Ünite 2: Tuğrul Bey Zamanı

Devletin Mahiyeti ve İlk Fetihler

Selçuklu Devleti’nin kuruluşu, hiç şüphesiz Türk- İslâm ve Dünya Tarihinin akışını değiştirecek önemli bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü henüz sadece Horasan’ı ele geçirmiş bulunan Selçuklular, en yakından başlayarak Afganistan, İran, Azerbaycan ve hatta Anadolu yönünde topraklarını genişletmek siyaseti güdüyorlardı. En güçlü rakipleri Gazneliler’le sınır mücadeleleri bundan sonra da sürüp gidecek olmasına rağmen, onlar artık ciddi bir tehdit olmaktan çıkmışlardı. İran ise, tüm yakın doğuda olduğu gibi, Abbasî İmparatorluğu’nun X. yüzyılda zayıflamasıyla ortaya çıkan, siyasî birlikten yoksun bir şekilde, mahallî hanedanların idaresinde bulunuyordu.

Sultan Mesud ölmeden önce, Harizmşâh İsmail isyan etmiş olduğu için Harizm’i Cend emiri Şâh-Melik’e vermişti. Şâh-Melik 40.000 kadar askerle Harizm’e yürüyüp İsmail’i ağır bir yenilgiye uğratıp bölgeye hâkim oldu (1041). Çağrı Bey, ordusunun mevcudundan da anlaşılacağı üzere, büyük bir Oğuz gücüne dayanmakta olan eski düşmanları Şâh-Melik’in arz ettiği tehlike karşısında ordusuyla hemen harekete geçti. Bunun üzerine Cend meliki çekilmek zorunda kaldı. Ancak Çağrı Bey onun çekilmesini yeterli görmeyerek, Taberistan seferinden henüz dönmüş olan Tuğrul Bey ile birleşerek Şah-Melik’in üzerine yürüdü. Başşehir Ürgenç’te kuşatılan Şâh-Melik, bir huruç hareketi yapmak istediyse de yenildi. Gazneliler’e sığınmak üzere kaçarken İbrahim Yinal’ın kardeşi Ertaş tarafından yakalandı ve hapsedildi. Böylece Selçuklular’ın eski düşmanları tamamen ortadan kaldırıldığı gibi, Harizm vilâyeti de Selçuklu idaresine girmiş oldu (1043). Bu gelişme Oğuzlar’ın, artık rakipsiz görünen Selçuklular’a katılımını da iyice hızlandırmıştır.

Kirman eyaleti ise Çağrı Bey’in oğlu Kavurt Bey tarafından ele geçirildi ve Büyük Selçuklular’a bağlı olmak üzere, Kirman Selçuklu Melikliği kurulmuş oldu. Tuğrul Bey’in Harizm seferinden döndükten sonra, Selçuklu ailesinin en şöhretli mensupları olan Kutalmış, İbrahim Yinal ve Alp Sungur Yakutî de maiyetinde olarak Batı İran’a yönelmesi, devletin daha çok bu tarafta genişleyeceğinin işaretlerini veriyordu. Merkezî bir yönetimden mahrum olan bölge, çok kısa bir zaman zarfında Selçuklular tarafından kolaylıkla ele geçirildi. Tuğrul Bey zaten daha önce, Hazar Denizi’nin güneyinde bulunan Taberistan ve Gürgân’ı ele geçirerek buradaki hanedanları kendisine bağlamış bulunuyordu (1042). İbrahim Yinal 1042’de Irak Oğuzları’nın elinde bulunan Rey şehrini ele geçirdi. Tuğrul Bey ertesi sene başkentini Nişabur’dan Rey’e nakletti. Bunu Hemedân, Kazvîn, Zencân, Kirmanşâh ve Hulvân gibi şehirlerin fethi takip etti (1045-1046). Tuğrul Bey bundan sonra İsfahan’a yürüyüp Kâkûyeoğlu Ferâmurz’u tâbiyet altına aldı (1046- 1047). Fakat Ferâmurz’un daha sonra Rey’i istilâ teşebbüsü ve itaâtsizliği 1050 yılında İsfahân’ın Selçuklu topraklarına katılması ile sonuçlandı. İsfahân’ı çok beğenen Tuğrul Bey imarı için gerekenleri de yaptı. Bütün bu fetihlerle ve İbrahim Yinal’ın Sarmâc ve Şehrizor’u almasıyla da Selçuklu Devleti artık Azerbaycân ve Irak sınırlarına; yani Bizans ve Abbasî Halifeliği hudutlarına dayanmış bulunuyordu.

Türk Akınları ve Bizans ile İlişkiler

Selçuklular’ın devlet kurduğunu duyan Türkmenler akın akın Horasan’a gelmeye başladılar. Bilge Kağan’ın adına diktiği âbideye kazıttığı “aç milletimi doyurdum, çıplak milletimi giydirdim, az milletimi çoğalttım” sözlerinde karşılığını bulan “babalık” vasfı gereği; göçebeler de devletin kapısına koşmaya başladılar. Devrin kaynakları bu göçü bir insan seli olarak tarif ederler.

Pasinler (Hasankale) Zaferi

Bizans İmparatoru IX. Konstantin Monomakhos, Türkler’in Azerbaycân-Kafkasya sınırlarına dayanması üzerine 1045 yılında büyük bir orduyu Şeddâdîler’in başşehri Düvin üzerine gönderdi. Bu taarruzu haber alan Tuğrul Bey de, Kutalmış idaresinde bir ordu sevk etti. 1045 yılında, Bizans’ın saldırısı üzerine meydana gelen bu ilk Selçuklu-Bizans savaşında, Gürcü prensi Liparit’in kumanda ettiği Bizans ordusu ağır bir hezimete uğradı.

İbrahim Yinal komutasındaki Türkmenler Erzurum, Gümüşhâne, Ağrı, Erzen havalisine yayıldılar. Bunun üzerine Türkler’i bertaraf etmek için harekete geçen Gürcü prensi Liparites, 50.000 kişilik ordusuyla Pasinler (Hasankale) yakınlarında esas Bizans ordusu ile birleşti. 18 Eylül 1048 Cumartesi günü meydana gelen şiddetli savaşta Türk ordusu bir defa daha galip geldi.

Selçuklu Devleti ve Bizans İmparatorluğu arasındaki ilk diplomatik ilişkinin bu olaydan sonra kurulduğu tahmin edilmektedir.

Devletin kuruluşu ve genişlemesinde çok büyük hizmetleri olan ve ileri harekâtı ile daima Tuğrul Bey’in önünü açan kardeşi İbrahim Yinal da kendisine, Çağrı Bey ve Musa Yabgu gibi müstakil bir hâkimiyet alanı kurmak istiyordu. Tuğrul Bey, İbrahim Yinal’ın isyanı sebebiyle, Bizans meselesini askıya alarak onun üzerine yürümek zorunda kaldı. Tuğrul Bey kardeşinden, Hemedân ve elinde tuttuğu diğer kaleleri geri aldığı gibi, kendisini de Sarmâc kalesinde kuşatıp ele geçirdi.

Tuğrul Bey, İbrahim Yinal’ı affedip pek çok ikta teklif etti ise de, İbrahim Yinal sultanın hizmetinde kalmayı tercih etti.

Tuğrul Bey’in Anadolu Seferi

Tuğrul Bey’in meşgul olduğu bu kısa arada Bizans imparatoru Şeddâdî topraklarına saldırdı. Bu arada bir yılı aşkın süredir Gence’yi kuşatmakta olan Kutalmış ise Bizans atağı karşısında çekilmek zorunda kalmış; bununla birlikte 1053 yılında Kars’ı alıp yağmalamıştı.

Tuğrul Bey bu olaylar üzerine, Anadolu’ya bizzat sefer etmeye karar verdi. 1054 yılı başında büyük bir orduyla yola çıkan Tuğrul Bey, önce Azerbaycân’da Revvâdî emiri Vehsudan ile Şeddâdî emiri Ebû’l-Esvâr’ı kendisine tâbi kılarak arkasını emniyete aldı. Sonra Doğu Anadolu bölgesine giren Sultan, Van Gölü civarındaki Bargiri (Muradiye) ve Erciş kalelerini fethetti. Buradan Malazgirt’e gelen Tuğrul Bey’in, üç kola ayırdığı ordusunun bir kısmı Canik’ten Kafkaslar’a, Tercan’dan Oltu’ya kadar olan bölgeyi yağmaladı. Bayburt’a kadar ulaşan diğer bir kol, ücretli Frank askerler tarafından püskürtüldüğü için daha ileri gidemedi. Selçuklu ordusunun üçüncü kısmı ise, Vanand (Kars)’da Ermeni Gagik’in ordusuyla iki tarafın da ağır kayıplar verdiği bir savaşa girdi. Tuğrul Bey bunun üzerine ordusunu toplayıp Malazgirt’e döndü ve kaleyi muhasara etti ancak alamadı.

Abbasi Halifeliği ile İlişkiler

Selçuklu ileri gelenleri Dandânakân’da devletlerini kurduklarında da Abbâsî halifesi el- Kâim Biemrillah’a elçiler göndererek saltanatlarının onaylanmasını istemişlerdi. Halife bu istekleri olumlu karşılamış; fakat Tuğrul Bey’e Türkmenler’in İran, Kirman, Irak, el-Cezire ve Azerbaycân’a yayılıp İslâm ülkelerini istilâ etmelerinden duyduğu rahatsızlığı da iletmişti. Selçuklular’ın bu ilerleyişi sırasında küçük mahallî hânedanlar dışında, bölgedeki en önemli muhatabı Büveyhoğulları idi. Büveyhoğulları, 1044 yılında Ebû Kâlicâr’ın idaresi altında birleştiler. Ancak aynı tarihlerde Selçuklular da Kirman, Orta ve Batı İran’da Büveyhoğulları’nın topraklarına girmiş bulunuyorlardı. Ebû Kâlicâr savaşmaktansa Tuğrul Bey’e tâbi olmayı seçti. Bu arada Abbâsî halifesi, Tuğrul Bey’e elçi olarak göndererek iyi idare ile ilgili bazı tavsiyelerin yanı sıra, Büveyhoğulları’nın topraklarına girmemesi ricasında da bulunuyordu. Ebû Kâlicâr 1048’de ölünce yerine oğlu Melikü’r-Rahîm Hüsrev Firûz geçti. Fakat Büveyhî emirinin giderek artan baskısı, Bağdad’daki Türk askerleri komutanı Arslan Besâsirî’ nin tahrikleri ile şehirde meydana gelen şiî-sünnî çatışması ve gerginlik had safhaya çıktı. Halife bunun üzerine, Tuğrul Bey’i Bağdad’a davet etti. Fakat Sultan, 1045’den 1052 yılına kadar aralıklarla dört defa tekrarlan bu çağrıya, zamanlama kendi açısından uygun olmadığı için hemen karşılık vermedi.

Tuğrul Bey’in Birinci Bağdad Seferi

Tuğrul Bey nihayet Anadolu seferinden sonra (1054), Halife’ye bir elçi göndererek;

  1. Hacca gitmek,
  2. Peygambere hizmetle şereflenmek,
  3. Hac yollarını eşkıyalardan temizlemek,
  4. Suriye ve Mısır kaçkınları (Fatimîler) ile savaşmak

üzere Bağdad’a geleceğini bildirdi.

Nahrevan’da Halifenin veziri tarafından karşılanan Tuğrul Bey, 19 Aralık 1055 tarihinde Bağdad’a geldi. Halifenin tavsiyesine uyan Büveyhî emiri Melikü’r-Rahim de itaâtini bildirdi ve askerlerini Bağdad dışına çekerek sultanın güvenini kazanmaya çalıştı. Büyük merasimle karşılanan Tuğrul Bey, Büveyhîler’in idare merkezi olan darü’l-memlekeye yerleşti. Selçuklu askerleri ise Bağdad dışında kurulan karargâhta bulunuyorlardı. Ancak ertesi gün alışveriş için şehre giren Selçuklu askerlerinin saldırıya uğraması büyük bir çatışmaya dönüştü. Bu duruma çok kızan Tuğrul Bey, karışıklıkları bastırdıktan sonra, Halife’den olayın sorumlusu olarak gördüğü Melikü’r- Rahim’i kendisine göndermesini istedi. Sultan onu yakalatıp hapse atarak hem onların 110 yıllık Bağdad hâkimiyetine; hem de Büveyhoğulları’na son verdi.

Tuğrul Bey’in Birinci Bağdad seferinden sonra, Abbâsî Halifeliği Büveyhoğulları’nın baskısından kurtulmuş oldu. Bununla birlikte, onların yerini Selçuklular’ın aldığı açıklıkla görülmektedir. Aslında Halife, Tuğrul Bey’i varlık sebebi olan siyasî ve askerî gücünü yeniden kazanmak umuduyla Bağdad’a çağırmıştı. Ancak bu gücü daha kudretli birisine kaptırdığını gören Kâim Biemrillah hayal kırıklığına uğradı. Nitekim Tuğrul Bey Bağdad’da Selçuklu Devleti’nin herhangi bir vilâyetindeki gibi, adına para kestirirken; Bağdad ve çevresinde halifeye ait olan topraklar doğrudan Selçuklu idaresine girmiş bulunuyordu.

İslâm devlet anlayışına göre, tüm müslümanların emiri olan halifenin, başka özelliklerin yanı sıra Kureyş soyundan gelmesi şartı vardı. İslâm dünyasına henüz giren Selçuklular, bu hükmün müslümanları devlet başkanının meşruiyeti konusunda bağladığının bilinciyle kuruma resmen dokunmadılar.

Ancak Tuğrul Bey’in gelişi üzerine Bağdad’dan kaçan Türk kuvvetleri komutanı Arslan Besâsirî, Fatımî halifesi ile bölgedeki bir kısım şiî arap emirlerin desteğini alarak Selçuklular’a karşı mücadeleye başladı. Tuğrul Bey bunun üzerine Kutalmış ile Musul emiri Kureyş’i ona karşı sefere gönderdi. Ancak Sincar yakınlarında meydana gelen savaşta ağır kayıplar veren Kutalmış yenilip çekilirken; yaralanan Kureyş, Besâsirî’nin ordusuna katıldı (1057 başı). Sincar halkı mağlup olan Selçuklu askerlerine türlü işkenceler ettiler.

Tuğrul Bey bu durumda bizzat sefere çıkmak zorunda kaldı. Yakutî ve Hezaresb’i de yanına alarak Besâsirî’yi takibe koyuldu. Besâsirî, Selçuklu kuvvetleri karşısında tutunamayarak Mısır’a kaçtı. Tuğrul Bey, 1050 yılından beri kendi adına hutbe okuttuğu, sözde itaât arz ettiği hâlde, bu olaylar sırasında şiîler lehine tavır alan Mervanî emirinin üzerine yürüdü. Selçuklu ordusu Meyyâfârikîn (Silvan)’e gelince, Amid (Diyarbakır)’a çekilen Nasruddevle pek çok hediye ve para gönderip af diledi. Onun teklifini kabul eden Sultan, yoluna devamla Sincar’a geldi. Sincar ahalisi surlardan Selçuklu ordusuna geçen sene öldürüp sakladıkları Oğuzlar’ın kesilmiş kafalarını atarak tahrike devam ettiler. Bunun üzerine Selçuklu ordusu Sincar’ı hücumla aldı. Şehrin emiri ile bu işkencelere karışanlar şiddetle cezalandırıldı. İbrahim Yinal, Musul valiliğine atandı (Ocak 1058).

Sultan Tuğrul Bey Musul seferinden Bağdad’a dönüşünde muhteşem bir törenle karşılandı. Halife, Tuğrul Bey’e bu parlak karşılama töreninde “Doğu’nun ve Batı’nın hükümdarı ” , “Dinin direği ” ve “Halife’nin ortağı” gibi unvanlar vermenin yanında taç giydirip, altın kılıç kuşatmak suretiyle de onurlandırıldı.

İkinci Bağdad Seferi

Ancak çok geçmeden İbrahim Yinal isyan düşüncesiyle, Cibâl’e gitmek üzere Musul’dan ayrıldı. Bunu fırsat bilen Arslan Besâsirî ve Kureyş, Musul’u kuşattılar. Şehri dört ay kadar savunan Erdem ve Aytekin, sonunda yiyecek kıtlığı sebebiyle Musul’u terk etmek zorunda kaldılar. Tuğrul Bey yeniden Musul seferine çıktı. Kureyş ve Besâsirî karşı koyamayacaklarını anlayıp şehri tahrip ederek kaçtılar. Sultan onları takip ederken, kardeşi İbrahim Yinal’ın bir kere daha isyan etmiş olduğu haberi geldi. Fatımî halifesinin, Hemedan’ı ele geçiren bu Selçuklu şehzâdesine daha Musul’da bulunduğu sırada, saltanatını onaylamayı vaat ettiği kaydedilmektedir.

Böylece Selçuklu kuvvetleri düşmanlarının plânlarına göre bölünmüş oldu. Tuğrul Bey’in İbrahim Yinal’ın arkasından gitmesi, Besâsirî ve Kureyş’e Bağdad’ı istilâ etmek imkânı verdi (28 Aralık 1058). Beyaz şiî bayrakları ile şehre girip, Fatımî halifesi adına para bastırıp hutbe okuttular. Selçuklu Devleti’nin Bağdad valisi öldürüldü. Bu durum Irak’ta Selçuklu idaresinin çöktüğü anlamına geliyordu. Hatta Halife el-Kâim Biemrillah esir alındı. Kureyş onu bir yıllık esareti süresince el-Hadisâ’da gözetim altında tuttu.

Tuğrul Bey, büyük sıkıntılara sebep olan İbrahim Yinal isyanını bastırdıktan sonra, ikinci Bağdad seferi için yola çıktı. Daha yolda iken Kureyş’e bir mektup göndererek Halife’nin serbest bırakılmasını, halifenin eşi Hatice Arslan Hatun’u da kendisine göndermesini istedi. El-Kaim Biemrillah, Kureyş tarafından serbest bırakılınca karşılığında Besâsirî’nin karısı ve çocukları salıverildi. Sultan’ın yaklaşmakta olduğu haberi üzerine Besâsirî hemen Bağdad’dan çekildi. Tuğrul Bey, Halifeyi Nahrevan’da karşıladıktan sonra, Ocak 1060’da birlikte Bağdad’a girdiler. Tuğrul Bey’in büyük saygı gösterileri arasında yeniden tahtına oturttuğu Halife ise, ona kendi kılıcını kuşandırarak minnettarlığını bildirdi. Sultan, Bağdad’daki karışıklıkları bastırdıktan sonra büyük komutanlar idaresindeki muazzam bir ordu ile Basâsirî’yi yakalamak için sefere çıktı. Suriye’ye kaçacağı sırada yakalandı. Kendisi ve pek çok askeri öldürüldü.

Tuğrul Bey’in Halife’nin Kızı ile Evlenmesi

Tuğrul Bey Harizm’i fethettiklerinde, Harizmşâh’ın dul karısı Altuncân Hatun ile evlenmişti. Bağdad seferi sırasında da Sultan’ın yanında bulunan bu Hatun, ölümünden önce, Sultan’a “Dünya ve âhiret şerefine nail olması için” Halife’nin kızı ile evlenmesini vasiyet etmişti.

Tuğrul Bey, muhtemelen daha önceden kararlaştırmış olduğu üzere, Rey kadısını Halife’ye elçi olarak gönderip kızıyla evlenmek istediğini bildirdi. Fakat Abbâsoğulları kızlarının yabancılarla evlendirilmesi âdeti olmadığı gerekçesiyle teklif reddedildi. Tuğrul Bey, fiilî hâkimiyetinin doğal sonucu olarak gördüğü bu evliliğe razı gelmeyen halifenin ve adamlarının tüm iktalarına ve tahsisâtlarına el koydurdu. Nihayet iki yıldan fazla süren bu gerginlik, halifenin çaresiz Tuğrul Bey’e boyun eğmesi ile sona erdi. Nikâhı daha önce vekiller aracılığı ile Tebriz’de kıyılmış olan Sultan, 1063 yılı başında düğün için Bağdad’a hareket etti. 18 Şubat’ta başlayıp bir hafta süren muhteşem bir Türk düğünü olmuştur. Gelini alıp Rey’e dönen Tuğrul Bey, bu evlilik yoluyla halifelik kurumu üzerinde, el-Kâim Biemrillah’ın kabullenmekte güçlük çektiği statüsünü pekiştirmiş oldu.

Şehzade İsyanları

Çok meşakkatli bir kuruluş serüveni yaşamış olan Selçuklu ailesi, Dandânakân’dan sonra toplanan kurultayda bunun değerinin farkında olarak aralarındaki dayanışmayı bozmamak üzere sözleşmişlerdi. Ancak aynı kurultayda ortaya konulan yapılanma modeli o dün değilse bile daha sonra emsal gösterilerek yeni mücadelelere kapı aralayacak bir uygulamaydı. Türk Tarihi’nde daha önce örneği olmayan bir şekilde, Çağrı Bey ile Musa Yabgu’ya bugün kesin olarak bilmediğimiz sebeplerden ötürü tanınan hükümranlık hakkı bir ölçüde bu tür çatışmalara zemin hazırlamıştır.

İbrahim Yinal’ın İsyanları

İbrahim Yinal ilk kurultayda başka bazı hanedan mensupları ile birlikte, fetihlerin genişletilmesi göreviyle Tuğrul Bey’in maiyetinde yer almıştı. Bu çerçevede devletin ilk iki başşehri Nişabur ve Rey dâhil olmak üzere, Irak-ı Acem (Cibâl) bölgesi İbrahim Yinal tarafından fethedilmişti. Ancak Tuğrul Bey bu fetihlerden sonra bu toprakları ona bırakmamıştı. İbrahim Yinal bu uygulamadan duyduğu rahatsızlığı, Pasinler (Hasankale) Zaferi dönüşünde açıkça ortaya koydu. Sultan’ın bu büyük zafer için şükran ifadesi olarak kendisine vermek istediği 400.000 dinarı kabul etmeyerek, fetih hakkı olarak toprak istedi. Hemedan ve Cibâl’in diğer şehirlerini hâkimiyetine alma isteği, şüphesiz Tuğrul Bey’in hedefleri ile çatışmakta idi. İbrahim Yinal’in bu şehirleri teslim etmesi yolundaki talebi reddetmesi onu Sultan ile karşı karşıya getirdi. Hemedan önünde meydana gelen savaşta İbrahim Yinal ağabeyisine yenildi (1050). Tuğrul Bey devletin kuruluşunda büyük hizmetleri olan kardeşini affetmekte tereddüt etmedi.

Daha sonra kardeşi Ertaş’ın oğulları Ahmed ile Muhammed’in de desteğini alan İbrahim Yinal, Tuğrul Bey’i Hemedan yakınında yenilgiye uğrattı. İç kaleye çekilen ve dört ay kadar süren muhasara boyunca çok kritik günler geçiren Sultan, Bağdad’a eşi Altuncân Hatun ve veziri Amidülmülk Kündürî’ye ve Çağrı Bey’in oğullarına acil yardım çağrısında bulundu. Başta Hatun ve Çağrı Bey’in oğulları Kavurt, Alp Arslan ve Alp Sungur Yakutî’nin yetişmesi üzerine İbrahim Yinal kuşatmayı kaldırıp savaşarak çekilmek zorunda kaldı. Nihayet Rey şehri önlerinde meydana gelen son savaşı kaybetti ve Alp Arslan tarafından yakalandı. İbrahim Yinal, bir yandan Tuğrul Bey ve saltanatı için arz ettiği ciddi tehlike ve Selçuklular’ın takip ettiği sünnî siyasetin tersine Fatımîler’le işbirliğine girişmesi sebebiyle bu defa affedilmeyip bertaraf edildi. İki yeğeni ile birlikte yay kirişi ile boğdurulmak suretiyle öldürüldü (23 Temmuz 1059).

Kutalmış’ın İsyanı

Kutalmış, Selçuk Bey’in Arslan Yabgu’dan olan torunudur. Kutalmış’ın da, kardeşi Resul Tegin’in de 1058 yılı sonunda isyan eden İbrahim Yinal ile işbirliği hâlinde oldukları anlaşılmaktadır. Nitekim Çağrı Bey’in oğulları dışındaki hanedân üyelerinin bir şekilde memnuniyetsizler tarafında yer aldıkları ve zaman içerisinde etkisiz hâle getirildikleri görülecektir. İbrahim Yinal’ın öldürülmesinden sonra da kardeşiyle birlikte mücadeleye devam eden Kutalmış, yenilince (Mayıs 1061) Cibâl’de Girdkûh kalesine sığındı. Kutalmış bu sırada halifenin kızıyla evlenme meselesiyle meşgûl olan Tuğrul Bey’in Humartekin komutasında gönderdiği kuvvetleri bozguna uğrattı. Bunun üzerine meseleyi halletmek görevi vezir Amidülmülk Kündürî’ye verildi. İki yıla yakın bir süre kuşatma altında kalan ama teslim de olmayan Kutalmış, sonunda anlaşma istemeye mecbur kaldı (Haziran 1063). Ancak Tuğrul Bey’in ölüm haberi gelince vezir aceleyle Rey’e döndü. Kutalmış bunun üzerine Tuğrul Bey’in yerine tahta geçmek amacıyla mücadeleye devam etti.

Diğer Olaylar

Tuğrul Bey, uğrunda yıllarını harcadığı Halife’nin kızı Seyyide Hatun ile evlendikten sonra, onu Bağdad’dan götürmeyeceğine dair söz vermiş olmasına rağmen, gelini de alarak başkenti Rey’e döndü. Rey’e dönünce, son yıllardaki sürekli yorgunluk ve sıkıntıların da etkisiyle yeniden hastalandı. Sürekli burnu kanayan Sultan, havasının iyi geleceği düşüncesiyle Rey’e bağlı bir köye götürüldü. Ancak ağırlaşınca taht-ı revanla, Rey dışındaki yazlık saraya nakledildi ve 4 Eylül 1063 Cuma günü 70 yaşında iken vefat etti. Hastalığı ağırlaşınca, Çağrı Bey ölümünden sonra evlendiği onun dul hanımından olan yeğeni ve üvey oğlu Süleyman’ı veliaht tayin etti. Geçici olarak saraya defnedilen Tuğrul Bey, Alp Arslan tarafından Rey’de Künbed-i Tuğrul’a nakledildi.

Tuğrul Bey, gerçekten de milletini bir boy teşkilâtından, belki dedesi Selçuk Bey’in de hayali olan bir imparatorluğa yükseltti.

“Kendime bir saray yapar da yanına Allah’ın evini inşa etmezsem utanırım” diyecek kadar dindar bir insan olan Tuğrul Bey, âlimlere de büyük saygı gösterirdi. 23 yıl süren yorucu saltanatı boyunca Bağdad’da Tuğrul Beg Şehri, başka şehirlerde cami, medrese, saray gibi pek çok eser de inşa etmiştir.