenmesi oldukça zor olan yüksek yaylalar, sıradağlar ve derin vadilerden oluşmaktadır.

Urartu, Anadolu ve çevresinde kendi döneminde var olan güçlü devletlerden biriydi. Urartu’nun çağdaşı olan Melitia (Melid, Malatya), Tablani (Tabal/ Kayseri çevresi) ve Qumaha (Kummuh/ Kommagene, Adıyaman/Samsat) gibi Geç Hitit devletleri Batı ile olan ilişkilerinde rol oynadılar. Urartu yazıtları bu krallıkları, Hititlerin devamı olduklarını vurgulayan Hate olarak adlandırmaktaydı. Orta Anadolu’da Frigler, Geç Hititler aracılığıyla dolaylı ilişki kurulan bir devlet idi. Güneydoğu ve doğu politikası daha çok Kuzeybatı İran’da gelişmekte olan Mana ve Med krallıkları ile ilişkiler üzerine kurulmuştu. Urartu’nun esas rakibi ve bütün bölgedeki siyasal gelişmeleri yönlendiren devlet ise Mezopotamya’nın temsilcisi ve güney komşu Assur Krallığı idi.

Urartu Krallığı’nın yayılım stratejisini ve sınırlarını iki farklı bakış açısı ile değerlendirmek gerekmektedir. Birincisi, Urartu ordularının, güçlü olduğu dönemlerinde hemen hemen her yıl yaptıkları yağma seferleri ile ulaştıkları en uç noktalarda ana kayalara kazdırdıkları “gösteriş yazıtlarını” veya diktikleri yazıtlı stelleri (Üzerinde yazıt bulunan dikili taş. Genellikle dinsel veya siyasal mesajlar vermek, sınır çizmek veya ulaşılan en son noktayı belirlemek amacıyla dikilmişlerdir.) esas alarak çizilen sınırlardır. Tamamen propaganda amaçlı olan bu yazıtlar kuzeyde Ardahan bölgesine ve Gürcistan sınırına, doğuda Hazar Denizi yakınına, batıda da Malatya-Elazığ sınırına dikilmiştir. Gerçek sınırları göstermeyen ve çağdaşlarını baskı altına almak için uyguladıkları yöntemlerden biri olan bu anlayış, çivi yazısını aldıkları Yeni Assur Krallığı’ndan kopyalanmıştı. Urartu’nun egemen olduğu bölgeleri algılamak ve sınırlarını çizebilmek için devletin inşa ettiği kentlerin ve bağlı yerel yönetim merkezlerinin dağılımına bakmak gereklidir. Urartu Devleti yüksek kayalıklar üzerinde kurulmuş, sitadel (Üzerinde yazıt bulunan dikili taş. Genellikle dinsel veya siyasal mesajlar vermek, sınır çizmek veya ulaşılan en son noktayı belirlemek amacıyla dikilmişlerdir.) ve eteklerindeki sivil yerleşmelerden oluşan kentlerin çoğunu Van Gölü havzasında ve kuzeyde Aras Nehri vadisinde inşa etmiştir. Devlete bağlı yerel yönetim merkezleri ise daha geniş bir alanda karşımıza çıkar.

Urartu Devleti’nin kurulduğu Van Gölü havzası güneyden Mezopotamya ve Anadolu’yu birbirinden ayıran Toroslar tarafından kuşatılmış durumdadır. Urartu ile Assur arasındaki bu dağlık alanda, hiçbir krallığın denetimine girmeyen ve Assur yazıtlarında krallık olarak tanımlanan güçlü yerel aşiretler egemen idi.

Günümüzde Karakaya Barajı’nın bulunduğu bölgede Fırat Nehri, ülkenin en batı sınırını belirliyordu. Urartu kralı II. Sarduri tarafından yazdırılan Fırat kayısındaki Habibuşağı yazıtı Urartu ordusunun bu bölgeye gelerek nehri geçişini anlatmaktadır. Fırat Nehri’ni vergi ve ganimet almak için aşan Urartular, Geç Hitit kent devletleri üzerinde baskı uygulamış ve vergi almışlarsa da nehrin ötesinde yerleşememiştir. Urartu yazıtlarında Elazığ bölgesi Alzi, Tunceli bölgesi ise Huzana olarak adlandırılmaktadır. Geç Hitit krallıklarının bulunduğu bölgenin genel adı ise Hate ülkesi idi. Ana kayalar üzerine yazdırdıkları çivi yazılı fetih yazıtları Urartuların kuzeyde Erzurum, Kars ve Ardahan yaylası üzerinden Gürcistan sınırına kadar çıktığını gösterir. Hanak çevresi Urartu döneminde Tariu, Göle ise Qulha adıyla anılmaktadır. Urartu orduları, kuzeyde ulaştığı en uç noktayı Ardahan yakınındaki Hanak yazıtı ile belirlemiştir. Buna karşılık Urartu dönemi yerel eyalet merkezlerinin en kuzeyindekiler, Aras Nehri vadisindedir.

Krallık kuzeydoğuda Aragats Dağı’nın güneyi ile Sevan Gölü’nün batısındaki verimli Aras Nehri vadisine yerleşmek için büyük yatırımlar yapmıştır. Burada Armavir Blur (Urartuca: Argiştihinili), Arinberd (Erebuni) ve Karmir Blur (Urartuca: Teişebai URU) adlı üç büyük kralî kent (Sitadel ve aşağı yerleşmeden oluşan ve doğrudan krallık tarafından inşa edilen kent. Sitadelde yöneticiler, sitadel dışındaki düz alanda kurulan yerleşmede ise genellikle halk yaşamaktaydı.) kurulmuştur. Bu bölgede de kentlerin çevresinde yapılan harekâtların göstergesi olan çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır. Doğuda Urartu Devleti’nin yaptığı en önemli yatırımlardan biri MÖ VII. yüzyılda II. Rusa tarafından Kuzeybatı İran’da inşa ettirilen Bastam (Urartuca: Rusai- URU.TUR.) kentidir. Urmiye Havzası, içinde çok odalı kaya mezarı bulunan Kale Hodar, Şarik ve Rezaiye gibi yerel yönetim merkezleriyle denetlenmiştir. Urartu Krallığı, tarihi boyunca bir kara devleti olarak gelişmiş, Akdeniz ve Karadeniz gibi büyük denizlere ulaşamamıştır.

Urartu Devleti Öncesinde Doğu Anadolu: Urartu Devleti’nin kuruluşundan önceki bin yıla yakın süre boyunca bölgenin büyük bölümündeki höyükler (Aynı yerde, biri yıkılınca üzerine bir sonraki dönemde kurulmuş yerleşme veya yerleşmelerin kalıntılarından oluşan tepe görünümlü yükseltiler.) terk edilmiştir. Kuzeydoğu Anadolu’da höyüklerin ıssızlaştığı bu dönemde, kurgan türü mezar mimarisi ve bir bölümü çok renkli bezemelere sahip çanak çömleğiyle “yayla kültürü” yaygınlık kazanmıştır. Bu kültür, Ağrı Dağı’nın eteklerinde, Sütey Yaylası’nda, Süphan Dağı çevresinde ve Ardahan bölgesindeki kurgan türü mezarlardan tanınmaktadır. Taştan inşa edilmiş dikdörtgen bir mezar odası ve üzerindeki tepe görünümlü yükseltiden oluşan kurganların boyutları, gömülen kişinin statüsüne göre değişiyordu. Öncesinde yaşayan toplumlar hayvancılık yaparak, daha çok yaylak ve kışlaklar arasında yarı göçebe bir yaşam sürdürmüşlerdir.

Uruatri ve Nairi Aşiretleri: MÖ 13.yy.dan itibaren Orta Assur yazıtları, Doğu Anadolu’ya yönelen seferler bağlamında bölgedeki yeni toplumlardan söz etmeye başlar. Assur kralı I. Şalmaneser (1274-1245) Torosların kuzeyinde karşılaştığı aşiretleri Uruatri (Urartu) olarak adlandırır. Urartu yazıtlarında krallık kendini Biainili olarak adlandırmasına karşın Assur yazıtlarının onlara verdiği daha eski olan “Urartu” adı bu devleti tanımlamada kullanılır. Şalmaneser, en eski yazıtlarında Uruatri’yi oluşturan sekiz ülkeyi fethettiğini anlatmaktadır. I. Şalmaneser’den sonra I. Tukulti-Ninurta (1244-1208) Doğu Anadolu’da Nairi olarak adlandırdığı bölgede kırk kralla savaştığını kaydetmektedir. Bu dağlık alanda belli bölgeleri denetleyen her bir aşiretin Assur yazıtlarında kral olarak tanımlandığı anlaşılmaktadır. I. Tiglat-Pileser (114-1076) bu sözde kralların sayısını 60’a kadar çıkarmaktadır. Assur yazıtlarının Doğu Anadolu’da Uruatri ve Nairi olarak adlandırdığı bu toplumların çağdaşı olan arkeolojik veriler, bunların Kurgan kültürlerini yaratan toplumlardan farklı olduğunu doğrulamaktadır. Erken Demir Çağı olarak adlandırılan bu süreçte bölgede hâlâ büyük aşiretlerin yarı göçebe bir yaşam sürdüğü anlaşılmaktadır. Yeni gelen bu grupların mezar mimarisi, bireysel gömü için tasarlanan kurganlar yerine, içine çok sayıda gömü yapılan, oda mezar (Yeraltına taştan dikdörtgen planda inşa edilmiş, kapısı bulunan oda biçimde aile mezarı. Urartu öncesinde ve Urartu döneminde yaygındır.)biçimindedir.

Siyasal Gelişmeler

Kuruluş Dönemi: Urartu Krallığı’nın kuruluş süreci hakkında Yeni Assur yazılı belgeleri bilgi vermektedir. Doğu Anadolu’ya sefer yapan Assur kralı III. Şalmaneser (MÖ 858-824) krallığının üçüncü ve on beşinci yıllarına ait kayıtlarında Arzaşkun adlı kentte oturan Urartulu Aramu adlı biri ile savaştığından söz eder. Urartuların ilk kralı olarak kabul edilen Aramu ve onun kentinin yeri hakkında yeterli bilgi yoktur. Assur kralı III. Şalmaneser’in yirmi yedinci yılına ait (MÖ 832) sefer kayıtlarında bu kez Van Gölü çevresine egemen Seduri (Lutipri oğlu Sarduri) adlı bir başka kral vardır. Sarduri, devletin başkenti olan Tuşpa (Van) kentinde oturmaktaydı. Van Kalesi’nin bulunduğu kayalıkların kuzeybatı ucunda bu kralın Assurca yazdırdığı kuruluş kitabesi devletin kuruluşunu ilan eden ilk Urartu yazıtıdır. I.Sarduri’den sonra tahta çıkan oğlu İşpuini ve Minua dönemlerinde Urartu Krallığı kuruluş sürecini tamamlayarak Doğu Anadolu ve çevresinin tek hâkimi, Yeni Assur Krallığı’nın önemli rakibi haline geldi. Kuruluş döneminin en güçlü kralı Minua döneminde ise Urartu orduları hedeflerini genişletmiştir. Kuzeybatı İran’da Manna adlı krallıkla ilk kez temas bu dönemde kurulmuştur. Kuzeyde Erzurum bölgesinde bulunan Diauehi adlı yerel krallık ve batıda Malatya’daki Geç Hitit Krallığı vergiye bağlanmıştır. Urartu Devleti denetim altına aldığı bölgelerden elde ettiği ganimet ve nüfus nakilleriyle sağladığı insan gücüyle büyük yatırımlar yapmıştır. Minua, Van havzasında Anzaf, Körzüt ve kuzeyde Patnos (Aludiri) kentlerini inşa etmiştir. Kentlerin sitadellerinde inşa edilen standart plan anlayışına sahip kule tapınaklarla her bir kent aynı zamanda kutsal birer merkeze dönüştürülmüştür. Yeni oluşturulan eyaletlerden bir bölümü vergi vermesi koşuluyla yerel idarecilere bırakılırken bazı eyaletlere merkezden vali atanmıştır. Ayrıca yerel aşiret reislerinin de birçok kale ve yönetim merkezi inşa etmesi teşvik edilmiş ve desteklenmiştir. Minua döneminde bayındırlık hizmetlerinin de başlatıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzde de kullanılan elli dört km uzunluğundaki Şamram Kanalı, Minua tarafından yaptırılmış ve Edremit civarında bağlar bahçeler oluşturulmuştur.

Gelişme Dönemi: Urartu Krallığı kısa zamanda denetim altına aldığı kabilelerin de katkısıyla güçlü bir ordu oluşturmuş, eyalet esasına dayanan yönetim sistemini kurmuştur. Devlete tabi olmayan aşiretlere karşı yağma seferleri ve tehcir uygulamasıyla baskı kurulmuş ve Doğu Anadolu’nun büyük bölümü kontrol altına alınmıştır. Güvenli bölgelerde kentler kurulmuş ve sulama kanalları yapılarak tarım teşvik edilmiştir. Doğu Anadolu’nun hayvancılığa dayalı geleneksel yaşam biçimi devletin kontrolünde değiştirilmeye başlamıştır.

Kuzeyde Erzurum bölgesindeki Diauehi yerel krallığı üzerindeki denetim ve baskı devam ettirilmiş, ordular kuzeyde Gürcistan sınırına kadar ulaşarak en kuzeydeki Ardahan/Hanak yazıtını seferin işareti olarak yazmıştır. Batıda Geç Hitit bölgesinden nüfus nakilleri yapılmıştır. Güneydoğuda Urmiye Gölü havzasını aşan ordular ilk kez Parsua (Persler) ile karşılaşmıştır. Bu dönemde ilk kez Assur orduları ile de bir karşılaşmadan söz edilmekte ancak ayrıntı verilmemektedir. 1. Argişti (Minua’nın oğlu) önemli bir karar alarak Aras Nehri’nin kuzeyinde Erebuni (Arin Berd) ve Argiştihinili (Armavir Blur) kentlerini inşa etmiş ve Urartu Krallığı’nın başkent çevresinden sonra ikinci önemli yatırım bölgesini oluşturmuştur.

Urartu Krallığı’nın genişleme ve iskân politikası I. Argişti’den sonra tahta çıkan oğlu II. Sarduri döneminde de devam etmiştir. Van Kalesi’nin kuzey yamacındaki açık hava tapınağında steller üzerindeki yıllıkları onun, hayvan ihtiyacı için ülkenin kuzeyindeki yarı göçebe topluluklar üzerine sefer yaptığını, doğuda Tebriz’i geçerek daha önce gidilmeyen Hazar Denizi yakınlarına kadar ulaştığını anlatmaktadır. II. Sarduri’nin inşa projelerinden en önemlisi, Van yakınında Sardurihinili (Çavuştepe) adlı kentin inşa edilmesidir. En önemli siyasi faaliyetlerinden biri ise batıda Malatya üzerine yaptığı seferidir. Ataları gibi Geç Hitit Krallıklarından vergi almakla yetinmemiş ve Fırat’ı geçerek Kummuh (Adıyaman) kralı Kuştaşpili üzerine ilerlemiştir. Bu sefer, Doğu Akdeniz’e ulaşan ticaret yollarını denetlemek isteyen Assur ile Urartu arasında çatışmaya neden olmuştur. III. Tiglat-Pileser MÖ 743 yılında, Adıyaman/Gölbaşı yakınında Urartu ordusunu yenilgiye uğratarak ilerleyişini durdurmuştur. Assur bu tarihten sonra Mezopotamya’nın tek egemen gücü haline gelmiş, Doğu Akdeniz ve Geç Hitit bölgesi üzerindeki denetimini artırmıştır.

III. Tiglat-Pileser MÖ 735 yılında Torosları aşarak Doğu Anadolu topraklarına girmiş ve Urartu’nun başkentine kadar ilerlemiştir. Ancak Tuşpa’nın güçlü surlarını aşamamıştır. Urartu’nun Doğu’daki yükselişini durduran bu iki savaşın etkileri uzun süreli olmamıştır. II. Sarduri’den sonra tahta çıkan

I. Rusa, ağırlığını Urmiye Havzasının kontrolü amacıyla doğuya kaydırmış ve batıda Assur’a karşı kaybedilen etkinliği burada oluşturmaya çalışmıştır. Urmiye Gölü’nün güneyinde dikilmiş çift dilli Topzawa ve Mergeh Karvan stelleri Assur ile sınırı belirlemek amacıyla Urartu tarafından dikilmiştir. Ancak Assur kralı II. Sargon MÖ 714 yılında Zagros Dağlarını aşarak Urmiye havzasına girmiş, Urartu ordusunu yenerek bölgeyi bütünüyle ele geçirmiştir. Urartu Krallığı’nın ulusal tanrısı Haldi’nin en önemli kült merkezi Muşaşir ele geçirilmiş ve yağmalanmıştır. I. Rusa döneminde Urartu Devleti için ikinci büyük problem, Assur ve Urartu yazılı belgelerinde büyük bir göç dalgasıyla geldikleri konusunda bilgiler bulunan Kimmerler idi. Doğuda Mana ülkesinden Urartu toprakları-na ilerleyen Kimmerler, bozkır kökenli, savaşçı bir toplum idi. Hazar Denizi yakınındaki Razlık ve Naşteban yazıtları, doğuya doğru en uzun seferi gerçekleştirdiği anlaşılan II. Argişti (Rusa’nın oğlu) döneminde yazılmıştır. II. Argişti’nin oğlu II. Rusa’nın saltanatı, Urartu ülkesinin yeniden yapılandırıldığı bir dönemdir. Rusa döneminde, ülke adeta yeni baştan inşa edilmeye başlanmıştır. Aras Nehri havzasında Karmir Blur yakınında Fırtına tanrısının adını taşıyan Teişebai URU adlı kenti inşa etti. Kuzeybatı İran’da Hoy’un kuzeyinde ise bu bölgenin en büyük merkezini Bastam’da kurdu ve Rusai-URU.TUR. (Rusa’nın Küçük şehri) adını verdi. Van Gölü havzasında ise üç kent inşa etti: Toprakkale (Rusahinili KURQilbanikai: Qilbani Dağı önündeki Rusa kenti), Ayanis (Rusahinili KUREidurukai: Eiduru Dağı önündeki Rusa kenti) ve Kef Kalesi (Haldiei URU: Haldi kenti). Ayrıca Van Ovası’nı sulamak için Keşişgöl Barajı ve kanallar, Aras havzasını sulamak için de sulama sistemi yaptı.

Yıkılış Süreci: II. Rusa’dan sonra, Urartu Devleti en güçlü olduğu dönemde hızlı bir biçimde yıkılış sürecine girmiştir. Doğudan Kimmer’lerden sonra İskitler de Urartu ve Assur’u tehdit etmeye başlamıştır. Bu toplumlar büyük göç dalgaları halinde gelmekteydiler. MÖ 7.yy. ortalarında Urartu ordularının durduramadığı bu toplumlar, bütün kentleri yakmış ve yağmalamıştır. Kuzeybatı İran’daki Bastam, Van havzasındaki Çavuştepe, Anzaf, Ayanis, Toprakkale, kuzeydeki Kef Kalesi ve Patnos bir daha kullanılmamak üzere terk edilmiştir. Yağma ve yıkım köylere kadar ulaşmıştır. Kral ailesinin üyeleri ve devlet bürokrasinin bir bölümü bu tarihten sonra yarım yüzyıla yakın bir süre daha Aras havzasındaki Karmir Blur ve çevresinde varlık göstermiştir. Bu son dönemde yeni herhangi bir kent inşa edilmemiş, sefer yapılmamıştır. Doğu Anadolu MÖ altıncı yüzyıl başında, İran’da güçlenerek batıya ilerleyen Medlerin, kısa zaman sonra da onların yerine geçen Perslerin egemenliğine girmiştir. Urartu adı, geçmişteki parlak sürecin anısı olarak altıncı yüzyıl başında Eski Ahit’te, beşinci yüzyıla kadar da Babil ve Pers kaynaklarında geçmektedir. Bu tarihten sonra adı unutulan bu uygarlık, yirminci yüzyılın başlarında çivi yazısının çözümüne kadar bir daha anılmamıştır.

Uygarlık

Köken ve Dil: Urartu kralları, MÖ dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren önce Assurca, arkasından Assur çivi yazısıyla Urartuca yazıt yazdırmışlardır. Urartu yazıtlarının çoğu taş steller üzerine ve ana kayalara yazılmıştır. Az sayıda çivi yazılı kil tablet ve bronz levha da günümüze ulaşmıştır. Ayrıca çoğu büyük depo küpleri üzerinde ölçü işareti olmak üzerine yazılmış hiyeroglif işaretlerinin de kullanıldığı bilinmektedir. Urartuca eklemeli dildir. Anadolu’da MÖ üçüncü binyıldan sonra konuşulmaya başlayan ve özellikle ikinci binyılda yaygın olarak kullanılan Hurrice ile akrabadır. Urartuca günümüzde ise Doğu Kafkas dil ailesinden Çeçence ve İnguşça ile benzerlikler göstermektedir.

Kentleşme: Urartu Krallığı, Doğu Anadolu’da kökü eskilere giden bir geleneğin devamı değil, öncüsüz ve birden bire kurulmuş gözükmektedir. Devlet, kent tasarımı, mimari, yazı ve sanat gibi alanlarda atılan adımların tümü bölge için yenidir. Urartu Devleti’nin kuruluşuyla, Assur ve Geç Hitit dünyasından Doğu Anadolu’ya taşınan yeniliklerin birçoğu, buradaki geleneksel yaşam biçimiyle hiçbir şekilde örtüşmemekte ve radikal değişimleri zorunlu kılmaktaydı. Coğrafyanın tüm olumsuzluklarına rağmen nüfusun önemli bir bölümünün kentlerde yaşamaya zorlanması, sulu tarımın teşvik edilerek yerleşik köy toplumu oluşturma çabaları ve güçlü bir merkezi yönetimin kurulması bu değişim sürecinin belli başlı noktalarıdır. Urartu Krallığı, kentler inşa ettiği Van Gölü ve Aras Nehri havzası gibi bölgeleri doğrudan yönetmiş, ülkenin dağlık ve uzak bölgelerini ise kendine bağladığı yerel aşiret reisleri aracılığıyla denetleme yoluna gitmiştir. Birkaç yazılı belgede başkentten atanan valilerden de söz edilmektedir.

Urartu Krallığı’nın Doğu Anadolu’daki geleneksel yaşam biçimini değiştirme çabasını ve kendine özgü yönetim anlayışını en iyi yansıtan uygulamalar kent inşa projeleridir. Van Gölü havzasında Van (Tuşpa), Yukarı Anzaf, Toprakkale, Ayanis, Körzüt ve Kef Kalesi; kuzeyde Murat Nehri havzasında Aznavurtepe; Aras Nehri havzasında Armavir Blur, Arin Berd, Karmir Blur ve Bastam ortak özellikleriyle bu kapsamda değerlendirilebilecek önemli merkezlerdir. Bütün bu kentler doğrudan devlet tarafından planlanarak, zorunlu iskâna tabi tutulan insanlardan sağlanan iş gücü ile yaptırılmıştır.

Kentler iki bölümden oluşmaktadır: sitadel ve aşağı şehir. Urartu kentlerinin sitadeli bulunduğu bölgeye, ovaya veya ana yola hâkim noktadaki bir kayalık yükselti üzerine kurulmuştur. Sitadellerde, tapınak, saray, depolar, konaklar ve atölyeler gibi yapılar bulunmaktadır. Krallığın planladığı bütün kentler, başkent Van (Tuşpa) dışında daha önce yerleşilmemiş alanlarda kurulmuştur. Urartu kralları inşa kitabelerinde “benden önce burada hiçbir şey yoktu” gibi ifadelerle bu duruma işaret etmişlerdir. Geleneksel yaşama uygun olmayan alanlarda bulunan kentlerin yaşaması, bütünüyle devletin varlığına ve düzeni korumasına bağlıdır. Kentin sitadelinde oturan yönetici sınıf ve bürokrasinin giderleri, birkaç bini geçen aşağı şehir halkının içme suyu ve diğer zorunlu ihtiyaçları, düzenli işleyen bir sistem ve organize bir çabayla karşılanabilirdi. Bu nedenle devletin yıkılışıyla birlikte bu kentlerin hemen hiçbirinde yaşam devam etmemiştir. Doğu Anadolu’nun kısa olan inşaat mevsimi nedeniyle Urartu kentlerinin inşasının uzun zaman aldığı varsayılabilir. Binlerce işçinin, kayalık üzerinde bir yönetim merkezi inşa etmek için yıllarca sitadel çevresindeki şantiyede kalarak inşaatı sürdürmüştür. Sitadelin inşasından sonra zorunlu iskâna tabi tutulan insanların da yerleştirildiği bu alanın aşağı kent olarak yaşamaya devam ettiği anlaşılmaktadır.

Yerel Yönetim Merkezleri ve Kaleler: Kaleler, Urartu Devleti’nin yönetim sistemine entegre olarak varlığını koruyan yerel aşiret reisleri tarafından inşa edilmiştir. Devletin egemenliğiyle birlikte devlet adına bölgesini denetlemeye, vergi toplamaya, Urartu ordusuyla sefere katılmaya, ganimetten pay almaya başlayarak sisteme katılmışlardır. Bu tür yerel yönetim merkezlerinin tümünde, başkent Tuşpa’daki gibi çok odalı kaya mezarları bulunmaktadır.

Din ve Tanrılar: Van/ Toprakkale yakınındaki Meher Kapı açık hava anıtındaki yazıta göre, Urartuların inandığı, kutsadığı ve adlarına belirli dönemlerde kurban kestiği 79 tanrı, tanrıça ve tanrısal özellik bulunmaktadır. Bunlardan ilk üç sırayı Haldi, Teişeba ve Şivini paylaşır. Haldi, Urartuların baştanrısı idi. En büyük tapınağı Van Gölü havzasının güneyinde, Assur ile Urartu arasındaki bölgede bulunan Muşaşir’de idi. Teişeba (Fırtına tanrısı) Hurri kökenlidir, Hititçede adı Teşup’tur. Şivini de (Güneş tanrısı) Hurri kökenlidir. Hititlerdeki Şimegi’nin karşılığıdır. Yılın belli günlerinde tanrılara koyun, keçi, sığır (boğa), tanrıçalara bunların dişileri kurban edilirdi.

Ölü Gömme: Urartu dönemi mezarları, günlük yaşamda kullanılan mekânlardan izler taşır. Krallar, valiler ve yerel yöneticiler, yönetim merkezlerinin sitadelinde yaptırdıkları çok odalı kaya mezarlarına gömülmekteydi. Her gömü için bir kap içinde yemek, değerli silah ve takılar hediye olarak mezara bırakılmaktaydı. Urartu döneminde halk ise, yaşadığı bölgenin yakınında oda mezarlara gömülmekteydi. Her ailenin veya aşiretin bir mezarı olduğu anlaşılmaktadır. Çok odalı kaya mezarlarına normal gömü yanında yakılmış gömülerin külleri de koyulmaktaydı.

Sanat: Urartu’da heykel sanatı yaygın değildir. Kef Kalesi’nde bulunan kabartmalı payeler (Urartu mimarlığında, üst katları taşımak amacıyla inşa edilen kare biçimli, kalın taşıyıcı kolon. Bunların temelleri bazalt taşından üst bölümleri ise kerpiçten idi. Bezemeler bazalt üzerine yapılmıştır.) ve Ayanis tapınağının içinde kakma tekniğinde yapılmış bezemeler VII. yüzyılda mimaride yeni arayışları ifade eder. Assur kralı II. Sargon’un 714 yılında Tanrı Haldi’nin kült merkezi Muşaşir’den yağmaladığı ve liste halinde kaydettiği eşyalar ve tapınağa sunulmuş hediyeler günlük kullanıma yönelik olmaktan çok sanatsal değeri yüksek özel eşyalardır. Üzeri bezemeli kalkanlar, boğa başı eklentileri olan kazanlar, altın ve gümüş kaplar, dökme tekniğinde bronzdan ayakları olan yatak, masa ve sandalye gibi mobilyalar bunların yalnızca bir bölümünü oluşturur. Tunç kalkanlar ve kemerler üzerinde Urartu ordusunu savaşa giderken gösteren sahneler, gücü sembolize eden aslan ve boğa bezemeleri, mitolojiden uyarlandığı anlaşılan kanatlı insan ve hayvanlar, başı, gövdesi ve ayakları farklı hayvanlardan alınarak yapılmış insan figürleri bulunur. Bunlardan çoğu törensel amaçlarla yapılmıştır. Bunun gibi üzeri yazıtlı ve bezemeli at koşum takımları, miğfer, sadak ve kılıçlar da Urartu sanatının özgün ürünleridir.

Arkeolojik kazılarda, mezarlarda ele geçen mücevherler, değerli ve yarı değerli taşlardan yapılmış boncuklardan oluşan kolyeler, altın, bronz ve demirden yapılmış fibulalar (MÖ dokuzuncu yüzyılda Frigler tarafından geliştirilen ve çengelli iğnenin atası olarak kabul edilen Fibula genellikle soylular ve zenginler tarafından prestij ürünü olarak kabul edilmiş ve kullanılmıştır. Kısa zamanda yaygınlaşarak Geç Hitit, Assur ve Urartu ülkesinde de üretilmiş ve kullanılmıştır.) ile fildişi heykelcikler de Urartu sanatına ait yaygın örnekleri oluşturur. Kötü ruhlardan korunmak için boyuna asıldığı anlaşılan pektoraller, madalyonlar ve bronz levhalar üzerindeki motifler de genellikle Urartu dini ve mitolojisinden seçilmiştir. Madalyonların ve avuç içine sığacak büyüklükteki levhaların birçoğunda boynuzlu başlığı ve kanatları ile ayırıcı özelliği vurgulanmış bir tanrı ve önünde ellerini açarak ona dileklerini ileten bir kişi gösterilmektedir.

Urartu sanatı birçok bakımdan Assur ve Geç Hitit kültürlerinden izler taşır. Bronz kalkanlar ve kemerler üzerindeki savaş sahneleri daha çok Assur etkili olarak gelişmişken fildişi ve cam Geç Hitit, fibula ise Frig kültürünün etkisi olarak Doğu Anadolu’ya ulaşmış ve buradaki zengin-soylu sınıfın beğenisi doğrultusunda biçimlendirilmiştir.