Ünite 1: Toplumsal Çeşitlilik ve Kimlik

Giriş

Bireyler belirli bir toplumsal yapı içerisinde şekillenmektedir. Ancak, bu bireylerin ya da toplumsal grupların aynı özellikleri, aynı davranış türlerini sergilediği anlamına gelme/. Bireyler ve toplumsal grup ya da kategorilerin kendilerine özgü özellikleri vardır ve pek çok açıdan birbirlerine benzemezler. Bu benzemezlik toplumsal çeşitliliği yaratır. Bazı çeşitliliklerin kabul gördüğü bazılarının da dışlandığı bu toplumsalı anlamak için öncelikle toplumsal olanın nasıl oluştuğuna ve hali hazırda bireyin karşısında, içinde ve dışında nasıl var olduğuna bakmak gerekir.

Toplumsal Yapı

Toplumsal yapı kavramı, Ozankaya’nın Temel Toplumbilim Terimleri Sözlüğü’nde (1984: 129); “herhangi bir toplumun ya da toplumsal kümenin yerleşik iç¸ örgütleniş¸ biçimi” olarak tanımlanır. Yapı ise; “parçaları ve öğeleri arasında yasalılık, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge ya da bütün”dür (1984: 144). Toplumsal yapı kavramı hem sosyoloji biliminde hem de diğer sosyal bilimlerde sıkça kullanılan kavramlardan biridir. Kavram, toplumsal davranışlarda yinelenen kalıplar için ya da bir toplumsal sistemin veya toplumun farklı öğeleri arasındaki düzenli ilişkiler için esnek bir şekilde kullanılmaktadır.

Bir toplumun ekonomik, siyasal, dini vb. kurumları onun toplumsal yapısını meydana getirir ve bu yapının bileşenleri de normlar, değerler ve toplumsal rollerdir. Toplumsal yapı, toplumsal kurumları ve toplumsal ilişkileri işaret eder ki, bunlar toplumu inşa eden tuğlalardır. Toplumsal kurumlar da bütün toplumlarda bulunan organize edilmiş çeşitli toplumsal düzenlemelerdir. Bir toplumdaki yapı, kurumları, bireyleri, grupları, ilişkileri, etkileşimleri ile bir bütündür ve üyelerinin hayatına nüfuz eder. Biz içerisine doğduğumuz dünyada sadece bir birey olarak, özgür ve etkin bir biçimde kendimize bir yaşam inşa edemeyiz. İçerisine doğduğumuz dünya da bizim yaşamımıza yön verir, yapısıyla bizi kuşatır ve toplumsal yapı bireysel kimliklerimizle kendimizi gerçekleştirsek bile üzerimizde hakimiyet sahibidir.

Toplumsal yapı, normlar, değerler ve toplumsal rollerden oluşur ve toplumsalın içerisinde doğan bireyin üzerinde belirleyici olur. Bireyler belirli normlar, değerler ve rollerle yaşamlarını sürdürürler, hatta bunlara uyum sağlayarak bir anlamda toplumsal yapı içerisinde yaşamaya hak kazanırlar, aksi halde dışlanırlar. Bir anlamda toplumsal yapı içerisinde kontrol aracı olarak işlev görürler. Toplumsal değerler, doğruyu ve yanlışı tanımlayan ya da genel tercihleri belirleyen genel inanışlardır. Örneğin cinayet işlemenin yanlış olduğuna dair inanç ya da modern resim tercihinin ikisi de değerlere girer. Değerler, insanların “ne yapmaları gerektiğini” belirler. Norm ise, toplum üyeleri için hangi davranışlara izin verildiği ve hangilerinin yasaklandığını belirleyen görece kesin kurallardır. Bir üye, yasaklanan bir davranışla ilişkilendiğinde, diğer grup üyeleri, bu normdan sapmış üyeye yaptırım uygulayacaklardır. Yaşamımız, bizim çoğu zaman farketmediğimiz normlar tarafından yönetilir.

Toplum kurallarını bireylerin öğrenmesini sağlayan temel süreç toplumsallaşma (socialization) sürecidir. Kişi içerisine doğduğu toplumsal yapı tarafından şekillenir. Toplumsallaşma, kişinin toplumun norm ve değerlerini içselleştirerek ve toplumsal rollerini yerine getirmeyi öğrenerek, toplum üyesi haline gelmeyi öğrenme sürecidir.

Toplumsallaşma sürecinin bazı temel özellikleri vardır:

a. Toplumsallaşma süreci birikimli bir süreçtir.
b. Toplumsallaşma karşılıklı bir etkileşim sürecidir ve bu süreçte bireyin kişiliği oluşur.
c. Toplumsallaşma sürecinde hem formel değerler ve normlar hem de informel değerler ve normlar bireylere aktarılır.
d. Biyolojik temeller, öğrenme kapasitesi ve kullanılan dil sayesinde algı, bilgi olarak kodlanır, paylaşılır ve aktarılır.
e. Toplumsallaşma, formel ve informel gruplar aracılığıyla süreklilik kazanır.
f. Toplumsallaşma, tüm topluma aktarılır ve yapısı nedeniyle geneldir.

Toplumsal Kategoriler

Bir araya gelmiş kişiler bazı toplumsal kategorileri oluştururlar. Fichter toplumsal kategorilerin fizik ya da dış gerçeklikte değil de, gözlemcinin yargılarında bir araya gelmiş kişileri işaret ettiğini söyler. Gözlemci, bir ya da daha fazla ortak özelliğe sahip olduğunu düşündüğü kişileri toplumsal kategori olarak tanımlayabilir.

Fichter’e (2006) göre grup, “ortak sosyal hedefleri izleyen, sosyal normlar, ilgiler ve değerlere göre karşılıklı roller oynayan sosyal kişilerin tanınabilir, yapılaşmış sürekli birlikteliğidir”. Bu insan birlikteliğinin ortak bir geçmişleri vardır, ortak mekân paylaşırlar ve ortak ilgilere sahiptirler. Bunlarla birlikte grupların belli başlı bazı özellikleri bulunmaktadır:

a. Üyeleri ve dışarıdaki gözlemcilerce tanınır. Grupların varlıklarını herkes bilir.
b. Grupların sosyal yapıları vardır. Statüler ve tabakalaşmalar mevcuttur.
c. Grupta her üye kendi sosyal rolünü oynar. Böylece grup katılımı gerçekleşir.
d. Grup sürekliliği için karşılıklı iletişim gerekir.
e. Her grup içinde rollerin oynandığı yolları etkileyen davranış normlarına sahiptir.
f. Grup üyeleri belirli ortak ilgi ve değerlere sahiptir.
g. Grubun yöneldiği hedefler ve amaçlar vardır.
h. Grubun sürekliliği vardır.

Kısaca bir toplumsal grup, birbirleriyle sık sık etkileşim kuran, aidiyet duygusu taşıyan ve karşılıklı bağımlılık hissi taşıyan iki ya da daha fazla insanın bir araya gelmesiyle oluşur. Karşıdan karşıya geçmek için trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen birkaç insan “yığın” oluşturur; bu insanlar aynı zamanda aynı yerde bulunmaktadır ancak ortak çok az şey paylaşırlar. Yığındaki insanların ortak bir amacı vardır fakat genel olarak birbirleriyle etkileşime geçmezler. Karnı aç insanlar lokantaya gidip sipariş vererek yemek yer, hepsinin amacı karınlarını doyurmaktır, aynı amaç için oradadırlar ancak etkileşimleri yoktur ya da çok kısacık bir zaman diliminde birbirleriyle etkileşim kurarlar.

Toplumsal kategorilerin bazı ölçütleri vardır ve tek bir statü ölçütüne dayandırılamazlar. Örneğin bir insan sadece kadın değildir, aynı zamanda belirli bir etnik kimliğe mensuptur, zengindir ya da yoksuldur vb. Bu bağlamda kategorilerle ilgili iki önemli özellik bulunmaktadır:

a. Her birey, başkalarıyla paylaştığı özelliklerin sayısı kadar çeşitli toplumsal kategorilere yerleştirilebilir.
b. Bir bireyin özelliklerinin bileşimine başka bireylerde de rastlayabiliriz.

Toplumsal Tabakalaşma

Toplumdaki bütün bireylerin eşit hak ve özgürlüklere, eşit kazanca, eşit varlığa ve eşit güce sahip olmadıkları açıktır. Kimi insanlar diğer insanlara göre daha varsıl, daha özgür ve daha güçlüdür. Kaynaklara ulaşım kimi insanlar için kolayken kimileri için zor, hatta kimileri için olanaksızdır. Toplumdaki bu tür eşitsizlik durumları toplumsal tabakalaşma ile açıklanmaktadır.

Kaynaklara ulaşım toplumsal tabakalaşmaların analiz edilmesinde belirleyicidir. Bu temelde literatürde üç tür toplumsal tabakalaşma biçiminden söz edebiliriz. Bunlar kast sistemi, kölelik sistemi ve sınıf sistemidir.

Eski çağlardan beri var olan kölelik sistemi katı hiyerarşik yapılanması olan bir tabakalaşma türüdür. Katı hiyerarşik yapılanmanın anlamı herhangi bir toplumsal hareketlilik ihtimali içermeyişidir. Eş deyişle kişiler kölelikten çıkamazlar.

Kast sistemi de kölelik gibi toplumsal hareketlilik ihtimalinin olmadığı bir tabakalaşmadır. Kast sistemi, insanların konumunun doğumda, ebeveynlerine atfedilen özelliklere dayanarak kalıcı olarak belirlendiği bir toplumsal eşitsizlik sistemidir. Kast sistemlerinin izleri Hindistan’da ve Güney Afrika’da bulunmaktadır. Hindistan’da kast sistemi işe dayalıdır, o yüzden aileler nesiller boyu aynı işi devam ettirirler. Bazı işler kirlidir ve sadece bazı tabakalara ait insanların yapması gereklidir. Bunun tersine örneğin, Güney Afrika’da kast sistemi ırk sınıflandırmasına ve Beyaz Güney Afrikalıların siyah “azınlık”tan ahlâki olarak daha üstün olduğuna dair inanca dayanır. 1990’lara kadar beyaz Güney Afrikalılar iktidarı, güvenlik aygıtlarını ve askeri mekanizmayı ırk ayrımını uygulayarak kontrol etmişlerdir. Siyahların tam bir yurttaş olmaları reddedilmiş ve ayrı hastanelere, okullara, banliyölere sıkıştırılmıştır.

Sanayileşme ve kentleşme gibi süreçler sonucu ortaya çıkan toplumsal sınıf; iş, gelir durumu ve servet sahipliği açısından benzer ekonomik durumları olan bir grup insanı ifade eder. Zaten iş, gelir ve servet sahipliği genellikle birbirleriyle yakından ilişkilidir ve bireylerin hayatını etkiler. Örneğin insanların toplumda ne kadar güce ve etkiye sahip oldukları, eğitim seviyesi, toplumsal statüsü, içinde yaşadıkları konut türü, boş zaman aktiviteleri, satın aldıkları tüketim malları ve benimsedikleri hayat tarzı bu ekonomik durumun göstergelerindendir.

Sınıf sistemi sahipliğe, üretim araçları mülkiyetine, kişilerin yaptığı işlere ve kaynakları kontrol hakkına dayanan tabakalaşma türüdür. Hangisi olursa olsun her üretim sisteminde üç ana değişken vardır. Bunlar;

a. Su, toprak, tohum ve hayvan gibi doğal kaynaklar
b. Üretim araçları ve bilgisi, eşdeyişle teknoloji ve
c. İnsan emeğidir.

Toplumsalın İçerisindeki Bireyin Kimliği

Kimlik (identity) ve kişilik (personality) kavramları sıklıkla birbirleri yerine kullanılıp karıştırılır ancak aynı şey değildir. Kişilik, kişinin içe dönük (utangaç ya da çekingen) ya da dışa dönük (güvenli ya da girişken), gergin ya da rahat, bencil ya da cömert gibi bir bireyin karakterinin psikolojik görünümleridir. Kişilik, bireyin karakterinin sabit görünümüyken kimlik daha akışkan ve değişkendir.

Kimlik toplumsallaşma süreci ile yakından ilişkilidir. Bireyler doğdukları anda belirli bir kimlikle birlikte dünyaya gelmezler. Hiçbir bebeğe ilk doğduğu anda içe dönük, girişken ya da sakin gibi kişilik özellikleri yakıştıramayız. Bunun ötesinde hiçbir bebeğe ilk doğduğu anda statü atfedemeyiz, o sadece bir bebektir. Atfedeceğimiz tek statü ailesinin statüsüdür. Bu anlamda bebek doğduğu andan itibaren ailesi aracılığıyla toplumsallaşmaya başlar ve toplumun normlarıyla biçimlenir. Kimliği oluşturan bu toplumsallaşma sürecinde toplumsal kurumlar, daha önceki bölümlerde de bahsettiğimiz toplumsallaşma ajanları etkilidir. Kişinin kimliği bu kurumlar içerisinde şekillenir. Söz gelimi dindar bir ailede doğan bir bebeğin, ileride de aynı motivasyona sahip kurumlarla etkileşime girme olasılığı yüksek olacaktır. Dini eğitim veren okula gönderilme ihtimali yüksek olacak, dini kurumlarla daha çok etkileşime girecek, bu bağlamda kimliği de buna göre şekillenecektir.

Toplumsallaşma kimlik inşası göz önüne alındığında iki temel bölüme ayrılır:

a. Birincil toplumsallaşma : Bebeklik ve çocukluk döneminde yer alır. Bir ailede ya da bakım görevi üstlenen bir hanede gerçekleşir. Bu erken dönem toplumsallaşma, gelecekteki bütün öğrenme süreçlerine temel sağlar. Çocuklar, ebeveynleri ya da bakıcılarıyla etkileşimleri aracılığıyla ait oldukları toplumun üyesi olmanın ne demek olduğunun geniş bir kısmını bu süreçte öğrenirler. Aynı zamanda, diğerleriyle iletişim kurmalarını ve etkileşime geçmelerini sağlayacak kendi ana dillerini öğrenmek gibi özel yetenekleri bu süreçte edinirler.
b. İkincil toplumsallaşma: Çocukların ebeveynleri haricinde hane dışındaki insanlarla daha çokça etkileşim kurdukları geç çocukluk döneminde başlar. Okuldaki diğer çocuklarla ve öğretmenlerle etkileşim kurarken daha geniş toplumsal yetenekler elde edinip, aileleri dışındaki rollerle ilgili daha detaylı bilgi kazanırlar. Büyüdükçe bu etkileşimler ailelerin doğrudan kontrolünün uzağında kalır. Ergenlik döneminde akran grupları toplumsallaşma ajanlığında ailenin önüne geçer ve bu toplumsallaşma süreci diğer toplumsallaşma ajanlarının da sürece katkısıyla yaşam boyu devam eder.

Kimliğin beş türü bulunmaktadır:
a. Bireysel ya da kişisel kimlik
b. Toplumsal kimlik
c. Kolektif kimlik
d. Çoklu kimlikler
e. Damgalanmış ya da “kusurlu” kimlik

Bireysel kimlik, kişinin “ben kimim” sorusu üzerine temellenir ve kendisini nasıl tanımladığıyla ilgilidir. Benlik üzerine olan düşüncelerdir. Bireysel kimlik, bir kişinin biricik olduğunu ve bağımsız bir birey olduğunu işaret eder. Kişinin adı, parmak izi ya da fotoğrafı onun biricikliğinin temsilidir. Bu süreç kişinin benliğiyle (self) yakından ilgilidir. Benlik kavramı, bir kişinin biricikliği, benzersizliği ve bağımsız bir birey oluşunu ayırt etmek için kullanılır.

Toplumsal kimlikler kişinin kendisini ait hissettiği grupları ve bu grupları diğer gruplardan ayıran tanımlamalara sahip kimliklerdir. Toplumsal kimlikler genellikle cinsel kimlik, milli kimlik, etnik kimlik, dini kimlik, sınıfsal kimlik gibi kimlik türlerinden oluşur. Kişi kendini Müslüman, Hıristiyan, eşcinsel, kadın, Süryani gibi kimliklerle tanımlayabilir.

Kolektif kimlik belirli bir insan grubunun paylaştığı ortak grup kimliğidir. Bireysel ve toplumsal kimliklerle yakından ilişkilidir ancak farklılığı bireylerin seçimine dayanmasında yatar. Örneğin cinsiyet, etnik kimlik ya da milliyet ötekiler tarafından tanımlanan ve bireylerin bu kimlikleri kabul edip etmemelerine dair çok az bir seçim hakkı sahibi olduğu kimliklerken kolektif kimliğe sahip olmak bireyin daha özgür olduğu bir alandır. Birey bir futbol takımının fanı olabilir, vegan olabilir, savaş karşıtı olabilir, metalci olabilir. Kendisini bu kimliklerle tanımlar ve bu kimlikleri özgürce seçebilme şansına sahiptir.

Çoklu kimlikler bireylerin birden fazla kimlikleri bulunduğuna işaret eder. Hiçbir bireyin toplumsal yapı içerisinde tek bir kimliği bulunmamaktadır. Bir kişi hem kadın, hem anne, hem feminist, hem Beşiktaşlı hem de iyi bir insan olabilir. Bu kimliklerin her biri o kişiye aittir ve kişi dilediği yerde dilediği kimliği kullanır. Bu kadar çoklu kimlik olumlu olduğu gibi ötekileştirme ve dışlanmayı katmerliyor da olabilir. Şöyle ki toplumsal yapı içerisinde bazı kimlikler olumlanırken bazı kimlikler dışlanır. Kişinin birden fazla ve çeşitli kimliklerinin bulunması onun hem olumlanıp hem dışlanabileceğini ya da her zaman olumlanacağını ya da her zaman dışlanabileceğini göstermektedir. Bu anlamda kimlikler bazen birbirlerinden ayrı düşmekte bazen kesişmektedir.

Damga (stigma) kavramı Antik Yunan döneminde, yaygın olmayan ve ahlâki açıdan yanlış olanı yansıtan beden işaretlerini belirtir. İşaretler bedene kazınır ya da yakılarak işaretlenir ki işareti taşıyanın bir köle, bir suçlu ya da lekeli bir kişi, ayinsel olarak kirletilmiş, sakınılması gereken bir hain olduğu herkes tarafından bilinebilsin. Günümüzde de buna yakın bir anlamda kullanılmakla birlikte, damga, bir bedensel işaret olarak değil daha ziyade ötekinin gözündeki kurulan imaj şeklinde okunmalıdır. Damgalanmış kimlikler çeşitlidir. Öncelikle bazı bedenler damgalanmış kimliklerdendir, çeşitli fiziksel deformasyonları mevcuttur. Bununla birlikte zihinsel bozukluklar, hapse girmiş sabıkalı kişiler, bağımlılık, alkolizm, eşcinsellik, işsizlik, intihar eğilimi ve radikal politik eğilim sahipleri damgalanmış kimliklerdendir. Bunun karşısında konumlananlar “normal” olarak ele alınır. Bu kişiler toplum normlarına uyum sağlayan kişilerdir. Toplumsal yapının öğrettiği normlara uyum sağlayarak hayatlarını idame ettirirler ve normlardan sapanları damgalarlar.