Ünite 4: Thomas Aquinas

Thomas Aquinas’ın Yaşamı ve Yapıtları

Thomas Aquınas kendisinden sonraki bütün bir felsefe tarihini derinden etkilemiş çok önemli bir düşünürdür. Onun etkisinin büyüklüğünü, elbette düşüncelerinden çok faydalanmış olduğu Aristoteles’inkiyle kıyaslamak hiç doğru olmadığı gibi Thomas Aquinas, Aristoteles’i en iyi şekilde yorumlamış filozof olarak da bilinmektedir.

Thomas Aquinas adı, Batı’da genel olarak kabul görmüş belli başlı felsefe tarihçilerinin kullandıkları bir addır. Kendisini anlatmak bakımından Thomas Aquinas dışında Aquino’lu Thomas, sadece Thomas ve Aquinumlu Tommasso adları da kullanılmaktadır. Aquinas adı, kendisinin doğmuş olduğu Aquinum’dan gelmektedir. Thomas Aquinas’ın 1224 veya 1225 yılında doğmuş olduğu kabul edilmesine rağmen bazı kaynaklar doğum tarihi olarak 1226 yılını da verebilmektedir. Thomas Aquinas sadece felsefi açıdan çığır açmış önemli bir kimlik olarak değil; aynı zamanda içinde bulunduğu aile dolayısıyla döneminin önemli bir siyasal kişiliği olarak da dikkat çekmektedir. Bununla birlikte o, geçmişte pek çok filozofun yapmış olduğunu tekrarlayarak politikadan uzak bir yaşamı seçmiştir. Thomas Aquinas Napoli’deki bir okulda 19 yaşına kadar özellikle yedi özgür sanat (septem artes liberales) üzerinde yoğunlaşan bir eğitim almıştır. Septem artes liberales veya yedi özgür sanat iki ana kısımdan oluşmaktadır. Bunlardan birincisi Trivium (üçlü) gramer, retorik ve diyalektik (mantık) ’ten oluşmakta; ikincisi Quadrivium ise aritmetik, geometri, müzik ve astronomiyi içinde barındırmaktadır. O dönemde kurulmuş olan üniversitelerin bu dallardan hangisine eğilim gösterdikleri ve eğitim anlayışlarını da bu dallara göre belirledikleri bilinmektedir. Thomas Aquinas’a bu okulda eğitim veren hocalarının büyük çoğunluğu Aristotelesçiydi. Aslında bu noktada o dönemde Aristoteles felsefesi kilisenin resmi öğretisi ile ciddi bir karşıtlık içindeydi.

Thomas Aquinas, 1244 yılında girdiği Dominiken tarikatında çok önemli filozoflardan dersler aldı. Paris’teyken özellikle Albertus Magnus’un vermiş olduğu derslerin kendisi üzerinde derin etkiler bıraktığı söylenebilir. 1248 yılında hocası ile birlikte, şimdi Almanya’nın bir şehri olan Köln’e gitti. Orada kaldığı dört yıl boyunca önemli çalışmalar yaptı ve Albertus Magnus’un önerisi üzerine Paris’e geri döndü. Paris’te Petrus Lombardus’un Sententiae adlı eseri üzerine dersler verdi. Sententiae, Petrus Lombardus’un sistematik ve mantıksal bir yöntemle kaleme aldığı teolojik konuları ve Kilise Babalarının düşüncelerini çok geniş bir alanda irdeleyen önemli bir eserdir. Bu eser üzerine çalışmak, üniversitelerde magister, yani eğitmen olmak isteyenler için bir gelenek ve hatta zorunluluk haline gelmiştir. Thomas Aquinas, 1260 yılı başlarına kadar Paris’te kaldı. O yıl Napoli’ye geri döndü. İtalya’da değişik şehirlerde 1268 yılına kadar dersler verdi ve aynı yıl Paris’e döndü. 1272 yılında Napoli’de kurulan bir okulun başına getirilerek 1273 yılının Aralık ayında yazmayı bıraktı. Dönemin Papası X. Gregorius tarafından Lyon’daki bir toplantıya davet edildi. 1274 yılının Mart ayında yola çıktı; fakat yolda, Campania civarında 7 Mart’ta yaşama veda etti.

Thomas Aquinas’ın bütün eserleri 1570 yılında yayımlanmış Piana baskısında mevcuttur. Hemen bütün eserlerinin İngilizce ve Fransızca çevirileri vardır.

Thomas Aquinas’ın Varlık Anlayışı

Thomas Aquinas her şeyden önce bir ilahiyatçıdır. Bundan dolayı, çalışmalarında ilahiyat ve felsefe konuları birbiriyle iç içe geçmiştir. Thomas Aquinas’ın Varlık (Latincesi: esse) hakkındaki düşüncelerini ortaya koymak için, öncelikle belli başlı bazı kavramlar hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Bunların başında, dönemin en önemli kavramlarından biri olan “Yaratılış Teorisi” gelmektedir.

Thomas Aquinas’a göre evrenin yetkinliği böyle birçokluğu ve var olanlar arasındaki eşitsizliği baştan talep etmektedir. Zira evrendeki hiçbir var olan, ilahi yetkinliği kendi başına temsil etme gücüne sahip değildir. Tanrı her şeyi bir yetkinlik sıradüzeni içine yerleştirmiştir. Bu sıradüzenin en üstünde melekler bulunmaktadır. Thomas Aquinas bunlara maddesiz tözler adını vermektedir. Meleklerin varoluşları akıl tarafından da bilinebilir. Ona göre, akıl yürütme sonucunda, onların olmadığı bir yaratılış sürecinde önemli bir boşluk doğacağı sonucuna ulaşabiliriz. Meleklerin hemen altında insan yer almaktadır. İnsan kısmen maddi, kısmen de ruhsal bir varoluşa sahiptir. Daha sonra hayvanlar, bitkiler ve en sonunda da dört öge olan hava, su, ateş ve toprak gelmektedir. Bunların her biri bir katman olarak düşünülebilir. En üstte bulunan katmanın en altında yer alanlar, yani melekler ile onun bir altında bulunan katmanın en üstünde yer alanlar, yani insanlar birbirleriyle temas halindedirler. Böylelikle, farklı varoluşlar arasında bir kesinti söz konusu değildir; yaratılış bir katmandan diğerine akıcı bir özellik sergiler. Thomas Aquinas’a göre birbirinden farklı varoluşlar olduğu gibi birbirinden farklı pek çok form da vardır. En altta temel ögelerin formları bulunmaktadır. Bu formlar, maddeye en yakın durumda bulunduklarından en alttadırlar. Bunların üstünde bileşik formlar, onların da üstünde bitkisel formlar yer almaktadır. Bitkisel formların veya ruhların üstünde de hayvansal ruhlar, bir üstte de insani ruhlar bulunmaktadır.

Thomas Aquinas’a göre, yaratılmış olan her varlık sınırlı ve belirlenmiştir. Yaratılmış her şeyi sınırlayan ve belirleyen bir şey vardır. Bu, onların varoluşlarından başka bir şeydir ve Thomas Aquinas buna “ne’ lik” veya “öz” demektedir. Tanrı fizik harekete tabi değildir; yani değişime maruz kalmaz. Bu noktada, Tanrı’da maddi herhangi bir ögenin olmadığını söyleyebiliriz. Bundan dolayı O, kendisi ne ise O olandır, kendi kendisiyle özdeştir, Bir’dir. Özü ile varoluşu arasında bir geçiş olmadığından, Tanrı nedensiz bir varoluşa sahiptir. Bununla birlikte, O’nun dışındaki bütün var olanların bir nedeni vardır.

Thomas Aquinas insan algısında ortaya çıkan her türlü varlığın mutlak olarak yaratılmış olması gerektiğini dile getirmektedir. Bu yaratılmanın başlangıcı da Tanrı’dır demektedir. Yaratılan ile Yaratan arasındaki ilişki özsel bir ilişkidir. Bu özsellik yaratılanın pay aldığı bir süreçte daha belirgin hale gelmektedir. Thomas Aquinas’ın kullandığı participio (pay alma) terimi genel anlamıyla Platon ve Platoncuların kullandıkları bir terimdir. Terimin Grekçesi metheksis’tir ve terimi Platon’un Phaidon ve Parmenides diyaloglarında kullanıldıkları bağlam ile düşünmemiz gerekir. Aristoteles, Platoncu metheksis terimi ile gene Platoncu bir terim olan mimesis (taklit) arasında sadece sözel bir ayırım olduğuna da dikkat çekmektedir. Terim, Platon’dan sonra İstanbullu bir filozof olan Proklos tarafından yeniden eski önemi ile kullanılmaya başlanmıştır. Aslında bir Aristotelesçi olan Aquinas’ın Platoncu bir kavramı kullanmış olması ilgi çekicidir.

Yaratılmış olan hiçbir şey yaşamsallığını kendi başına sürdüremez. Zamanda bir başlangıcı olan bütün var olanlar, kendi varoluşlarını sürdürebilmek için kendileri dışında bir varlığa gereksinim duyarlar. Bu gereksinim, çeşitliliğin ve çokluğun anlamlı olabilmesi -yani bir hedefin olması- için bir Birlik anlayışını doğurur. Thomas Aquinas Platon’un Parmenides diyalogunda işaret ettiği, birliğin çokluktan önce gelmesi gerektiği şeklindeki düşüncesine bu yüzden önem verir. Varlık ile Hakikat arasında varoluşu anlamak bakımından derin bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişki, Varlık ile Hakikat özdeşliğine kadar gider. Bundan dolayı, yaratılmış olan dünyanın bilgisi ile o dünyanın varoluş nedeni birbiriyle örtüşmek zorundadır.

Thomas Aquinas’a göre, pay alma yoluyla var olan her şey, aynı zamanda bir nedene bağlı olarak varlığa gelmiş demektir. Pay alma gibi bir edimden söz ediliyorsa, orada mutlaka kendi içinde varoluşu bakımından tamamlanmış ve kendisine benzeyenlerin nedeni olacak güç ve yetenekte bir varlık bulunmalıdır. Aksi taktirde pay alma gibi bir durumdan asla söz edemeyiz. Pay alan, kendisinden pay alınanı gerekli kılmaktadır. Böyle bir ön kabul, varoluşun ikiye bölünmesi anlamına gelmektedir. Bu şekilde Thomas Aquinas’a göre varlık “zorunlu” ve “zorunsuz” olmak üzere ikiye ayrılır. Zorunlu varlık, bir anlamda kendisi ne ise o olarak kalan ve bizzat kendisi olduğu durumdan başka bir tarzda var olamayacak olan varlıktır. Bu Varlık Tanrı’nın kendisidir. Yaratılış içinde Tanrı, kendisi dışındaki bütün var olanlar için bir “etkileyici neden” dir. Bu yüzden her şey Tanrı tarafından yaratılmıştır. Tanrı’nın yetkin bir “etkileyici neden” olması, O’nun eylemlerinin herhangi bir bireysel gereksinimi karşılamak için yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Thomas Aquinas’a göre her bir yaratılmış olan, bizzat kendi yetkinliğini elde etmek adına bir çaba göstermektedir. Bu yetkinlikler İlahi Yetkinlik ve İyilikten pay almaktadırlar. Bu yüzden, Thomas Aquinas’a göre Tanrı sadece yetkin bir “etkileyici neden” olmakla kalmaz; O, aynı zamanda her şeyin kendisine yöneldiği bir Nihai Neden, bir Amaç Neden olarak da karşımıza çıkar. Dünyada doğal nesneler olduğu kadar insan elinden çıkmış nesneler de vardır. Bu türden nesnelere yapay nesneler adı verilir. Doğal nesnelerin yaratıcısı Tanrı’ dır. Thomas Aquinas, yapay nesnelerin ortaya çıkmasına yaratma denemeyeceğini söyler. Ona göre bu türden nesneler yaratılmaz; fakat üretilir. Dolayısıyla Tanrı bir Yaratıcı iken insan da bir üretici olarak anlaşılmalıdır. Thomas Aquinas, Tanrı’nın var olan her şeyin tümel nedeni olduğunu ve her şeyi yoktan var ettiğini ileri sürer.

Thomas Aquinas bir bireysel insan mutlak anlamda insan doğasının nedeni olamaz; zira o taktirde kendi kendisinin de nedeni olurdu. Ona göre, felsefede gerçek ilerleme tözsel form ile madde arasındaki ayırımın farkına varıldığı anda ortaya çıkmıştır. Ancak bu bile, maddenin yaratılmamış olduğu düşüncesinin ortadan kaybolmasına yeterli olmamıştır. Bu yüzden “yoktan var etme” tarzda bir yaratmanın nasıl mümkün olacağı konusunda her zaman derin şüpheler bulunmuştur.

Ortaçağ felsefesinde Tanrı ve O’nun kanıtlanması problemi ağırlıklı bir yer tutmaktadır. Thomas Aquinas’ın Tanrı kanıtlamasına düşünce tarihinde “Kozmolojik Tanrı Kanıtlaması” denmektedir. Beş yol da denilen tanrı Kanıtlaması şu şekilde açıklanmıştır:

  1. Yol: Thomas Aquinas, bizzat nedenin kendisinden hareket ederek Tanrı’nın bilgisine ulaşmanın olanaksız olduğunu düşünür. Evren, zorunsuz varlıkların birçokluk içinde sıralandıkları bir yerdir ve dolayısıyla harekete tabi olan şeylerle doludur. Bu yüzden, Thomas Aquinas’a göre, bizim için birinci ve en açık kanıtlama biçimi hareketle ilgili olanıdır. Ona göre bir ilk hareket ettirici vardır ve bunun kendisi harekete tabi değildir. Harekete tabi olmamasının nedeni O’nun salt aktüel bir varoluşunun olmasından kaynaklanmaktadır
  2. Yol: Thomas Aquinas burada iki tür etkileyici nedenden söz etmektedir. Bunlardan birincisi tıpkı Platon’un düşündüğü gibi, bütün duyulanabilir formların dışsal bir yapıdan, bir tür form kazandırıcıdan kaynaklandıklarına ilişkin görüştür. İkinci etkileyici neden olarak “potansiyel durumda olmak” yani salt yokluk ile edim halindeki varlık arasındaki orta durumdur. Doğal olarak oluşa gelen şeyler yokluktan hareketle değil, potansiyel durumdan oluşa gelirler. Bu oluşa gelmek, edim halindeki varlıktan çıkmaz. Böylelikle oluşa gelen şeyler, zorunlulukla edim halinde önceden var olmadılar; onlar sadece potansiyel haldeydiler. Burada doğal formların tümünün edim halinde ve maddeyle beraber ve adeta onun içinde “saklı” tarzda bir varoluş sergilediklerini ve bütün etkinin “içsel” bir özellik gösterdiğini anlamak mümkündür. Buna göre, formların hiçbiri dışarıdan kendilerini varoluşa sevk edecek bir uyarıcıya gerek duymazlar. Bu iki (içsel ve dışsal etki) anlayış da Thomas Aquinas açısından kabul edilebilecek bir biçime sahip değildir. Onun izleyeceği yol, kendisinin de söylediği gibi bu anlayışların ortasında yer alan Aristoteles’in öğretisidir. Thomas Aquinas’a  göre, eğer nedenler arasındaki ilişkiyi sonsuza kadar geri götürecek olursak, yani bir ilk neden belirleyemezsek, o taktirde ilk nedenden dolayı işlevi olan nedenlerden de söz edemeyiz. Böylece “herkesin Tanrı dediği bir ilk etkileyici nedeni kabul etmek zorundayız.
  3. Yol: Aristoteles’in Metafizik’inin V. Kitabının 5. bölümü “zorunluluk” konusuna ayrılmıştır. Aristoteles’e göre zorunlu, “bir yardımcı neden olarak kendisi olmaksızın bir şeyin yaşayamayacağı şey”e denir. Bu bakımdan, hayvanların nefes alıp vermesi ve beslenmesi onların yaşamlarını devam ettirmesi bakımından zorunludur. Ancak, eğer yaşamını nefes alıp vermek şartıyla devam ettirebilen bir canlının bu etkinliğini sona erdirecek bir girişimde bulunulursa, o zaman o canlı artık yaşamayacaktır. Thomas Aquinas’a göre doğadaki şeyler, oluş ve bozuluşa tabi olarak yaratılmışlardır. Bundan dolayı, olmaları veya olmamaları türünden bir olasılığı kendilerinde taşımaktadırlar ve Thomas Aquinas’a göre de bu varoluşa herkes Tanrı demektedir.
  4. Yol: Thomas Aquinas, Tanrı kanıtlamalarının dördüncüsünün ilham kaynağı olarak gene Filozofu, yani Aristoteles’i göstererek şu açıklamalarda bulunmuştur. Var olanların düzeninde çeşitli türden niteliklerin her bir var olanda aynı derecede ortaya çıkmadığı açıktır. Bazı insanlar iyi, bazıları onlardan daha iyidir. Kimi hükümdar adil, başka bir hükümdar ise ondan daha adildir. Aristoteles’in de dediği gibi, en iyi ve en adil gibi kendi cinsine özgü en yüksek hakikatler aynı zamanda en yüksek var olanlardır da. Bu bakımdan onlar kendi cinslerinin nedeni de sayılmalıdırlar. Bütün bu cinslerin zirvesindeki en yüksek var olanların da nedeni, var olanların bütün yetkinliklerinin nedeni olan Tanrı’dır.
  5. Yol: Bu sonuncu kanıtlamaya “teleolojik” kanıtlama adını da verebiliriz. Thomas Aquinas’a göre, akıldan yoksun olan bütün doğal nesneleri izlediğimizde, onların kendileri için en iyiyi amaçlayan bir eylem gerçekleştirdiklerini görürüz. Bu nesneler, bir hedefe doğru programlanmış gibi davranmaktadırlar. Ona göre, akıldan yoksun canlılar, bilgi ve akıl sahibi bir şey tarafından yönlendirilmedikleri sürece bir amaca yönelik olarak hareket etmezler. Bütün yaratılmış olan varlıkların kendisine bir şekilde yöneldikleri bir nihai neden vardır ve bu da Tanrı’nın kendisidir.

Beşinci kanıtın Thomas Aquinas’ı tanımaya çalışırkenki önemi büyüktür. Çünkü bu kanıtlama, aslında sadece yaratılışa tabi olan varlıkların basit teleolojik anlamda bir – ontolojik- yol haritasını çıkarmaz; fakat aynı zamanda Aristoteles’in bu önemli terimini ön plana koyarak onu, Thomas Aquinas’ın bağlı olduğu Hıristiyanlığın ilkeleri ile uzlaştıran bir platforma taşır. Burada aynı zamanda insan ile doğa arasında kurulan bir ilişkiyi de görmek mümkündür. Bu ilişkide kaynaştırma görevi gören temel, akıl sahibi olsun veya olmasın bütün var olanların aynı kaynaktan beslenmeleridir.

Thomas Aquinas’ın Bilgi Anlayışı

Thomas Aquinas’a göre her şey sürekli yer değiştirdiğinden, değişenin kendisinden hareketle bilgi elde etmek mümkün değildir. Dünyada yer alan nesneler sürekli bir değişim içinde olduklarından, sadece duyu bilgisinin sınırları içinde kalarak onlara ilişkin yargıda bulunmak da olanaksızdır. Burada bilmenin, varoluşun en önemli koşulu olduğunu söylemek gerekir. Bilmek akılsal bir etkinliktir ve Thomas Aquinas’a göre insan sadece akılsal olduğu sürece bir insandır. Akılsallık, insanın anlama ediminde bulunması ve yargı üretmesidir. Yargıda bulunmak, yani kavramları kullanarak bir durum hakkında bilgi ortaya çıkarmak için akılsal ruha ihtiyaç duyan insanın, bilme sürecindeki başlangıç noktası tikel fizik nesnedir. Duyularımız, doğaları gereği tikel nesneleri algılamaktadırlar. İnsan aklının nesneleri ise tümel yapılardır. İnsan aklı, tikel fizik nesnelerden soyutladığı tümel formlar aracılığıyla kendi eylemini ortaya koymaktadır. İnsanın, duyulama aracılığıyla kavradığı şeyler, her bir bireysel nesnenin kendisidir.

Bunların hiçbiri, aklın eylemini gerçekleştirmesi, dolayısıyla bir yargıda bulunması için yeterli değildir. Aklın, kendi uygun nesnesi olan formları ortaya çıkarması için bir soyutlama yapması zorunludur. Akıl, başlangıçta, fizik dünyanın bilgisine karşı potansiyel bir durumdadır. Bununla birlikte, fizik dünyayı, bilme bakımından aktüel hale getirebilmesi için gerekli olan soyutlamayı yapabilmesi için, imgelemin aklın kendisine soyutlanacak malzeme sunması gerekmektedir. Duyulama sonucunda duyularda ortaya çıkan imgeler bireyselliklerini korumaya devam etmektedirler. İki parçalı bir yeti olan aklın soyutlama eylemini gerçekleştiren kısmına etkin akıl denir. Etkin akıl, edilgin aklın anlama edimini gerçekleştirmek için gereksinim duyduğu anlaşılabilir nesneleri (kavramları) oluşturmaktadır. Bunun için bireyselliklerini devam ettiren imgelere gereksinimi vardır. İmge, duyulama olmaksızın hiçbir şekilde ortaya çıkmayacak bir yapıdır. Thomas Aquinas’a göre, aktüel duyulama yüzünden herhangi bir hareketin ortaya çıktığı her anda, bu hareketin duyulama eylemine (yani, o anda her ne duyulanıyorsa ona) benzemesi gerekir ve imgeleme de böyle bir etkinlik biçimidir. İmgeler, hala duyulanabilir forma sahip olmalarından dolayı bireysel özelliklere sahiptirler ve bundan dolayı henüz aklın anlama edimini gerçekleştirmesi için gereksinim duyduğu türden bir biçimde değildirler. İşte bu bireyselleştirici özelliklerin, etkin akıl tarafından çekip çıkarılması sürecine soyutlama adı verilmektedir.

Soyutlama etkinliğinin gerçekleşebilmesi için, aklın, ayırdığı şeylerin birbirlerine bağlı bir varoluş sergilemediklerini anlaması zorunludur. Bunun için de aklın, birbirinden ayırdığı şeylerin neliği üstüne bir donanımı olması gerekir. Soyutlamanın, gerçeklikte bir olan; fakat birliği oluşturan şeylerin birinin diğerine gitmeden bilinebileceği durumlarda geçerli olduğu söylenebilir.

Thomas Aquinas’ın Ahlak ve Toplum Anlayışı

Thomas Aquinas’ın ahlak ve toplum anlayışı Aristoteles’in felsefesi ile Hıristiyanlığın akılcı kavranışının bir karışımıdır. Hıristiyanların ahlaki buyrukları ile Aristotelesçiliğin teleolojik yöntemi harmanlanmış ve ortaya devasa bir sistem çıkmıştır. İnsan, Thomas Aquinas’a göre bizzat kendi gelişimi için çabalamakta ve bu bağlamda Tanrı’dan pay almaya ve onun benzerliğinde büyümeye çalışmaktadır. Zira ona göre, kendi yetkinliğine yönelen her şey ilahi modele doğru yol almaktadır. Bu yüzden, insanın ahlak yapısı aslında onun Tanrı’nın imgesinde nasıl olgunlaştığının da bir anlatımıdır.

Thomas Aquinas’a göre akıl ahlaki zorunluluğun köküdür. İrade doğal bir biçimde iyi olana doğru yönelir ve pratik akıl bizim iyiye yönelmemizi, kötüden de kaçınmamızı buyurur. Bu şekilde ortaya çıkan ve adına doğal yasa denilen yasa, akıl sahibi olan her bir varlığı üç doğal eğilim çerçevesinde yönlendirir:

  • Hayatını korumak ve sağlığını muhafaza etmek
  • Çoğalmak ve karısı ve ailesine göz kulak olmak
  • Hakikati gözetmek suretiyle akılsal hayatını geliştirmek ve sosyal erdem içinde büyümektir. Bu üçüncü madde, insanın mutlaka bir toplum içinde yaşaması gerektiğini belirginleştirmektedir.

Toplumda yer alan insanların huzur ve refah içinde amaçladıkları hedefe doğru düzgün bir hayat sürdürmeleri için gereken şey, o toplumun düzgün yasalarla idare edilmesidir. Bu idare, insani kanun yapıcının doğal yasayı belirli tekil olaylara uygulaması sonucunda ortaya çıkan insani yasa ile gerçekleşmektedir. Thomas Aquinas’a göre, bireysel insanın iyi bir hayat sürmesi için iki koşul bulunmaktadır. Birincisi ve en önemlisi erdeme uygun davranmaktır; zira erdem bir insanın iyi yaşamasını sağlamaktadır. İkincisi ise erdemli bir eylem için gerekli olan maddi ihtiyaçların sağlanmasıdır. İnsan, doğa tarafından birliği sağlanmış bir yapıdır. Bununla birlikte toplumun birliği çok daha önemlidir. Thomas Aquinas’a göre birliği sağlanmış olan toplum huzur içinde demektir. Bu huzuru yöneticinin çabaları gerçekleştirmektedir. Bir toplumun iyi bir hayat sürmesi için üç gereksinimi vardır:

  1. Toplum huzur içinde birleşmelidir.
  2. Bu şekilde birlik sergileyen toplum iyi eyleme doğru yönlendirilmelidir.
  3. Yönetici, erdemli bir hayat sürmek için gereken her şeyin sağlandığından emin olmalıdır.