Ünite 4: Toplumsal ve Tarihsel Boyutu İçinde İletişim

Giriş

İnsanlık tarihinin başlangıç dönemlerine kadar uzanan bir boyutu bulunan iletişim olayı, ancak yakın bir dönemde akademik alanın konusu olarak bilimsel yöntemlerle incelenmeye başlanmıştır. İletişim, özünde taşıdığı kimi değerlerle kendi başına anlamı ve açıklaması olan bir olay değildir. Toplumla olan ilişkisi içinde var olmuş ve günümüzde de yine bu ilişki içinde önem kazanmıştır. Bu yüzden sosyolojik boyutu içinde ele alınmalıdır. Biz iletişimin temel özellikleri ve bu alandaki gelişmelerin, bize tanıtıldığı şekliyle değil, toplumla ve tarihle ilişkisi içinde ele alınarak anlaşılabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden konuyu en temelden toplum yaşamı ile olan ilişkisi içinde tartışarak, günümüz dahil bütün dönemlerdeki gelişmelere karşılık verecek sonuçlara ulaşmayı amaçlıyoruz. Bu ünite büyük oranda İletişim Sosyolojisine Başlangıç (Tüfekçioğlu, 1997) adlı kitabımızdan yararlanılarak hazırlanmıştır.

İletişim Araştırma ve Kuramlarının Üretildiği Tarihsel ve Toplumsal Koşullar

İletişimin bilimsel araştırmaların konusu olması yeni olduğu gibi, bu araştırmalarda daha çok yine, yeni birtakım iletişim araçlarının ele alınması veya bu yeni iletişim araçlarının etkilerine yönelik çalışmalar yapılması, meselenin özünün ve tarihi boyutunun gözardı edilip yeni bir olaymış gibi bize tanıtılmasına da yol açmıştır.

İletişim alanındaki çalışmaların temelinde öncelikle askeri/siyasi kaygılar ın bulunduğu görülmektedir. Askeri/siyasi kaygılarla biçimlenen çalışmalar daha sonra ticari çerçevede yaygınlaşmıştır. Bu alandaki araştırmalara öncülük yapan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki deneysel çalışmaların Ordu Enformasyon ve Eğitim Bölümü Araştırma Birimi’nde hız kazanması (Brown, 1983) da meselenin bu boyutunu bize göstermektedir.

XX. yüzyılın başındaki bazı başka olaylar da geniş kitlelerin kolayca yönlendirilebileceği ve belli sonuçlar alınabileceğini göstermektedir; Bunlar başta Bolşevik İhtilali olmak üzere Almanya ve Macaristan’da yaşanan büyük kitlesel hareketlerdir. Almanya Spartaküs olayını yaşamıştır. Spartaküsler I. Dünya Savaşı boyunca Almanya’da etkinlik gösteren, savaş sonunda öncülük ettikleri başarısız ayaklanma girişimi sırasında dağıtılan devrimci bir topluluktur. Aynı zamanda Macaristan da siyasal karışıklıklar içindedir.

Kitlesel hareketlerin en önemlisi Bolşevik İhtilali ’dir. Bolşevik İhtilali yalnızca ayaklanmayla kalmamış kitlelerin yönlendirilmesiyle belli sonuçların alınabileceğini de göstermiştir. Bolşevik İhtilali, Birinci Dünya Savaşı koşullarının bir ürünüdür. Bolşevik liderler, savaşın en kritik evresinde ayaklanma ile propaganda taktiklerini bütünleştirerek, savaş halinde bulunan Çarlık ordusunun cepheden çekilmesi koşullarını yaratmışlardır. Yani, büyük savaşta Bolşeviklerin cephedeki etkili savaş karşıtı propaganda faaliyeti Çarlığın devrilmesinde ve dünya savaşı dengelerinin değişmesinde önemli rol oynamıştır. Özellikle işçi ve askerlere yönelik propaganda faaliyetleri Bolşeviklerce bir savaş yöntemi olarak tercih edilmiştir.

Bir başka önemli olay Kızılordu deneyidir. Ekim Devrimi’nden kısa süre sonra Troçki tarafından kurulan Kızılordu, işçi ve köylülerin hızlı bir askeri eğitimden geçirilmesiyle meydana getirilmiştir. Bu son derece etkili orduyu yaratan kişinin “Halk Komiseri” sıfatını taşıması, Bolşeviklerin toplumun kitlesel/askeri örgütlenmesine atfettikleri önemi sergilemeye yeterlidir. Troçki, Kızılordu’nun inşasında, deneyim sahibi Çarlık subaylarından yararlanmıştır.

Bolşeviklerin belli ilkelerin yaygınlaştırılması ve rejimin benimsetilmesi çabalarında yararlandıkları kitle iletişim araçlarından biri de sinema dır.

Sinema iki büyük savaş arası dönemde ve özellikle 1945 sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler arasındaki rekabette ideolojik bir aracı rolü üstlenmiştir. Böylece yalnızca toplum içi gelişmeleri değil, toplumlararası gelişmeleri de yönlendirme araçlarında biri olarak görülmüştür.

Stalin, yeni Sovyet tipi insanın yaratılmasında kitle eğitiminin büyük gücünü görmüştür. Bu amaçla tıpkı Nazi Almanyasında olduğu gibi Sovyetler’de de kurulan propaganda okullarında (Amerika’da da -bilimsel amaçlı1937’de Propaganda Analizi Enstitüsü kurulmuştur. Bkz. Severin, Tankard, 1994) yüzbinlerce propagandacı ve kışkırtıcı yetiştirilmiştir. Bunlar, sadece üretkenliği artırmak için fabrikalarda ve tarım işletmelerinde değil, şehir ve köylerde gençlere yönelik kültür ve eğitim kurumlarında, sportif faaliyetlerde olağanüstü bir yaygınlıkta istihdam edilmişlerdir. “Genç komünistlerden meydana gelen ‘gezici ekipler’ ordu içinde dolaşır, köylere gider, buralarda kısa süre kalır, oyun oynar, şarkı söyler, politik konferanslar verirler. Böylece bir çok kanaldan (basın, radyo, tiyatro, sinema, bölge ve fabrika gazeteleri, konferanslar, gösteri toplantıları vs.) ülkenin en uzak köşelerine ulaşan geniş bir ağ kurulur.” (Domenach, 1969).

İletişim alanındaki gelişmelere ivme kazandıran bir başka önemli olay 1929 ekonomik krizi dir. 1929 dünya ekonomik krizi iki büyük savaş arası dönemde yaşanan ve sonuçları itibariyle son derece önemli gelişmelere yolaçan olaylardan biridir. Kriz, Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayarak bütün dünyaya yayılmıştır. Özellikle borsa, bankacılık ve ticaret sektörleri üzerinde sarsıcı etkiler yapan krizin, olağanüstü boyutlara ulaşan kitlesel işsizlik gibi sonuçları da olmuştur.

Keynes’in “krizi aşmak için gerekirse milyonlarca insana çukur açtırıp sonra bu çukurların kapattırılması” şeklinde sloganlaşan görüşleri gereğince Amerika Birleşik Devletleri’nde birtakım kitlesel çalışma kampanyaları yürütülmüştür. 1933’te kurulan ve yedi eyaleti kapsayan muazzam genişlikteki “Ten-nessee Vadisi İdaresi” kampanyasında yürütülen çalışmalar geniş kitlelerin istihdamına yöneliktir.

Bu gelişmelerin getirdiği önemli yeniliklerden biri ise, “kitle toplumu” olgusunun ve anlayışının ilk kez Amerika Birleşik Devletleri önderliğinde gerçekleştirilmeye girişilmiş olmasıdır. Kitle toplumu, kitle kültürü, tüketim ve refah toplumu kavramları 1945 sonrasında kapitalist Amerika’nın tanımlanmasında başvurulan en yaygın ve çekici kavramlar haline gelecektir.

Belirtilmesi gereken bir başka husus iletişim konusunda çalışmaların hız kazandığı dönemde ABD ve Sovletler Birliği’nden oluşan iki karşı cephenin bulunmasıdır. Buna bağlı olarak da mesele önce siyasi propaganda olayı olarak görülmüştür. Sovyetler’in dağılıp karşı cephenin ortadan kalkmasıyla birlikte meselenin propaganda, ikna etme, yönlendirme yönü gözardı edilmiş ve siyasi boyutlarından arındırılmış biçimde bu defa da bilgi edinme ya da bilgi aktarma olayı gibi bize tanıtılmak istenmiştir. 1990’lı yıllarla birlikte Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla artık tek merkezli sistemde bilgi çağı ndan bahsedilmektedir.

Toplum ve İletişim

İletişim son dönemlerin ürünü olmadığı gibi bağlı olduğu toplumsal yasa ve koşulların dışında tek başına, tarihsiz bir biçimde öncesi sonrası yokmuş gibi ele alınamaz. Konunun toplum yaşamına geçiş aşamasına kadar geriye götürülebilme özelliği bulunmaktadır. Buna bağlı olarak, iletişimin toplumsal bir eylem olma özelliği ortaya çıkmaktadır. İletişim, toplum yaşamının başlangıcından günümüze kadar her aşama ve durumda, her koşul ve ilişkide görülen toplumsal bir eylemdir.

Türk Sosyolojisinin Ana Sorunları başlıklı kitabında Baykan Sezer, “toplumun mutlak, önceden verili, otomatik olarak gerçekleşen, doğadan gelen bir örgütlenme biçimi olmadığı” varsayımını temel almaktadır.

İnsanlararası ilişki insan-doğa ilişkisinden daha farklı özellikler gösterecektir. İlişkiye girilen insan, doğa gibi pasif değildir. Bu yüzden ilişkinin sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi, karşılıklı bir iletişimi gerekli kılmaktadır. İşte insanlararası ilişkinin başlamasıyla ortaya çıkan taraflar arasındaki bilgi ve haber alışverişi zorunluluğu iletişimin de doğuşuna yol açacaktır.

İletişimin toplumsal temeli de bu noktaya dayanmaktadır: Toplum yaşamına geçilirken, ilişkilerin, çabaların örgütlenmesi ve belli bir amaca yöneltilmesi ancak çaba sırasında kurulacak iletişimle mümkün olabilecektir.

Eğitim ve okul en önemli kuşaklararası iletişim aracıdır.

Genellikle toplum içi ilişkiler sorunların ve bunlara karşılık geliştirilen çözümlerin kaynağı olarak gösterilmektedir. Marx’ın sınıf çatışması kuramı bunun en somut örneğidir. Marx toplumsal değişmenin, hatta tarihe yön veren temel dinamiğin toplum içindeki sınıflararası ilişki/çatışma olduğunu söylemektedir. Bize göre toplumların karşılaştıkları temel sorunlar ve geliştirdikleri temel çözümler daha geniş ilişkiler düzeyinde aranmalıdır. Toplumlara ve tarihe yön veren bu ilişkiler en geniş düzeyde, toplumlararası, uygarlıklararası düzeyde gerçekleşen ilişkilerdir.

O halde iletişim alanındaki gelişmeleri kullanılan araçlar veya teknik gelişmelerle açıklamak yerine toplumların karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlara uluslararası ilişkilere dayanarak getirdikleri çözümlerde aramak gerekecektir. Belli teknikler belli iletişim sistemi geliştirmiş değildir, aksine her iletişim sistemi ihtiyaç duyduğu kendi tekniğini kuracak, ortaya çıkartacak yahut geliştirecektir.

İletişim olayına esas özelliğini veren, niteliğini kazandıran toplumların ilişkilerinin, yani uluslararası ilişkilerin doğurduğu belli toplum çözümleri olmaktadır.

Kısacası, her toplumun, her kurumlaşmanın, her örgütleniş biçiminin, o örgütleniş biçiminin gerektirdiği, ona uygun, onun ihtiyaçlarına cevap veren bir iletişim sistemi olacaktır. İletişim sistemini belirleyen, doğrudan herhangi bir toplumun yapısı, örgütleniş biçimidir. Bu durumda farklı yapıdaki, farklı örgütleniş biçimine sahip, farklı şekilde organize olan toplumların da iletişim sistemlerinin farklı olması gerekecektir.

Tarihin değişik dönemlerinde toplumlar farklı örgütlenme biçimine sahip olmuşlardır. Her örgütlenme biçimi, o örgütlenme biçiminin gerektirdiği bir iletişim sistemi de kurmuştur. Örnek vermek gerekirse göçebe toplumlarındaki iletişim sistemi ile, Mısır, Hint, Çin gibi yerleşik uygarlıkların iletişim sistemleri farklı özellikler göstermektedir. Tıpkı imparatorluk örgütlenmelerinin iletişim sistemi ile günümüz ulus devlet örgütlenmelerinin iletişim sistemlerinin farklı özellikler göstermesi veya Batı’da Yunan, Roma, Orta Çağ ve sonrasında birbirinden çok farklı iletişim sistemlerinin karşımıza çıkması gibi…