Ünite 3: Türkiye’de Göç, Göçmen ve Sığınmacılar: Tarihsel Gelişim

Türkiye’de İç Göç

İç göç hareketleri genel olarak, kırdan-kente, kenttenkente, kentten-kıra ve kırdan-kıra şeklinde görülebilir. Türkiye bağlamında iç göç hareketlerine bakacak olursak göçlerin çoğunlukla kırdan-kente ve özellikle son yıllarda yoğun olarak kentten-kente şeklinde olduğunu görürüz. Kırdan kente yönelik olan iç göç hareketliliği, kentlerin “çekme” faktörleri ve kırsal alanların “itme” faktörleri ile açıklanabilir. Türkiye’de kırsal alandaki nüfusu kente iten ve çeken faktörler şu şekilde sıralanabilir (İçduygu, Sirkeci ve Aydıngün, 1998: 217);

  • Kırsal alanda nüfus artışı,
  • Tarımda makineleşme,
  • Tarım alanların yetersizliği ve düşük verimliliği,
  • Toprağın miras yoluyla parçalanması ve belli ellerde yoğunlaşması,
  • Bunların sonucunda kırsal alanda açığa çıkan işsizlik,
  • Doğal afetler,
  • Özellikle 1980’lerden itibaren Güneydoğu’da artan toplumsal ve siyasi çatışmalar ile terör sonucunda can güvenliğinin tehdit altında kalması.
  • Nüfusu kente çeken çekici etkenler:
  • Kır-kent arasındaki ücret farklılıkları
  • Daha iyi şartlarda kalıcı iş bulma umudu
  • Sanayi ve hizmet sektöründe istihdam olanakları
  • Eğitim ve sağlık alanlarında yatırımların kentsel alanlarda yoğunlaşması;
  • Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi şeklinde özetlenebilir.

Türkiye’den Yurt Dışına Göç Hareketleri

Türkiye’den yurt dışına göç hareketlerini üç dönemde ele almak mümkündür. Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda ulus devlet inşası temelinde mübadele göçleri, gayrimüslim azınlığın yurt dışına gönderilmesini içerir. 1960’larla birlikte ise Avrupa’nın iş gücü ihtiyacına karşılık olarak devletler arası ikili anlaşmalarla, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine yönelik iş gücü göçü başlamıştır. 1970’lerde Avrupa’da iş gücüne talebin bitmesi, yurt dışına olan göçü durdurmamış, 1970’lerden itibaren aile birleşimi, evlilik ve siyasi koruma iltica gibi taleplerle Türkiye’den Avrupa’ya göç devam etmiştir. Yine 1970’lerden sonra, Afrika, Orta Doğu ve Doğu Avrupa ülkelerinin iş gücü talebi ve bu ülkelerde yapılan yatırımlar da iş gücü göçünün coğrafi dağılımını genişletmiştir.

Türkiye’ye Yönelik Düzensiz Göç Hareketleri

Türkiye’ye yönelen göç olgusunun kabaca ikiye ayrıldığı söylenebilir. Bunlar, düzensiz (kayıt dışı) göç ve düzenli (kayıtlı) göçtür. Düzenli göç Türkiye’ye çalışma ya da eğitim amaçlı gelen kişilerden oluşmakta olup bu kişiler oturma ve çalışma iznine sahiptir. Diğer yandan düzensiz göç; transit göç, mekik (döngüsel) göç ve sığınmacı ve mülteci hareketliliğinden oluştuğu söylenebilir (İçduygu, 2015). 1980’lere kadar Türkiye’nin göç rejimin daha çok homojen ulus-devlet kurmaya yönelik siyasi çabalar ile işsizlik sorununa çare olmaya yönelik iş gücü ihracı uygulamaları belirlemiştir. Türkiye’nin dâhil olduğu uluslararası göç rejimindeki konumu ise daha çok ‘göçe kaynaklık eden ülke’ şeklindedir. Ancak 1980’lerde başlayan ve son 20 yılda gittikçe artan yakın bölgedeki siyasi çalkantılar, iç savaşlar ve ekonomik yeniden yapılanmalar, Türkiye’nin konumunu da değiştirip çok boyutlu ve çok katmanlı bir göç sürecine dâhil etmiştir. Türkiye’ye ‘yabancı’ olarak nitelendirilebilecek kişilerin kitle hâlinde gelişi ile bu göç akımları, Türkiye’nin uluslararası göç rejimindeki konumunu değiştirmiş, artık ‘göç alan’ ve ‘transit (geçiş) bölgesi olan” bir ülke olma durumunu da katarak üçlü bir konum meydana getirmiştir.

Düzensiz göç, küreselleşmenin yarattığı, ekonomik, siyasal ve sosyal dönüşümlerin sonuçlarındandır. Ekonomik, sosyal, teknolojik ve siyasi gelişmeler nüfus ve sermaye hareketlerini kaçınılmaz olarak hızlandırmaktadır. Küreselleşmenin aktörleri ise, sermayenin serbestçe dolaşımı önündeki engelleri kaldırırken insan hareketliliğini önlemeye çalışmaktadır.

Son 30 yılda, düzensiz göç hareketine yol açan küreselleşmeye dair gelişmeleri Erder (2015: 78-80) şu şekilde özetlemiştir:

  • Ulaşım olanaklarının artması ve ucuzlamasıyla kitlesel nüfus hareketleri de artmış ve göreli olarak daha küçük gelir grupların da hareket imkânı artmıştır.
  • Kitlesel iletişim organları ve İnternet olanaklarındaki gelişmeler, dünyanın farklı bölgelerindeki insanların birbiriyle ilişki kurmalarını sağlamıştır.
  • Küresel alanda artan uluslararası rekabet ve dengelerin yeniden kurulma mücadelesi, savaşları ve bölgesel çatışmaların yoğunluğunu arttırmaktadır.
  • Sermayenin hareketliliğinin artmasıyla yatırımlar ulus-ötesi bir yapıya bürünerek ucuz emek ve hammaddenin bulunduğu bölgelere kaymıştır.
  • Kültürel etkileşim, eğitim sistemlerinin değişmeye başlaması, yüksek öğretimin yaygınlaşması, birçok ülkede benzer niteliklere sahip nitelikli elemanların yetiştirilmesiyle sonuçlanmıştır.
  • Küresel sermayenin hareketliliği, bölgesel kutuplaşmayı arttırmış, sosyal politikaları alt-üst etmiş, yeni bir yoksulluk olgusu belirginleşmeye başlamıştır.

Türkiye’ye yönelen bu göç hareketleri, Türkiye’nin coğrafi konumuyla son derece ilintilidir. Komşu ülkelerde ortaya çıkan ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili sorunlar buralarda yaşayan insanları Türkiye’ye göçe yönlendiren başlıca unsurlar arasındadır. Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında bir köprü vazifesi görmesi ve önemli deniz yollarına sahip olması dolayısıyla çok sayıda göçmen, Batı’nın gelişmiş ülkelerine göç etmek için Türkiye’yi bir geçiş alanı olarak kullanmaktadır.

Türkiye’de Mekik Göçü

Mekik göçü, bir ülkeye kısa süreli olarak gelen, kendi ülkesiyle ilişkilerini sürdürmek isteyen, yasal belge almaya ve sınır geçişi ile ilgili mevzuatı zedelememeye gayret eden kişilerin tecrübe ettiği bir göç türüdür. Bu grup yasal yollarla ülkeye gelip, iş ilişkisi kurmak, ticaret yapmak ya da çalışmak için gelirler. Bu hareketin içinde, iş adamları, bavul tüccarları, sanatçılar ve kaçak işçiler gibi karışık nüfus grupları yer alır. Bu grupların geldikleri ülkelerdeki faaliyetleri esas olarak kayıt dışıdır (enformel). Faaliyetlerinin kayıt dışı olma niteliği söz konusu göçmen grupların, geldikleri toplumda dışlanmalarına ve ayrımcı uygulamalara maruz kalmalarına sebep olmaktadır.

Transit Göç

Türkiye bağlamında transit göç meselesini tartışırken İçduygu (2015: 287-293), göçün güvenlikleştirmesi ve ekonomikleştirilmesi kavramlarına vurgu yapar. Özellikle Avrupa’da, “güvenlik kavramının genişletilerek, risk ve tehdidin göçmenlerle ilişkilendirilmesi”, göçün güvenlikleştirilmesi olarak ifade edilir (İbrahim, 2005; aktaran İçduygu, 2015: 289). Özellikle Avrupa ülkeleri güvenlik gerekçeleriyle göçü sınırlayacak şekilde kısıtlayıcı önlemler alarak “Avrupa Kalesi” inşa etmektedir.

Türkiye’de Sığınmacı ve Mülteciler

BMMYK kaynaklarına göre, Türkiye’ye son yirmi yılda çoğu İran, Irak ve Bulgaristan’dan olmak üzere iki milyon mülteci gelmiştir (Buz, 2008a; Buz, 2008b). Türkiye’ye farklı ülkelerden kitlesel sığınmacıların gelişleri söz konusu olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin mülteci geçmişine bakıldığında, 1920’lerden 1990’ların ortalarına kadar Balkanlar’dan gelen Arnavutlardan Tatarlara kadar değişen 1,5 milyonu aşkın Müslüman mülteciyi kabul ettiği bilinmektedir (Kirişçi, 1996 aktaran Kirişçi 2014, s.14)

1989’da Türkiye’ye sığınan Bulgar vatandaşı Türkler ve Pomaklar için dönemin hükûmeti 1934 tarihli bir yasaya atfen, söz konusu sığınmacıları “Türk soyu ve kültürü” ne mensup kabul ederek onlara sığınma için kapılarını açarken aynı zamanda Türk vatandaşlığı olanağı tanımıştır. 1990’ların ortalarında ve sonunda 50 bin civarında Arnavut ve Boşnak mülteci de Türkiye’ye gelmiştir.

1990’ların ikinci yarısında itibaren, Asya ve Afrika kökenli göçmenlerin de sığınma talebi ile Türkiye’ye göç ettikleri görülmektedir. Daha önce değinildiği gibi Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında bir geçit bölgesi oluşturan Türkiye, 1980’lerden bu yana çok sayıda sığınmacı için önemli bir durak noktası hâline gelmiştir. Bu durum, Türkiye’nin 1951’de imzaladığı Cenevre Sözleşmesi’nde koyduğu coğrafi sınırlama koşulu ile ters düşmektedir.

Son Kitlesel Hareketlilik: Suriyeliler

Son dönemde Türkiye’nin karşı karşıya olduğu göç dalgası ise Suriye’deki iç savaş kaynaklıdır. Mülteci ve sığınmacılara aşina olan Türkiye için Suriyeli mültecilerin ülkeye girişi beklenmedik bir durum yaratmıştır. Bunda etkili olan 3 unsurdan söz edilebilir. İlki, sayıları 2 milyonu geçen mülteciler Türkiye tarihindeki kitlesel insan akımlarını hiçbirine benzememektedir. İkincisi Türkiye’nin Avrupa dışından gelmiş bu kadar fazla sayıda mülteciye yönelik “açık kapı politikası” uygulaması geçmişteki uygulamalardan oldukça farklıdır. Son olarak Suriyeli mülteci akını, Türkiye’nin hem bireysel hem de kitlesel sığınmalara cevap veren yeni göç yasasının uygulanmasından sorumlu olacak Göç ve İltica Genel Müdürlüğünün (GİGM) kuruluş dönemine rastlamıştır. Suriye ile 911 kilometrelik sınırı bulunan Türkiye, mülteci akını nedeniyle ülkedeki iç savaştan en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmektedir.

Türkiye’nin sığınmacı tarihinin uzun olduğunu bunun yanı sıra 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin hem yapıcısı hem de imzalayıcısı konumunda olduğu bilinmektedir. Türkiye Suriye mülteci hareketleriyle birlikte dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkeler arasında altıncı sıraya yükselmiştir (UNHCR Mead Year Trends, 2013 aktaran Kirişçi, 2014: 14). Ekim 2011’de Suriye’den gelen mültecilere açık kapı politikası ilan edilmiş daha sonra bu durum “geçici koruma” ile ilgili bir yasal çerçeveye oturtulmuştur. 2015 Kasım ayında Suriye sınırına yakın bölgelerde kurulan 10 mülteci kampında 260 bin Suriyeli konaklamakta ayrıca Türkiye’de kayıtlı 1.965.000 kadar da Suriyeli kent mültecisi bulunmaktadır.

Suriyelilerin Türkiye’deki toplumsal yapı içindeki durumlarını ele alan çalışmasıyla Kemal Kirişci (2014), odaklandığı temel problemleri şu şekilde özetlemiştir:

  • Mültecilerin ülkelerine yakın bir tarihte geri dönebilmelerinin imkânsız olduğu giderek belirginleşiyor. Bu durum, hükûmetin önüne Suriyelilere Türkiye’de kalma ve topluma entegre olmalarını kolaylaştıracak imkânları verip vermeyeceğinden acil eğitim ihtiyacına, iş, sağlık, barınma ve diğer ihtiyaçlara kadar son derece zor bir dizi hassas ve karmaşık konuyu gündeme getiriyor.
  • Kamp dışındaki mülteci nüfusu belirgin biçimde büyüyor. Hükûmet çalışmalara devam etse de kayıt konusunda mevcut durum, özellikle de yardım ulaştırmanın son derece zor ve karmaşık hâle geldiği kamp dışı mülteciler söz konusu olduğunda, tamamlanmaktan hayli uzak.
  • Sürekli büyüyen Suriyeli mülteci nüfusunun varlığı, ev sahibi toplumu ekonomik, sosyal ve elbette siyasi bakımdan derinden etkiliyor.
  • En önemlisi de Suriye’deki insani ve siyasi durum kötüleşmeye devam ediyor.