Ünite 5: Tiyatro Sanatı

Tiyatro Kavramı Ve Tiyatronun Türleri

Tiyatro, oyun, oyuncu, sahne tasarımı, sahne giysisi, sahne tekniği ve sahneleme gibi öğelerden oluşmuş olan bir sanattır. Temelinde taklit yani mimesis kavaramı yatmaktadır. Mimesis, yansıtma kuramının temelini oluşturan bir kavramdır ve sanatın özgüllüğünü açıklamak amacıyla ortaya konmuştur. Tiyatronun tragedya ve komedya olmak üzere iki temel türü vardır.

Tragedya

Tragedya, konusunu mitolojiden ya da tarihten alan ve bir kahramanın kendi çevresindeki şartlarla çatışmasını, mücadele edip trajik bir biçimde yenik düşmesini anlatan bir tiyatro türüdür.

Komedya

Komedya, kişilerin, olayların ve durumların gülünç yanlarını ele alıp işleyen tiyatro türüdür.

Tiyatronun Tarihsel Süreci

Tiyatronun temelleri Antik Yunan’a kadar gitmektedir. Bu bölümde tiyatronun Antik Yunan’dan başlayarak tarihsel süreci anlatılmaktadır.

Antik Yunan Dönemi

Yunan uygarlığının en parlak döneminin yaşadığı MÖ 4. Ve 5. Yüzyıllarda, tiyatro sanatı gelişmiş ve klasikdramatik yapının temelleri atılarak ilkeleri belirlenmiştir. Aristoteles’in Poetika adlı eserinde görüldüğü gibi Antik Yunan’daki tragedya ve komedyaların, çağının önemli sorunlarını, değer yargılarını, toplum yapısının çelişkilerini dile getirirken halkı bilhassa ahlak konusunda eğitme işlevine büründükleri görülür

Roma Dönemi

Yunan tiyatrosunun devamı niteliğindedir. Roma’nın kendine özgü yaşam anlayışı, kültürü, ekonomik durumu neticesinde, Yunan Dönemi’nde tanrısal olana yaklaştırılan tiyatro sanatı, Roma Dönemi’nde günlük yaşama katkıda bulunduğu ölçüde önem kazanır. Roma tiyatrosunda günlük ilişkiler sergilenirken bu ilişkiler içinde kişinin nasıl davranması gerektiği gösterilmektedir. Tiyatrodan kazanılacak eğitimin amacı, seyirciyi tüm davranışlarında dinin, ahlakın ve yasaların kurallarına uyan, disiplinli bir yurttaş yapmaktır.

Orta Çağ Dönemi

Orta Çağ’da tiyatronun gelişimi sekteye uğrar çünkü kilise tiyatroya karşı suçlayıcı bir tavır sergiler. Trajik sahne oyunlarının ayartıcı ve yozlaştırıcı olduğu ve bazı heyecanları beslediği ve dolayısıyla sakıncalı olduğu düşünülmektedir. Gerçek olmayanın mevzu edilmesi kutsal ruha ve ahlaka ters düşmektedir. Sonuç olarak tiyatro yasaklanmış ve din adamları tiyatronun zararları üzerine bildiriler yayınlamış, tiyatronun gelişimine sekte vurmuşlardır.

Rönesans Dönemi

Antik Yunan ve Roma dönemlerindeki tiyatro anlayışının devamı niteliğinde gelişmeler yaşanmıştır. Tiyatro binalarına, sahne düzenlemelerine, oyunculuk ve yazarlıklara barok üslup hakimdir. Bu dönemde tiyatronun öne çıkan özelliği okunmak için değil oynanmak için yazılmış olmalarıdır. Ayrıca tiyatroda gerçeğe benzerlik gözetilmesi gerektiği anlayışı hakimdir. Tragedya ve komedyanın yanı sıra melodrama ve traji-komedya gibi yeni türler de ortaya çıkmıştır.

Klasik Dönem

Fransa’da ortaya çıkmış ve yaygın bir tiyatro akımı haline dönüşmüştür. Tiyatro sanatı sarayın desteği, gözetimi ve denetimi altında ilerlemiştir. Bu dönemde tiyatro Hristiyan dünya görüşünü benimsemiş, bu dünya görüşü ile krallık değer yargılarını sanatsal bütün içinde bir araya getirmiştir. Soylu ve yüksek tabakaya hitap ettiği için de anlatımın incelikli olmasına özen gösterilmiştir. Akılcılık ve ölçülülük ana değerlerdir. Klasik tiyatro anlayışı, akla, toplumsal davranış kurallarına, ahlak değerlerine bağlılık, biçim kurallarına uygunluk anlamını taşır. Oyun konuları genellikle mitolojiden seçilir. Oyun kurgusu merak uyandıracak şekilde düzenlenir. Klasik tiyatroda biçim kuralları şöyle sıralanabilir:

  • arılık, yalınlık
  • belli uzunluk, tamamlanmışlık
  • organik bütünlük
  • inandırıcılık, tutarlılık
  • üç birlik
  • beş perde
  • üç oyun kişisi
  • kanlı olayların sahnede gösterilmemesi

Romantik Dönem

Romantik tiyatro, klasikçilerin soylu, akılcı, öğretici sanat anlayışına karşı çıkar ve ulusçuluk ilkesini benimser. Klasik akımın Antik Yunan hayranlığına tepki gösterir. Yerli efsanelerden alınan konular işlenir. Romantikler, gerçeği düş gücü ile kavramaya çalışırlar. Fantastik olanı sahneye getirmek için dolaylı anlatım yolları kullanırlar.

Bu dönemde öne çıkan romantik anlayış, biçimsel kısıtlamaları aşma ve düş gücüne özgürlük tanıma açısından modern tiyatronun yolunu açmıştır.

Gerçekçi (Realist)/Doğalcı (Naturalist) Dönem

Gerçekçi tiyatro düşüncesi yaşamdan kopukluğu, toplum sorunlarına karşı ilgisizliği, aşırı duygusallığı ve yapaylığı öne sürerek romantik tiyatro anlayışına ve popüler tiyatro anlayışına karşı tavır sergiler. Bu dönemde tiyatroda günlük yaşam gerçekleri ön plana çıkarılmış, bilimsel yöntemlere dayanılmış ve yalın bir anlatım tarzı benimsenmiştir. Yani öncelik biçimden çok özdür.

Sembolist (Simgeci) Dönem

Dolaylı anlatım becerilerinin, estetik biçimlemenin ve düşlemenin önemi üzerinde durulan sembolist dönemde somut yaşam gerçekliğine bir karşı duruş vardır. Gerçekçi tiyatro dönemindeki gerçekliğe benzerlik kuralının aşılması ve soyut, düşsel ve büyülü olan tiyatronun konusu olmalıdır. Dolayısıyla gerçek olanı sahnede yansıtmak yerine ifade etme ve dile getirme yöntemleri kullanılır. Amaç soyut ve gizli olanı seyirciye sezdirmektir.

20. Yüzyıla Yön Veren Eğilimler

Somut gerçekçiliğe karşı çıkan ve görünen gerçeğin ardındakine ulaşmaya çalışılan bu dönemde insanın bilinçaltı önem kazanır. Seyirci ve sahne ilişkisinin öne çıkması, görüntüde hareket ve çarpıcılık sağlanması, oyun yapısının parçalanması, oyuncunun fiziksel yapısı bu dönemde öne çıkan özelliklerdir. Kısaca bu yüzyılda edebi yönden ziyada görsel yönü öne çıkmaktadır.

Gelecekçi (Fütürist) Tiyatro

Gerçekçi tiyatronun bilgi, akıl, mantık ölçülerine karşı çıkan bu akımda, daha canlı ve hareketli bir tiyatro düşüncesi savunulmaktadır. Başlıca özelliği hızlılıktır ve bir anlamda geleneksel olana karşı çıkıştır. Hayatın gerçeğine ters düşen sembolizm yetersizdir ve yeni olanın özünde insan gücünü simgeleyen makine dinamizmi yatmaktadır. Bunları ifade etmek için kabare teknikleri, ışık ve şok etmenleri, fotomontaj, mekanik bale, gürültü müziği vb. kullanır fütürist tiyatro. 1913 te İtalyan Marinetti öncülüğünde hazırlanan “Fütürist Oyun Yazarları” bildirgesinde tiyatroya özgü görüşler yayınlanmıştır.

Gerçeküstücü (Sürrealist) Tiyatro

Yaşamın anlamsızlığına ve o dönemde yapılan sanatın yetersizliğine sırtını dönen gerçeküstücülük mutlak olanı ruhun derinliklerinde arar ve bilinçaltının karanlıklarına yönelir. Bilinçaltı gerçeğinin hiç saptırılmadan ortaya çıkarılabilmesi için insanı tutsak eden koşulların aşılmasını, ahlak, akıl, mantık, estetik kurallarının kırılmasını zorunlu görür. İnsanı bağımlı kılan makineleşmeye, otomatizme öfkeyle karşı çıkar

Dışavurumcu (Ekspresyonist) Tiyatro

Başlangıçta iç gerçeğin özgürce ifade edilmesi görüşünü benimseyen dışavurumcular giderek daha iyi bir dünya yaratma amacını gütmüşler ve siyasal ve toplumsal yönü ağırlık taşıyan oyunlar yazmışlardır. Oyun kişileri simgesel kahramanlara indirgenerek yazarın düşüncesi ön plana konmuştur. Oyunun tezi kalın ve etkili çizgilerle dile getirilmiştir.

Politik Amaçlı Tiyatro Dönemi

Dünya Savaşı sonrası politik sorunların tartışıldığı bir tiyatro anlayışına dayanır. Tiyatro bir anlamda, sanatçının politik görüşlerine yaygınlık kazandırmak için bir propaganda aracına dönüşür. Toplum sorunlarının irdelendiği ve hatta siyasal savaşta bir silah olarak kullanılması görüşü benimsenir. Tiyatro oyununun konusu yalın olur ve konusunu siyasal bir görüşü savunmak üzere kurar. En çok irdelenen konu sınıf çatışmasıdır. Temel hedef seyirciyi etkilemektir. Hedef kitle olarak da emekçi kesim seçilmiştir.

Epik-Diyalektik Tiyatro

Epik tiyatronun öncüsü Bertolt Brecht, epic tiyatroda toplumsal ilişkilerin diyalektik yapısını ve bu yapıyı tarihsel koşullar içinde göstermeye çalışarak seyircinin bu konularda düşünmesini ve bilinçlenmesini temel alır. Tiyatro oyunu, seyircinin olaylara uzaktan ve eleştirel bir bakışla bakmasını sağlayacak şekilde kurgulanır. Konu olarak işsizlik, açlık, savaş, ekonomik bunalım gibi sorunlar ele alınır, somut ve görünen gerçeğin altında yatan nedenler ortaya çıkarılmaya çalışılır. Seyirci kendine sunulanları olduğu gibi kabul etmemeli ve olaylara eleştirel ve yorumlayıcı olarak yaklaşması gerekmektedir. Gerçeğe kuşkuyla yaklaşmaları gerekmektedir.

Absürt (Saçma) Tiyatro

2. Dünya savaşı sonrasında yerle bir olan insani değerlerin karşısında bir karşı sanat anlayışı olarak ortaya çıkan absürt tiyatro, tüm tiyatro türlerinde var olan her türlü sanatsal uyumu bozarak oyunlar sahneye koyar. Bunun altında yatan sebep insanlar arasında herhangi bir dil birliği ve uyum kurulamayacağı düşüncesidir. Oyunda seyirciyi şaşırtma, rahatsız etme ve hatta acıtma esastır.

Çağdaş Tiyatro

Yaşamla tiyatroyu birbirine yakınlaştırma çabası olan Çağdaş Tiyatroda farklı tiyatro eğilimleri görülmektedir. Bunların arasında olay tiyatrosu, ritüel tiyatro, yaşayan tiyatro, bütüncül tiyatro sayılabilir. Bu eğilimlerin ortak özelliği gelenek oyun yapısını bozmaları, zaman ve mekan kullanımında akıl dışı düzenlemelerin olması, olay örgüsünde mantıksal çizginin olmaması ve oyun kişilerinin derinliksiz olarak sunulması sayılabilir. Tüm türler birbirine karışmıştır. En tercih edilen türler kara komedi, traji-komedi gibi türlerdir.

Tiyatronun Teknik Özellikleri

Oyunun Bölümlenmesi

Oyunun kesitler halinde sunulmasıdır. Perde, sahne, bölüm gibi adlandırmalarla bu kesitler birbirinden ayrılır ve her biri konunun ana parçaları ile ilgilidir. Kendi içlerinde bir bütünlüğü vardır.

Oyun Anlatım Yöntemi

Oyunlar sahneye konulurken seçilen yöntem kullanılan anlatım araçlarını ve bu araçların nasıl kullanılacağını etkiler. Aşağıda en yaygın kullanılan anlatım yöntemleri verilmiştir.

  • Klasik-dramatik yöntem: sahnede gerçekliğin benzerinin yaratılmasıdır. Eyleme dayanır. Neden-sonuç ilişkisi vardır. Oyunun izleği kahramanlar ve karşı kahramanlar ile belirlenir.
  • Epik yöntem: yaşamın yabancılaştırılarak ve yapaylaştırılarak uzak açıdan anlatılmasıdır. Yer ve zaman çokluğu, olay çeşitliliğiyle tarihsel süreci göstermeye yöneliktir.

Oyunun Öyküsü ve İletisi

Bir oyunun mesajı, yazarının dünya görüşü ve üslubu ile ilgilidir. Ama aynı zamanda konu, hedef kitle, iletişim ortamı ve eldeki malzemenin nasıl kullanıldığı da oyunun mesajı ile ilgilidir. Ayrıca oyunun türüne de bağlıdır.

Olay Örgüsü

Oyundaki olayın zaman-mekan-tür ve kişilerle nasıl örüldüğü, işlendiği, kurgulandığı, oyunun nasıl başlanıp bittiği vb. olay örgüsü içinde meydana gelir. Örgünün mantıksal bir sıra izleyip izlemeyeceği oyun yazarının tercihine / tarzına / amacına bağlıdır. Alman oyun yazarı Gustav Fraytag, olay örgüsünü bir piramite benzetir ve beş temel bölüme ayırır:

  1. Tanıtma,
  2. Yükseliş,
  3. Doruk,
  4. Geri dönüş ya da düşüş,
  5. Yıkım.

Aslına bakılırsa bu temel ögeler genelde serim, düğüm ve çözüm gelişimsel sırasına göre dizilmektedir.

Serim : Oyunun başında seyirciye verilen ek bilgi.

Düğüm : Oyunda çatışmanın başladığı kısım.

Çözüm : Olay dizisinde ortaya çıkan sorunların, çatışmaların çözüldüğü bölüm.

Oyun Kişileri

Oyuna uygun seçilen tipler psikolojik ayrıntılarıyla verilmezler ve olay örgüsü boyunca gelişmez ya da değişmezler. Kendine özgü nitelikleriyle ortaya çıkan oyun kişisi karakter özelliği gösterir ve derinlemesine ele alınırlar.

Mekan

Sahne düzeneği elverdiği sürece oyunda yer alan açık ve kapalı alanlar, olay örgüsüne, kişilerin psikolojilerine göre çeşitlilik gösterebilir.

Zaman

Seçilen anlatı yöntemine bağlı olarak zamanın kullanımında yanılsama / özdeşleşme ya da uzaklık / yabancılaşma sağlanması mümkündür. Tiyatroda zaman, geçmiş, gelecek ya da şimdidir.

Oyunun Dili

Oyunun dili, olay örgüsünü geliştirme, sahne üzerindeki aksiyonu beslemenin yanı sıra sahnenin dışında yaşananlar hakkında seyirciyi haberdar etme misyonu da taşır. Türüne göre dilin özellikler değişebilir. Tiyatro metninin bölümlenmesinde ve kişilerin konuşturulmasında öne çıkan bazı terimler şunlardır:

Prolog (Öndeyiş) : Antik Yunan tiyatrosunda, eylemin başında koronun giriş konuşmasıdır. Özellikle epik tiyatroda kullanıldığı görülür.

Epilog: Oyunda son söz anlamına gelir.

Monolog: Monolog, konuşan kişiye ilişkindir. Tek bir gönderme düzlemi vardır ve karşı konuşma gerektirmez.

Diyalog: Söyleşme anlamına gelen diyalog karşıt, iki (duolog) ya da daha çok kişi (polylog) arasında geçen karşılıklı konuşmadır.