Ünite 6: Ücret Teorileri

Geleneksel Ücret Teorileri

Geleneksel ücret teorileri başlığı altında 18. ve 19. yüzyıl arasında klasik iktisatçıların oluşturdukları üç teori yer almaktadır. Bu teoriler arasında bazı yaklaşım farkları olsa da, aslında tümü ücretlerin o dönemde yoksulluk düzeyinin üstüne neden bir türlü çıkamadığını açıklamaya yöneliktir.

Klasik Teori ve Ücretin Tunç Kanunu

Klasik iktisat ekolü 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de ortaya konulmuştur. Sanayi devriminin İngiltere’de ortaya çıkmasıyla birlikte felsefi temelleri ‘laissez faire’ (bırakınız yapsınlar) görüşüne dayanan klasik görüş hakim düşünce ekolü haline gelmiştir.

Klasik iktisadi görüşleri savunan başlıca iktisatçılar A. Smith, D. Ricardo, J. B. Say, R. Malthus, J. S. Mill ve F. Lasalle’dir.

Liberal düşünürlerden Cantillon, Turgot ve Adam Smith ücretlerdeki uzun dönemli değişmeleri açıklamak amacıyla formüle ettikleri Ücretin Tunç Kanunu aslında ilk kez David Ricardo’nun 1817 yılında yayınladığı ‘İktisat Politikası ve Vergileme Prensipleri’ adlı eserinde ileri sürülmüştür.

Sonrasında Ferdinand Lasalle tarafından ‘Ücretin Tunç Kanunu’ adı verilen bu teori klasik iktisatçılardan Malthus’un Nüfus Teorisine dayanmaktadır. Bu teori, nüfusun geometrik ve tarım ürünleri üretiminin aritmetik hızla artacağını ve aşırı nüfus artışının beslenme sorunları ve ölümlere yol açacağını ileri süren teoridir.

Ücret Fonu Teorisi

Klasik ücret teorilerinden biri de Ücret Fonu Teorisi’dir. Ücret fonu düşüncesini ilk başta Adam Smith olmak üzere Turgot, Malthus, James Mill gibi iktisatçılar ileri sürseler de teorinin oluşmasını sağlayan iktisatçı John Stuart Mill olmuştur.

Ücret Fonu Teorisi Doğal Ücret Teorisinin kısa dönemde ücret değişmelerini açıklamadaki yetersizliklerini gidermek için ortaya atılmıştır. Doğal Ücret Teorisi ücretlerin oluşumunda emek arzına büyük önem verirken Ücret Fonu Teorisi ücret düzeyindeki değişiklikleri emek talebindeki değişmeler ile açıklamaya çalışmıştır.

Ücret Fonu Teorisi 19. yüzyılın sonuna kadar genel kabul görmekle birlikte 1863 yılından itibaren gelen eleştiriler sonrasında bizzat J. S. Mill’in de Fortnightly Review Dergisinde yayınladığı bir makalesinde bu durumu kabul etmesiyle değerini kaybetmiştir. Ücret fonu miktarının değişmez kabul edilmesi teorinin en zayıf halkasını oluşturmuştur. İşçilerin sendikalarda organize olarak genel ücret düzeyini yükseltemeyecekleri varsayımı da zaman içinde yalanlanmıştır.

Artık Değer Teorisi

Klasik doğal ücret teorisi gibi19. yüzyılın ‘karamsar’ işgücü piyasası koşullarından türetilen bir başka teori de Karl Marx’ın formüle ettiği ‘Artık Değer Teorisi’dir. Teori, doğal ücret teorisine eleştiri amaçlı olmakla birlikte, klasik iktisat ekolü ile aynı varsayımlardan hareket etmiştir.

Marksist yaklaşım açısından artık değerin olmaması ve ücretlerin malın bütün değerine eşit olması gerekir. Marx’a göre üretim faaliyetlerinin işçilerin eline geçmesi durumunda işçiye ait kıymet fazlasını (artık değer) almaya kalkışacak bir işveren zümresi kalmayacaktır. ‘Artık değer işçinin hakkıdır’ görüşünü savunan K. Marx hükümetin yönetiminin işçilerin hakimiyeti ve denetimine dayanması ile sorunun çözüleceğini belirtmiştir.

Karl Marx’ın ücretlerin minimum geçim düzeyinde oluşacağını savunan teorisi zaman içinde gerçekleşen ekonomik olaylarla doğrulanmamıştır. Zamanla kapitalist üretim sisteminin geçerli olduğu ekonomilerde ücretlerin minimum geçim düzeyinin üstünde gerçekleşmesi, verimliliğin yükselmesi, işgücünün sendikaların çatısı altında örgütlenerek ücretlerin belirlenmesinde etkili hale gelmeleri Marx’ın karamsar teorisinin geçerli olmadığını göstermiştir.

Çağdaş Ücret Teorileri

Klasik ücret teorilerinin ücret oluşumunu açıklamakta başarısız kalmaları 20. Yüzyıl başlarından itibaren yeni ücret teorilerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bölümün bu kısmında çağdaş ücret teorilerinden altı tanesi incelenecektir. Bu teoriler; Marjinal Verimlilik Teorisi, Pazarlık Gücü Teorisi, Etkin Ücret Teorisi, İçeridekiler- Dışarıdakiler Teorisi, Örtülü Anlaşmalar Teorisi ve Satın Alma Gücü Teorisi’dir.

Marjinal Verimlilik Teorisi

Özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren geniş bir şekilde tartışılan ücret teorilerinden biri de Marjinal Verimlilik Teorisi’dir. Karl Menger, Van Wieser, Von Böhm-Bawerk, Stanley Jevonk, Francis Walker, J. Bates Clark ve Alfred Marshall gibi iktisatçıların formüle ettikleri bu görüşün ana ekseni ücretin işverenin istihdam ettiği en sonuncu işçinin ürettiği son birimin (marjinal ürün) net kıymetine eşit olmasıdır.

Marjinal Verim Teorisinin oldukça sınırlayıcı ve basitleştirici varsayımlar kullanmasına karşılık piyasaları açıklama yeteneğinin fazla olmasının ve teorinin öngörülerinin eleştirilmesine rağmen hem bu eleştirilerin teoriyi tümüyle tedavülden kaldırmaya yetecek düzeyde olmamasının, hem de buna alternatif olarak geliştirilen teorilerin marjinal verim teorisini tam olarak ikâme edememelerinin payı vardır.

Pazarlık Gücü Teorisi

İlk kez J. Davidson tarafından formüle edilen bu teori aslında Marjinal Verim Teorisi kadar eski bir teoridir. Klasik teorilerin karamsarlığı ve Marjinal Verim Teorisinin ütopik varsayımları ile kıyaslandığında ‘gerçekçi’ sayılabilecek bir teoridir.

Bu teoriye göre emek piyasasında ücretler yalnızca arz ve talep mekanizmalarına bağlı olarak oluşmamakta, bir çok unsur bunda etkili olabilmektedir. Günümüzün demokratik rejimle yönetilen ülkelerinde çalışanların ücretlerini yükseltmek ve daha iyi sosyal haklar elde etmek için sendikaların çatısı altında organize oldukları bilinen bir gerçektir. Aynı şekilde işverenler de örgütlü işçi kesimi ile olan ilişkilerini düzenlemek için işveren sendikalarını oluşturmaktadır. Pazarlık Gücü Teorisi ücretlerin işçi ve işverenler arasında yapılacak pazarlıklara bağlı olduğunu ileri sürer. Bu süreçte işverenler kâr ve maliyet hesapları ile ödeyebilecekleri en yüksek ücret düzeyini belirlerler. Aynı şekilde işçi sendikalarının daha altına inemeyecekleri bir minimum kabul ücreti söz konusudur. Fiili ücret bu iki sınır arasında işçi ve işverenin pazarlık gücüne göre belirlenir. Teori alt ve üst sınırlar konusunda bir açıklama getirmemektedir.

Etkin Ücret Teorisi

Etkin Ücret Teorisi İçerdekiler-Dışardakiler Teorisi ve Örtülü Anlaşmalar Teorisi ile birlikte Yeni Keynesyen Okulun reel ücret katılığını açıklamaya yönelik teorilerinden biridir (Kablamacı, 2011: 55). Etkin Ücret Teorisi işçilere denge ücretinin (piyasayı temizleyen ücret) üstünde ücret verildiği zaman bunun maliyetleri arttırmakla birlikte çeşitli açılardan emek verimliliğini maliyet artışından daha fazla arttıracağını savunur. Dolayısıyla böyle davranmak sonuçta işveren kârlarını arttıracaktır.

Etkin Ücret Teorisi’ni savunan iktisatçılar piyasa denge ücretinin üstünde ödenecek ücretlerin verimliliği nasıl arttıracağını beş model yardımıyla açıklamışlardır. Bu modeller Beslenme Modeli, Kaytarma Modeli, İşçi Devri Modeli, Seçim Modeli ve Sosyolojik Model olarak adlandırılmıştır.

  • Beslenme Modeli: İşçilere etkin ücret verilmesinin onların daha iyi beslenmelerini ve hastalandıkları zaman daha iyi sağlık hizmeti satın almalarını sağlayarak verimliliği arttırdığını ileri süren etkin ücret modelidir.
  • Kaytarma Modeli Etkin: Ücret uygulaması ile piyasadaki diğer firmalardan yüksek ücret verilmesi sayesinde kaytaran işçinin işten atılmasının fırsat maliyetinin yükseltileceğini, böylece işçinin daha gayretli çalışacağını ileri süren etkin ücret modelidir.
  • İşçi Devri Modeli: İşgücüne etkin ücret vererek işten ayrılma oranlarının azaltılabileceği ve bu yolla maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı sağlanabileceğini savunan Etkin Ücret Modelidir.
  • Seçim Modeli: İşgücüne piyasa denge ücretinin üstünde ücret vererek firmayı piyasada cazibe merkezi haline getirerek daha kaliteli ve verimli işçilerin seçilebileceğini ileri süren Etkin Ücret Modeli’dir.
  • Sosyolojik Model: Etkin Ücret’in işçiler tarafından işverenin hediyesi gibi algılanarak onların firmaya olana sadakatlarını arttıracağını ve verimliliklerini yükselteceğini ileri süren Etkin Ücret Modeli’dir.

İçeridekiler-Dışarıdakiler Teorisi

İçeridekiler-Dışarıdakiler Teorisi işçi devri maliyetinin yüksekliğine dayanan ve ücretlerin azalma yönünde katılığını açıklayan ücret teorisidir. Teori Assar Lindbeck ve Dennis Snower’ in 1984 yılında başlayan seri çalışmaları ile ortaya konulmuştur. İçeridekiler- dışarıdakiler teorisi esas olarak işsizliğin mikro ekonomik temellerinin keşfi için ortaya konulmuş bulunmaktadır. Özellikle, pek çok işsizin içeridekilerin sahip olduğu ücret düzeyinin altında bir ücret seviyesinde çalışma isteğine sahip olmasına rağmen firmaların daha düşük bir ücret teklif etmemelerinin üzerine yoğunlaşmıştır.

İçeridekiler-dışarıdakiler teorisine göre bir işsiz kendisi ile aynı özelliklere sahip bir çalışanın aldığından daha az bir ücrette çalışmaya razı olduğu halde, işçi devrinin yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı yüksek oluşu firma açısından işçilerin değişimini kârlı kılmayacak, sonuçta gayri-iradî işsizlik meydana gelecektir.

Örtülü Anlaşmalar Teorisi

Kenneth Arrow ve Gerard Debreu’nun geliştirdikleri ‘belirsizlik altında genel denge modeli’ ne dayanan Örtülü Anlaşmalar Teorisi de İçeridekiler- Dışarıdakiler Teorisi gibi aslında ücret oluşumunu açıklamaktan çok ücretlerin neden rijit (katı) olduğunu açıklamaya yöneliktir.

Satın Alma Gücü Teorisi

Satın Alma Gücü Teorisi ücretler, istihdam ve konjonktürel dalgalanmalar arasındaki ilişkiyi açıklayan bir teoridir. Teori ücret belirleme sürecini değil tüketim ve yatırım kanalıyla yapılan harcamaların ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerini açıklamaya yöneliktir.