Ünite 1: Toplumsal Dönüşümün Evreleri: Pre-endüstriyel, Endüstriyel ve Post-endüstriyel Toplumlar

Pre-Endüstriyel Toplumlar

Pre-endüstriyel toplumlar üç grupta incelenebilir:

  • Avcı-Toplayıcı,
  • Göçebe-Bahçıvan ve
  • Tarım toplumları.

Avcı ve toplayıcı toplumların pek çoğu küçük göçebe gruplardan meydana gelir. Avcı ve toplayıcı toplumlar hayvanları avlayarak, balık tutarak, yabani meyve ve bitkiler ile bal ve böcek toplayarak ihtiyaçlarını karşılarlar. Basit bir teknoloji kullanırlar. Avcı ve toplayıcı gruplar; genellikle avcılığın esas olarak erkekler, toplayıcılığın ise kadınlar tarafından üstlenildiği, cinsiyete dayalı işbölümü etrafında kurulmuştur. Avcı ve toplayıcı toplumlar Göçebe ve bahçıvan toplumlara ayrılarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Göçebe toplumlar, kurak ve dağlık bölgelerde ortaya çıkmışlardır. Bahçıvan toplumlar ise toprağın daha verimli olduğu bölgelerde ortaya çıkmışlardır. Teknolojinin hala sınırlı olduğu bu toplulukta alet üretimine ve ev işlerine daha çok önem verilir. Artık ürün ile birlikte hiyerarşik toplumsal yapı gözlemlenmeye başlanmıştır.

Tarım toplumları ise tarımın gelişimi ile oluşmuş bununla birlikte devrim niteliğinde gelişmeleri de getirmiştir. Hayvanların gücünden yararlanılmaya başlanmış ve toprağın işlenmesine başlanmıştır. Demir ustalığı, alet yapımı ve inşaat işlerinde ustalıklar gelişmiştir. Ekonominin dönüşümü için temeller atılmıştır.

Endüstriyel Toplumlar

Endüstri Devrimi

Endüstrileşmenin bir devrim boyutuna ne zaman ulaştığı konusunda tartışmalar devam etmektedir. Ancak endüstrileşmede ticari ilişkilerin ve bilimsel düşüncenin etkili olduğuna dair düşünceler ön plana çıkmaktadır. Endüstri Devrimin ortaya çıkışında üç önemli özellik vardır;

  • Doğa üzerinde insanın söz sahibi olması,
  • Bilim adamları ile alet yapanlar arasındaki bağ,
  • Bilim adamları ile mucitlerin ve iş adamlarının arasındaki ilişkilerdir.

Teknik yüzyıl olarak adlandırılan 19. yüzyılda insan bir makinaya benzetilmiş, teknik ise bir güç unsuru hâline dönüşmüştür. İnsan, amacına ulaşmak için teknik yoluyla doğayı istismar eder hâle gelmiştir. Freyer, İngiltere’yi esas alarak teknik gelişmenin altı dalga hâlinde ortaya çıktığını iddia eder:

  • Dokuma endüstrisi dalgası,
  • Demir çelik dalgası,
  • Ulaştırma dalgası,
  • Kimya çağı,
  • Elektrik endüstrisi dalgası,
  • Benzin motoru çağı.

İlk Dönem Sosyologları ve Endüstri Toplumu

Bottomore’un deyimiyle ilk dönem sosyolojisi özellikle 18. yüzyıl siyasal ve ekonomik devrimlerinin yarattığı sosyal sorunlarla ilgilenmiş ve “yeni endüstri toplumunun bilimi” olmuştur. Doğrudan endüstri toplumuna ilişkin ilk kapsamlı çalışmalardan biri Saint-Simon’un 1816 yılında yayımlamış olduğu “L’Industrie”dir. Saint-Simon geleceğin toplumu olarak gördüğü endüstri toplumuna geçişte sosyolojiye oldukça büyük bir görev düştüğünü savunur. Ona göre, physico-politique’in pozitif bilimi ile sosyologlar, organizatörler ve özellikle de büyük endüstricilerden oluşan zümre; endüstri toplumunda iktidarı ele geçireceklerdir. Böylece teokratik düzenin ve onların temsilcileri olan din adamlarının yerini bu yeni sosyal güçler alacaktır. Endüstri toplumu, aynı zamanda kişisellikten kopmuş bilimselliğin egemen olduğu toplumdur.

Bu yaklaşım daha sonra 20. yüzyılın endüstri toplumuna damgasını vuran Taylorist ya da Fordist üretim biçimleriyle uygulamaya geçirilmiştir. Kısacası Simon gelecekte asıl hükümdarı pozitif bilim olan bir dünya iş devleti kurulacağı görüşündedir. Bir süre Saint-Simon’la birlikte çalışan Comte göre ise teolojik ve militaristik toplumlar ortadan kalkarken bilimsel ve endüstri toplumları doğmaktadır. Ayrıca Comte toplumsal değişme sürecinde toplumsal bilinci bağımsız değişken (belirleyici unsur) olarak kabul eder. “Üç Hâl Kanunu” dediği ünlü teorisinde toplumların, dinsel normların ve soyut düşüncelerin egemen olduğu teolojik ve metafizik aşamalardan akıl, bilim, ilerleme ve endüstri ile özdeşleştirdiği pozitif aşamaya doğru yöneldiğini iddia etmektedir. Bununla birlikte piyasanın “görünmez bir el” tarafından idare edildiğine inanan liberal iktisatçılar, Comte’u metafizikçi olmakla suçlamıştır. Dolaysıyla bu yanıyla liberallerden ayrılmasına rağmen Comte, sosyalistlerin emekle sermaye arasındaki çıkar çelişkisine de inanmaz. Özetle, ne liberaldir ne de sosyalist. Onun felsefesi, endüstri toplumunun yorumuna dayanır.

Spencer ise “evrim”e inanır ve insanlığın geleceği hakkında “iyimser”dir. Onun yaşadığı dönemde endüstrileşme süreci henüz tamamlanmamıştır; feodal toplumdan endüstri toplumuna doğru evrim gerçekleştikçe kapitalist toplumda görülen sosyal dengesizlikler, adaletsizlikler ve sınıf çatışmalarının Comte gibi ortadan kalkacağına inanmaktadır. Ancak Spencer, Comte’tan farklı olarak liberaldir ve bir kez doğru yola girdikten sonra evrimin devamlı düz bir hat üzerinde kendiliğinden hareket edeceğini düşünmektedir.

Durkheim da Spencer gibi toplumların “basit toplum” lardan “karmaşık toplum” lara doğru bir evrim sürecinde geliştiğini düşünmektedir. Ancak Durkheim’ın düşüncesinin temelini “Toplumları bir arada tutan unsur nedir?” sorusu oluşturur. Buradan hareketle Durkheim “kolektif bilinç” ve “dayanışlma”yı anahtar kavramlar olarak ele alır. Durkheim, basit toplumların benzer unsurlar etrafında bütünleşmelerine karşılık karmaşık endüstri toplumlarında toplumsal farklılaşmanın artışına ve bunlara paralel olarak “bireyselliğin” ve “farklılaşma”nın egemen olduğu bu toplumlarda “organik dayanışma” dediği “işbölümü”nden kaynaklanan bir bütünleşmenin ortaya çıkışına işaret etmektedir. Kısacası endüstri toplumu işbölümü dolayısıyla toplumsal farklılaşmanın ve bireyselliğin arttığı ve benzerliklerden kaynaklanan “mekanik dayanışma”nın yerini “organik dayanışma”nın aldığı toplum biçimidir.

Spencer ve Durkheim’ın çağdaşı olan Marx ve Weber, daha önceki sosyologlar gibi kendilerine odak noktası olarak endüstri toplumu kavramı yerine kapitalizm kavramını kullanmışlardır. Ancak her iki sosyoloğun görüşlerinde paralellikler bulunmasına rağmen odak noktaları ve temel yaklaşımları büyük ölçüde birbirine zıttır.

Saint-Simon ve Comte’un kafalarındaki feodal-askerîteolojik toplumlarla bilimsel endüstri toplumları arasındaki çelişkinin yerine, Marx düşüncesinin merkezine kapitalizm adını verdiği çelişkiyi koymuştur. Marx’ın düşüncesi sürekli ezilenlerle ezen arasındaki uyuşmaz niteliği içeren kapitalist toplumun sınıf çatışmasını kendisine merkez olarak almıştır. Marx’a göre proleterya ile kapitalistler arasındaki çatışmayı doğuran da endüstridir. Marx zenginliğin çoğalması ile çok sayıda insanın artan sefaleti arasındaki çelişkinin ortaya çıkışının bunalıma yol açtığını belirtir. Dolayısıyla yoksullaşma sürecinde Marx’a göre sanatkarlar, küçük burjuvalar, tüccarlar ve emekçi çiftçiler gibi ara sınıflar zamanla ortadan kalkarak emekçi sınıfına katılacaktır. Çünkü topluma damgasını vurabilecek sadece iki güç vardır;

  • Biri kapitalist sınıf,
  • Diğeri ise işçi sınıfıdır.

Öte yandan Weber (1864-1920) ise Durkheim gibi modern toplumu endüstri toplumu kabul etmekle beraber onun belirleyici tek karakteristiğinin endüstri olduğu görüşünü kabul etmemektedir. Özellikle dikkatini bilimin yükselişi, yaşamın entellektüalizasyonu, makine teknolojisinin kullanımı, modern rasyonel kapitalizmin karakteri, rasyonel hukukun gelişimi, rasyonel hukuki otorite ve bürokratik yönetim geleneği üzerinde yoğunlaştırmıştır. Weber, toplum içindeki eylemlerin sınıf çıkarlarından kaynaklandığını söyler. Ancak Weber’in sınıf kavramı insanların üretim araçları karşındaki durumlarını değil piyasadaki mallara hangi ölçüde sahip oldukları ve hayatta elde edebilecekleri imkânlara bağlıdır. Dolayısıyla Weberyen teorideki sınıf kavramı Marksist teorinin aksine üretim ile ilgili değil tüketim ile ilgilidir. Weber’e göre sınıf çatışmaları yavaş yavaş piyasadaki mallardan piyasadaki iş gücünün ücretine kaymıştır.

Çağdaş endüstri toplumu teorileri içinde önemli yer tutan R. Aron, A. Giddens, A. Toffler ve K. Kumar gibi sosyologların görüşleri de bahsettiğimiz ilk dönem sosyologlarının yaklaşımları arasında bazı paralellikler göze çarpmaktadır. Endüstri toplumu Aron’un ifadesiyle “iş bölümünün orijinal bir tarzını verir.” Aslında iş bölümü, endüstri öncesi toplumlarda da söz konusudur; ancak Taylor’un “işin bilimsel örgütlenmesi” teorisinde ortaya koyduğu gibi rasyonalitenin gereği işlerin küçük parçalara ayrılarak çok sayıda farklı uzmanlık alanlarının ortaya çıkışı, sadece endüstri toplumlarına özgü değildir. Bu toplumda “Ne iş olsa yaparım.” diyen köylünün yerini uzman işçiler almıştır. Ancak endüstri toplumunun aşırı uzmanlaşmayı öngören boyutu gerek Marx gibi sosyolog/iktisatçılar tarafından gerekse “Modern Zamanlar” örneğinde olduğu şekilde C. Chaplin gibi sanatçılar tarafından eleştirilmiş olsa da endüstri toplumunun en temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır.

Kısacası, endüstri toplumu işbölümünün, uzmanlaşmanın, standartlaşmanın, kentleşmenin, cemaatin gerileyişinin, sekülarizasyonun, rasyonelleşmenin, bürokratikleşmenin, sermaye birikiminin, modernleşmenin, benzeşmenin, teknolojik gelişmenin, vasıflı iş gücünün, çoğulculuğun, formel ilişkilerin, toplumsal farklılaşmanın, bireyciliğin, para egemenliğinin ve çekirdek ailenin hakimiyetinin arttığı toplumlardır.

Post-Endüstriyel Toplumlar

Yükselen Yeni Topluma İlişkin Kavramlar

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra popülarite kazanan “endüstri toplumu” kavramının yerine gelmekte olan toplumu tanımlamayı amaçlayan çok sayıda yeni kavram ortaya atılmıştır. Bu yeni toplumu;

  • Amittai Etzioni “modernlik sonrası (postmodern çağ)”,
  • George Lichtheim “burjuva sonrası toplum”,
  • Herman Kahn “ekonomi sonrası toplum”,
  • Murray Bookchin “kıtlık sonrası toplum”,
  • Kenneth Boulding “uygarlık sonrası toplum”,
  • Daniel Bell “post-endüstriyel toplum”,
  • Peter F. Drucker “bilgi toplumu”,
  • Paul Holmes “kişisel hizmet toplumu”,
  • Ralf Dahrendorf “hizmet sınıflı toplum” veya “kapitalizm sonrası toplum”,
  • Zbigniew Brzezinski “teknokratik çağ”,
  • Y. Masuda “enformasyon toplumu” ve
  • Castells ise “network toplumu” olarak adlandırmaktadır.

2000’li yıllarda ise yükselen yeni dönemi tanımlamak için;

  • Sanal toplum,
  • Digital ekonomi,
  • Enformasyon ekonomisi ve
  • Yeni ekonomi gibi kavramlar kullanılmaya başlanmıştır.

Post-Endüstriyel Toplumun Temel Karakteristikleri

D. Bell post-endüstriyel toplumunun ilk özelliğini malların üretiminden hizmetlere yöneliş olarak belirtir. Aslında hizmet sektörü, bütün ekonomilerde mevcuttur; ancak endüstri öncesi toplumlarda öncelikle domestik hizmetler söz konusu iken endüstri toplumlarında ise taşımacılık, finansal hizmetler gibi alanlarda malların üretimine “yardımcı” niteliktedir. Oysa endüstri sonrası toplumlarda esas önemli nokta;

  • Eğitim, sağlık, sosyal hizmetler gibi insani hizmetler ile
  • Bilgisayar, sistem analizi ile bilimsel araştırma ve geliştirme gibi mesleki hizmetler alanında yoğunlaşmaktadır.

Yeni toplumda insanların çalıştıkları yer değil aynı zamanda yaptıkları işlerin türü de değişmektedir. Endüstrileşme sürecinde nasıl bir önceki toplumun temsilcileri olan sınıflar ortadan kalkmış ya da eski güçlerini yitirmiş ve yerine endüstri toplumunun temsilcileri olan sosyal sınıflar yükselmişse postendüstriyel dönüşüm sürecinde de yeni sınıfların yükselişi dile getirilmektedir. Bilindiği gibi endüstri toplumlarında yarı vasıflı işçiler çalışan sınıf içinde en kalabalık grubu oluşturmuşlardır. Drucker’ın “bilgi işçisi” dediği bu yeni sınıf, bilginin asıl güç olduğu yeni toplumda gücü de ellerinde bulunduracaktır. Post-endüstriyel dönüşüm sürecinde;

  • Tarım,
  • Sanayi,
  • Hizmetler gibi üç sektörün yanında bir dördüncü sektör olarak bilgi işçilerinin oluşturduğu enformasyon sektörü giderek artan bir öneme sahip olacaktır

Endüstri sonrası toplum teorilerinin öncü isimlerinden olan D. Bell, gelmekte olan toplumun yeni paradigmasının teorik bilgi olduğunu vurgular. Bilindiği gibi endüstri toplumu, malların üretimi için makinelerin ve insanların koordinasyonuna dayanır. Oysa yeni toplum, bilgi etrafında örgütlenmektedir. Bilindiği gibi tarım toplumlar toplumlarında stratejik kaynak toprak ve iş gücü olmasına karşılık endüstri toplumunda sermaye merkezî bir önem kazanmıştır. Oysa yeni toplumda ise bilgi, stratejik kaynak hâline gelmiştir. Çünkü yeni toplumda teorik bilgiyi piyasada ürünlere ve hizmetlere başarılı şekilde dönüştürenler ile eğitim ve araştırma-geliştirme harcamalarına en çok yatırımı yapan işletmeler ya da toplumlar başarılı olacaktır. Buna karşılık üretim sürecinde diğer üretim faktörlerinin önemi azalmıştır. Bilgi artık para gücüyle kas gücünün eki olmaktan çıkmış ve bunların ruhu ve çekirdeği hâline gelmiştir. Bu toplumlarda başarı ya da başarısızlık bütünüyle bilgiye bağlı hâle gelmiştir.

Endüstri toplumundan post-endüstriyel topluma yöneliş, beraberinde bu değişimlerle toplumun diğer unsurlarında da köklü dönüşümleri getirmiştir. Teknolojinin giderek ucuzlaması ve yaygınlaşması, bir taraftan kitle üretimi ve kitle haberleşmesinin çözülüşünü sağlarken diğer taraftan da bireyin konumunun güçlenmesi sağlamıştır. Ayrıca endüstri toplumunun otorite, disiplin, bağlılık, erkeklik, fiziki kabiliyetler, rekabet, saldırganlık, tutumluluk, hırs, güvenlik gibi değerlerinin yerini üniseks, özgürlük, bireysellik, gerçek, güzellik gibi iyimser bakış açısını ifade eden değerlerin alacağı belirtilmektedir. Bunun yanı sıra endüstri toplumlarındaki işçi hareketlerinin ve grevlerin yerini enformasyon toplumlarında sivil vatandaş hareketlerinin alacağı, gönüllü teşebbüslerin de toplumda giderek çok daha önemli hale geleceği ve kitle tüketiminden yüksek kitlevi bilgi üretimine yönelineceği ön görülmektedir.

Toffler’in “Üçüncü Dalga” olarak adlandırdığı postendüstriyel toplum, standartlaşmanın, merkeziyetçiliğin, fabrika düzeninin ortadan kalktığı, sürekli ve hızlı değişimin egemen olduğu toplum biçimidir. Bu toplumlarda Toffler’a göre sanayi toplumunun ürünü olan kitle demokrasisi son bulacaktır. Çünkü toplumun kitle olmaktan çıkmasıyla insanların ihtiyaçları dolayısıyla siyasal talepleri de değişmekte ve çeşitlenmektedir. Dolayısıyla enformasyon toplumunda egemen demokrasi Toffler’a göre “mozaik demokrasisi”, Masuda’ya göre ise “katılımcı demokrasi” olacaktır.