Ünite 4: Teknoloji ve Çalışma Yaşamı

Teknoloji Kavramı

Teknoloji “Bir sanayi alanında gücü ve bilgiyi biriktirme, denetleme, işleme, iletme gibi amaçlarla oluşturulan makinelerin, araç gereçlerin, aygıtların ve yöntemlerin tümünü kapsayan uygulama bilgisi” olarak tanımlanmaktadır. Teknoloji, örgütün amaçlarını gerçekleştirebilmek için işçilerin kullandığı tüm kuramsal ve teknik bilgilerdir.

Teknolojik değişme temel olarak, üretim faaliyetlerinde kullanılan makine, teçhizat, emek ve yöneticilik unsurlarının bilgi temelli gelişimini ifade eder. Teknolojik değişme, basit anlamıyla teknolojideki ilerleme olup, üretim fonksiyonunun yukarıya doğru kaymasıyla ortaya çıkar.

Teknoloji ve Örgüt İlişkisi

Teknolojinin örgüt yapısı üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalar, teknoloji ve yapı arasında iki taraşı bir etkileşim olduğunu, dolayısıyla teknolojinin örgütü etkilediğini ve örgütten de etkilendiğini savunmaktadırlar.

Teknoloji örgütte pek çok alanı etkilemektedir. Örgütte ne tür işlerin yapılacağı, bunları yapacakların sahip olması gereken nitelikler, ne tür örgütsel yapı ve süreçlerin daha uygun olacağı, uygulamalı ve teorik olarak farklı yazarlar tarafından araştırılmıştır.

Joan Woodward, örgütsel yapı ile teknoloji arasındaki ilişki konusunda en çok çalışma yapan araştırmacıdır. 1950’lerde İngiltere’de South Essex’te 100 üretim işletmesinde yapılan bu araştırma, en çok bilinen araştırmadır. Woodward araştırması bulguları incelendiğinde, birim üretim teknolojisi ve süreç teknolojisi kullanan işletmelerde örgüt yapısının organik, kitle üretimi teknolojisi kullanan işletmelerde örgüt yapısının mekanik olduğu görülmüştür.

Mekanik yapıların özelliği karmaşıklık, biçimselleşme ve merkezileşme düzeylerinin yüksek oluşudur. Organik yapı ise tam tersi olarak daha esnek ve uyumludur, yani karmaşıklık, biçimselleşme ve merkezileşme düzeyleri düşüktür.

Aston grubu teknolojiyi; “İş akışının entegrasyonu” şeklinde tanımlamıştır. Woodward, bütün örgütü tanımlayan “Modal teknoloji” ile ilgilenirken Aston grubu örgüt içindeki her alt sistemde var olan “Birim teknoloji” ile ilgilenmiştir.

Tavistock yaklaşımı veya bilinen adıyla “Sosyo-teknik sistem teorisi”, üretimin teknik sistemi ile işin sosyal sistemi arasındaki bağ üzerinde durur. Bu yaklaşım temelde bireysel değil, sosyaldir.

Thompson’a göre, kullanılan temel teknoloji örgüt yapısını belirleyen önemli bir unsurdur. Örgütün amaçlarını gerçekleştirmek üzere yapılacak işlerin parçalara ayrılması ve sonunda bunların bütünleştirilmesi zorunludur.

Thompson’a göre bir örgütün kullandığı temel teknolojiler üç şekilde olabilir:

  • Çözümleyici teknolojinin en önemli özelliği, yapılan faaliyetlerin belirli grup veya kişileri birbirine bağlamasıdır.
  • Bağlı teknolojilerin özelliği yapılan faaliyetlerin birbirine bağlı olmasıdır.
  • Yoğun teknolojide bir işi başarmak için yapılacak olan faaliyetlerin hepsi karşılıklı olarak birbirine bağlıdır.

Rutin İşler; standartlaştırılmış, işleyişi kural ve prosedürlere bağlanmış bir sistemi ifade etmektedir. Rutin olmayan işler ise zor ve çeşitli problemleri içeren birçok beklenmeyen olayları içermektedir.

Bu araştırma temel olarak, sosyal ve teknolojik sistemlerde meydana gelen değişimlerin, işçilerin fabrika içinde ve dışındaki ilişki ve statüleri üzerindeki etkilerini incelemiştir. Söz konusu değişimler, fabrikada var olan teknik maharete dayalı hiyerarşiyi ve maharetin yaşa bağlılığını büyük ölçüde bozmuş, eskiden kalifiye işçi olanlar yarı kalifiye işçi durumuna düşmüş ve yaşlı kalifiye işçiler bu değişiklikten büyük ölçüde etkilenmişlerdir.

Fordizm (Kitle Üretimi) ve Post-Fordizm (Esnek Üretim)

Fordizm, Henry Ford tarafından 1900’lü yılların başında geliştirilmiş ve ilk kez Ford otomobil fabrikasında uygulanmaya başlanmış bir üretim organizasyon biçimidir.

Fordist iş organizasyonunda üretim sürecindeki küçük parçalara bölünen işler, yapılış sırasına göre bir hatta dizilmekte, işçilerin üretim sırasında işi gereği parça almak ya da alet/makine kullanmak için gidiş gelişleri önlenmektedir. Bunun yerine, üretim sürecinin gerektirdiği işlem sırasına göre dizilmiş makineler ve iş istasyonları boyunca hareket etmesi sağlanmakta ve böylece Fordist montaj hattı (akar band) ortaya çıkmaktadır.

Fordist üretim; son derece özel, tek amaçlı makineler ve eğitimsiz, niteliksiz iş gücü kullanılarak, üretimin sürekli kayan bir bant hattı üzerinde yapılmasını ifade etmektedir. Fordizm, 1970’lere gelindiğinde krize girmeye başlamıştır. Krizin ortaya çıkmasında pek çok neden etkili olmuştur. Bu nedenler şöyle sıralanabilir:

  • “Fordist” üretimin önemli bir özelliği olan yüksek düzeyde iş bölümü yani “aşırı uzmanlaşma” sonucu çalışanların giderek işe yabancılaşmaları,
  • İç piyasanın giderek doyuma ulaşması,
  • Bu dönemde dünyayı saran küresel krizin varlığı,
  • Krizle birlikte rekabetin yoğunlaşması,
  • Teknolojik dönüşümün hızlanması,
  • Maliyetlerin aşağı çekilmesi zorunluluğu,
  • Kitle tüketiminin zora girmesi.

1970’lerden sonra yaşanan köklü dönüşümler, kimi yazarlar tarafından yaygın bir biçimde Post-Fordizm olarak tanımlanan yeni üretim paradigmasının ortaya çıkışı olarak yorumlanmaktadır. Post-Fordizm, kitle üretimine esneklik, kalite ve vasıf gibi yeni özellikler ekleyerek Fordizm’in kimi boyutlarını tersine çevirmektedir.

1920’lerden 1970’li yıllara kadar egemen olan Fordist üretim sürecinin temel aksaklıklarına alternatif bir çözüm bulmak amacıyla, üretim sürecinde yeni teknolojilerin kullanılması ve bu yeni teknolojiler aracılığıyla iş gücünün örgütlenme biçiminin değişmesi, “Esnek üretimin” temelini oluşturmuştur.

Japonya’da geliştirilen ve Japon üretim sistemi olarak nitelendirilen Post-Fordizm, kelime anlamı olarak “Fordizm sonrası”na karşılık gelmektedir. PostFordizm’de büyük fabrikalar bölünüp parçalanmış, üretim giderek daha küçük işletmelere, atölyelere kaydırılmıştır. Bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler sayesinde üretim dünyanın birçok yerinde, aynı anda örgütlenebilir ve aynı anda örgütlenmesi değiştirilebilir hale gelmiştir.

Fordizm ile Post-Fordizm karşılaştırmasını Sayfa 99’daki Şekil 4.1’de görmek mümkündür.

Esnek uzmanlaşma, üretimde mikro-teknolojilerin kullanılmasını ve farklı tüketici tercihlerini ve beklentilerini dikkate alarak çok çeşitli üretim yapılmasını ifade eder. Esnek uzmanlaşma, hem makinelerin hem de işçilerin vasıflı ve esnek olmasını gerektirir.

Yalın üretim, üretim sistemlerinde yeni bir milenyumu temsil etmektedir. Sistem seçkin, farklı bir üretim modeli önermekte ve çalışanlar yalın üretim sisteminde seri üretimin aksine, daha özgür bir ortamda yaratıcı vasıflarını ön plana çıkarmaktadır.

Yeni Teknolojilerin Çalışma Yaşamına Etkileri

İleri teknolojilerin uygulanmasıyla değişen istihdam yapısında imalat sektöründen hizmetler sektörüne kayma, kol gücü ile çalışan iş gücünden, beyaz yakalı olarak adlandırılan zihin gücü ile çalışan iş gücüne doğru bir geçiş söz konusu olmuştur.

Hizmet sektörünün gelişmesiyle beyaz yakalı çalışanların sayısında büyük artış olmuş ve 1956 yılına gelindiğinde, çalışma yaşamında ilk defa beyaz yakalılar, mavi yakalıların sayısını geçmiştir.

Teknolojik gelişmelerin önemli sonuçlarından biri, bilgi işçisine yönelik talebin artışıdır. Bilginin en önemli stratejik unsur hâline geldiği çağımızda, her geçen gün yeni kavram ve oluşumlar gündeme gelmektedir. Bu kavramlardan biri kuşkusuz “Bilgi işçisi”dir. Bilgi işçisi, Drucker tarafından, “işine, el becerileri ve kol gücü yerine, eğitimi sırasında öğrendiği kavramları, fikirleri, kuramları katan kişiler” şeklinde tanımlanmaktadır.

Yeni teknolojilerin istihdam üzerindeki etkisi konusunda üç farklı yaklaşım bulunmaktadır. Bunlar;

  • Yeni teknolojilerin istihdam üzerinde olumlu etki göstereceğini savunan ve yeni teknolojilerin istihdamın artmasına ve çalışma hayatının kalitesinin yükselmesine yol açacağını savunan İstihdam Arttırıcı Etkilerden taraf olan İyimserler,
  • Yeni teknolojilerin sonucu olan emeğin makine ile ikame edilmesinden ötürü işsizliğin artacağını ileri süren İstihdam Azaltıcı Etkileri önemseyen Kötümserler,
  • Teknolojik gelişmenin, insanların onu kullanış amacına bağlı olarak farklı etkiler göstereceğini savunan Dengeci Yaklaşımdaki Ilımlılardır.

İşletmelerin yeni çalışma biçimlerine başvurmasının nedenleri, değişen piyasa koşullarına uyum sağlayarak çalışmak, üretim daralmalarını işçi çıkarmadan gerçekleştirmek ve yüksek maliyetlerin oluşmasını önlemek şeklinde sıralanabilir. Çalışanlar açısından ise, yeni çalışma biçimlerinde “İş”in yapıldığı mekân ve zaman değişikliklere uğramış, belirli bir iş yerinde çalışma zorunluluğu ile standart saatlerde çalışma ortadan kalkmıştır.

İşe gidiş-dönüşte yaşanan trafik sıkışıklığının ortadan kalkması, işçinin zamanını bağımsız şekilde yönetebilmesi, özel işleri için zaman bulabilmesi, çalışacakları zaman ve üretim miktarı konusundaki kararları vermede daha serbest olmaları, işçilerin esnek çalışma biçimlerine ilgisini arttırmıştır.

Esnek zamanlı çalışma, işçilerin işe başlama ve bitirme saatlerinin değişebileceği çalışma sürelerine yönelik bir düzenlemedir. Esnek zaman programları, tüm işçilerin iş yerinde bulunması gereken çekirdek bir çalışma süresiyle işçilerin istedikleri şekilde kullanabilecekleri esnek zamandan oluşmaktadır.

Kayan iş süresi, çalışanların blok süre olarak belirlenen sürede zorunlu olarak çalışmak koşuluyla, günlük işe başlama ve işi bitirme zamanını veya belli bir zaman dilimi içinde ortalama günlük çalışma süresini aşmadan günlük çalışma süresi uzunluğunu da kendilerinin belirlediği bir çalışma modeli olarak tanımlanabilir.

Kısmi süreli çalışmanın üç temel özelliği bulunmaktadır:

  • Birinci özelliği, çalışma süresinin, normal çalışma süresinden önemli ölçüde kısa olmasıdır.
  • İkinci özelliği düzenli yapılmasıdır. Bu özellik kısmi süreli çalışmayı mevsimlik ve geçici çalışmadan ayırmaktadır.
  • Üçüncü özelliği ise isteğe bağlı olmasıdır.

Tele Çalışma tipinde iş, merkez iş yerinden veya üretimin yapıldığı yerden uzakta faaliyette bulunan bir yerde gerçekleştirilmektedir. Bu çalışma türünde işçi, merkez büroda veya üretim bölümünde çalışan iş arkadaşları ile iletişimini yüz yüze değil, sadece bilişim teknolojileri kullanarak gerçekleştirmektedir.

Kısmi süreli çalışmanın özel bir türü olarak da ele alınan İş Paylaşımı, “Tam gün çalışmayı gerektiren bir işin yerine getirilmesini, sorumlulukların ve iş karşılığında elde edilen ödül ve kazançların iki kişi tarafından paylaşılması” şeklinde tanımlanmaktadır.

İş paylaşımı, aynı niteliklere sahip kişiler tarafından işin bölümlere ayrılması şeklinde düzenlenebileceği gibi (iş ayrışımı), buna ek olarak işi paylaşan kişilerin bilgi ve yetenekleriyle birbirlerini tamamladıkları, aralarında iş ve zaman bölüşümü yapabildikleri bir şekilde de gerçekleştirilebilmektedir.

Haftalık toplam çalışma süresinin hafta içindeki günlere dağılımında değişiklik yapılarak, daha az güne sıkıştırılmasıdır.

İşçi ile işveren arasında hizmet akdi ile önceden belli bir zaman dilimi içinde çalışılacak iş süresi saat olarak belirlenmektedir. İşverene söz konusu zaman dilimi içinde, çalışma saatlerinin ne zaman olacağını (ihtiyaca göre çağrı suretiyle) belirleme olanağı tanınmaktadır.

Esnek çalışma biçimleri olarak da ele alınan yeni çalışma biçimleri, genel olarak değerlendirildiğinde; çalışanlar ve örgütler açısından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Hatta çalışanın niteliğine göre de farklı anlam ve sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Vasıf düzeyi yüksek bilgi işçileri bu anlayışı desteklerken, esnek çalışma yapmak zorunda kalan vasıf düzeyi düşük çalışanlar bu durumdan olumsuz etkilenmektedirler. Diğer yandan öğrenciler ve bazı kadın çalışanlar için ise yeni çalışma biçimleri tercih edilir iyi bir seçenek olarak görülebilmektedir.