Ünite 4: Tümce Anlambilimi

Giriş

Tek tek sözcüklerin anlamı ve sözcüklerin birbirleriyle kurduğu anlamsal ilişkiler, dilbilimde anlam söz konusu olduğunda ele alınan konuların yalnızca bir kısmını oluşturur. Günümüz dilbiliminin anlama ilişkin tartışmalarının belki de önemli bir kısmı sözcük düzeyinin ötesinde, öbeklerin ve tümcelerin anlamı sorununa odaklanır demek yanlış olmaz.

Sözce, Tümce, Önermea

Tek tek sözcükler ve sözcük öbekleri, anlam söz konusu olduğunda tümcelerden bir dizi temel özellik açısından ayrılır.

Tümce, Sözce

Geleneksel dil bilgisi çalışmalarının merkezinde duran büyük dilsel birim tümcedir. Tümcenin genel dil bilgisel ulamların bir araya gelmesiyle oluştuğunu varsayan geleneksel yaklaşımların dışında, klasik yaklaşımların genel olarak ‘tümcenin tam bir düşüncenin aktarıcısı olduğu’ şeklindeki bir tanımı oldukça ciddiye aldığını söyleyebiliriz. Bir önceki bölümden de anımsanacağı gibi, anadili konuşucularının, sözcüklerin iyibiçimlendirilmişliğine ilişkin sezgileri bulunmaktadır, ancak anadili konuşucularının sezgileri sözcüklerin ötesine geçer ve sözcük dizilerini de kapsar. Daha net söylemek gerekirse, anadili konuşucuları sözcük dizilerinin iyibiçimlendirilmiş olup olmadığı konusunda da yorum yapabilirler

Önerme

Önermelerin, düşüncelerle ilgili olduklarını kabul etmekle birlikte düşüncelerle birebir aynı şeyler olduğunu varsayma yanlışına düşmemek gerekir. Düşünceler zihinsel süreçlerdir ve bu açıdan bireyseldirler. Önermeler ise bireyler/zihinler-üstü kavramlardır, evrenseldirler ve bu nedenle tek tek dillere özgü değildirler. Bu anlamıyla önermeler bilişsel bir olguya gönderimde bulunurlar. Diğer bir deyişle önermeler düşünmek için kullandığımız soyut parçalardır.

Öte yandan, bir tümce birden fazla önermenin taşıyıcısı olabilir. Bu ifadeyi onaylamak için yukarıdaki tabloya yeniden bakmanız yeterli olacaktır.

Biçimsel olarak tek bir tümce ile sunulsa bile her önerme bir sözce olarak gerçekleşebilir. Buna göre, birden fazla önermenin olduğu her durumda birden fazla sözce vardır, ilgili önermenin tek bir ses dizisi ya da birden fazla ses dizisi ile ifade edilip edilmediğine bakılmaksızın.

Tümceden ve sözceden farklı düzeylerin konusu olan bir birim olarak önermeyi sunarken bir üst dil yaratması bakımından mantık dilinden yararlanılır. Bu mantık dili önermenin mantıksal içeriğini soyut bir biçimde sunabilmeyi ve bu sunumla sadece ilgili dildeki değil olası dünya dillerindeki önermeleri kodlamayı mümkün kılar. Özellikle, insan dilinin evrensel bir düşünme havuzundan yararlandığı varsayıldığında soyut düşüncenin mantıksal sunumu daha da anlamlı hale gelecektir.

Anlam ve Gönderim

Anlamı dil ile dünya arasındaki ilişki olarak tanımlayan doğruluğa dayalı anlambilim modelleri anlamlama/ anlamlandırmayı, dilsel ifadeleri doğruluk kavramı yoluyla dünyayla ilişkilendirme işi olarak kabul eder.

Bir dilsel ifadenin anlamının yalnızca dünyadaki gönderimi ile ilgili olmayabileceği ve çok yönlü bir olgu olarak ele alınması gerektiğine ilişkin ilk belirlemeler Alman matematikçi ve mantıkçı Gottlob Frege (1848- 1925) tarafından yapılmıştır.

Frege’ye göre anlam tek boyutlu bir olgu olarak ele alınamaz. Frege, anlamın bir yanıyla zihnimizdeki sözcüklerin ya da sözcüklerden oluşan öbek ve tümcelerin gerçek dünyadaki nesnelerle arasındaki ilişkiyi yansıttığını iddia eder ve bunu gönderimsel anlam başlığı altında ele alır. Frege’nin yaklaşımının bir başka öngörüsü de şudur: Dilsel ifadelere bakıldığında aynı betimsel anlamı taşıyan ama gönderimleri farklı olan ifadeler bulmak söz konusu olmalıdır.

Bileşimsel Anlambilim

Sözdizim bölümlerinde vurgulandığı gibi, anadili konuşucuları daha önce hiç duymadıkları tümceleri üretme ve anlama becerisi sergilerler. Anadili konuşucularının anlama ve anlamlandırma yetileri öylesine temel nitelikli ve aynı zamanda baskın bir yetidir ki konuşucular dil bilgisel olarak iyi-biçimlendirilmemiş sözcük dizilerinden bile anlam çıkarmadan edemezler.

Anlambilim kuramı, genel olarak dil bilgisel iyibiçimlendirilmişlik kurallarının sözcük öbeklerinin ve tümcelerin anlamlı olmasını sağlayan bir etmen olduğunu kabul eder ve bu iyi-biçimlendirilmişlik kurallarının neler olduğu ve anlamla ne tür bir etkileşim içinde olduğunun açık ve formal bir modelinin oluşturulmasını amaçlar.

Üretici Dilbilgisi modelini ortaya atan ve sözdizim bileşenini bu modelin merkezine alan Amerikalı dilbilimci Noam Chomsky insan dillerinin sözdiziminin, formal dillerin (yani, matematik/ mantık temeline dayanan dillerin, örneğin bilgisayar dillerinin) sözdizimlerine benzer bir şekilde ele alınabileceğini öne sürmüştür. Amerikalı felsefeci ve matematikçi Richard Montague (1930-1971) de insan dillerinde anlamın Chomsky’nin savladığına benzer bir biçimde ele alınabileceğini düşünüyordu. Bu açıdan bakıldığında, Chomsky matematiksel yöntemleri sözdizim çalışmalarına getiren kişiyse Montague da aynı yöntemlerin anlambilim çalışmalarında kullanılmasının önünü açan kişi olarak kabul edilebilir. Montague’ya göre anlambilimin temel hedefi bir tümcenin ‘doğru’ olmasından ne anladığımızı ortaya koymaktır. Öte yandan, bir tümcenin doğruluğunun başka bir tümcenin doğruluğu açısından ne ifade ettiğini anlamak, yani gerektirim in doğasını anlamak da anlambilimin çalışma alanı içindedir.

Montague dilbilgisi, iyi-biçimlendirilmişlik kurallarının sözcük öbekleri ve tümceler için anlamlılığı sağlayan bir etmen olduğunu kabul eder ve bu kuralların neler olduğunu ortaya koymaya çalışır. Bu doğrultuda iyibiçimlendirilmişlik kurallarının anlamla ne tür bir etkileşime girdiğini gösteren açık ve formel bir model oluşturma hedefindedir.

Öte yandan bir tümcenin anlamı sadece o tümceyi oluşturan sözcüklerle belirlenmez. Tümcenin doğruluk koşullarının (ve doğruluk değerinin) belirlenmesini mümkün kılan diğer önemli bir etmen de bu bölümün geri kalanında yoğunlaşmak istediğimiz bileşimsellik kavramıdır. Bileşimsellik kavramı anlambilim kuramında önemli bir yer tutar çünkü sözdizim ile anlambilim arasındaki ilişki büyük çapta bileşimsellik ilkesi ile sağlanır. Anımsayacağınız gibi sözdizim iyibiçimlendirilmiş tümceler üretmekle yükümlü dilbilgisi bileşenidir, ancak tümcelerin nasıl anlam yükleneceğine ilişkin sorumluluk dilbilgisinin anlambilim bileşeninindir. İşte bileşimsellik ilkesi bu iki dilbilgisi bileşeninin arayüzünde işlev görür.

Bileşimsellik ilkesinin atomik (yani, daha küçük anlamlı parçalarına indirgenemeyen) yapı barındırmayan her dilsel birim için geçerli olduğunu söyleyebiliriz.

Doğal dillerin çevrildiği bu dil en basit biçimiyle küme kuramından yararlanarak sözcükleri küme kuramının nesneleri olarak yeniden yazar. Bugün anlambilimde aynı görevi yerine getirmek üzere lambda kalkülüs gibi küme notasyonunun ötesinde matematiksel kuramlar da kullanılmaktadır, ancak bizim buradaki amacımız bir anlambilim modelinin en basit biçimiyle nasıl bir yapıya sahip olduğunu göstermek olduğundan küme notasyonuyla yetineceğiz.

Sözcükleri küme kuramının nesnelerine çevirdiğimizde artık öbekleri oluşturmak üzere kullanılan sözdizimsel kurallar/bileşimsel kurallar da sözcükleri değil küme kuramının nesnelerini kullanır hale gelir. Küme kuramı küme elemanları, bu elemanların oluşturduğu kümeler ve kümeler arasındaki ilişkilerden meydana gelir.

Küme Kuramı: Temel Kavramlar

Küme nesnelerin, sayıların bir koleksiyonudur ve kendi başına bir oluşumdur. Bu anlamda aslında küme bir liste olarak da kabul edilebilir. Kümeleri sunmanın pek çok yolu vardır. Bu yollardan ilk akla geleni ve en yaygın olarak kullanılanı, kümelerin üyelerini listelemektir.

Kümelerin anlamın ele alınışında ne tür bir rol oynadığını örneklendirmeden önce küme notasyonu üzerinde durmamızda fayda var. Notasyon, matematikte sayıları, miktarları, elemanları/üyeleri vs. sunmak üzere kullanılan her türlü yazılı simgeye verilen addır. Bu açıdan bakıldığında küme notasyonu doğal dilleri çevirmek istediğimiz açık, kesin ve yalın dilin ta kendisidir.

Dilsel İfadelerin Küme Kuramı Üzerinden Modellenmesi

Tümcelerin türetimine giren birimler, biçimbilim alanını ilgilendiren birimler, yani farklı türdeki sözcüklerdir. Anadili konuşucuları sözcüklerin yalnızca anlamlarını değil, sezgisel olarak onların hangi ulamlara ait olduklarıyla ilgili de bilgi sahibidirler. Bu açıdan bakıldığında örneğin adlar, eylemlerden farklı bir ulam olarak bilinirler çünkü (başka ayırıcı özellikler bir yana) bu iki ulam birbirinden farklı sözdizimsel davranış sergilerler. Bunlar;

  • Adlar
    • Özel Adlar: Özel adlar yalnızca gönderimsel anlamlar barındırırlar ve betimsel anlamdan yoksundurlar.
    • Cins Adları: Bir cins adının (özel adlardan farklı olarak) doğrudan bir gönderimi yoktur; gönderimini betimsel anlamın aracılığıyla alır.
  • Eylemler: Eylemler de cins adlar gibi bir betimsel anlamın taşıyıcısıdırlar ve betimsel anlamları gönderimsel anlamın oluşturulmasını olanaklı kılar. Yine küme notasyonu ile sunulduğunda bir eylemi gerçekleştiren şeylerin/bireylerin kümesi onun gönderimi/düzanlamı/kaplamı olarak kabul edilir.
  • Sıfatlar: Sıfatlar tipik olarak ad öbeklerinin bir parçası olarak kendilerini gösterirler. Sıfatların anlamsal katkılarını üç grupta ele alabiliriz.
    • Özellik ekleyen sıfatlar: Bazı sıfatlar etkileşime girdikleri adlara bir özellik eklerler. Örneğin, kırmızı çanta dediğimizde çanta kümesinin üyesi olma niteliklerini barındıran bir ada kırmızılık özelliği atfetmiş oluruz.
    • Görecelilik sıfatları: Örneğin büyük çanta dediğimizde büyük sıfatının çanta sözcüğüne büyüklük özelliği yüklediğini söyleyebilsek de aslında büyüklük göreceli bir kavramdır ve bu açıdan büyük çanta öbeğinde büyük sıfatının oynadığı rol kırmızı çanta öbeğinde kırmızı sıfatının oynadığı rolden farklıdır. Büyük çanta ad öbeği bir çanta için büyük olma durumunu ifade eder ama büyük kamyon ile karşılaştırıldığında büyüklük açısından çok büyük bir fark sergiler.
    • Sıfırlayan sıfatlar: Etkileşime girdiği adın anlamını ‘sıfırlayan’ sıfatlardır bunlar. Örneğin sahte para ad öbeğinde sahte sıfatı birleştiği para adının, para olma özelliği sergileyen öğeler kümesinde bulunmasının önüne geçer; yani, sahte para aslında dünyasal gerçeklikte para olarak kabul ettiğimiz nesneye gönderimde bulunmaz.

Tümce Anlamı

  • T › AÖ EÖ (AÖ = ad öbeği; EÖ = eylem öbeği)
  • AÖ › (SÖ) A (S = sıfat öbeği)
  • EÖ › (AÖ) E

Yukarıdaki kurallar geçişsiz ve geçişli eylemlerle oluşturulmuş basit tümceleri üretebilir, bu tümcelerin özne ve nesne konumunu işgal eden AÖ’lerin bir SÖ tarafından nitelenmesine de izin verir. Parantez notasyonu, ilgili öbeklerin seçimlik olduğunu ifade eder. Buna göre, AÖ yalnızca bir A’dan oluşabilir ya da potansiyel olarak bir SÖ de barındırabilir. Benzer şekilde, EÖ yalnızca bir E’den oluşabilir (=geçişsiz eylem) ya da nesne işlevinde bir AÖ de alabilir (=geçişli eylem).

Kimi ad öbekleri bireylere gönderimde bulunmaz; yani, özel adlardan farklı olarak, gönderimde bulundukları tek ve kesin bir birey yoktur. Örneğin, hiçbir, bazı, her gibi niceleyici adını verdiğimiz öğelerle oluşturulmuş ad öbeklerinin neye gönderimde bulunduğu ilk bakışta kolaylıkla anlaşılabilir nitelikte değildir.

Tümcelerarası Anlamsal İlişkiler

Richard Montague’a (1970) göre anlambilimin temel hedefinin (belirli koşullar altında) bir tümcenin ‘doğru’ olmasından ne anladığımızı göstermek olduğu ve ikincil hedefinin gerektirim kavramını açıklamak olduğudur.

Gerektirim

Tümceler kendi başlarına doğruluk koşulu ve doğruluk değeri taşıdıkları gibi bir tümce aynı zamanda başka bir tümcenin doğruluk koşulu ve değeri hakkında da bilgi verebilir. Bu türden tümcelerarası anlamsal ilişkileri de bileşimsel anlambilimin mantığa dayanan formal yöntemleriyle modelleyebiliriz. Gerektirim, bir tümcenin anlamına baktığımızda diğerinin doğruluk koşulu ve değeri hakkında da bilgi sahibi olmamızı sağlayan mantıksal bir ilişkilendirmedir.

Önvarsayım

Anadili konuşucularının dilsel bir ifadenin ne tür bir durumda doğru ya da yanlış olacağına ilişkin olarak çıkarım yapabilmesi bir tümceye dair yalnızca bu tür bir bilgiye sahip oldukları anlamına gelmez. Anadili konuşucuları, bir tümcenin/sözcenin taşıyıcılığını yaptığı önermenin potansiyel olarak başka önermelerle ilişkili olduğunu, hatta ilgili önermenin başka önermeler üzerine kurulduğuna dair sezgisel bilgilere de sahiptir.

Bir tümcenin savladığı önerme dışında kalan ama yine o tümcenin üzerine inşa edildiği diğer önermelere önvarsayım adını veriyoruz. Bu açıdan bakıldığında, her önermenin birtakım önvarsayımlar barındırdığını söylemek yanlış olmaz.

Önvarsayımlar, içinde yer aldıkları önermenin doğruluk değerinden, yani doğru olup olmamasından bağımsız olarak varlıklarını sürdürürler. Önvarsayımın varlığını göstermek üzere anlambilimciler farklı türde testlerden yararlanırlar.

  • Olumsuzlama Testi: Herhangi bir önermenin olumsuzlanması yoluyla o önermenin önvarsayımı olarak belirlenebilecek önermelerin varlığını sürdürüp sürdürmediğini anlayabiliriz.
  • Sorgulama Testi: Bir önermenin soruya dönüştürülmesi durumunda o önermenin önvarsayımı olan önermelerin yine varlığını sürdürdüğünü görürüz.
  • Koşullu Yapı Testi: Aynı önermeyi koşullu bir yapının içine yerleştirdiğimizde o önermenin önvarsayımı olan önermelerin varlığını sürdürdüğünü görürüz.

Çelişki

Bir diğer tümcelerarası ilişki de çelişki adı verilen ilişki türüdür. Mantıksal olarak bir A önermesi ile o önermenin olumsuzlanması ile oluşan önermenin (olumsuzlama, mantıkta ¬ simgesiyle imlenmektedir) yani ¬A’nın, mantıksal bir bağlayıcı ile birbirine bağlanması çelişik bir önerme, yani bir çelişki yaratır. Mantıkta ‘çelişkisizlik kuralı’ olarak adlandırılabilecek kural, A ile ¬A’nın (yani, A önermesi ve aynı A önermesinin olumsuzunun) aynı anda doğru olmasının olanaksız olmasıdır.