Ünite 7: İstihdam ve İşsizlik

İstihdam ve İşsizlik: Kavramsal Çerçeve

İnsana odaklanan sosyal politikalarda bir amaç olan istihdam, gelir hedefine odaklanan iktisatçılar için ise bir araç niteliğindedir ve çok yönlü olarak ele alınmalıdır. İstihdam insan için yalnızca temel ve çoğunlukla yegâne gelir kaynağı değil, aynı zamanda sosyal var olma ve öz saygı kaynağıdır. Öte yandan bireye sunulan toplumsal hizmetlere karşı oluşan borçlanmayı en iyi ödeme fırsatıdır.

Sosyal politikalar açısından ise istihdamı dar ve geniş anlamları olmak üzere iki çerçevede inceleyebiliriz. Geniş anlam da istihdam: üretim faktörlerinin (emek, sermaye, doğal kaynaklar, müteşebbis) üretime sevk edilmesi, yani çalışılması/ çalıştırılmasıdır. Bu bağlamda, geniş anlamda istihdam üretim faktörlerinin belirli bir dönem içerisinde kullanılma derecesidir. Dar anlamda istihdam ise: emeğin üretimde kullanılması ya da gelir sağlamak amacıyla çalışması/çalıştırılmasıdır.

Sosyal politikalar da istihdam konusunun merkezinde insan vardır ve sadece iş ya da hizmet üreten bir makine olarak değil iş tercihlerinde kendi istek beğeni ve ihtiyaçlarını yansıtabileceği üzerinde durulmuştur. Ayrıca dar ya da geniş anlamıyla fark oluşturmaksızın istihdam ve milli gelir arasında doğrusal bir ilişki vardır. Ancak bu oran her zaman aynı seviyede işlemez. Tam istihdam oranına yaklaştıkça istihdamın milli gelire etkisi aynı oran da olmaz. Millî Gelir: Bir ekonominin belirli bir dönemde ürettiği mal ve hizmetlerin toplamıdır. Bu bağlam da öncelikle tam istihdam kavramını açmak gerekir. Tam istihdam; üretim faktörlerinin tümünün üretime katılıyor olması, atıl ya da çalışmayan bir parçanın olmamasıdır. Sadece emek faktörü dikkate alındığında ise işsiz kimsenin kalmaması anlamına gelmektedir. Ancak bu pratikte mümkün olmadığı için %3-5 oranında ki işsizlik tam istihdam olarak kabul görmektedir.( Tablo 7.1 Kavramsal Çerçeve: istihdam ve Tam istihdam)

Diğer taraftan üretim faktörlerinin tümünün üretime dâhil olmaması durumuna ise eksik istihdam denmektedir ve genellikle talep yetersizliğinden kaynaklanır. Emek bağlamında bakıldığında ise kişinin iş bulamaması ya da daha iyi ücret ve şartta bir işe geçişinin olmaması olarak ifade edilebilir. Eksik istihdamı hali hazırda üzerinde tartışılan bir kavram olsa da genellikle şu şekillerde yorumlanır:

  • Görülebilen eksik istihdam: Talep yetersizliğinden dolayı normal çalışma süresinin altında çalışmaktır.
  • Görülmeyen eksik istihdam: Çalışma süresinde bir kısıtlama olmadığı halde çalışanın ücreti düşük bulması yada kişisel donanımlarını kullanamadığı durumlardır. Nedeni talep yetersizliğinin yanı sıra sermaye donanımının da yetersiz oluşudur.

Ayrıca istihdam kavramında bir ülkedeki mevcut emeğin tamamı kullanılmasına rağmen talebin karşılanamaması anlamına gelen aşırı istihdam durumu vardır. Bu durumunda emek adeta kıt bir üretim faktörü haline gelmektedir. (Tablo 7.2 Kavramsal Çerçeve: Eksik istihdam ve Aşırı istihdam) İşsizlik ise, toplum açısından, üretici kaynakların bir bölümünün kullanılamaması birey açısından ise, çalışma isteğinde, gücünde ve çalışmaya hazır bir durumda olan bireyin, cari ücret ve mevcut çalışma koşullarında belirli sürelerle iş aramasına rağmen bulamaması durumu olarak tanımlanabilir.

Doğal İşsizlik Oranı: işgücü piyasasının etkinliğini ölçmede kullanılan teorik bir araçtır. Geçici, konjonktürel ve yapısal faktörler sebebiyle bir işgücü piyasasında yüzde yüz istihdamın sağlanamaması ve iş gücünün küçük bir bölümünün (% 3- 5) işsiz olması durumunu tanımlamaktadır.

Ayrıca ILO işsizliği;

  • İş Sahibi Olmama (işi Yok); ücretli ya da kendi hesabına çalışma şeklinde istihdam edilmemiş olanlar.
  • İş Arama; belirli bir süre önce iş arama yönünde belirgin adımlar atmış olanlar.
  • İşe Başlamaya Hazır Olma; referans dönem (tanımlanmış bir zaman dilimi, bir hafta veya bir gün)boyunca ücretli ya da kendi hesabına çalışma şeklinde istihdam edilmeye hazır olanlar şeklinde tanımlar.

İstihdamın Korunması ve İşsizlikle Mücadelede Sosyal Politikaların Yeri ve Önemi

Küresel gelişmeler diğer alanlarda olduğu gibi iş gücü piyasalarını da etkilemiştir ve işsizlik dünya genelinde bir ortak problem olmuştur. Bu durumu İLO 2014 Küresel İstihdam Eğilimleri raporunda belirtmiş ve dünya işsizlik oranını % 6 (202 milyon) olarak belirtmiştir. Ayrıca raporda işsizlik dağılımları da verilmekte ve rapora göre iş arayan her 2 kişiden birinin Asyalı olduğu belirtilmiştir. Oluşturulan istihdam oranlarının işgücüne yeni katılanları karşılayamaması da durumun giderek kötüleşeceğini göstermektedir.

Artan işsizlik problemi sosyal politikaların temel konuları arasına girmiş ve problemin sayısal değerleriyle değil toplumsal ve kişisel etkileri de üzerine yoğunlaşılmıştır. Özellikle 1970lerden itibaren ülkelerdeki büyümelerin aynı oranda istihdam getirmemesi işsizliğe ve beraberinde ki birçok sosyo-ekonomik probleme yol açmıştır. Bu durum karşısında birçok ülke işsizlikle mücadele ve istihdam oluşturma politikaları geliştirmiştir. Ancak refah kavramının içinde işsizlik kavramı gelecekte de yer bulacaktır.

Çalışma Hakkı ve Çalışma Hakkı Çerçevesinde Düzenlenen Sosyal Politika Tedbirleri

Çalışmanın bir zorunluluk ya da özgürlükten ziyade hak olarak görülmesi beraberinde bu hakkın korumasını da getirmiştir. Bu korumalar İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 23. maddesi, Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve 1982 Anayasanın 49.maddesi ile koruma altına alınmıştır. Çalışma hakkını kabul eden sosyal devlet anlayışı içinde devlet, işgücünün eğitiminden iş bulmaya, çalışma koşullarının iyileştirilmesinden işsizlik sigortasına kadar pek çok alanda sosyal politika oluşturmalıdır. Ayrıca bu politikalar çalışma dönemi, çalışma öncesi ve çalışma sonrası dönemleri kapsamak zorundadır. Bu bağlamda alınan tedbirler:

  • Yeterli istihdam imkânlarının yaratılması
  • Yaşam boyu öğrenme ile işgücü niteliğinin artırılması

Yaşam Boyu Öğrenme: Okul öncesi dönemden emeklilik sonrası döneme kadar tüm ilgi, bilgi, yetenek ve niteliklerin kazanılması ve yenilenmesi perspektifini ifade etmektedir.

  • İş arayanlar ile işgücü arayanların buluşturulması
  • Çalışma hayatında iş güvencesi ve koruyucu standartların sağlanması
  • Çalışma hayatında belirli bir gelir güvencesinin sağlanması
  • İş sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi
  • Ücretlilere örgütlenme hakkının kazandırılması
  • Aktif ve pasif istihdam politikaları aracılığıyla işsizlik karşısında koruma
  • Sosyal güvenlik sistemi ile işgücünün sosyal risklere karşı korunması

Sosyal Risk: Ne zaman ortaya çıkacağı bilinmemekle ileride gerçekleşmesi muhtemel ya da muhakkak olan ve buna maruz kalan kişinin mal varlığında eksilmeye neden olan tehlikedir. Sosyal riskler, mesleki riskler (iş kazası, meslek hastalıkları), fizyolojik riskler (hastalık, analık, sakatlık, ölüm) ve sosyo- ekonomik riskler (işsizlik, evlenme ve çocuk sahibi olma, konut ihtiyacı) olmak üzere başlıca üç grupta sınıflandırılabilir.

İşsizliğin sosyo-ekonomik ve bireysel etkileri

İşsizliğin Ekonomik Etkileri:

  • İşsizliğin artması üretebilme gücünün iyi değerlendirilmediğinin bir göstergesidir.
  • İşsizliğin yükselmesiyle tüketici üzerindeki baskı artar.
  • İşsizlik ile bağımlılık oranı arasında doğrusal bir ilişki vardır.
  • İşsizliğin yükselmesi tasarrufları ve yatırımları azaltır.
  • İşsizlik gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğu artırır.
  • İşsizlik yükseldikçe transfer harcamaları artar.
  • İşsizlik yükseldikçe sosyal güvenlik geliri azalır
  • İşsizlik yükseldikçe çalışan ve işletmeden gelen vergi azalır.

İşsizliğin Bireysel Etkileri:

  • Bireyin ve ailesinin hayat standartları düşer
  • Birey vasıflarını ve entelektüel yeteneklerini kaybetmeye başlar.
  • Bireyin mesleki bil ve becerileri aşınır. Çalışma disiplini ve alışkanlıkları kaybolmaya başlar.
  • Birey tembelliğe alışır ve işe yaramaz hisseder.
  • Genellikle yeni iş şartları daha kötü olur.
  • Birey umutsuzluk ve çaresizlik gibi birçok olumsuz duyguya sürüklenir; özgüvenini, kendisine olan saygısını ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere karşı itibarını kaybeder
  • Yaşadığı topluma karşı aidiyet duygusu azalmaya ve topluma karşı kin ve nefret duygusu hissetmeye başlar.

İşsizliğin Toplumsal Etkileri:

  • Toplumda güven huzur ve istikrarı bozar.
  • Sosyal dışlanmaya neden olur.
  • İşsiz kitlelerin artışı, toplumsal çözülmeleri ve sosyal gerginlikleri artırır.
  • Bazı araştırmalar da işsizlikle suç ve madde kullanımı arasında pozitif bir ilişkinin varlığı bulunmuştur.

İşsizlikle Mücadelede İzlenen Aktif ve Pasif İstihdam Politikaları

İşsizlikle mücadelede izlenen sosyal politikalar aktif istihdam politikaları ve pasif istihdam politikaları olarak iki başlıkta inceleyebiliriz.(Tablo 7.3 işsizlikle Mücadelede izlenen Aktif ve Pasif istihdam Politikaları)

Aktif İstihdam Politikaları

İşsizliğin dünya genelinde yaygın bir problem olmasının ardından ilk kez 1950lerde İsveçli iki iktisatçı olan Gösta Rehn ve Rudolph Meidner’in, tam istihdam amacını gerçekleştirirken enflasyonu kontrol altında tutan sosyal demokrat bir strateji olarak tanımladığı aktif istihdam politikaları popüler hale gelmiştir. Bu gelişmelerin ardından OECD 1961 yılın da İşgücü ve Sosyal Sorunlar Komitesini kurarak aktif istihdamı ayrı bir politika olarak görmeye başlamıştır. Bu politikalarla temel olarak yeni istihdam alanlarının açılması, işsizlerin iş bulma zorluklarının giderilmesi, emek arz ve talebini kurumsal olarak bir araya getirerek işgücü piyasasına girişin kolaylaştırılması, özellikle uzun dönemli işsizlerin istihdam edilebilirliklerinin artırılması hedeflenmektedir. Ancak bu politikalar yüksek maliyet nedeni ile tüm işsizler için değil belirli gruplar için oluşturulmuştur

  • Mesleki eğitim programları:

Mesleki eğitim programları ile işsizlerin ve işsizlik riski ile karşı karşıya olan çalışanların beceri ve vasıf seviyeleri yükseltilerek istihdam edilebilirlikleri artırılmaya çalışılmaktadır. İşgücü kalitesinin artması ile yapısal işsizlik azalacaktır. Ayrıca teknolojik gelişmeler sebebiyle mesleki olarak yetersiz kalan bireylerin eğitimini de kapsamaktadır.

  • Girişimciliğin desteklenmesine yönelik programlar:

Bu politika ile bireylerin kendi işlerini kurarak işsizlikten kurtulmaları ve yeni istihdam oluşturarak işsizlikle mücadeleye katkı da bulunmaları amaçlanmaktadır. Bu amaçla girişimciye maddi ve danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır.

  • Ücret ve istihdam sübvansiyonları:

Eğitim yoluyla talebin ihtiyaca uyarlanması uzun süreli ve pahalı yöntemler olduğu için talep yönünden önlemler alınmaktadır. Bu uygulama ise hükûmetler, işverenlere desteklenen gruptaki işsizleri istihdam etmeleri karşılığında vergi indirimleri veya ücret ya da prim katkısı sağlamaktadır.

  • Doğrudan kamu istihdamı:

Doğrudan kamu istihdamına yönelik programların temel amacı, iş bulma ümidi düşük olan dezavantajlı kesimlerin hem iş pratiklerinin sağlanması hem de sosyal açıdan dışlanmalarının önlenmesidir. Ancak işlerin, çalışanın konumunu güçlendirecek nitelikte olmaması uygulamada kullanışsızlığa neden olmaktadır.

  • Kamunun eşleştirme ve danışmanlık hizmetleri:

Bu program da temel amaç, işgücü piyasasındaki bilgi eksikliğini gidererek işçi ve işveren arasındaki eşleşmeyi gerçekleştirebilmektir. Bu amaçla –işsizlerin niteliklerinin -yeniden eğitime ihtiyaçlarının olup olmadığının belirlenmesi-mesleki eğitim programları ve seminerler yönlendirme-mevcut işlerle uygun kişileri eşleştirmegelecekteki emek taleplerinin tahmin edilmesi ve yayımlanması gibi hizmetler sunulmaktadır.

Aktif istihdam politikalarının etkileri
Olumlu etkileri:

  • Bireylerin daha çabuk iş bulmalarını sağlar.
  • Bireylerin üretken kapasiteleri artırılarak daha etkin iş aramalarını sağlar.
  • Nitelikte ki artış çalışılacak işletme kalitesini artırır.
  • İş tecrübesinin ikame edilmesi ile işgücü piyasasına girişteki tecrübesizlik algısını kaldırır.
  • Uzun süreli işlere karşı olan beceri ve disiplin aşınması düşüncesinin önüne geçer.
  • İşsizliğin azalması, istihdamın artması, vergi gelir yüzeyinin genişlemesini, suç eğilimlerinin ve madde bağımlılıklarının azalmasını sağlar.
  • Programa katılmayanların tespiti ile çalışmak istemeyenler belirlenerek ve işsizlik sigortası maliyeti düşürülmüş olur.
  • Girişimciliğin desteklenmesi ile yeni istihdam alanlarının açılmasına yardımcı olur.

Aktif istihdam politikalarının maliyetleri:

  • İlk olarak bireysel maliyetler düşünüldüğünde programa katılan bireyin iş aramak için bulunduğu bölgeyi değiştirememesi işsizlik süresinin ve maliyetinin artmasına neden olmaktadır. Bu etkiye ise kilitlenme etkisi denilmektedir.
  • Programın temel amacında dezavantajlı bireyler olduğu için işverenler bu kişileri kendi başlarına iş bulamayacak olan işe yaramaz kişiler olarak değerlendirirler ve bu etkiye damgalama etkisi denilmektedir.
  • Devlet boyutunda da yapılan harcamaların yüksek maliyetleri bulunmaktadır.

Aktif istihdam politikalarının toplumsal açıdan olumsuz etkileri

  • Dezavantajlı hedef kitlede yapılacak yanlışlık etkinlik kaybına yol açmaktadır.
  • İşverene sağlanan sübvansiyon uygulaması işverenin hedef kitle dışında istihdam ettiği çalışanların yerine programda desteklenen bireyleri işe alması işsizliği düşürmez sadece işsiz gruplarında ki oranları değiştirir. Bu olumsuzluğa ikame etkisi denilmektedir.
  • Çıkarılma etkisi. Yani sübvansiyondan yararlanmayan işletmenin maliyetleri eşitleyebilme adına işçi çıkarması durumudur.

Pasif İstihdam Politikaları

Pasif istihdam politikaları işsizlik oranlarını azaltmak yerine işsizliğin birey, ailesi ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerini gidermeyi amaçlayan ve bunun için de işsizlere belirli bir ekonomik güvence sağlamaya yönelik tedbirlerdir.

  • İşsizlik sigortası:

İşsizlik sigortası, kendi iradesi dışında işini kaybeden kişilerin karşılaştıkları gelir kaybını geçici bir süre veya yeni bir iş buluncaya kadar gidermeyi amaçlayan ve sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren bir sigorta dalı ve sosyal politika aracıdır. İşsizlik sigortası, işçinin çalışma sırasında kesintiler halinde verdiği primler ile ödenmektedir. Uygulama da işçinin gayri ihtiyari işsiz kalmış olması ve belli bir prim ödemiş olması gerekmektedir. Ayrıca uygulamada işsiz bireylerin mesleki eğitim almaları ve iyi bir iş için danışmanlık hizmetleri almaları bir yönüyle aktif istihdam politikalarıyla eşgüdümlü işlediğinin göstermektedir. Ancak işsizlik sigortası bireylerin boş zamanı fırsata çevirmemelerine ve rezervasyon ücretlerinde artışa neden olabileceği için ödenecek miktarın ve sürenin belirlenmesi son derece önemlidir.

  • İşsizlik yardımı:

Temel hedef, daha çok işsizlik sigortası kapsamında bulunmayan yoksul ailelere veya işsizlik sigortasından yararlanma süresi bitmiş işsizlere yardım sağlamaktır. İşsizlik sigortasından farkı finansmanı sadece devlettir ve muhtaçlık devam ettiği sürece devam edebilmesidir. İşsizlik yardım ve sigortasında ödenecek tutar bireyin çalışarak kazanacağından az olmalıdır ki bireyi aktif çalışmaya teşvik etsin.

  • Çalışma paylaşımı:

Bu politika: erken emeklilikle yeni istihdam oluşturma-iş paylaşımı ile mevcut işin için daha fazla çalışan ihtiyacı oluşturma ve çalışma sürelerinin kısaltılması ile yeni istihdam oluşturma gibi şekillerde yapılmaktadır.

  • Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve iş kaybı tazminatı:

Kıdem tazminatı, işine son verilecek işçiye işverenin ödemesi gereken tazminat olarak tanımlanabilir. İhbar tazminatı işten çıkartılacak olan işçiye önceden yapılan ihbarda belirlenen süre içinde ödenmesi gereken ücret miktarını kapsamaktadır. İş kaybı tazminatı özelleştirme nedeniyle işini kaybedenlere yönelik bir tazminat olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bu kişilere; meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitiminin verilmesi ve yeni bir iş bulmaya yardımcı olunması şeklindedir.

Türkiye İşgücü Piyasasında İşsizliğin Boyutları

Türkiye’de ki sorunlarını bazı yönleri ile diğer ülkeler benzerlik gösterirken, bazı yönleri kendine hastır. Öncelikle genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan Türkiye için işsizlik oranları belirleme de açık işsizliğin yanın da eksik istihdam oranları da değerlendirilmelidir. Bu oransal belirlemelerden önce işsizlik sebepleri özetlemek gerekir.

Sosyal ve ekonomik nitelikli mevcut yapısal dinamikler:

  • Nüfus artış hızını karşılayabilecek istihdam artış hızının olmaması
  • Kırsaldan kente göç ve hızlı şehirleşme ile gizli işsizlerin açık işsize dönüşmesi

Geçmişte uygulanan iktisat politikası tedbirleri ve benimsenen sanayileşme modeli:

  • İşgücü piyasaları hakkında etkili bir bilgi sistemi olmayışı nedeniyle yanlış politika belirleme
  • Yatırımlara öncelik verilmemesi, eğitime yetersiz bütçe ayrımı ve çalışma mevzuatındaki eksikler.

TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre; 2012 yılı itibarıyla Türkiye’ de eksik istihdamda bulunanların sayısı 843 bin’dir. TÜİK’in eksik istihdam tanımları:

  • Zamana bağlı eksik istihdam: 40 saatten az çalışmış olan ve daha fazla çalışmak isteyen.
  • Yetersiz istihdam: son 4 hafta içinde mevcut işini değiştirmek için veya mevcut işine ek olarak bir iş aramış olan ve böyle bir iş bulduğu takdirde 2 hafta içinde çalışmaya başlayabilecek olan kişilerdir.

İşsizliğin Cinsiyete göre Dağılımı

TÜİK’e göre; 2012 yılı toplam işsizlik oranı % 9.2 olarak gerçekleşmiş ve kadın işsizlik oranının (% 10.8) erkek işsizlik oranının (% 8.5) olduğu görülmektedir. Tablo 7.4 işsizlik, işsizlik Oranı (15+ Yaş Grubu) da görüldüğü üzere kadınlar da tarım dışı işsizlik oranının yüksek olmasının sebebi tarımda meydana gelen çözülme ve kırsalda ücretsiz aile işçisi görünen kadının kente göç sonucu açık işsiz olmasıdır.

İşsizliğin Eğitim Durumuna göre Dağılımı

İşsizliğin eğitim durumlarına göre incelenmesinde 2012 yılı okur-yazar olmayan nüfusta: %3.9,lise altı eğitimliler de %8.7,genel lise mezunlarında %11.8,meslek lisesi mezunlarında %10.1,yükseköğretim mezunlarında %10.1 olarak görülmektedir. Tablo 7.5 Eğitim Düzeyine Göre işsizlik (15+ Yaş, Bin Kişi). Bu bilgiler ışığında işsizlik riski en fazla olan grup lise ve dengi meslek okullarını bitirmiş olanlardır. Ayrıca meslek lisesi mezunlarının işsizlik oranı mesleki eğitimin yetersizliğini göstermektedir. Özellikle eğitimli genç nüfus açısından işsizlik büyük bir problem durumundadır. Bu durum eğitimde kazandırılan nitelik ile işgücü piyasasının talep ettiği niteliğin uyuşmadığını göstermektedir. Türkiye’de özellikle ekonomik kriz yıllarında eğitimli genç nüfusta işsizlik oranları belirgin biçimde yükselmektedir. 2001 yılında eğitimli genç işsizliğinde gözlenen artış, bu kapsamda değerlendirmek gerekmektedir. Eğitim durumu ile işsizlik arasındaki dağılıma cinsiyet çerçevesinde baktığımızda ise okuryazar olmayan erkeklerin kadınlara oranla daha fazla işsiz kaldıkları görülmektedir (Tablo 7.6 ve Tablo 7.7). Genel lise mezunu erkekler de işsizlik %9.2 kadınlar da %19-mesleki lise mezunu erkeklerde %7.5 kadınlar da %19.4’tür. Yükseköğretim mezunu erkekler de %7.2, kadınlarda ise %14.7’dir.

İş Arama Süresine göre İşsizlik

Türkiye’de işsizliğin diğer bir özelliği, uzun dönemli bir yapıya sahip olmasıdır. 2012 yılı itibarıyla işsizlerin yaklaşık %25’inin 1 yıl ve daha uzun zamandır iş aradıkları görülmektedir (Tablo 7.8). Bu oran, Türkiye’ de işsizliğin süreklilik kazandığı ve yapısal bir sorun haline geldiği gerçeğini gözler önüne sermektedir. Bu durum iş arayanlarının ümidinin kırılmasına neden olmaktadır.

Genç işsizliği

Türkiye de yaş gruplarına göre işsizliğin en yoğun olduğu grubu genler oluşturmaktadır ve bu durum işsizliğinin yapısal özelliklerindendir. Tablo 7.9’da yer alan verilere göre son yıllarda yüksek eğitim almış gençlerin işsiz kaldığı görülmektedir. Ancak bu sorun Türkiye ye özgü olmadığı gibi genç nüfus oranına göre Türkiye’nin bu oranlarda görülmesi normal sayılabilir. Genç işsizliği iki nedenle açıklamak mümkündür:

  • Genç işsizler ilk kez iş aradıkları için iş bulma süreleri uzayabilmektedir.
  • Gençler arasında uzun süre iş aramanın başka bir nedeni vasıf/beceri uyumsuzluğu olarak ifade edilebilir.

Ayrıca Dünya Bankası raporlarına göre işgücü piyasalarının eğitimli gençlere yönelik istihdam açmamaları da genç işsizliği artıran bir neden olarak görülmektedir. Ayrıca cinsiyet bazlı değerlendirmede genç kadınların işsizlik riski daha yüksek görülmektedir. Gençler arasındaki işsizliğin artması ekonomik ve sosyal problemlere ek olarak bireyde ruhsal bozukluklara, topluma karşı kin ve nefretin artmasına, suç eğiliminin artmasına neden olabilmektedir. Bu bağlamda genç işsizliğin olumsuz etkilerinin azaltılması için sosyal politikalar daha yoğun olarak önem verilmelidir.