Ünite 4: Türkiye’de Göçmen ve Sığınmacılara Yönelik Yasal Düzenlemeler

Göçmenler

Türkiye’de göç dalgalanmaları Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet dönemi boyunca da görülmüştür. Cumhuriyet döneminin en önemli ve ilk göç hareketi, 1923 yılında esasları belirlenen ve karşılıklı bir göç niteliğindeki Türk – Yunan mübadelesi ile gerçekleşmiştir. Diğer bir önemli göç hareketine Yugoslavya – Makedonya’dan gelenler yol açmıştır. 1924, 1936 ve 1953 yılında imzalanan “Serbest Göç Anlaşması” ile birlikte üç kere göç hareketi gerçekleşmiştir. Cumhuriyet döneminde Anadolu’ya gerçekleşen büyük göç dalgalarından bir diğeri olan Bulgaristan’dan gelen göç hareketleri aralıklarla 1989 yılına kadar sürmüştür. Romanya’dan da 1923 – 49 yılları arasında iskânlı göçmen olarak Türkiye’ye gelenler olmuştur.

Günümüzde de Türkiye toprakları yoğun bir biçimde göç almaktadır. Göç eden kişilerden hangilerinin göçmen statüsünde olduğunu anlayabilmemiz için göçmen kavramını netleştirmemiz gerekmektedir. Göçmen kavramı Türk hukukunda gündelik dilden, bilimsel çalışmalardan ve uluslararası ‘göç’ alanyazınından oldukça farklı ve dar bir tanıma sahiptir. Göçmen kavramı Türk hukukunda 1934 tarihli 2510 sayılı İskân Kanunu tarafından yaratılmış ve tanımlanmıştır. Bu kanun yürürlükte kaldığı süre içerisinde defalarca değişikliğe uğramış, nihayet 2006’da toptan yürürlükten kaldırılarak yerine yeni bir İskân Kanunu (5543 nolu) yapılmıştır. Ayrıca 2 Aralık 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliği bulunmaktadır. Yeni ve hâlen yürürlükte bulunan İskân Kanunu da göçmen tanımını 1934 tarihli Kanun’a paralel bir şekilde yapmıştır. Her iki kanunun da göçmen tanımında Türk soyundan gelenler ile Türk kültürüne bağlı olanlar esas alınmıştır.

Göçmenlere Yönelik Düzenlemeler

5543 sayılı Kanun’a göre, “Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olmayan yabancılar ile Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı bulunup da sınır dışı edilenler ve güvenlik bakımından Türkiye’ye gelmeleri uygun görülmeyenler göçmen olarak kabul edilmezler” (md 4).

5543 sayılı Kanun, münferit göçmen kabulü ve toplu göçmen kabulü olmak üzere iki kabul türü ihdas etmiştir. Beşinci maddedeki münferit göçmen kabulü düzenlemesine göre, “Türkiye’de yerleşmek isteyen Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı bulunan kimselerden, Türk uyruklu ve Türkiye’deki birinci veya ikinci derecede bir yakını tarafından referans verilen veya bulundukları ülkedeki konsolosluk temsilciliklerimize bizzat müracaat eden ve bu Kanun hükümlerine göre Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarınca yapılacak incelemelerden sonra uygun görülerek serbest göçmen vizesi alanlar, hükûmetten hiçbir iskân yardımı istememeleri şartıyla İçişleri Bakanlığınca serbest göçmen olarak kabul edilirler.” Altıncı maddedeki toplu göçmen kabulü düzenlemesine göre ise, “Yabancı ülkelerle yapılan anlaşmalar gereğince Türkiye’ye gelmek isteyen Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı kimseler, anlaşma hükümlerine göre ve Dışişleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca verilecek karar uyarınca İçişleri Bakanlığınca serbest göçmen olarak kabul olunurlar.”

Sığınmacılar

Uluslararası Düzenlemeye Göre Kavramlar

Yirminci yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı, milyonlarca insanın yer değiştirmesine neden olmuş ve devletler günümüz mülteci hukukunun temelini oluşturan çeşitli düzenlemeler yapmak zorunda kalmışlardır. 1951 Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme (bundan sonra 1951 Mülteci Sözleşmesi biçiminde anılacaktır) ile kurulan hukuki düzen, devletlere, mülteci statüsündeki kişilere çeşitli haklar sağlama yükümlülüğü getirmektedir. Bunun yanında mültecilerin sorunlarını çözmeye ve haklarını garanti altına almaya yönelik çeşitli bölgesel teşebbüsler de bulunmaktadır. Mültecilerin gerek hedef ülkeye ulaşmaları sürecinde, gerekse ulaştıkları devlette yaşadıkları dram uluslararası bir sorun olarak görülmüş ve Birleşmiş Milletler bünyesinde küresel ölçekte mültecilerle ilgili çalışmalar yapmak üzere Mülteciler Yüksek Komiserliği kurulmuştur.

1951 Mülteci Sözleşmesi 1A(2) maddesinin yaptığı tanım çerçevesinde, mültecilik statüsünün varlığından bahsedebilmek için şu koşulların bulunması gerekir:

  1. Zulme uğramaktan haklı nedenlerle korkma
  2. Zulme uğrama korkusunun ırk, din, tabiiyet (milliyet), belirli bir toplumsal gruba mensup olma veya siyasi düşüncelerden kaynaklanması
  3. Ülkesi dışında bulunma
  4. Kendi ülkesinin korumasından yoksun bulunma, yararlanmak istememe veya ülkesine geri dönememe, dönmek istememe

Geri Göndermeme İlkesi ve Geçici Koruma

1951 Mülteci Sözleşmesi’nin mülteciler yahut mülteci statüsü talep edenler için sağladığı en büyük koruma, geri göndermeme ilkesi ile ifade edilir. İlke, zulme uğrama tehdidi altında bulunanların ülkelerine gönderilmesini yasaklamaktadır. Böylece devletler, 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin tanımladığı mülteciler söz konusu olduğunda, kendi ulusal düzenlemeleri ne olursa olsun, bu kişileri zulme uğrayacakları ülkeye iade edemeyeceklerdir.

Mülteciler konusundaki en önemli sorunlardan biri, kitlesel sığınma durumunda geri göndermeme ilkesinin uygulanıp uygulanmayacağıdır. Kitlesel sığınma talepleri, özellikle iç savaş, iç savaş korkusu yahut baskıcı hükümetlerin askeri yöntemlere başvurması veya tehdidinde bulunması durumunda komşu devletlere yönelen geniş insan topluluklarından gelmektedir. ‘Kitlesellik’in tanımı tam olarak yapılamazsa da, kısa sürede gerçekleşen önemli sayıda insanın koruma talebiyle sınıra gelmesi ve koruma talep edilen devletin bu sayıdaki insana koruma sağlama kapasitesine sahip olamaması olarak betimlenebilir.

Kitlesel sığınma olaylarında gözlemlenen sorunların çözümü için iki önemli kavram geliştirilmiştir. Bunlardan ilki, külfet paylaşımıdır. Buna göre kitlesel sığınma olaylarında uluslararası topluluk, kitlesel sığınmanın getirdiği külfeti paylaşmalıdır. İkinci kavram ise, geçici koruma kavramıdır.

Mültecilerin Hakları

1951 Mülteci Sözleşmesi ve Sözleşme temelinde gelişen uluslararası hukuk, zulme uğrama korkusuyla ülkesinden ayrılmış olan kişinin haklarını, bu kişinin bir başka ülkedeki bulunuşunun hukuki durumunun çeşitli boyutları çerçevesinde hükme bağlar. Ancak uluslararası insan hakları hukuku da mültecilerin haklarının belirlenmesinde 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin yanında diğer ana kaynak olarak yer alır. Böylece 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin eksik kaldığı noktalarda mülteciler açısından tamamlayıcı bir koruma oluşturulmuş olur.

Uluslararası Düzenlemelere Göre Mültecilerin Hakları

Salt Fiziksel Olarak Bulunanların Hakları

Bir mültecinin kendi ülkesinden başka ülkede bulunuşunun ilk boyutunu, fiziksel bulunuş oluşturur. Böyle bir durumda kişi sadece kendi devletinin sınırları dışında, başka bir ülkede bulunmaktadır. Mülteci olup olmadığı belli değildir; durumu resmi makamlarca incelenecektir. Bu kişilerin statüleri henüz kesinlik ve resmiyet kazanmaması, korunmayacakları anlamına gelmez. Nitekim yukarıda dile getirdiğimiz geri göndermeme ilkesi, esasında, bu durumdaki kişilerin sahip oldukları en büyük haktır.

Mülteciler ülkeye yasa dışı yollarla girdikleri için tutuklanamazlar ve cezalandırılamazlar

Hukuka Uygun Olarak Bulunanların Hakları

Bir mültecinin bir ülkede bulunuşu, sadece fiziksel bulunuşunun ötesinde bir resmiyet taşıyor olabilir. Söz gelimi, bir başka ülkede mülteci olarak yaşayan ancak geçici bir süre için 1951 Mülteci Sözleşmesi tarafı olan bir devlette bulunan mülteci, bu devletin koruma sağladığı bir mülteci olmamakla birlikte, mültecilik statüsü nedeniyle uluslararası korumanın kapsamındadır. Bunun yanında iltica talebinde bulunmuş ve taleplerini sonucunu bekleyen, hatta iltica talepleri kabul edilmemekle birlikte ret kararının temyiz sonucunu bekleyen kişilerin, aynı çerçevede, ülkede hukuka uygun bir şekilde bulundukları kabul edilir. Söz konusu devletin bu durumdaki kişilere mülteci hukuku bağlamında sağlaması gereken ilave haklar bulunmaktadır.

Hukuka Uygun Olarak Kalanların Hakları

Mülteci statüsünün resmî olarak verilmesine bakılmaksızın geçici yahut daimi ikamet izni verilenlerin, ülkede hukuka uygun olarak kaldıkları kabul edilir. Hukuka uygun olarak ülkede kalmakta olan mülteciler, yukarıda sayılan haklardan yararlanacakları gibi, ayrıca başka haklara da sahip olacaklardır. Bu haklara ana hatlarıyla değinecek olursak, ilk olarak bahsedilmesi gereken, çalışma hakkıdır.

YUKK’a Göre Haklar

Anayasada düzenlenmiş olan temel hak ve özgürlükler, kanunla getirilen sınırlamalar dışında devletin egemenlik alanı içinde bulunan herkes için geçerlidir.

Yabancılar söz konusu olduğunda, temel hak ve özgürlüklerden faydalanma konusunda bazı sınırlamaların getirilmesi olağan karşılanır. Söz gelimi yabancıların siyasal katılımla ilgili hak ve özgürlüklerden faydalanması oldukça sınırlıdır. Yine yabancıların bazı meslekleri icra etmesi kanunlarca yasaklanabilmektedir.

En geniş anlamıyla mülteciler ve sığınmacılar söz konusu olduğunda durum biraz karmaşıktır. Zira bu kişilerin ülkeye gelişi devletin açık rızası ve politikası sonucu değil, söz konusu kişilerin korunmasını uluslararası düzeyde haklı gösteren koşulların sonucudur. Kitlesel olmasa dahi çok sayıda yabancının ülkeye gelişi, ülkenin ekonomisini, kamu düzenini, kamu güvenliğini ve kamu sağlığını tehdit edebilir. Bunun yanında özellikle sınır ülkelerde geçmişten gelen düşmanlıklar nedeniyle mülteciler ve sığınmacılar saldırıya ve istismara açık hâle gelebilirler.

Bütün bu olasılıklar dikkate alındığında, mültecilerin ve sığınmacıların bulunduğu ülkede yaşamlarını sürdürebilmeleri için kamu organlarını eylemde bulunmaya zorlayıcı düzenlemeler bulunmalı, aynı zamanda devletin mültecilerin ve sığınmacıların temel hak ve özgürlüklerini sınırlamasının açık kanuni dayanakları bulunmalıdır. YUKK’de de çeşitli hükümlerle bu amaç gerçekleştirilmek istenmektedir.

Geçici Koruma Yönetmeliği Kapsamındaki Haklar

Geçici Koruma Yönetmeliği de yönetmelik kapsamındaki yabancılara sağlık, eğitim, iş piyasasına erişim, sosyal yardım ve hizmetler ile tercümanlık ve benzeri hizmetler sağlanabileceği belirtilmektedir.

Yönetmeliğin 27. maddesi uyarınca, geçici koruma kapsamındakiler için sağlık hizmetlerini yürütmek üzere sürekli faaliyet gösterecek sağlık merkezleri kurulabilir. Sağlık merkezinin bulunması hâlinde, yeterli sayıda ambulans ve sağlık personeli bulundurulur. Temel ve acil sağlık hizmetleri ile bu kapsamdaki tedavi ve ilaçlardan hasta katılım payı alınmaz. Sunulan sağlık hizmeti bedeli, Sağlık Bakanlığı kontrolünde, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından genel sağlık sigortalıları için belirlenmiş olan sağlık uygulama tebliğindeki bedeli geçmeyecek şekilde AFAD tarafından ödenir. Geçici korunanlar acil ve zorunlu hâller dışında, özel sağlık kuruluşlarına doğrudan başvuramazlar. Bulaşıcı hastalık riskine karşı gerekli tarama ve aşılar yapılarak her türlü önlem ve tedbir alınır. Üreme sağlığıyla ilgili olarak yetkili personel tarafından bilgilendirme yapılır ve destek faaliyetleri yürütülür. Kişisel veya toplu kullanım alanlarının sağlığa uygunluğu kontrol edilerek, tespit edilen aksaklıkların giderilmesi ve geçici barınma merkezlerinin bulunduğu çevre koşullarının sağlık açısından uygun hale getirilmesi sağlanır.