Ünite 1: Tezkire Türünün Doğuşu ve Tarihsel Gelişimi

Eski Türk Edebiyatının Kaynaklarından Şair Tezkireleri

Eski Türk edebiyatının en önemli kaynakları o dönemin edebi eserleridir. Mesneviler ve divanlar bu eserlerin başında gelir. Bunlara ek olarak şiir mecmuaları da o dönemin manzum eserlerini içermektedir. Eski Türk edebiyatı şiir ağırlıklı olmasına rağmen edebî değer taşıyan mensur eserlerin sayısı da kayda değerdir.

Türk edebiyatı tarihi açısından başlıca kaynaklar, şair ve yazarların edebî eserleri başta olmak üzere, tezkireler, çeşitli biyografi kitapları, tarihler, bibliyografyalar, sözlükler, seyahatnameler ve belagat kitaplarıdır. Ancak, şair tezkirelerinin biraz daha ayrıcalıklı yeri vardır çünkü tezkireler hem şairlerin biyografilerini hem de şiirlerinden örnekler içerir.

Arapça z k r kökünden türemiş olan tezkire sözcüğü, “hatırlamaya vesile olan şey” anlamına gelir. Dilimizde ise şu anlamlarda kullanılmıştır: Küçük mektup, pusula, bir iş için izin verildiğini bildiren veya bir konuyu ispata yarayan belge, askerlik görevinin bittiğini bildiren belge, aynı şehirdeki resmi daireler arasındaki yazışma pusulası, makamlar arasında gidip gelen kısa yazı. Tezkire aslında, başta şairler olmak üzere, belli bir meslekte tanınmış kişilerin velilerin, hattatların, mimar ve musiki ustalarının, hatta usta bir çiçek yetiştiricisinin hayat ve sanatından söz eden edebî türün adıdır. Şairlerin toplandığı bu tür biyografik eserlere tezkire-i şuara, tezkiretüş-şuara ya da sadece tezkire denilir.

Büyük uygarlıklar, eğer din birliği üzerine kurulmuşlarsa, içlerindeki farklı kültürleri ve onların edebî gelenekleri de büyük ölçüde birbirine benzetir. Bunun en belirgin örneklerinden biri tezkiredir.

Arap edebiyatındaki biyografik çalışmalar, tabakat kitaplarında toplanmaktaydı. Tezkire türünün kökeni bu kitaplara dayanmaktadır denilebilir. Tabakat sözcüğünün kelime anlamı üst üste konulmuş şeyler, sınıf, nesil, kuşaklardır. Edebiyat terimi olarak ise ayna çağda yaşamış, aynı bilim dalıyla uğraşmış kişilerin biyografilerinin anlatıldığı eserlerin genel adıdır. İslam tarihçilerinin Hz. Peygamberin hayat ve hadislerine dair yaptığı çalışmalar, biyografinin bir bilim dalı olarak İslam dünyasında çok önemli bir yer tutmasını sağlamıştır. İslam tarihinin ilerleyen dönemlerinde biyografi alanı serbest tarihçilere kalmıştır.

Tezkire Türünün Tarihsel Gelişimi

Türk edebiyatında tezkire türüne ilk örnek, Ali Şir Nevayî tarafından Çağatay Türkçesi ile yazılmış olan Macalisü’nNefais ’tir. Bu eser, yazarın ‘meclis’ adını verdiği sekiz bölümden ve bir önsözden oluşmaktadır ve Camî’nin Farsça yazdığı Baharistan adlı biyografik eseriyle ve Devletşah’ın Tezkire-i Devletşah adlı şair tezkireleriyle benzerlikler taşır. Çağatay edebiyatı, özellikle de İran edebiyatı için çok önemli bir kaynaktır. Ancak asıl önemli yanı, Anadolu’da meydana gelen tezkirelere modellik etmiş olmasıdır.

Macalisü’n-Nefais , Baharistan, Tezkire-i Devletşah aynı zamanda ‘Herat okulu tezkireleri’ olarak da adlandırılır. Bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Herat, 15. yüzyılın ikinci yarısında Çağatay devletinin ve bölgenin en önemli kültür merkeziydi. Camî, Devletşah ve Nevayî, Herat ekolünün başlıca temsilcileridir ve ortaya koydukları bu eserlerle, daha sonra Osmanlı devletinde ortaya çıkacak şair tezkirelerinin türünü derinden etkilemiş ve edebî biyografiye hız kazandırmışladır.

Bu biyografiler, konularına ve bakış açılarına göre küçük farklılıklar gösterse de ortak bir medeniyetin ürünü oldukları için belli ortak noktalara sahiptirler. Kişiler ancak belli bir yaşa gelince biyografisi yazıldığı için genellikle doğum tarihleri bulunmaz, ancak isimleri, kronolojik unsurlar, özellikle de ölüm tarihleri titizlikle tespit edilmeye çalışılmıştır. Bilim adamlarının eğitimleri, başlıca hocaları ve eserleri, şairlerinse şiirlerinden örnekler verilir, edebî kişilikleri ortaya konmaya gayret edilir. Özetle, tezkire geleneği bütünüyle insan unsuruna yöneliktir.

Çağatay edebiyatında Nevayî ile başlayan tezkire geleneği, kısa süre sonra Osmanlılara geçmiştir. Özel tarihler dışında bizde müstakil biyografi kitabı olarak kaleme alınan ilk örnek, Lamiî’nin Nefahatü’l-üns’ün tercüme ve zeylini içeren Fütuhu’l-mücahidin li Tervihi Kulubi’l-müşahidin adlı eseridir. Şairler tezkiresi olarak ilk örnek ise Sehî Bey tarafından yazılmıştır. Sehî Bey’den sonra özellikle Latifî ve Âşık Çelebi şair biyografilerinin çok başarılı örneklerini verdiler.

Osmanlı biyografisi daha önce var olan bir geleneğin izleyicisidir ve üç ana bölümden oluşur:

  1. Mukaddime (önsöz): Başlangıç bölümüdür. Bu bölümde yazar Tanrı’ya hamd, Peygambere dua ettikten sonra kitabını ne için yazdığını anlatır. Bazen tezkireci eserini hangi yöntemleri kullanarak yazdığını ve eserine girecek isimleri nasıl seçtiğini de anlatır. Bu yüzden, tezkirelerin bir bölümünün mukaddimesi orjinal birer poetika denemesi gibidir. (Poetika, bir sanat dalı üzerine üretilen düşünce ve teoriler bütünüdür.)
  2. Biyografiler: Bu bölüm kendi arasında birkaç kısma ayrılabilir. Tezkirecilerin çoğu, hanedan mensuplarını ayrı bir bölümde ele almıştır. Tezkirenin çatısını meydana getiren şairler bölümünde Osmanlı ülkesinde yetişmiş ve Türkçe şiirleriyle tanınmış şairler alır. Şairlerle ilgili verilen bilgilerin detaylı olup olmaması, tezkirecinin şaire zaman ve çevre olarak yakınlığı ve tezkirecinin bakış açısına bağlı olarak değişiklik göstermektedir.
  3. Hatime: Tezkirenin sonuç bölümüdür. Bu kısımda tezkireci, eserini yazarken karşılaştığı sıkıntıları anlatır, eserini başarılı kılması için Tanrı’ya yakarır, okuyandan ve yazandan beklentilerini sıralar.

16. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar devam eden tezkire türü, bu zaman içinde farklı şekillerde karşımıza çıkar. Bu eserler, Herat ekolü tezkirelerini örnek alsalar da, başta tertip tarzı olmak üzere birçok değişikliğe uğramışlardır. Herat tezkireleri tasniflerini tabaka üzerine kurarken, bizde Latifî bu işi pratikleştirmiş ve şairleri alfabetik olarak sıralamaya başlamıştır. Daha sonra bu çağdaş yöntem, Türk tezkireciliğinin vazgeçilmez tertip tarzı olmuştur.

Başka bir ekol olan Âşık Çelebi, kendisinden sonra pek takipçi bulamamıştır, çünkü tertip tarzı kullanışsızdı ve ortaya koyduğu geniş biyografi yapısı çok özel yetenekler gerektirmekteydi.

Sehî ve Ahdî dışındaki 16. yüzyıl tezkirecileri, şairlerin kendilerine has bir sınıf olduğuna, meslek ve diğer sosyal ölçülerine bakılmaksızın bir bütün olarak ele alınmaları gerektiğine inandılar. Bu görüş 18. yüzyıla kadar sürdü, ancak bu birikim bu yüzyılda Esrar Dede ve Âkif’i kendi çevrelerinin şairlerini bir tezkirede toplamaya götürdü. Bunu daha sonra Ali Emirî Efendi sadece aynı şehirde doğan şairlerin biyografilerinden ibaret tezkireler (Tezkirei Şuara-yı Amid ve İşkodra Şairleri) yazarak takip etti.

19. yüzyıl, toplumun kendi medeniyetinden kuşkuya düştüğü, buna bağlı olarak da yenilik arayışlarının derinleştiği dönemdir. Toplumda derinden hissedilen ikilem biyografiye de yansıdı. Esat Efendi, Ârif Hikmet ve Fatin klasik geleneği sürdürürken, Tevfik ve Mehmet Tevfik mevcut birikimi değerlendirip bütün Osmanlı şairlerini tek bir eserde toplamaya çalışmış, ancak başarılı olamamıştır.

Türkçe şair biyografisi yazma geleneği Doğu Türkçesi’nde başlamış, fakat bu yazı dilinde gelişimini sürdürememiştir, 16. yüzyıldan sonra yeni bir örnek üretilememiştir. Tezkirenin bu coğrafya yerine Osmanlı Devleti içinde devam edebilmesinin sebebi, uzun ve istikrarlı bir devletin varlığı olarak açıklanabilir.

Tezkirelerin hedef şair kitlesi zaman içerisinde farklılık göstermiştir; en başta kendilerinden önce yetişmiş şairleri ele alan tezkireciler, daha sonra çağdaşları olan şairleri eserlerine almışlardır. 18. yüzyılda belirli bir zümreye ait olan ya da coğrafyada yetişen şairleri seçme eğilimi ortaya çıkmıştır. Geleneğin son örnekleri ise başlangıcından sonuna kadar divan edebiyatının şair kadrosunu bütünüyle tespit etme gibi bir amaçla kaleme alınmıştır.

16. yüzyıl tezkirelerinin bir özelliği, ele aldıkları şairlerin büyük bölümünün kendi dönemlerinden önce yaşamış olmalarıdır. Bu yüzden biyografiler, toplanan bütün bilgileri ihtiva ettiklerinden, uzundurlar. Ancak, örnek şiirler ortalama biyografinin üçte biri kadar bir bölümü kapsar. 17. yüzyıl tezkirecileri ise daha çok kendi çağdaşlarını kaleme almışlardır. Biyografiler kısalmış, buna karşılık, örnek verilen şiirler artmıştır. Riyazî Tezkiresi, bu iki yüzyıl arasında bir geçiş dönemi eseridir.

Şekilde meydana gelen bu değişiklikler, giderek antoloji tipi tezkireler diyebileceğimiz bir tarzın doğmasına sebep olmuştur. Bu tarzın temsilcileri Faizî, Yümnî, Seyrekzade Asım, Beliğ, Silahdarzade Mehmet Emin ve Şefkat’tir.

18. yüzyıl ise kendinden önceki döneme bir tepki ve 16. yüzyılın mükemmel örneklerine bir özentidir. Biyografiler tekrar 16. yüzyıldaki gibi uzamış, fakat örnek şiirlerde azalma olmuştur. Bu tarzın örnekleri Safayî, Sâlim ve Râmiz ile Mucib sayılabilir.

Tezkireler, çeşitli sanatlar ve secilerle işlenerek kaleme alındıkları için kendileri de birer edebî eserdirler. Biyografik künye yazıcılığını esas aldığından, yazarı ortaya koyduğu eserden daha önde tutar ve insan unsuruna yönelir. Tezkirelerde, verilen örneklerden önce şairin sanatına yönelik önemli değerlendirme unsurlarına da rastlanır.

Kuşkusuz tezkirelerde verilen bilgiler bugünkü biyografi ölçülerine göre eksiktir. Ama Batı ülkeleriyle mukayese edildiğinde bu anlayış kendi çağının çok önündedir. Bu önemli özelliklerine rağmen tezkire birikimi, başka benzer birikimler gibi çağdaş bir organizasyona dönüşmemiş ve çağdaş biyografi bize tamamen Batı’dan gelmiştir. Belki bunun tek istisnası, gençliğinde klasik biyografi ile yakinen ilgilenen Behçet Necatigil’in (ö.1979) Edebiyatımızda isimler Sözlüğü (y.1960) adlı çalışması ile geniş bir ekip tarafından genel ağ üzerinden kullanıma açılan Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü adlı proje sayılabilir.

Son yallarda tezkireler üzerinde pek çok akademik çalışmalar yapılmış olup hemen hemen tamamı Latin harflerine çevrilerek yayınlanmıştır. Bu yayınlar sahadaki önemli bir boşluğu doldurmuştur.

Türk Edebiyatında İlk Tezkire Örnekleri

Ali Şir Nevayî- Mecalisü’n-Nefais

Türk tezkirecilik geleneği Herat’ta başlar. Bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Herat şehri, Timur zamanında önemli bir kültür merkeziydi. Sultan Baykara etrafında toplanan sanatkarlar adeta bir ekol meydana getirir.

Türkçe yazılmış ilk şairler tezkiresi Ali Şir Nevayî’nin Mecalisü’n-nefais adlı eseridir.

Ali Şir Nevayî, Mecalisü’n-nefais’i yazarken yalın fakat estetik bir dil kullanmıştır. Şairler hakkında sadece söylenmesi gerekenler belirtilmiştir. Mecalisü’n-nefais bir önsöz ve 8 tabakadan oluşur. Ali Şir Nevayî, eserinin her tabakasına meclis ismini vermiştir:

  • Birinci Meclis: Ali Şir Nevayî’nin zamanlarının sonuna yetiştiği ancak tanışamadığı 46 şairden oluşmaktadır.
  • İkinci Meclis: Ali Şir Nevayî’nin bazılarıyla küçüklüğünde tanıştığı, bazılarıyla sohbet ettiği 93 şairden oluşmaktadır. Hepsi 1491’den önce ölmüşledir.
  • Üçüncü Meclis: Ali Şir Nevayî’nin zamanında üne kavuşan 173 şairi anlatır. Nevayî bazılarıyla tanışmış, bazılarıyla dostluk kurmuştur.
  • Dördüncü Meclis: Dönemin tanınmış 73 bilginini anlatır.
  • Beşinci Meclis: Horasan ve başka yerlerin mirzadelerinden oluşur. 23 kişi anlatılmıştır.
  • Altıncı Meclis: Horasan dışında yaşamış 31 ulu kişiden oluşmaktadır.
  • Yedinci Meclis: 22 sultanlar ve şehzadeden oluşur; bazıları şairdir, bazıları güzel şiir okurdu.
  • Sekizinci Meclis: Bu bölümde Hüseyin Baykara anlatılmıştır. Ayrıca bu meclisin sonunda bulunan Halvet başlığı altında Mevlana Lutfî ve Mevlana Kabulî hakkında bilgi verilmiştir.

Mecalisü’n-nefais’i oluşturan bu 8 tabakada çoğunlukla Herat, Horasan ve Azarbaycan’da yaşayan, 46’sı Türkçe şiir söyleyen, toplam 459 şair yer almaktadır.

Ali Şir Nevayî, tezkiresini hazırlarken şairler hakkında uzun uzadıya bilgi vermekten kaçınmıştır. Bu bakımdan bilgiler kendi ifadesiyle muhtasardır . Sadece söylenmesi gerekenler belirtilmiştir. Bazen bunlar bir cümleye sığdırılmış bazen de şairin sadece nereli olduğu söylenmekle yetinilmiştir. Bu durum daha ziyade üçüncü meclisteki şairler için geçerlidir.

Sehî Bey- Heşt Behişt

Sehî Bey, Kanuni’nin divan katibi olarak 7 yıl görev yaptıktan sonra Kapıkulu sipahi bölüğünde görev yaptı. Ardından, Edirne’de vakıf işlerinin idaresinde görev aldı. Sehî Bey, divan sahibi olmasına rağmen daha çok tezkiresiyle tanınır. Anadolu sahasında şairler tezkiresi yazma geleneği Sehî Bey’in 1538 yılında tamamladığı Tezkire-i Sebî olarak da bilinen Heşt Behişt ile başlar.

Heşt Behişt , bir önsöz, her birine behişt (cennet) adı verilen sekiz tabaka ve bir hatimeden meydana gelmiştir. Sehî Bey, sekiz tabakaya ayırdığı eserinde, her tabakada ele alacağı şairlerin sınıf ve sınırını, tabaka başına koyduğu küçük bölümle izah etmiş, tabakanın sonuna eklediği tetimme ile de yazdığı bölümdeki şairlerin özelliklerini özetlemiştir. Şairlerin sıralamasında herhangi bir tertip gözetilmemiştir. Sehî Bey, model olarak Ali Şir Neyavî’nin Mecalisü’n-nefais ’ini almış ve bunu da eserinin önsözünde açıklamıştır.

Heşt Behişt ’te bulunan 241 şair hakkında fazla bilgi verilmemiş, hayatları kısaca anlatılmış, şiirleri ve sanatları konusunda birkaç söz söylenmiş ve örnek şiirlerinden birkaç beyit alınmıştır. Sehî Bey’in değerlendirmeleri çoğu kez yüzeysel kalmıştır. Hemen hemen tüm şairler için çok benzer sözler kullanmış, benzer yargılara varmıştır. Eserinde, şairlerin ancak tanınmış olanlarına yer vermiştir. Dili süs ve özentiden uzak, sade ve açıktır; ancak bazen cümleleri yarım ve eksik bırakmıştır.

Heşt Behişt ’in en önemli tarafı, Osmanlı Devleti sınırları içinde yetişen şairleri ilk kez bir tezkire halinde toplaması ve böylece birçok şairi unutulmaktan kurtarmasıdır. Bu tezkire, Osmanlı edebiyatının ilk devirlerindeki şairlerin çoğu hakkında bilgi veren tek kaynaktır. Ayrıca bu eserle Sehî Bey, Anadolu’daki şuara tezkireciliğini başlatmış ve kendisinden sonra gelenlere örnek olmuştur.