Ünite 1: Toplumsal Eşitsizlik: Kuramsal Kapsam ve Metodolojik Yaklaşım

Giriş

Toplumsal eşitsizliğin önemli bir boyutu gelir eşitsizliği sorunudur. Profesör Joseph Stiglitz’in 2011’de bildirdiğine göre son 25 yıl boyunca ABD’de gelir eşitsizliği istisnasız bir şekilde büyümüş ve derinleşmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Sosyal Adaletin Yeni Bir Evresi adını taşıyan aynı yıla ait raporunda gelir eşitsizliğinin dünya çapında büyük bir sorun olduğu ortadadır: Dünya nüfusunun %80’i dünya zenginliğinin sadece %30’unu paylaşmaktadır.

Gelir ve servet eşitsizliği dışında, yaş, cinsiyet, etnik, ırk, din, mezhep ve inanç farklılıkları da toplumsal eşitsizliğin diğer türleridir.

Toplumsal Eşitsizliğin Sosyolojik Anlamı

İnsanlığın eşitlik doğrultusundaki yöneliminde 18. yüzyılın ikinci yarısındaki Amerikan ve Fransız Devrimleri ve bu devrimlerin yol açtığı siyasal gelişmeler, ayırt edici bir yere sahiptir. Bu devrimler, 16. yüzyıldan beri iktisadi planda gelişen yeni mülk sahibi (burjuva) sınıfın kendisini bir ulus olarak örgütleyerek siyasal iktidarı fethetme hamleleri olarak da nitelenebilir.

1789 Fransız Devrimi ile birlikte “Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik” talepleri tümüyle seküler bir içeriğe bürünmüş, evrenselleşmiş ve nihayet karşı konulamaz bir meşruiyet kazanarak günümüze kadar gelmiştir.

Jean-Jaquese Rousseau’nun Eşitsizlik Eleştirisi

Jean-Jaquese Rousseau ve orijinali 1755’te yayımlanan İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı (1998) adlı eserinde Rousseau iki tür eşitsizlikten söz eder; kendi terimleriyle ilki doğal/fiziki diğeri ise siyasal/ahlakidir. O, insan-insan ilişkisinden kaynaklanan ve insan türüne ait olan eşitsizlikle ilgilidir.

Dönemin toplum sözleşmecisi liberal düşünürleri arasında Rousseau’yu farklılaştıran, onun toplumsal eşitsizliğin doğal olmadığı şeklinde kritik çıkarsamasıdır. İnsanlar arasında güç ve servet farklılaşmasına kaynaklık eden toplumsal eşitsizlik, Rousseau’ya göre, doğa durumundan toplum durumuna geçişinin hem nedeni hem de sonucudur. Özel mülkiyete yaslanan toplumsal eşitsizlik toplumun bizzat kurucu motifidir

Richard Henry Tawney’in Eşitsizliğin Ahlaki Eleştirisi

İktisat tarihçisi Richard Henry Tawney, Fabiancı düşünce akımının temellerini 19. yüzyılda atanlarla, 20. yüzyılın ortalarına doğru “Beveridge Modeli” diye de bilinen sosyal güvenlik sistemiyle İngiltere’de gelişkin bir refah rejimi kuranlar arasında bir tür köprü olmuştur. Tawney iktisadi liberalizmi ahlaki bakımdan eleştirirken siyasi liberalizmi sahiplenmiştir.

Tawney Açgözlüler Toplumu adlı eserinde bırakınızyapsınlar kapitalizmini şu noktalardan eleştirmiştir:

  • Öncelikle bu sistem asalak bir rantiye sınıfını koruyup kollamaktadır.
  • İkinci olarak, baş tacı edilen iktisadi özgürlük kavrayışı asla geniş halk yığınlarına uzanmamakta, kitlelerin aleyhine sonuçlar doğurarak bir avuç kapitalistin lehine işlemektedir.
  • Son olarak da açgözlülük kültürünün yerleşmesi neticesinde inanç sistemi zayıflamaktadır.

Tawney, çağdaş sosyal demokrasinin en temel görüşünü dillendirmekte, kapitalist toplumsal ilişkilerin toplumcu araçlarla pekâlâ^ düzenlenebileceğini ileri sürmektedir. Tawney’in söz ettiği toplumsal uyum, kamu refahı ve ortaklaşa sorumluluk gibi refah devletinin asli bileşenleri, neoliberaller tarafından “bireysel özgürlüklere” aykırı bulunarak şiddetle eleştirilmiştir.

Eşitsizliği Meşrulaştıran Yapısal-İşlevseli Sosyolojik Yaklaşımlar

Toplumsal eşitsizliğin sınıf, statü ve güce göre tanımlanmış neden ve sonuçlarını çalışmak, yakın döneme kadar sosyolojik çalışmaların hep merkezinde yer almıştır. toplumsal eşitsizlik konusu daha üst bir soyutlama düzeyine çekilerek toplumsal farklılaşma kavramsallaştırmasının kapsamı içine alınmış ve “farklılaşmanın bir türü” olarak yeniden tanımlanmıştır.

Geleneksel sosyoloji yaklaşımının toplumsal farklılaşma konusunu nasıl ele aldığı konusunda Blau’nun (1977) geliştirdiği kavramsal çözümleme çerçevesine göre toplumsal farklılaşma dikey ve yatay olmak üzere iki temel aksa sahiptir: yatay farklılaşma çoğulculuk göstergesi iken dikey farklılaşma eşitsizliğe göndermede bulunur. Yatay farklılaşma, toplumun nominal parametreler itibariyle farklı gruplarda yer alıyor olmasını ifade eder, dikey farklılaşma ise derecelendirilmiş parametrelerle dağıtılan toplumsal statülere göndermede bulunur.

Toplumsal tabakalaşmanın yapısalcı-işlevselci kuramı öncelikle mesleki hiyerarşi kuramıdır; mesleklerin ya da toplumsal rol kalıplarının toplumsal sistemin idamesindeki işlevsel katkılarına göre hiyerarşik derecelenmesini verili alır. Bu kuram, ikinci olarak, toplumsal güdülenme kuramıdır; buna göre, işlevi bakımından zorlayıcı toplumsal rollerin üstlenilmesindeki zorunlu özveriyi talep edebilmek için, güdülemeye dönük hatırı sayılır bir ayrıcalık ve ödül sisteminin varlığı rasyonel ve meşrudur.

İşlevselci bakış açısı 1997’de Turner’ın da vurguladığı gibi, işlevsel tabakalaşmayı bütün toplumsal sistemlerin genel bir özelliği olarak ilan ettiği gibi, toplumsal eşitsizliğin de giderilemez bir şey olmakla kalmayıp toplumsal yaşamın sürekliliği açısından fiilen gerekli olduğunu ileri sürmüştür.

Eşitsizliğin Siyaseti

Liberalizmin Eşitlik ve Özgürlük Çelişki

Bir diğer ifadeyle özgürlük, insanın birey doğasının bir karakteristiğidir; toplum ise özgür irade ve egemenlik sahibi bireylerin kendi aralarında tesis ettikleri bir sözleşmeden ibarettir. Buna göre liberal önerme, bireyin ve onun tanımlayıcı karakteristiği olarak özgürlüğün toplumdan önce var olduğu şeklindedir.

İnsanın/bireyin doğuştan/doğasından gelen belirli hakları vardır. Bu haklar, bireyler arası sözleşme ürünü olan politik topluma devredilmiş değildir; aksine, politik toplum bireyin devredilmemiş haklarını garanti altına almakla yükümlüdür; bu yükümlülük politik toplumun/devletin varlık nedenidir.

Devredilemez haklar listesinde doğrudan doğruya bireyin öz-egemenliğini tesis edecek unsurlar yanında bireyin özegemenliği ya da aynı anlama gelecek şekilde özgürlüğü; düşünce, ifade, inanç, mülk edinme ve sözleşme yapabilme haklarını içerir.

Liberalizm bakımından eşitlik ve özgürlük, doğaları gereği farklıdır. Liberal dünya görüşü için eşitlik ideali, birey doğasının bir karakteristiği değil, toplum olmanın bir gerekliliği olarak mevcuttur. Dolayısıyla özgürlükten tümüyle farklı olarak eşitlik ilkesi, yasal müdahalelerle verilen/sağlanan bir düzenlemeyi gerektirir.

Eşitlik ve özgürlük arasındaki çatışmalı ilişkiyi temel alan liberal görüşün sosyolojik bakımdan herhangi bir tutarlılığının ya da geçerliliğinin bulunmadığı söylenebilir. Ancak özgürlük piyasa serbestîsi, eşitlik ise siyasi demokrasinin gereği olan kamusal düzenlemeler ve kimi devlet müdahaleleri şeklinde tanımlanırsa liberal tezin dayanakları ortaya çıkmış olur.

Toplumsal Eşitsizlik ve Yurttaşlık

Modern yurttaşlık kurumunun gerek kendi içinde gerekse de kapitalist piyasa ile çelişkili bir birlikteliğe sahip olduğu tezi, T.H. Marshall’ın 1949’da yurttaşlık tartışmalarına yaptığı temel katkıyı oluşturur.

T.H. Marshall’a göre modern yurttaşlık kurumu; medeni, siyasi ve sosyal hakların bir bileşkesidir ancak bu bileşke, kendi içinde gerilimlidir. Gerilim, yurttaşlık kurumunun siyasal ve sosyal haklar boyutu ile medeni haklar boyutu arasındadır.

Yurttaşlık kurumu, insanlığın toplumsal eşitlik doğrultusundaki en temel yönelimini ifade eder. Kapitalist piyasa ise toplumsal eşitlik ilkesine aykırı bir düzenlemedir.

Neoliberal Meydan Okuma ve Toplumsal Eşitsizlik

Refah rejimi, toplumsal eşitsizliklerle kapitalizm koşullarında mücadele etmeyi hedeflemiş bir kamu politikası ve örgütlenmesidir. Refah rejiminin temel ilkesi piyasadan bağımsızlaşmadır. Buna göre yurttaşlar işgücü piyasasındaki konumlarından bağımsız olarak belli bir yaşam standardına sahip olmak durumundadır. Piyasadan bağımsızlaşma derecesi, sosyal refah uygulamalarının da derecesini verir. Neoliberalizmin felsefi temelleri için Friedrich A. Hayek, siyasi tezleri için Robert Nozick ve iktisat politikaları için ise Milton Friedman referansları oluşturur.

Friedrich A. Hayek’in Toplumsal Eşitsizlik Yaklaşımı

Hayek’e göre piyasa toplumu, dar anlamda iktisadi ilişkiler alanı olarak değil, 16. yüzyıldan bu yana gelişimini sürdüren bir uygarlık olarak görülmelidir. Bireysel özgürlük, bu uygarlığın temelidir. Bu uygarlıkta bireylerin yaşam serüveni, kendi öz değerleri ile gerçekleştirdikleri kendi tercihlerinin bir ürünüdür.

Hayek için toplumsal eşitsizlik, kapitalizme dinamizm kazandıran bir işleve sahiptir; her kim ki toplumda gelir ve servet eşitsizliğini ortadan kaldırmaya yönelir, iktisadi ve toplumsal kalkınmayı, yeniliği (inovasyon) ve girişimciliği zapturapt altına alacağını da bilmek durumundadır.

Robert Nozick’in Toplumsal Eşitsizlik Anlayışı

Nozick’in en temel müdahalesi, toplumsal eşitsizlikle sosyal adalet arasındaki bağı koparmak yönündedir ki bu bağ, toplumsal eşitsizliği sınıfsal sömürü ilişkisi ile değil de bölüşüm ilişkisinin adil olup olmadığı ile açıklayan, başta sosyal demokrasi akımı olmak üzere sosyal refah devletini savunan reformist akımlar bakımından son derece önemli olmuştur.

Milton Friedman’ın Toplumsal Eşitsizlik Yaklaşımı

Neoliberal akımın öncüllerinden parasalcı (monetarist) ekolün kurucu ismi olan Milton Friedman’a (1988) göre refah devleti, yazarın kendi ifadeleri ile ‘gençlerin yaşlıları’, ‘sağlamların hastaları’, ‘çalışanların aylakları’ sırtında taşıdıkları bir sistemdir; üstelik bunu yaparken ne gençlerin ne sağlamların ne de çalışanların özgür iradelerine başvurulması söz konusudur; dolayısıyla refah devleti bireylerin ‘tercih özgürlüğüne’ kapalı bir sistemdir.

Toplumsal Eşitsizlik Çalışmalarında Yeni Eğilimler

Batılı gelişmiş kapitalist ülkelerde 1980’li ve 1990’lı yıllardaki toplumsal eşitsizlik çalışmalarını kıyaslamalı bir tarzda inceleyen Lemel ve Noll (2002), çağdaş toplumsal eşitsizlik çalışmaları konusunda önemli sonuçlara ulaşmaktadır.

Lemel ve Noll’a (2002, s.4-7) göre, toplumsal plandaki köklü değişiklikler eşitsizlik konusundaki geleneksel bakış açısının da değişmesini beraberinde getirmiştir:

  1. Demografik yapıdaki muazzam değişikliktir.
  2. Genel yaşam düzeyinde kaydedilen kayda değer iyileşmeden de söz edilebilir.
  3. Son derece yaygın refah devleti uygulamalarının da vurgulanması gerekir.
  4. Toplumsal eşitsizliklerin yeni bakış açılarıyla çalışılmasına etki eden faktörün hizmet sektörünün sürekli genişliyor olmasıdır.
  5. Eğitim sisteminin yaygınlaşmasına koşut olarak yükseköğrenime katılımda devrimsel bir sıçramanın yaşanmış olmasıdır.
  6. Toplumsal cinsiyet rol ve davranışlardaki kayda değer değişiklikler olmasıdır.
  7. Farklı ırk, etnik ve milletten azımsanmayacak sayıda insanın Batı toplumlarındaki varlığıyla ilgilidir.
  8. Tüketim ve yaşam stilinin kültürel boyutlarının giderek önem kazanıyor olmasıdır.

1980’li ve 1990’lı yılların toplumsal eşitsizlik literatürü konusunda Robert Blackburn’a (1999) göre, bu yılların hâkim literatüründe kültürel özgürlükler taşıdığı ileri sürülen eşitsizlikler ‘farklılık’ olarak ele alınmak suretiyle savunulurken, eşitlik arayışları ise ‘farkı’ ortadan kaldıracak otoriter eğilimler olarak görülmektedir. Böylece sınıf kavramı geri plana itilirken, toplumsal cinsiyet, etnik ve ırk çalışmalarında ise analitik ilgi eşitsizlikten farklılığa kaymıştır.

Eşitlik Yaklaşımlarının Değerlendirilmesi

Liberal bakış açısı için eşitlik sorunu, birey temelinde ele alınması gereken yasalarla düzenlenmiş biçimsel yurttaşlık statüsü sorunudur; bu da en kestirme ifadesi ile yasalar önünde eşit olduğu varsayılan bireylere açık olan fırsatlara erişebilme sorunudur. Bu sorunun ideal çözümü de sözleşme ilişkileri ile işleyen kapitalist piyasa serbestîsidir. Bu koşulların sağlanması durumunda toplumsal eşitsizliklerin varlığı bir sorun olmaktan çıkacaktır; çünkü sorun eşitsizliğin varlığı ile değil, yasal bir temele yaslanıp yaslanmaması ile ilgilidir.

Yasalar önünde eşit yurttaşların fırsatlara erişimde de eşit olması gerektiği şeklindeki liberal ilke; kapitalizm öncesi toplumların feodal ayrıcalıklarla tanınan atfedilmiş statüsü yerine, yetenek, vasıf ve bilgiye dayalı olarak kazanılmış statü oluşumunun yasal biçimsel temellerini inşa etmesi bakımından son derece anlamlıdır.

Neoliberalizmin yön verdiği küreselleşme sürecinde, mal ve para hareketleri serbestleştiği ölçüde, toplumsal eşitsizlikleri de derinleştirmekle kalmayıp özgürleşme ideali de yerini korku ve güvenlik arayışına bırakmıştır. Dolayısıyla eşitlik yadsındığında kaçınılmaz olarak özgürlüğün de yadsınıyor olması, her ikisinin ayrıksı ve çelişkili bir doğaya sahip olduğu yönündeki yeni-liberal doktrine verilebilecek en anlamlı yanıttır.