Ünite 8: Türkistan’da Ceditçilik

Eğitim ve Yenileşme

XIX. asırda Rusya’daki Müslüman bölgelerinde başlayan uyanış ve yenileşmenin etkileri yüzyılın sonlarında Türkistan’a erişmiştir. Ulaşımın gelişmesi ve Rusya’daki medeni hayatla olan temas bunda etkili olmuştur. Deniz yolu ile demiryolunun gelişmesi, Türkistanlıları Rusya’daki diğer dindaşlarıyla buluşturduğu gibi; onların Osmanlı ülkesindeki dindaş ve soydaşlarıyla temasta bulunmaları ile buradaki basın ve yayından etkilenmelerine yol açmıştır. Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yazıları Türkistan’a kadar ulaşmıştır. İran’daki Meşrutiyet İnkılâbı’nın etkileri ve Hindistan’daki sömürgecilik karşıtı fikirler, Orta Asya’ya yayınlar ve temaslar yoluyla girmiştir. Türkistan’daki uyanışa etki eden unsurlar dört ana başlıkta incelenebilir: Bunlar;

  • Usûl-i cedit mekteplerinin etkileri: Türkistan’a değişim rüzgârları 1890’larda Kırım ve Kazan’dan gelmiştir. Kırımlı pedagog İsmail Gaspıralı, Buhara’da yeni usulde mekteplerin açılması için uğraşmıştır. Tatarların öncülüğünde açılan Usûl-i Cedit Okulları Türkistanlılar için model oluşturmuştur. Bu okulları, yerel aydınların açtıkları okullar takip etmiştir. Eğitim hareketi, aynı zamanda toplumsal reformlar için de bir zemin hazırlamıştır.
  • Türkistan yerel basınının gelişmesi: 1905’ten sonra basının gelişmesi, kütüphaneler, hayır cemiyetleri ve tiyatrolar, Türkistan’da modernleşmenin yolunu açmıştır.
  • Buharalı ve Türkistanlı Ceditçilerin faaliyetleri: 1908’den sonra Osmanlı Devleti’nden gelen tesirler Tatar örneğinin önüne geçmiş; İstanbul’dan yayılan hürriyet fikirleri Türkistan aydınlarını etkilemiştir. Birinci kuşak Ceditçiler (Behbudî, M. Karî, Fıtrat), eğitim ve kültür alanlarında gösterdikleri çabalarla bölgedeki değişimde önemli katkılar sağlamışlardır.
  • 1917 ihtilallerinin tesirleri: Şubat ve Ekim inkılâplarının oluşturduğu yeni durum, Ceditçilerin programında radikal bir değişmeye sebep olmuş; aydınlar inkılapçı ve siyasi hareketlere aktif olarak katılmışlar ve devlet yönetiminde görevler almışlardır.

Türkistan modernleşmesinde Tatarların tartışılmaz bir yeri vardır. Bilindiği gibi, XIX. yüzyılın sonuna kadar Buhara medreseleri Tatar gençleri için bir bilgi kaynağı olmuştur. Bu tarihten sonra ise; Rusyalı Tatarlar Türkistanlı dindaşlarını aydınlatma görevini üstlenmişlerdir. Türkistan gençlerinden bazıları, modern tarzda eğitim veren Orenburg’daki Hüseyniye Medresesi ile Ufa’daki Âliye Medresesinde okumaya başlamışlardır. İlk Özbekçe kitaplar Kazan’da basılmıştır. Taşkent’teki ilk matbaayı kuran da bir Kazan Tatarıdır. Türkistan’daki ilk Usûl-i Cedit mektepleri onlar tarafından açılmıştır. Türkistan’daki gazetecilik faaliyetlerinde de Tatarlar öncülük etmişlerdir. Reform fikirlerinin sözcüsü olan Tercüman Gazetesi, Türkistan aydınları tarafından büyük bir ilgiyle takip edilmiştir.

1905’ten itibaren özellikle Taşkent’te ve diğer bazı şehirlerde oyunlar sergileyen Tatar gezici tiyatroları, yerel tiyatronun gelişmesi için örnek oluşturmuştur. Tiyatro, yeni fikirlerin yayılmasında etkili bir araç olmanın yanında, değişik Türk toplulukları arasında kültür ve dil bağlarının gelişmesini sağlamıştır.

Kadın hakları konusunda da Tatar kadınları Türkistanlı kardeşlerine öncülük etmişlerdir. Kazan’da 1913-1918 yılları arasında çıkan Süyüm Bike Dergisi sayfalarında Türkistan kadınlarının durumu ve Tatar kadınlarının bu durumu değiştirmek için yaptıkları faaliyetler anlatılmaktadır.

Tatarların gayretlerinden endişeye kapılan Çarlık yönetimi, daha ilk zamanlardan itibaren bazı tedbirler almıştır. Onların Türkistan üzerindeki etkilerinin önünü kesmek amacıyla, 1886’da Hıristiyan olmayanların Orta Asya’da mülk edinmeleri yasaklanmıştır. 1911 yılında ise, Müslüman okullarındaki öğretmenlerin öğrencilerle aynı milliyetten olması şartını getirilmiştir. Bu yolla Özbek, Kazak ve Tacik çocuklarının Tatar öğretmenler tarafından eğitilmesinin önüne geçilmek istenmiştir. Tatarların Türkistanlı öğrenciler için okul açmaları yasaklanmıştır. Bu yasağın amacı; Tatarların Türkistanlılara rehber olmasını önlemekti. Gaspıralı, Müslümanlar arasındaki birliğin bu şekilde engellenemeyeceğini; çünkü onların birliğinin dine, tarihe ve soya dayandığını belirtmiştir. Bu tür engellemeler ters tepki yaratmış, Müslümanların fikrini ve gözlerini açmış, onları gayret etmeye yöneltmiştir. Hükûmetin bu tedbirleri, yerel aydınların Tatarların yerini almalarını hızlandırmış; bunun sonucunda Özbek ve Tacikler kendi Usul-i Cedit Okullarını açmışlardır.

İsmail Gaspıralı, Kırım’da tanışma fırsatı bulduğu Buhara Emiri Abdülahad’ın desteğini kazanarak Buhara’da yeni usulde mektepler açmaya çalışmıştır. 1893’te bizzat Buhara’ya gitmiş ve eğitim reformu konusunu buranın önde gelenleriyle konuşmuş; buranın genç aydınlarını etkilemiştir. Buhara’da Usûl-i Cedit Okulları başlangıçta Tatar çocukları için açılmıştır. 1902’de Kerimov adında Tatar bir öğretmen, diğer adı Yeni Buhara olan Buhara’nın 15 km. yakınındaki Ruslar tarafından oluşturulan ve Petersburg ile ilişkilerin yürütüldüğü, Rusya’nın siyasi temsilciliğini yapan bir kasaba olan Kagan’da, Tatar çocukları için bir Usûl-i Cedit Okulu açmıştır. Fakat okul açıldıktan birkaç ay sonra, maddi destek yokluğu ve tutucu çevrelerin baskısı sonucunda kapanmak zorunda kalmıştır.

Gaspıralı, 1908’de bir kez daha Türkistan’a gittiğinde, önceki ziyaretine göre Buhara’da epey bir gelişme olduğunu görmüştür. Ancak Gaspıralı’nın Buhara’da Usûl-i Cedit Okulları açmak konusunda yaptığı girişimler somut bir netice vermemiş; aradan 5 ay geçmesine rağmen bir sonuç alınamamıştır.

Buhara’da ticaretle uğraşan Kazan Tatarları okul açmak için yeni bir girişimde bulunmuşlar; kendi aralarında bir hayır cemiyeti kurup Kazan’dan öğretmenler getirip bir Usûl-i Cedit Okulu açmışlardır. Fakat bu okulun da ömrü uzun olamamıştır. Buhara’nın mutaassıp uleması yeni okullara karşı büyük bir direniş göstermiştir. 1909’da bu tartışmalar şiddetlenmiştir. 1910 yılındaki Sünni-Şii çatışmasında Emirin olayları yatıştırmakta etkisiz kalması üzerine, Rus yetkililer hanlığın artık ortadan kaldırılması gerektiğini konuşmuşlardır. Tam bu sırada Emirin ölümü ve Rus eğitimiyle yetişmiş olan Âlim Han’ın tahta geçmesi Buhara’da reform faaliyetleri için yeni ümitler doğurmuştur. Gerçekten de Emir medreselerin ıslah edileceğini, vergi toplanmasında ve adalet kurumunda iyileştirmeye gidileceğini duyurmuştur. Bu olumlu havanın etkisiyle Tatar Usûl-i Cedit Okulu yeniden açılmıştır. 1912’de Osman Hoca Buhara’da yeni bir okul açmıştır. 1913 yılı ile 1914 yılının ilk yarısında başka yeni okullar açılmıştır.

Doğrudan Rus yönetiminde olan Semerkand ve Taşkent şehirlerinde daha bir serbestlik vardı. Semerkand’daki Usûl-i Cedit Okulu muntazam bir şekilde eğitimine devam etmekteydi. Rus yönetiminin Cedit Okullarına ilişkin tutumu biraz karmaşıktı. Hükûmet, Türkistan Genel Valiliği’nde Ceditçi aydınların eğitim faaliyetlerine şüphe ile bakıyor, usûl-i cedit okullarının ve Ceditçi aydınların bölgede milli duyguları uyandıracağından, milli bilinçlenmeye yol açacağından kuşkulanıyordu. Türkistanlıların Osmanlılarla ve diğer Müslüman topluluklarla ilişkiler geliştirmesinden endişe ediyordu. Buhara Hanlığında ise Rus yönetimi farklı bir siyaset izlemiş; Rus yetkilileri mutaassıp ulemanın halktaki Rus karşıtı duyguları beslediğine inandıkları için, ulemanın gücünü zayıflatacağı düşüncesiyle, buradaki Usûl-i Cedit Okullarını desteklemiştir. Fakat bu durum kısa sürmüş; Rus yetkilileri, Buhara’daki Ceditçiliğin eğitim reformu olmanın ötesine geçip; milli bir harekete doğru evrildiğini görür görmez desteklerini çekmişlerdir.

Güney Türkistan’da Basın (1905-1918)

1905 Devrimi, Türkistan’da en çok demiryollarında çalışan Rus işçileri arasında yankı bulmuş; devrimin heyecanı, burada sürgün olarak bulunan Rus sosyal demokratlarını harekete geçirmiştir. Bunların teşvikiyle, demiryolu çalışanları arasında hareketlenmeler görülmüştür. 1906’da Taşkent, Aşkabad ve Kızılarvat’ta Rus işçileri ve sosyalistleri örgütlenmişler ve kongreler düzenlemişlerdir.

Ruslardaki kadar heyecan yaratmasa da, devrim Türkistan Müslümanlarını da kımıldatmıştır. Taşkent Müslümanları 10-15 Mart 1905’te toplantılar yaparak taleplerini belirlemişler ve bunları Türkistan valisine sunmuşlardır. Toplantıda Taşkent’te bir Müslüman Dinî İdaresi kurulması ve Tatarların Türkistan’da mülk edinmesini yasaklayan kanunun kaldırılması istenmiştir.

Rusya’da yapılan Müslüman kongrelerinin ilk ikisine Türkistan’dan katılan olmamıştır. Sadece Bütün Rusya Müslümanları III. Kongresi’ne Özbeklerden Eminbek İlhamcanov iştirak etmiştir. Türkistanlılar, Rusya Meclisinin (Duma) II. dönem seçimlerine katılmışlardır.

Türkistan Vilayetinden (Semerkand, Hokand, Türkmenistan, Sır Derya vilayeti, Taşkent ve Fergane’den) 6 vekil Duma’ya gönderilmiştir. 1907 ortasında çıkarılan yeni seçim kanunuyla, Türkistanlılar seçime katılma hakkından yoksun bırakılmışlardır. Bu durum, Türkistanlıların zaten az olan siyasi faaliyetlerini tamamen bitirmiştir.

Türkistan’a gazetecilik tesirleri Kırım, Kazan, Azerbaycan ve İstanbul’dan gelmiştir. Gaspıralı tarafından çıkarılan Tercüman Gazetesi’nin Türkistan’da büyük tesirleri görülmüştür. Posta sisteminin gelişmesi, gazetenin yayılmasını kolaylaştırmıştır. Ceditçiler için gazetenin ayrı bir önemi vardı. Onlar gazeteyi bir ilerilik aracı ve alameti olarak görüyorlar, gazetenin toplum ve kültür hayatını geliştireceğine inanıyorlardı. Gerçekten de o dönemde gazetelerin önemli işlevleri olmuştur. Ulemanın bilgi üzerindeki tekeli kırılmıştır. Yenilikçi aydınlar basın yoluyla halka hitap etme imkânını elde etmişlerdir. Gazeteler aynı zamanda, milli bilincin oluşmasına da katkı sağlamıştır. 1905 Devrimi’ni izleyen günlerde basına özgürlük tanınmasıyla, Türkistan’daki Tatarlar, o zaman Türkîce denilen Orta Asya Türkçesi’nde gazeteler yayınlamışlardır. Onları Özbeklerin kendi çıkardıkları gazete ve dergiler takip etmiştir. İlk gazeteler hep Taşkent’te çıkmıştır. Bu şehir, Türkistan Genel Valiliği’nin merkezi olduğu gibi; kültürel faaliyetlerinin de odağıydı. Türkistan’da 1905 yılına kadar Türkçe olarak sadece bir gazete çıkıyordu, o da valiliğin çıkardığı “Türkistan Vilayetinin Geziti Gazetesi”’ydi. Mahmud Hoca Behbudî ve başka Ceditçiler bu gazetede takma adlarla yazılar yayınlamışlardır. Türkistanlı bir Rus olan İvan Geyer, bu yılın sonunda gazete iznini almış ve Taşkent’te “Terakkî: Orta Aziyanın Ömürgüzarlığı” adında bir gazete çıkarmıştır. Ilımlı bir sosyalist olan Geyer, yerel halkı yeni siyasi fikirlerle tanıştırmak amacıyla Rus gazetelerinden tercümeler yaptırarak gazetesinde yayınlamıştır. Fazla bir ilgi görmeyen gazete, çok geçmeden yayınını durdurmak zorunda kalmıştır. Tatar sosyalisti İsmail Abidî, bu gazetenin ismini “Terakkî” şeklinde kısaltarak kendi üstüne almıştır. 1906 yılında çıkmaya başlayan bu gazete, öncekinden daha radikal bir söyleme sahipti. Gazete 17 sayı çıktıktan sonra kışkırtıcı yayınlar yaptığı gerekçesiyle kapatılmıştır. Bu gazeteyi aynı yıl Özbek aydınları tarafından çıkarılan diğerleri izlemiştir. Münevver Karî, Eylül 1906’da “Hurşid” adında Türkçe bir gazete çıkararak Türkistan’da kültürel reformlar yapılması gerektiğini anlatan yazılar yazmıştır. Gazetenin çıkış amacı, dünya Müslümanlarını birbiriyle tanıştırmak, mektep ve medreseleri ıslah yolunda rehberlik etmek ve bütün Türkler için ortak bir yazı dili oluşturmaktı. Gazetede yazılanlar hükûmetin hoşuna gitmediğinden, 11 sayı çıktıktan sonra yasaklanmıştır. Bu gazetenin devamı olan “Şöhret” de aynı akıbete uğramış; 10 sayı çıktıktan sonra kapatılmıştır. Onun devamı olan “Aziya” ise ancak 5 sayı çıkabilmiştir. 1907’de Taşkent zenginlerinden Mir Seyyid Azimbay (Azimbayev) tarafından çıkarılan “Tüccâr” gazetesi,öncekilere göre daha ılımlıydı. Bu gazete, yerli tüccarların çıkarlarını temsil ediyor ve Rusya ile işbirliği içinde olunması gerektiğini savunuyordu. Gazete, 37 sayı çıktıktan sonra okuyucu azlığından dolayı kapanmak zorunda kalmıştır.

İlk gazeteler hep kısa ömürlü olmuşlar; söylemek istediklerini bir çırpıda söyledikten sonra hükümet müdahalesiyle kapanmışlardır. Bazen de okuyucu yokluğu veya maddi zorluklar sebebiyle kapanmak zorundan kalmışlardır. 1908’den sonra birkaç yıl yeni bir gazete çıkmamıştır.

Dört yıllık bir aradan sonra, Mart 1912’de Kagan’daki bir matbaada “Buhara-yı Şerif” adında Farsça bir gazete yayınlanmıştır. Bu, aynı zamanda Buhara’da çıkan ilk gazeteydi. Gazetedeki yazılar maddi ilerlemenin gerekliliği ve eğitimin geliştirilmesi hususlarını konu edinmişlerdir. Haziran ayında gazete “Turan” adında Türkçe bir ek çıkarmıştır. Maddi sıkıntılar yüzünden çıkmakta zorlanan bu iki gazete 1913 yılı başında Emirlikteki olumsuzlukları eleştirdiği için yasaklanmıştır. Gazete 153, eki ise 49 sayı yayınlanmıştır.

1913 nisanında Mahmud Hoca Behbudî tarafından “Semerkand” adlı bir gazete çıkarılmıştır. Bu gazete, 45 sayı çıktıktan sonra maddi sıkıntılar sebebiyle kapanmak zorunda kalmıştır. Behbudî aynı yılın Ağustos ayında Özbek ve Tacik dillerinde “Âyine” adlı dergi çıkarmaya başlamıştır. Dergi, Kafkasya, Tataristan, İran, Afganistan, Hindistan ve Osmanlı ülkelerine dağılmıştır. Behbudî, Gaspıralı’nın yolunda giderek ortak bir Türk yazı dili oluşturulmasını savunmuştur. Ceditçilerin çok tuttukları bu dergi, 68 sayı çıktıktan sonra 1915 yılı Nisan ayında kapanmak zorunda kalmıştır. 1913’te Endican’da Rusça “Golos Türkistana” (Türkistan’ın Sesi) adında bir gazete yayınlamıştır. Bu gazetenin bir de Türkçesini çıkarmışlar ve burada Türkistan Müslümanlarının Ruslarla eşit haklara sahip olması ve modern eğitimin gerekliliği gibi konuları işlemişlerdir. Gazete 66 sayı çıktıktan sonra 1915’te maddi zorluklardan dolayı kapanmıştır.

I. Dünya Savaşı yıllarında, cephelerde ne olup bittiğini öğrenme merakı Türkistanlılarda gazete okumayı arttırmıştır. Önceleri gazeteye karşı çıkan mutaassıplar bile cephelerdeki haberleri büyük meraklarla takip etmeye başlamışlardır. Hükümetin dışarıdan gelen gazetelere giriş yasağı koymasına rağmen, Kazan ve Azerbaycan’da çıkan gazeteler bir yolunu bulup Türkistan’a girmeyi başarmıştır. 1917 senesinde Çarlık rejiminin yıkılmasıyla gazete ve dergi yayıncılığı yeniden canlanmıştır. Her bir gazete aynı zamanda belli bir grubun toplandığı ve fikirlerini yaymaya çalıştığı bir ifade zemini oluşturuyordu. Çarlık yönetiminde Taşkent’te sadece bir Türkçe gazete çıkarken, 1918 senesindeki fırsatlı dönemde birkaç gazete birden yayınlanmaya başlamış; okur-yazar sayısı düşük olmasına rağmen gazetelerin tirajı yükselmiştir. Fakat bu hürriyet günleri uzun sürmemiştir. Sovyet rejiminin güçlenmeye başlamasıyla Türkistan’daki bütün matbaa ve gazetelere el konulmuştur. Bunun yerine devlet destekli bir basın oluşturulmuştur. Matbaa ve gazeteler rejim yanlısı kimselerin eline verilmiştir. Gazetelerin işlevleri, devletin emir ve duyurularını bildirmekten ve komünizm ideolojisine hizmet etmekten ibaret hale gelmiştir.

Türkistan Yenileşmesinin Öncüleri

XIX. yüzyılın sonlarından itibaren ulaşımın kolaylaşmasıyla birlikte İstanbul’a hac vesilesiyle uğrayan Türkistanlıların sayısı artmıştır. Maddi durumu iyi olan bir kısım Türkistanlı aileler çocuklarını tahsil yapmaları için İstanbul’a ve Kahire’ye göndermişlerdir. XX. yüzyıl başında ve özellikle 1908’de İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesinden sonra çok sayıda Türkistanlı genç İstanbul’a gelmeye başlamıştır. Türkistanlı gençler İstanbul’da bulundukları sırada Genç Türklerle temas kurmuşlar; buradaki yeni fikirlerden etkilenmişlerdir. Türkistanlı Ceditçiler, Genç Türklerin Sultan Abdülhamid yönetimine karşı verdikleri mücadeleden esinlenerek, Buhara ve Hive’de benzer bir devrimi gerçekleştirmeyi hedefliyorlardı. Aralık 1910’da Buhara’da “Terbiye-i Etfal” (Çocukların Eğitilmesi) adında gizli bir dernek kurmuşlardır. Dernek sadece ilmi işlerle uğraşmış, siyasete karışmamış, asıl işi İstanbul’a öğrenci göndermek olmuştur. Eğitim işleri için gereken para, derneğin sırrını saklı tutabilecek kimselerden sağlanmıştır. Ancak I. Dünya Savaşının çıkmasından sonra Türkistanlıların Osmanlılarla olan ilişkileri sınırlanmıştır.

Türkistan Ceditçilerinin birçok ortak paydaları olsa da, onların fikirlerinde bazı farklılıklar mevcuttu; Muhafazakâr Ceditçiler olduğu gibi, ılımlı veya sosyalist fikirlere yatkınlık duyanlar da vardı. İlk nesil Ceditçiler eğitimlerini medreseden almışlar ve daha çok Fars kültürünün etkisinde kalmışlardır. İkinci nesil Ceditçiler ise medrese eğitiminin yanında Rus okullarında da eğitim görmüşler ve daha fazla Rus etkisine maruz kalmışlardı.

Türkistan’daki Ceditçilik hareketinin önemli liderlerinden biri olan Mahmud Hoca Behbûdî, 1874’te Semerkand’da doğmuştur. 1903’te Semerkand’daki ilk Usûl-i Cedit Okulunu açmış; Cedit okulları için Özbekçe ve Tacikçe ders kitapları yazmıştır. 1906-1907 yıllarında gazetecilikle uğraşmıştır. Gazete çıkaran arkadaşlarına yardım etmiş; gazetelerde sürekli olarak yazmıştır. Makalelerinde özellikle eğitim reformu konusunu ele almıştır. Behbudî, misyoner Ostroumov’un Rus kültürünün etkisinde bir “Sart edebiyatı” yaratma girişimlerine karşı, Türkistanlıların kendi değerleri üstünde yükselen bir edebiyat oluşturmaya çalışmıştır. M. Karî, A. Avlanî, Hacı Şükrullah gibi Ceditçi aydınlarla birlikte bunu başarma çabası içine girmiştir. Behbudî, siyasî faaliyetlerde de bulunmuştur. 1917 yılına kadar Türkistan’ın özgürleşmesinin halkta milli duyguların oluşmasıyla mümkün olacağını düşünüyordu. Bunu gerçekleştirmek için eğitim ve kültür faaliyetleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Fakat Şubat Devriminden sonra bu fikrini değiştirmiştir. Milli eğitimi oluşturmak için her şeyden önce milli özgürlüğü elde etmek gerektiği kanaatine varmıştır. Ülkenin silahlı güçler sayesinde özgürleşeceğini düşünen Behbudî, Basmacılara destek vermiştir. 1919 yılı başında Taşkent’te çıkarılması planlanan ayaklanma hareketinde Basmacılarla irtibatı sağlamıştır. Fakat isyan planlandığı vakitten önce başlayınca kolayca bastırılmış; Bolşeviklerden kaçıp Buhara Hanlığı taraflarına gitmiştir. Buhara’nın Karşı şehrinde, Emirin güçleri ile İngilizlerin desteğini sağlayarak Bolşeviklere karşı yeni bir hareketi örgütlemeye çalıştıysa da, gelişmeler istediği gibi olmamıştır. Mart 1919’da Buhara Emirinin Karşı’daki valisi tarafından tutuklanmış ve öldürülmüştür.

Türkistan’da eğitimin modernleşmesi için çalışan önemli simalardan Münevver Karî (1880-1933) Taşkent’te doğmuştur. 1901’de Taşkent’te ilk Usûl-i Cedit Okulunu açmıştır. M. Karî, 4 yıllık ilk mektebe ek olarak 2 yıllık rüşti (orta) kısım da açmış; buna “Numûne Mektebi” adı verilmiştir. Yeni usulde okullar çoğalınca, bunlara ders kitapları yazmıştır. Orta kısımda okutulmak üzere Kazan’dan ve İstanbul’dan ders kitapları getirtmiştir. Münevver Karî’nin diğer bir girişimi ise; yeni okulları ve fakir öğrencileri desteklemek için hayır kurumu (Cemiyet-i Hayriye) açmak olmuştur. Bu dernek aracılığıyla Kazan, Orenburg, Kafkasya ve İstanbul gibi gelişmiş yerlere öğrenci göndermeyi amaçlamış; bunun için maddi imkânlar yaratmış ve bu sayede birçok gencin dışarıda öğrenim görmesini sağlamıştır. Gazetecilik ve edebiyat alanlarındaki yayınlarının yanında, milletin baskı rejiminden ve yabancı yönetimden kurtulması yolunda faaliyetler göstermiştir. Ceditçi aydınları “Şûrâ-yı İslam” adlı dernek çatısı altında toplamaya çalışmıştır. 1922-24 yılları arasında Buhara Cumhuriyeti eğitim bakanı olmuş; görevi süresinde bu mevkiini milli amaçlar doğrultusunda kullanmıştır. 1925’te hapse atılmıştır. 1930’da tahliye edildiyse de devamlı göz hapsinde kalmıştır. 1932’de yeniden hapsedilmiş ve bir yıl sonra kurşunlanarak öldürülmüştür.

Cedit edebiyatının diğer önemli şahsiyeti olan Abdurrauf Fıtrat (Fitret, 1886-1938), 1909-13 yıllarındaki tahsili sırasında İstanbul’daki yazar ve fikir adamlarıyla tanışmış; “Sırat-ı Müstakim” dergisi çevresiyle temas kurdu. “Münazara” ve “Beyânât-ı Seyyâh-ı Hind” adlı eserlerini İstanbul’da Farsça olarak yayınlamıştır. Ülkesine döndükten sonra öğretmenlik yapmış, Usûl-i Cedit Okulları açmak için uğraşmış, tiyatro eserleri kaleme almıştır. 1917’de Emirin Ceditçilere karşı takibât başlatması üzerine Fıtrat, Semerkand’a kaçmıştır. Burada bir arkadaşıyla birlikte “Hürriyet” adında bir gazete çıkarmıştır. Fıtrat, 1920’de kurulan Buhara Halk Cumhuriyeti’nde önemli görevler üstlenmiş; Eğitim Bakanı olduğu dönemde kültür alanındaki programını hayata geçirmek için gerekli kadroları yetiştirmeyi hedeflemiştir. Buhara Cumhuriyeti’nin dağıtılmasından sonra Fıtrat kendini tarih ve edebiyat konularında yazmaya vermiştir. Fıtrat, zamanın önemli yazarlarını etrafına topladığından, Sovyet yetkilileri onu yeni nesli zehirleyen ve gençlerin komünizm ruhunda eğitilmesini engelleyen biri olarak görmüş, milliyetçi ve Sovyet düşmanı gençler yetiştirdiğini düşünmüşlerdi. Fıtrat’ın en tanınmış eseri “Münazara”’dır. Fıtrat, “Münâzara” adlı eserinde Usûl-i Cedit Okullarının ulemanın gözünde nasıl göründüğünü de güzel bir şekilde yansıtmıştır.

Genç kuşak Ceditçiler, öncekilere kıyasla daha yüzeysel bir medrese eğitimi almış, tahsillerinin ilerleyen kısmını Rus okullarında yapmışlardır. Sosyal ve siyasi görüşleri daha radikaldir. Yeni kuşak, I. Dünya Savaşı yıllarından itibaren seslerini duyurmuşlardır. Ceditçiler, 1917 sonunda Hokand’da Özerk Türkistan hükûmetini kurmuşlardır. Bu, hükûmetin Bolşevikler tarafından vahşi bir biçimde ortadan kaldırılması, “Basmacı” olarak bilinen ayaklanmaya sebep olmuştur. Mayıs 1918’de, Taşkent’te Türkistan Valiliği’nin yerine Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti kurulmuştur. 1920’de Hive ve Buhara Hanlıkları yıkıldıktan sonra bunların yerine 4-5 yıl devam eden ve Ceditçilerin işbaşında olduğu iki ayrı hükümet kurulmuştur. Özellikle 1920’lerde ve 30’larda gelişen yeni Özbek edebiyatında ve kültür hayatında etkili olmuşlardır. Bunlar arasında; Hamza Hakimzade Niyazi (1889-1929), Abdullah Kadiri (mahlası: Culkunbay, 1894-1938), Çolpan (Abdülhamid Süleyman, 1897-1938), Feyzullah Hocaev (1896-1938) gibi isimler sayılabilir.

1917 İhtilalleri Sonrasında Türkistan

1917 Şubat Devrimi Türkistanlılar tarafından sevinçle karşılanmış; yeni ümitlerin doğmasına sebep olmuştur. Yeni oluşturulan hükümet, Rusya halklarına eşitlik, özgürlük ve kendi kendilerini yönetme hakkı vaadinde bulunmuştur. Çarlık dönemindeki kısıtlamalardan bunalmış olan Türkistan aydınları, artık haksızlıkların sona ereceğine, Rus göçmeni gönderilmesinin biteceğine inanmışlardır. Fakat daha ilk günlerde bile bu beklentilerin karşılanması konusunda bazı şüpheler ortaya çıkmıştır. Taşkent’te bu sırada Türkistan’ın geleceği üzerinde faaliyet gösteren değişik gruplar ortaya çıkmıştır. Önceki yıllarda Türkistanlıların davasını destekleyen inkılâpçı sosyalistler ise, Rus göçü ve toprak meselesinde Rus köylüsünün tarafını tutmuşlar ve bu tutumlarıyla Müslümanları kendilerinden soğutmuşlardır.

1917 Ekiminde Moskova’da Bolşeviklerin yönetimi ele geçirdiği günlerde, Uralların güneyinde Kozak Generali Dutov liderliğindeki komünist karşıtı ayaklanma, Orta Asya ile Rusya arasındaki alakayı kesmiştir. Dolayısıyla, Rusya’da iç savaş olurken, Türkistan’da bir yönetim boşluğu oluşmuştur. Bu ayın sonunda Taşkent’te Bolşevikler yönetimi ele geçirmiştir. Bundan bir ay kadar sonra, Hokand’da toplanan Ceditçi aydınlar, Türkistan’ın özerkliğini ilan etmişlerdir. Hükûmet merkezini geçici olarak Hokand olarak belirlemişlerdir. Hokand’da özerk bir hükümet kurulması Taşkent’teki Rus Bolşeviklerini son derece rahatsız etmiştir. Bolşevikler, Ocak 1918’de düzenledikleri kongrede, rakipleri olan Hokand hükümetini ortadan kaldırma kararı almışlardır. Hokand’da kurulan Türkistan özerk hükûmeti, birkaç aylık bir ömrü olmasına rağmen, Türkistanlıların milli özerklik hareketi için bir örnek oluşturmuştur. 50 yıl kadar Çarlık yönetiminde yaşayan yerel halkın kendi kendini yönetme konusunda ortaya koydukları bu girişim, Türkistanlıların modern devlet yapılanması konusundaki ilk deneyimleri olması bakımından da önemlidir.