Ünite 5: Toplumsallaşma

İnsan toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle insanlar, tarih boyunca her zaman bir toplum/topluluk içinde yaşamışlardır. Bir arada yaşama, doğal olarak, bazı zorunlulukların yerine getirilmesini gerekli kılmıştır. Bu zorunlulukların başında, birbirleriyle etkileşim kurmaları gelmektedir. Bu durum birtakım ortak değerlerin oluşmasını sağlamıştır. Bu da, zamanla her toplumun kendine özgü bir hayat anlayışı ve yasam tarzının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Toplumbilimci Bohanan’ a, göre toplumun temel görünümü biyolojik anlamdaki “insan” ve “insanlar” değil, daha karmaşık bir yapı olan “toplumsal davranış”tır. Bohanan, toplumun başlangıcı için temel olarak, en az iki kişi arasındaki bekleyişler, yani ortak kültür, ortak bilgi gerektiğini belirtir. İnsanın biyolojik varlık olmaktan çıkıp, toplumun bir üyesi olması, ancak toplumda ondan önce var olan kuralları öğrenmesi, değer ve inançları benimsemesi, onaylaması ve bunlara uygun olarak kendisine verilen rolleri oynaması, gerçekleştirmesi ile mümkün olur. Bireyin, içinde yer aldığı toplumun bir üyesi olabilmesi için geçirdiği asamalar ise «toplumsallaşma» denilen süreç ile gerçekleşir. Bu süreç ile birey, kişilik kazanır. Belli bir toplumda yasamasına imkan veren tutum ve davranışlar kazanır. Bu süreç bireyin, doğumu ile başlar ve yaşamının sona ermesi ile biter.

Toplumsallaşma Kuramları

Toplumsallaşma son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. Ortaya atılan kuramlar ile bu karmaşık yapı açıklanmaya çalışılmıştır. İnsan tam yetişmiş olarak dünyaya gelse toplumsallaşmanın son derece basit bir yapısı olurdu. İnsan bebek olarak doğar, yeni şeyler öğrenerek büyür, gelişir, yaşlanır. İnsan her yeni günde yaşanmışlıklardan dolayı bir önceki günden farklıdır. İnsanın varoluşu ile toplumsallaşma olgusu ortaya çıkmıştır. Bu olgunun yoğun olarak gündeme gelmesi bir asırlık bir geçmişe sahiptir. Özellikle, psikoloji, sosyoloji, sosyal psikoloji, antropoloji gibi bilim dallarındaki gelişmeler, «toplumsallaşma» olgusunun yakından ele alınmasına neden olmuştur. Toplumsallaşma olgusunda toplumbilim ve ruhbilim iki temel disiplin olarak ele alınmıştır. Bu nedenle yapılan kuramsal çalışmalar da öncelikle bu iki disiplin ağırlıklı olmuştur. Konu bu yönden ele alındığında, ilgili kuramsal görüşler makro ve mikro düzeylerde incelenmiştir. Konunun makro düzeyi, bireyin toplumla bütünleşmesi, toplum içindeki rolü; kültür, kişilik ilişkisi; konunun mikro düzeyi ise, ahlâk gelişmesi ya da ahlâk toplumsallaşmasıdır. Bu iki bakış açısından ilki «dıştan bakmak», ikincisi ise «içten bakmak» seklinde kabul edilebilir. Buna göre toplumsal kuramları ana baslıklar halinde şu şekilde incelemek mümkündür.

  1. Psikanalitik kuram: Toplumsallaşmanın tanımlanması, süreci konusunda ortaya atılan ve etkisi uzun süren ilk kuramdır. Bu kuramın öncüleri ve savunucuları Freud, Piaget ve Kohlberg’dir.
  2. Kültürleşme kuramı: Bu kuram insanbilimciler tarafından toplumdaki kültürün bir sonraki kültüre aktarılması olarak tanımlanır.
  3. Öğrenme kuramı: İnsan bilimciler tarafından “öğrenme ve davranış kuramı” olarak tanımlanır. Bu kurama göre, toplumsallaşma, sürdürülen düzenlerin bir etkisi ve ileride, olması istenen düzenlerin ise bir nedenidir.

Toplumsallaşma Kavramı

Toplumsallaşma sözcüğü Latincede ‘socius’ ve ‘societas’ sözcüklerinden girmiş ve günümüzde sosyal anlamında kullanılmaktadır. Toplumsallaşma bireyin içinde yer aldığı grubun normlarını, değerlerini, tutumlarını ve karakteristik dilini algılaması öğrenmesine dönük etkileşim sürecidir.

Toplumsallaşma

Bireyin diğer bireylerle etkileşimi sonucu ortaya çıkar. toplumsallaşma bireyin içinde yasadığı toplumun “yasama”, “duyma” ve “düşünme” biçimlerini öğrenmesi ve içselleştirmesi süreci olarak algılanabilir. Ailede başlar bebek ilk önce aile bireylerini görür. Aile onu toplum içine çıkmaya hazırlar. Okul arkadaş grupları kitlesel iletişim araçları toplumsallaşmayı içselleştirir ve toplumsallaşma süreklilik kazanır. Toplumsallaşmayı bireyin içinde bulunduğu toplumun bir bireyi haline gelmesi olarak görebiliriz. Toplumsallaşma bireyin doğumuyla başlar ölümüne kadar devam eder. Bu süre içinde toplum içindeki olgular sürekli değişmektedir. Bu nedenle bireyler bilgilerini, değerlerini, alışkanlıklarını, tutum ve davranışlarını toplumun değişen olgularına uygun olarak sürekli değiştirmelidirler. Bir toplumda değişen kurallara ayak uydurabilen bireylerin sayısının çokluğu o toplumun gelişmişlik düzeyini gösterir. Bireyin değişen kurallara göre kendisini yenilemesi yeniden toplumsallaşma olarak adlanır. Yeniden toplumsallaşma sürecinde, birey ile ilgili olarak, aşağıda belirtilen özellikleri sıralamak mümkündür.

  • Birey biyolojik bir varlık olmaktan çıkar ve toplumsallaşır.
  • Topluma uyum sağlar ve temel davranışları benimser.
  • Toplumla yaşadığı süreçte kişilik kazanır.
  • Aynı ortamda bulunan bireyler benzer özellikler gösterebilir, bu bireylerin kendine özgü özelliklerini ortadan kaldırmaz ama baskılanabilir. Birey kendine özgü kişisel özelliklerini toplumsal kurallar izin verdiği ölçüde gösterebilir.
  • Toplumsallaşmada birey ve toplum arasında çift yönlü etkileşim vardır. Toplumsallaşma, kültürün kuşaklar arasında aktarılmasını sağlar.

Toplumsallaşma Süreci ve Yetişkinin Toplumsallaşması

Toplumsallaşma bir süreçtir ve toplumu oluşturan, toplumsal kurumlar olan aile, okul, yönetsel birimler, dernekler, akran grupları, arkadaşlar, komsular vb. gibi çeşitli sosyal gruplar kanalı ile gerçekleşmektedir . Bu süreçte bireyin toplumsallaşmasını etkileyen önemli faktörleri “birincil” ve “ikincil” kümeler olarak gruplayabiliriz.

Yetişkinin Toplumsallaşmasında Etkili Olan Birincil Kümeler

Bu kümeler, bireyin toplumsal niteliğini ve amaçlarını biçimlendirmede önemli oldukları için birincil kümedirler. Birincil kümelerde kişiler arasında ruhsal , içten ilişkiler vardır. Bu kümenin en önemli özellikleri, küme içerisindeki ilişkilerin yüzyüze, sık ve sürekli olmasıdır. Birincil kümelerde toplumsallaşma süreci içinde kişi için en etkili olan dönem çocukluk dönemidir. Yetişkinin toplumsallaşmasında birincil kümenin etkisi azalır. Yetişkinin Toplumsallaşmasında Etkili Olan Birincil Kümeler :

  • Aile
  • Okul
  • Arkadaş-Akran kümesi

Aile

Birincil kümedeki en önemli toplumsallaşma etmenidir. Toplumdaki değişmelerden etkilenmeyen en önemli birincil küme birimidir. Çünkü birey aile ortamında dünyaya gelir ve büyüyüp gelişerek toplum içine çıkmaya hazırlanır. İlk deneyimleri ailede kazanır. Anne ve babanın vermiş olduğu eğitimle yaşadığı toplumun bir bireyi haline gelir. Yetişkin bireyde ailenin toplumsallaşma sürecindeki yeri ve önemi ortadan kalkmaz. Ancak çocuk bireye göre bu süreç oldukça azalır. Yetişkin birey için toplumsal beklentilerin, rollerini daha çok karşılayacağı beklentisinin öne çıktığı ikincil kümeler önem kazanmıştır.

Okul

Çocuğun toplumsallaşmasında çok önemli yeri vardır. Ana okulundan itibaren başlar. İlk, orta ve yüksek öğrenim boyunca devam eder. Birey toplumsal kuralları eğitim yoluyla öğrenir. Böylece birey toplumdaki rol beklentilerine uygun bir kişilik, bilgi ve davranış kazanır. Eğitimin amacı, toplumsal birikimi kuşaktan kuşağa aktarmaktır. Yetişkinlikte okulun önemi azalır. Toplumsallaşma etmeni olan okul, bu sürece katkısını her zaman ve her yerde aynı işlevde yerine getiremez. Özellikle kırsal kesimde, okulların bu özellik bakımından yeterli olduğunu söylemek oldukça zordur.

Arkadaş-Akran Kümesi

Aile ve okul etmeninden sonra, arkadaş-akran kümesi, bireyin yaşamının hemen her aşamasında önemli ve etkili bir toplumsallaşma sürecidir. Arkadaş-akran kümesi özellikle çocukluk çağında oyun kümeleri olarak , arkadaş-akran kümelerinin yetişkin birey üzerinde hala etkisi olmakla birlikte oldukça azalmıştır. Yetişkin birey, arkadaş- akran kümesinin seçiminde, kendi kişiliğini ölçü alarak kümeyi belirler. Ergenlik döneminde yani kişilik gelişmesi çağında öncelikli olan bir birincil kümedir. Arkadaş-akran kümesinin önemi, aile içindeki toplumsallaşma başarısız olduğunda ya da zayıf kaldığında artar. Aile toplum yaşamında çok önemlidir ve ailenin zayıfladığı dönemlerde Arkadaş-akran kümesi bireyi yanlış yönlendirip çok tehlikeli boyutlara taşıyabilir.

Yetişkinin Toplumsallaşmasında Etkili Olan İkincil Kümeler

İnsan ilişkilerinde birincil kümelerin yakın sıcak ilişkilerinden uzaklaşıldıkça, ilişkilerin daha az kişisel ve daha az duygusal olduğu kümelere yaklaşılır. Bunlara ikincil gruplar denir. Cooley ve arkadaşları, ikincil kümeleri , kültürel unsurlar tarafından düzenlenip düzenlenmemesine göre şu şekilde sınıflandırmaktadır.

  • Statü grupları; sosyal sınıflar gibi.
  • Milliyet grupları; ulus veya millet gibi
  • İkamet grupları; topluluklar ve bölgesel gruplar, gibi gruplardır.
  • İlgi ve amaç grupları; kamusal ve kurumsal gruplar, dernekler, şirketler gibi.

Kültür tarafından düzenlenmeyen gruplar ise:

  • Biyolojik gruplar; yas grupları, cinsiyet, ırk gibi
  • Tesadüfî gruplar; kalabalıklar, toplantılar, dinleyici grupları gibi gruplardır.

İkincil kümelere dernekler, meslek grupları, kitle iletişim araçları, sendikalar, siyasi partiler, fabrikalar ve resmi kamplar dahil edilebilir. Burada ilişkiler birincil kümelere göre daha yüzeyseldir.

  • İkincil kümelerin en önemli özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
  • İkincil kümelerde çoğunlukla yüz yüze ilişkiler bulunmaz İkincil kümelerde ilişkiler daha seyrek ve daha az sürelidir.
  • İkincil kümelerde bireyin küme ile olan ilişkisi işlerin yürütülmesi için bir araçtır.
  • İkincil kümelerde birincil kümelerin aksine, sayısal olarak çokluk söz konusudur.

İkincil kümeler kişisel olmayan geniş kümelerdir. Birincil kümelere göre daha yenidir. Özellikle çağdaş kent toplumlarda yaygınlaşmaktadır. Kamuda ve özel sektörde geçimini sağlamak için çalışan kişiler, siyasal ve toplumsal eğilimlerine uygun derneklerle ve örgütlerle ilişkide bulunurlar. Kırsal kesimlerde ikincil küme daha azdır.

Yetişkinin Toplumsallaşmasında kitle iletişim araçlarının yeri.

Toplumsallaşma sürecinde kitle iletişim araçları önemlidir. Burada ilişkiler yüz yüze değil değişik biçimde ve tek yönlüdür. Bireyin bu araçlarla bağlantı kurması ve bağlantıyı kesmesi bireye bağlıdır. İkincil kümeler kitle iletişim araçlarını etkin bir toplumsallaşma sağlamak için “araç” olarak kullanırlar. Kitle iletişim araçlarının toplumsal önemi bu ortam içinde meydana çıkmaktadır.

Toplumsal İlişkiler Toplumsal ilişkiler kişilerin sosyal yolları gereği kişiler arasındaki iletişim ve etkileşim sonucunda oluşur. Örnek verilecek olursa arkadaşlık, karı-koca, komşuluk, öğretmen-öğrenci satıcı-alıcı, amir-memur sayılabilir. Toplumsal ilişkilerin sahip olduğu özellikler şu şekilde sıralanabilir:

  • Toplumsal ilişkiler bireylerin bir arada yaşamalarından doğar.
  • Toplumsal ilişkilerin gerçekleşebilmesi için en az iki kişi gereklidir.
  • Toplumsal ilişkilerde çoğu kez birbirine zıt iki ilişki aynı anda yaşanır. Yani bir başka anlatımla toplumsal ilişkilerde bir ilişki başlar ya da kuvvetlenir iken diğeri biter ya da zayıflar. Sözgelimi; üniversiteyi kazanan bir öğrenci üniversite çevresinde yeni bir toplumsal ilişkiye girerken, orta öğretimdeki ilişkilerinden uzaklaşır.
  • Toplumsal ilişkiyi kuran bireylerin her biri ilişki içerisinde olduğu ya da ilişki kurduğu diğer bireyi ya da bireyleri bilir, onun varlığından haberdardır. • Toplumsal ilişkiyi kuran bireyler arasında karşılıklı çift yönlü bir etkileşim vardır. Zaten bu etkileşim yok ise ya da tek yönlü ise ilişkinin kurulması, kurulsa bile devam etmesi söz konusu olamaz.

Toplumsal ilişkilerin içeriğini ve ölçüsünü büyük oranda toplumun koyduğu normlar belirler. Anlaşmazlık durumlarında öncelikle normlar devreye girer.

Toplumsallaşma Sürecinin Niteliği

İnsanlar tutum ve davranışlara sahip olarak doğmazlar. Tutum ve davranışları sonradan öğrenirler. Tutum ve davranışlar, sonradan öğrenildiği için zaman içerisinde gelişebilir ve değişebilirler. Çocuk, dünyaya geldiği ilk yıllarda canlı ve cansız varlıkları birbirlerinden ayırt edemez. Çevresinde algıladığı nesneleri kendisine haz verme durumuna değerlendirir. Haz aldıkları için olumlu, haz almadıkları ya da acı duydukları için de olumsuz değer biçer. Çocuğun çevresini algılaması toplumsallaşma sürecine ilk adım atması demektir. Bireyin toplumsallaşması için gerekli olduğu öne sürülen üç temel unsur şunlardır:

  1. Süre gelen bir toplumun ve dünyanın olması: Her birey kendine özgü yapısı ve kuralları olan toplum da doğar. Toplumsallaşma başlar gelişir ama hiç bitmez. Toplumsallaşma her ülkeye göre farklılık gösterir.
  2. Kişinin yeterli ve gerekli biyolojik ve kalıtsal özelliklere sahip olması: Önemli kalıtımsal veya genetik bozuklukları olan birey, toplumsallaşma için gerekli yeterliğe sahip değildir. Bu nedenle düzgün bir toplumsallaşma süreci geçiremez.
  3. Kişinin öteki insanlarla doğası gereği birtakım ilişkiler kurma isteği içinde bulunması: Birey, dünyaya gelirken bazı gizil yetenekleri de beraberinde getirir. Birey yaratılışı gereği diğer insanlarla iletişim kurma istek ve eğilimindedir. Öte yandan, sevgi, merhamet, utangaçlık, kıskançlık, acıma, beğenilme gibi birtakım içgüdüsel hisleri de bulunmaktadır.

Bütün bu disiplinler de göz önüne alındığında toplumsallaşmayı, “her bir toplumun kendine özgü değer yargıları ve normlarının gözetiminde bireyin objelere yönelik nasıl tutum geliştirmesi gerektiğinin öğretildiği ve bunun sonucunda da bireyin içerisinde bulunduğu toplumun alışkanlıklarına ve beklentilerine uygun davranışlar göstermesi süreci” olarak tanımlamak mümkün görünmektedir.

Toplumsallaşma Sürecinde Etkili olan Faktörler

Toplumsallaşma sürecinde rol oynayan bir çok faktör vardır. Bunlar, önem bakımından aile, eğitim, okul gibi birincil kümeye ait olanlar, akran grupları, iş, mahalle arkadaşları, sosyal, kültürel ve dînî organizasyonlar, gibi toplumsal çevreye ilişkin organizasyonlar ve kitle iletişim araçları yani medya olarak belirtilebilir. Toplumsallaşma süreci, bireylerin topluma uyum sağlayıp sağlayamaması açısından, başarılı ve başarısız toplumsallaşma olmak üzere sınıflandırılabilmektedir. Birey topluma uyum sağlamış ise başarılı bir toplumsallaşma yaşamıştır. Bireyin toplumsallaşma deneyiminin başarılı bir şekilde gerçekleşmemesi, çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Bu nedenleri şu şekilde maddelemek mümkündür:

  • Toplumsallaştırıcı faktörlerin, kurumsallaşmış değer ve davranışları uygun biçim de anlatamaması veya yanlış olarak öğretmesi.
  • Toplumsallaşma için gerekli uygun şartların bulunmayışı.
  • Belli bir düzeyde öğrenilenin daha ileri bir devrede öğrenilenlerle uyuşmaması.
  • Biyolojik kalıtıma, doğal çevreye, kültüre ve gruba bağlı başka nedenler.
  • Hızlı toplumsal değişim gibi birtakım sosyo- kültürel nedenler.