Ünite 6: Türk Sanatı

Türk kültürünün ilk ve en eski temsilcileri olarak Afanasyevo kültürü ve Andronovo kültürü kabul edilmektedir. Türk toplumlarının ortaya koydukları sanat, İslamiyet’in kabulünden önceki Türk sanatı ve sonraki Türk İslam sanatı olmak üzere iki başlık altında değerlendirilmektedir. Batılı araştırmacılar İslam sanatı araştırmalarında Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra gerçekleştirdikleri sanat eserlerine, genellikle bir coğrafi bölgeye ya da bir döneme atfederek yaklaşmış, onları yaratanlar üzerinde yeterince durma lüzumunu hissetmemişlerdir.

İslamiyet’in Kabulünden Önceki Türk Mimarisi

Hun Mimarisi (MÖ 244-MS 216): Minusinsk’de kaya üzerine çizilmiş MÖ 7. yüzyıla tarihlenen dört yöne kırma çatılı, ağaç kütüklerinden yapılmış ev ve yurt tipi çadır tasvirleri bilinen en erken tarihli verilerdir. Hun mimarisini, çadırlar ve mezarlarının bulunduğu Karakol, Katanda, Başadar, Berel, Pazırık, Noin-Ula, Altun-Yış, Moğolistan ve Kazakistan’da bulunan kurganlar temsil etmektedir. Arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkarılan Hun kurganlarından, Hunların çoğunlukla at, kişisel eşya ve silahları ile birlikte gömüldükleri anlaşılmıştır. En bilinenleri, Altay Dağlarının eteklerinde bulunan Pazırık kurganlarıdır.

Göktürk Mimarisi (522-744) : Kurgan yapımını devam ettiren Göktürkler hükümdarları için mezar külliyeleri inşa etmişlerdir. En ünlüleri Kültigin ve Bilge Kağan ile vezir Tonyukuk’a ait mezar külliyeleridir.

Uygur Mimarisi (745-840) : Uygurlar Balık veya Ordu Balık adı verilen surlarla çevrili şehir ve kaleler kurmuşlardır. Çin ve İran etkilerinin görüldüğü Uygur tapınakları genellikle dikdörtgen biçimli büyük alanlara oturan yapılar topluluğundan oluşurlar.

Orta Asya, Kuzey Hindistan, İran ve Mısır’da Türk-İslam Mimarisi

Tolunoğlu Mimarisi (868-905) : Tolunoğlu Ahmed, Mısır’da büyük meydanlı el Katayi şehrini kurmuş, burada bir hastane, su kemerleri, değirmen ve hamam yapılarıyla Tolunoğlu/Fustat Ulu Camii ’ni inşa ettirmiştir.

Karahanlı Mimarisi (840-1212) : İslamiyet’i kabul etmesiyle özellikle cami mimarisinde alışılagelenin dışında daha sonra Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı mimarisinde yankısını bulacak yeni plan tipleri denenmiştir. Karahanlıların ilk cami yapısı Buhara yakınlarında, Hazara kentinde inşa edilen merkezî birimli Hazar Degaron Camii’ dir. Muğak Atari Camii ise plan kuruluşu açısından özellikle Osmanlı devri yapılarında görülen eş üniteli, çok kubbeli plan tipinin ilk uygulamalarındandır. Yapının inşasında ve dekorasyonunda tuğla kullanılmıştır. Kervansaray ve türbe yapılarının ilk uygulamaları Karahanlı Dönemi’nde İran topraklarında ortaya çıkmış ve Anadolu Selçukluların karma plan tipli kervansaraylarına öncülük etmiştir. Tim Arap Ata Türbesi Karahanlıların bilinen en erken tarihli türbe yapısıdır.

Gazneli Mimarisi (969-1186) : Leşker-i Bazar Sarayı ve Camii döneminin en önemli mimari örneklerindendir. Gazneli sanatının Türk sanatına en büyük katkısı saray mimarisinde ortaya çıkan biçim ve uygulamalardır. Kerpiç ve tuğla malzemenin ağırlıkla kullanıldığı yapıların büyük kısmı günümüze harabe hâlinde ulaşmıştır. Türk mimari sanatında eyvan-kubbeli mekân ilişkisini göstermesi bakımından önemli bir uygulamadır.

Büyük Selçuklu Mimarisi (1040-1157) : Bu devirde tek mekânlı kubbeli camilerin yanı sıra mihrap önünün bir kubbe ile vurgulandığı, dört eyvanlı avlulu plan şemasına sahip çok destekli büyük camiler yapılmıştır. Melikşah zamanında inşa edilen Isfahan Mescidi Cuması İran’dan Anadolu’ya kadar uzanacak olan bir mimari biçimin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Büyük Selçuklularda medrese kurumunun bir devlet örgütü olarak gelişimi, vezir Nizamülmülk’ün kurduğu Nizamiye medreseleri ile olmuştur. İlk medrese, Tuğrul Bey zamanında Nişabur’da inşa edilmiştir. Büyük Selçuklu mimarisinin en önemli yapı türlerini türbe ve kümbet olarak iki farklı isimle anılan anıtsal mezar yapıları oluşturur. En erken tarihli kümbetler, Tuğrul Bey zamanından kalmadır. Yoğun alçı süslemenin görüldüğü Büyük Selçuklu türbe ve kümbetlerinde tuğla, hem inşa hem de cephe kaplamalarında dekorasyon malzemesi olarak kullanılmıştır.

Timurlu Mimarisi (1369-1505) : Timurlular mimari alana büyük bir yenilik getirmemekle birlikte İran bölgesinde yaptıkları zengin çini süslemeli abidevi yapılarla farklı bir üslup oluşturmuşlardır. Ön cephenin iki yanına minare ekleme geleneği bu devirde yeniden canlandırılmıştır. Yezd Mescid-i Camii (1442) ile Hoca Ahmet Yesevi Külliyesi , Semerkant İşrethane Sarayı ve Keşk Aksaray devrin önemli örnekleridir.

Safevi Mimarisi (1501-1736) : Safeviler İran’da Şah Abbas zamanında önemli eserler gerçekleştirmişlerdir. Isfahan’daki dükkanlarla çevrelenmiş revaklı Meydan-ı Şah adıyla anılan meydan, dönemin önemli şehircilik uygulamalarındandır.

Babürlü Mimarisi (1526-1858) : Hindistan’daki Babürlü mimarisinde Selçuklu, Timurlu ve Hint etkileri görülür.

En gelişkin örnek Şah Cihan zamanında yapılan Delhi Cuma Camii ’dir. Agra’daki Tac Mahal 1983 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiş, tümüyle beyaz mermerle kaplanmış, tanınmış mezar anıtlarından biridir.

Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi Mimarisi

Anadolu Selçuklu Dönemi’nde Mimari : Özellikle cami mimarisinde Anadolu, farklı plan denemelerine sahne olmuş ve neredeyse Anadolu’ya özgü yeni cami plan tipleri ortaya çıkmıştır. Büyük Selçukluların inşa ettirdikleri Diyarbakır Ulu ve Siirt Ulu Camii Anadolu Türk döneminin en erken tarihli camilerini oluştururlar.

Mengüceklilerin 1985 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren Sivas Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi mimarileri ve eşsiz süslemeleriyle Anadolu Türk mimarisinin en kıymetli eserleri arasında yer alır. Anadolu Selçuklu devrinin dini eğitimin yanında matematik, astroloji, tıp vb. pozitif bilimler alanında da eğitim verilen medrese yapılarında açık ve kapalı avlulu olmak üzere iki farklı avlu uygulaması görülür. Anadolu’nun en erken tarihli açık avlulu medreselerini Artuklular, kapalı avlulu medreselerini Danişmendliler inşa etmişlerdir. Anadolu Selçuklu devrinde hastalar için inşa edilen şifahanelerin en erken tarihlisi Artukluların Mardin’de Emineddin Külliyesi’nin yıkılan Emineddin Maristanı ’dır. Çifte Medrese adıyla da bilinen Kayseri Gevher Nesibe Maristanı Selçukluların bilinen ilk şifahanesidir. Yapı aynı zamanda tıp medresesi ve şifahane yapısının birlikte inşa edildiği ilk örnektir. Temel işlevleri savunma ve barınma olan, kesme taş malzemenin kullanıldığı, yüksek ve geniş duvarları ile kale görünümündeki Anadolu Selçuklu kervansaraylarının taç kapıları ile bazılarının avlularında yer alan köşk mescitler, süslemenin en yoğun olduğu yerlerdir. Anadolu Selçuklu kervansaraylarında avlulu ve kapalı kısımlar, kapalı bir kısımdan oluşanlar, avludan oluşanlar ve bir merkezî yapı etrafında gelişenler olmak üzere dört plan tipi görülür. Türk hamamları ise genellikle soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, halvet odaları, su deposu, külhân olarak isimlendirilen altı bölümden oluşurlar. Külhânda yakılan ateşin sıcak havası ve su buharının duvarlarda ve zeminde dolaştırılmasıyla ısıtılan bu yapıların plan tipolojileri sıcaklık bölümlerinin biçimlenişine göre yapılır. Selçuklu hamamlarında 1radial haçvari, dört eyvanlı ve köşe hücreli ve münferit olmak üzere üç farklı plan tipi görülür. Anadolu Selçuklularının Eskişehir Seyitgazi’deki Ümmühan Hatun Türbesi eyvanlı türbelerin erken tarihli örneklerindendir. Erken örneklerde taş ve tuğlanın daha sonra taş malzemenin tercih edildiği görülür. Süsleme daha çok dış cephede yoğunlaşır. Bitkisel, geometrik, yazı ve figürlü süslemelerin görüldüğü bu yapıların iç düzenlemeleri oldukça sadedir. Anadolu Selçuklu devrinde önemli saray ve köşk yapıları inşa edilmişse de bu yapılar genellikle moloz taş ve tuğla gibi az dayanıklı malzemeden inşa edildiklerinden günümüze gelememişlerdir.

Geç Dönem Anadolu Türk Beyliklerinde Mimari : Geç Dönem Türk Beyliklerinin cami mimarisinde görülen en önemli değişiklik, eş bölüntülü modüler sisteme dayanan camilerle zaviyeli camilerin inşasıdır. Hamidoğullarının her birimi kubbe örtülü Antalya Yivli Minare Camii eş üniteli camilerin ilk uygulamasıdır.

Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Mimarisi

Erken Dönem (1299-1453) : Osmanlı mimarisinde en yoğun yapı grubunu camiler oluşturur. İznik Hacı Özbek Camii bilinen en erken tarihli Osmanlı camisidir. Osmanlı mimarlığı, kubbeli ana mekânı geliştirmek ve onu tüm yapıya hakim kılabilmek için çeşitli denemeler ve arayışlar içerisine girmiş, ilk büyük adımı İznik Yeşil Camii ile atmıştır. İznik’te görülen bu gelişme, II.Murat’ın Edirne’de yaptırdığı Üç Şerefeli Camii’de kubbenin beden duvarlarından kurtarılıp altı serbest desteğe oturtulmasıyla bir adım öteye taşınmıştır. Yapının köşelere yerleştirilmiş birer minareden oluşan dört minaresi ve şadırvanlı avlusu klasik devir yapıları üzerinde de etkili olacaktır. Erken devrin her birimi eş büyüklükte yirmi kubbe örtülü çok destekli ve eş üniteli camilerinin en anıtsal örneği Bursa Ulu Camii ’dir. Osmanlı mimarisinin ilk dönemlerinde ortaya çıkan bir diğer önemli yapı tipi de zaviyeli cami, ters T planlı ya da imaret olarak adlandırılan çok işlevli cami yapılarıdır. Benzer planlı İznik Orhangazi İmareti ile Bilecik Orhangazi İmareti bu tipin ilk; Bursa Yeşil Camii , en gelişmiş örneğidir. U plan şemasına sahip anıtsal görünümlü İznik Süleyman Paşa Medresesi en erken tarihli Osmanlı medresesi olarak kabul edilmektedir. Erken Osmanlı hamamlarının ilk örnekleri küçük boyutlu kubbeli ve asimetrik planlıdır. İznik İsmail Bey Hamamı önemli örneklerdendir.

Klasik Dönem (1453-1718) : Edirne Üç Şerefeli Cami ile başlayan gelişme İstanbul camilerinde devam ederek klasik devrin esas karakterini belirlemiştir. Fetihten sonra inşa edilen Fatih Külliyesi ilk örnektir. Osmanlı kentlerinin biçimlenişinde önemli bir role sahip olan külliyeler, erken dönem külliyelerinden farklı olarak daha simetrik ve düzenli bir planlamaya sahip olarak Klasik Osmanlı devrinde de gelişerek devam etmiştir. Osmanlı ve Türk mimarisinin ulaştığı en üst seviye olarak kabul edilen, 2011 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Mimar Sinan’ın Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi kubbeli mekân gelişiminin ulaştığı en üst aşama olarak kabul edilir. İstanbul’da inşa edilen son büyük külliye olan Yeni Cami Külliyesi ‘nden sonra mimarinin Avrupa’da görülen mimari üslup ve akımların etkisine girdiği görülür. 17. yüzyılda medreseler külliyenin bir parçası olmaktan çıkıp, külliyenin ana yapısı durumuna gelirler. Özellikle bu devrin vezirleri tarafından inşa edilen külliyelerde bu durum açıkça gözlenmektedir. Osmanlı devrinde simetrik planlı büyük boyutlu hamamlar inşa edilmiştir. Mimar Sinan’ın Hürrem Sultan adına yaptığı Haseki ya da Ayasofya Hamamı olarak bilinen çifte hamam olarak inşa edilmiş önemli bir örnektir. İstanbul’da Fatih devrinde inşasına başlanan Topkapı Sarayı dışında erken dönem saraylarından günümüze sağlam ulaşabilen örnek yoktur.

Geç Dönem (1718-1923) : 18. yüzyıl Osmanlı cami mimarisinin en belirgin özelliği, kubbe örtülü tek birimli planların tercihi ve yoğun olarak inşasıdır. Bu yapıların cephe düzenlemelerinde ve iç dekorasyonda Barok ve Rokoko sanat akımlarının etkili olduğu görülür. Devrin Avrupa etkilerini en belirgin olarak Nur-u Osmaniye Camii gösterir. 19. yüzyıl camilerinde Anadolu Türk sanatına uyarlanmış biçimiyle Ampir üslubu etkili olmuştur.

Cumhuriyet Dönemi : Batı üsluplarının etkisinin ağır biçimde hissedildiği önceki dönemlere karşı 20. yüzyılın başlarında bu duruma tepki olarak ulusalcı bir mimari kimlik oluşturma çabaları ortaya çıkmış ve 1930’lu yıllara kadar devam eden bu dönem I. Ulusal Mimarlık Dönemi olarak adlandırılmıştır. Mimar Kemalettin dönemin önemli mimarlarından biridir. Osmanlı ve Selçuklu yapılarında görülen kubbe, kemer biçimleri ile çininin dekoratif amaçlarla kullanılması, dönemin en belirgin özelliğidir. 1930’larda II. Ulusal Mimarlık Dönemi olarak adlandırılan yeni bir mimari akım başlar. Türk konut mimarisinden esinlenilmesi dönem anlayışının en belirgin özelliğidir. 1950’li yılların başından sonra çağdaş mimarlığa geçilir.

Resim-Heykel ve El Sanatları

Duvar Resimleri

Budizm ve Maniheizmin etkisi ile Uygurlarda resim sanatı gelişmiştir. Uygurlardan kalan duvar resimleri (freskler), Türk resim sanatının en eski örnekleri olarak kabul edilmektedir. Batılı anlamda bir perspektif olmamasına karşın resimlerde, figürün önem derecesine bağlı olarak büyük veya küçük çizilmek suretiyle bir derinlik yaratılamaya çalışıldığı görülür.

Minyatür Sanatı

Türk minyatür sanatının ilk örneklerini veren Uygurlar, Büyük Selçuklu minyatür sanatını etkilemiş, Türk minyatür sanatına öncülük etmiş ve oluşan minyatür üslubu Abbasi Dönemi İslam minyatürlerine damgasını vurmuştur. Uygur minyatürlerinde, çoğunlukla dini konular işlemiş olmakla birlikte dünyevi konulara da yer verilmiştir. Minyatür sanatı Büyük Selçuklulardan Anadolu’ya geçmiştir. Anadolu’da hazırlanan 13. yüzyılın en önemli minyatürlü yazması, bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan Varka ve Gülşah adlı eserdir. En erken tarihli Osmanlı minyatürleri Fatih Sultan Mehmet devrine aittir. 16. yüzyılla birlikte büyük bir gelişim gösteren Osmanlı minyatüründe, Selimname, Süleymanname, Hünername, gibi Osmanlı padişahlarının tarihlerini konu edinen minyatürlü yazmalarla şehzadelerin sünnet törenlerinin anlatıldığı Surnamaler önemli yer tutarlar.

Batılı Anlamda Resim

19. yüzyılla birlikte askerî okullardan mezun olanlardan bir kısmı Avrupa’da güzel sanatlar alanında eğitim alırlar. Yurda döndüklerinde Avrupa resim anlayışında eserler verirler. Bu ressamlar arasında Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid ve Osman Hamdi Bey gibi önemli sanatçılar bulunmaktadır. 1909 yılında Türk ressamlarının ilk meslek birliği olarak Osmanlı Ressamlar Cemiyeti kurulur. Türk resim tarihinde görülen ilk büyük gelişme, Sanayii Nefise’den mezun olarak Avrupa’ya gönderilen öğrencilerin I. Dünya Savaşı’nın çıkması ile yurda dönerken Empresyonizm’in etkilerini de beraberinde getirmeleridir. Avni Lifij, İbrahim Çallı gibi sanatçılar bunlara örnek verilebilir. 1928 yılında kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği ile de Ekspresyonizm, Kübizm ve Konstrüktivizm gibi Batı resminde görülen çeşitli akımlar Türk Resim sanatına girer.

Heykel Sanatı

Göktürkler günümüze ulaşan en eski yazılı eserleri vermişlerdir. Bu dönemde insan tasvirli heykel yapma geleneği gelişmiş, heykeller anma törenleri için yapılan mabetlerin vazgeçilmez ögesi hâline gelmişlerdir. Kişinin hayatta iken öldürdüğü düşmanlarını temsil ettiğine inanılan ve Balbal denilen bu heykeller, Türk heykel sanatının en erken örnekleri olarak değerlendirilirler. İnsan heykellerinin yanı sıra çeşitli hayvan başları biçiminde çoğunlukla alçıdan kalıp tekniği ile yapılmış masklara da rastlanmaktadır. Heykel sanatı ile ilgili ilk ciddi çalışmalar, Sanayii Nefise Mektebi’nin kurulması ile başlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Kurtuluş Savaşı’nın önemini ifade eden anıt heykellerin yapımı büyük yer tutar. Cumhuriyet Dönemi’nin ilk kuşak heykeltıraşları, figüratif ve soyut anlayışta eserler vermişlerdir. 1950 yılından sonra heykelde soyut dışavurumcu anlayış daha ağır basar. Bu dönem sanatçıları Atatürk anıtlarının yapımında görev almışlardır.

Halı Sanatı

Dünyanın en erken tarihli halısı olarak kabul edilen, Hun devrine ait Pazırık halısı Gördes düğüm tekniğinde, yün iplikle, yüksek havlı olarak dokunmuştur. Orta Asya’da ortaya çıktığı kabul edilen Türk halı sanatı Büyük Selçuklular kanalıyla Anadolu’ya gelmiştir. 15. yüzyılın sonlarından itibaren halılarda hayvan figürlerinin yerini geometrik desenler alır. Bergama ve Uşak erken dönemlerden itibaren önemli halı üretim merkezleri olmuşlardır.

Maden Sanatı

Büyük Selçuklu devri ile birlikte özgün bir maden sanatı ortaya çıkmıştır. Altın, gümüş, tunç ve pirinç gibi madenlerin kullanıldığı Selçuklu devri maden sanatında tabak, tepsi, tas, ibrik, maşrapa, kandil, leğen, kazan, ayna, kapı tokmağı gibi farklı türlerde eşya üretilmiş; kazıma, kabartma, yaldız, savatlama ve minai gibi farklı teknikler uygulanmıştır. Anadolu maden sanatında ortaya çıkan bu gelişim Osmanlı döneminde de devam etmiştir.

Ahşap Sanatı

Hun devrinde gelişmiş bir ahşap sanatı mevcuttur. Gazneli Mahmut Türbesi’ne ait kapı kanatları, bu devirde ahşap oymacılığının ulaştığı düzeyi göstermesi bakımından önemli bir örnektir. 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da oyma, kabartma, kafes ve boyama teknikleri kullanılarak önemli ahşap eserler yaratılmıştır. Bezemede çoğunlukla geometrik, bitkisel ve yazıdan oluşan kompozisyonlar kullanılmıştır. 14. yüzyıldan itibaren ahşap sanatına kakma tekniği de girmiştir.

Çini Sanatı

Uygurlardan itibaren çini Türk sanatı içerisinde yer alır. Çininin mimaride kullanılması ve geliştirilmesinin ilk büyük adımı Büyük Selçuklu devrinde atılmıştır. Asıl büyük gelişme 13. yüzyılda Anadolu Türk çini sanatında gerçekleşmiştir. İlk örneklerde tuğla süslemeler ile birlikte firuze renkli çiniler kullanılmıştır. Anadolu Selçukluları cami mihraplarında, kubbe kasnaklarında, minarelerde ve saraylarda bol miktarda çini kullanmışlardır. Kubadabad Sarayı kazılarında bulunan figürlü çini parçaları Anadolu Selçuklu Dönemi’nin en kaliteli örnekleridir. Osmanlı çini sanatı Bursa Yeşil Camii ve Türbesi ile başlar. 16. yüzyılın ortalarından itibaren renkli sır tekniği terk edilmiş, çinicilikte sıraltı tekniği hakim olmuştur. Çini sanatında renk ve motif özelliklerinin ön plana çıktığı bu dönemin en büyük yeniliklerinden biri de çinide parlak mercan kırmızısının kullanılmaya başlanmasıdır. Lale, sümbül, karanfil, narçiçeği, şakayık, erik ve kiraz dalları ile hançer gibi kıvrılan iri yapraklar en sık kullanılan motiflerdir.