Ünite 3: Tarımsal Sınıflar

Köylülük Hakkında

Köylülük bir yönüyle eski bir konuyken diğer taraftan çağdaş bir konudur. Tarımsal faaliyetten, köyden ve köylülerden söz ederken en az 10 bin yıllık geçmişe sahip bir toplumsallıktan söz edilmektedir. Ama aynı zaman da son derece çağdaş bir olgudur. İki bakımdan bu durum böyledir; öncelikle sayısal üstünlüğü kaybetse de özellikle de Güney Yarım Küre’de köylülük hâlâ nüfusun ağırlıklı kesimini oluşturmaktadır. Bir yanda dünya çapında hızla eriyen bir köylülük, diğer yanda ise çağdaş bilgi işlem, yapay zekâ ve gen teknolojisini kullanarak muazzam verimlilik artışları gösteren tarımsal üretim bulunmaktadır.

Kır Sosyolojisi

Anglo-Amerikan sosyoloji geleneği içinde 20. yüzyılın başlarında kurumsallaşan “kır sosyolojisi” yaklaşımı için kırsal alan, tıpkı kent gibi, genel bilimsel ilkelerin meşru bir uygulama sahasından ibarettir. Kır Sosyolojisini kuran yaklaşım bakımından kır, toplum incelemesinin genel ilkelerinin uygulanacağı bir mekân olması dışında herhangi bir özgünlüğe sahip değildir. Bu anlayışta kır ve kent düalist bir kavrayışla ele alınır. Kır ve kent arasındaki ilişkinin düalist kavranışı, kır ve kenti birbirinden bağımsız olarak var olan toplumsallıklar şeklinde görür; dolayısıyla bu yaklaşımdaki ilişki kavrayışı, içsel değil, biçimsel ve işlevsel bir özelliğe sahiptir. Kır Sosyolojisi yaklaşımının düalist kavrayışı; köylü-kentli ve tarımsanayi gibi sosyoloji çalışmalarının önemli başlıkları için de uygulanmıştır.

Köylü Sorunu

Geleneksel ve güncel tarım çalışmaları arasındaki bağlantıları da kuracak şekilde kullanılan tasnif ölçütü Teodor Shanin tarafından “çağdaş köylülüğün analiz kategorileri” başlığı ile geliştirilmiştir. Shanin bu kategorileri şu iki soruya verilen yanıtlar temelinde oluşturmuştur. Bu sorulardan ilki, “köylülerin toplumsal gerçekliğin anlamlı ve ayırt edici bir olgusu” olarak görülüp görülmediğidir. İkincisi ise toplumsal gerçekliğin açıklanması bakımından köylülüğün anlamlı ve ayırt edici bir analitik kategori” olarak görülüp görülmediğidir. Bu iki ve birbiriyle bağlantılı soru çerçevesinde tarım literatüründeki pozisyonları üç grup altında tasnif etmek mümkün görünmektedir;

  • Birinci pozisyon için köylülük; kendine özgü ayırt edici mantığa sahip bir olgu olmadığı gibi, toplumsal sınıflar gibi analitik bir kategori de değildir.
  • İkinci pozisyon ise kapitalizm öncesi bir toplumsal olgu olarak köylülüğün kendine özgü ve direngen doğasına dikkat çekmekle birlikte, analitik önceliği köylülükten ziyade onu sarmalayan kapitalist toplumsal ilişkilere vermek eğilimindedir.
  • Üçüncü pozisyon ise toprak sahipliği ve hane emeğinin özerk/esnek kullanımı çerçevesinde kendine özgü bir mantığa sahip olduğu önkabulüyle el aldığı köylülüğü, farklı üretim tarzlarına eklemlenme kapasitesi çerçevesinde hem sosyal olgu hem de analitik bir kategori olarak önemsemektedir.

Köylülük çalışmalarının analitik kategorileri için Shanin’in önerdiği pozisyonlardan ilki Lenin, ikincisi Kautsky, üçüncüsü de Chayanov’un köylülüğü ele alışıyla özdeşleştirilebilecek pozisyonlardır. Her üç pozisyon da köylülüğü kapitalist gelişme dinamikleri ile ilişkisi içinde kavramsallaştırmak, dolayısıyla da konuyu politik strateji bağlamında ele almak gibi bir ortak paydaya sahiptir.

Köylülük, bağımlı ya da özerk bir kategori olarak ele alınsa da kapitalist toplumsal ilişkilerin fasılasız gelişimi içinde olgusal olarak reddedilemeyecek hakikat şudur ki, Sanayi Devrimi sonrasında köylülük; gerek nicel büyüklüğü, gerekse de iktisadi, siyasi ve sosyal önemi bakımından dünya çapında eriyen, yok olan bir toplumsal tabakadır.

Tarımda Kapitalizmin Gelişmesi

Tarihsel olarak iki farklı ekonomi mantığı karşı karşıya gelmiştir: Bir yanda Sanayi Devriminin kazandırdığı ivme ile yayılmacı yayılmacı bir genişleme eğilimi gösteren metalaşma süreci vardır; diğer yanda da meta-dışı karaktere sahip geçimlik köy ekonomileri bulunur. Geçimlik ekonomilerin (köylülüğün) genelleşmiş meta ekonomisi (kapitalizm) tarafından kuşatılması ve dönüştürülmesi sürecini iki başlık altında incelemek mümkündür. Bunlar;

  • İlkel sermaye birikimi
  • Uluslararası işbölümü

İlkel Sermaye Birikimi

Tarımda kapitalizmin gelişmesi bakımından ilkel birikim mekanizmaları, üç sonucun ortaya çıkmasını sağlamıştır:

İlk olarak toprak varlığı sermayeleşmiş ve kapitalist toprak mülkiyeti gelişmeye başlamıştır. Böylece toprak artık metaya dönüşmüştür; toprak sahipliği, özel mülkiyet hakkı gereği, toprak varlığını satmaya, satın almaya ve kiralamaya açık hâle gelmiştir

İkinci olarak tarımda kapitalist çiftçiler ve topraksız emekçiler şeklinde sınıfsal bir kutuplaşma uç vermiştir.

İlkel sermaye birikimini şu dört sürecin bileşkesi olarak değerlendirmek anlamlı olacaktır: Bunlardan ilk ikisi yoksullaşma ve mülksüzleşme iken diğer ikisi de üretim ve geçim araçlarının sermayeleşmesi ve özel mülkiyet temelinde yoğunlaşmasıdır.

Uluslararası İşbölümü

Güneyin hammadde ve ticari tarım ürünlerinde, Kuzeyin ise imalat sanayiinde uzmanlaştığı ve 20. yüzyılın ortalarına kadar süren geleneksel uluslararası işbölümü ve ticaret biçimi değişmiştir. 1970’lerin sonlarından itibaren belirginlik kazandığı şekliyle yeni uluslararası işbölümünde Güney ülkeleri ucuz işgücü depoları olarak küresel imalatın ihracatçı merkezleri haline gelirken Kuzey’in gelişmiş kapitalist ülkeleri de mamul mal ithal eden tüketim merkezleri konumuna geçmişlerdir.

İlkel sermaye birikimi ile uluslararası işbölümü arasında doğrudan analitik bağ kuran ve Yeni Uluslararası İşbölümü Yaklaşımının kurucusu olarak bilinen Fröbel’in (1980) konuyla ilgili beş önemli ampirik bulgusu söz konusudur:

  1. İlk olarak, potansiyel işgücü rezervi dünya ölçeğinde gelişmiş ve dünya çapında bir yedek sanayi ordusu oluşmuştur.
  2. İkinci olarak, bu emek rezervine sahip olan “düşük ücretli ülkelerde” çalışma süreleri, geleneksel sanayileşmiş ülkelere kıyasla kural olarak daha uzundur.
  3. Üçüncü olarak, bu ülkelerdeki emek verimliliği, mukayese edilebilir süreçler açısından genelde gelişmiş ülke düzeyine benzer orandadır.
  4. Dördüncü olarak, işgücünün giriş-çıkışları firma tercihlerine bağlı olarak gerçekleşebilmekte; yoğun emek istihdamı ile istihdamda hızla indirime gidebilme olanakları bir arada var olabilmektedir.
  5. Son olarak, geniş yedek sanayi ordusunun varlığı, spesifik amaçlara son derece uygun bir işgücünün (örneğin genç kadın işgücü) ‘optimal’ seçimini mümkün kılabilmektedir.

Köylülüğün Farklılaşması ve Küçük Meta Üretimi

Hane halkının kendine yeter emeğini kapitalist piyasa ekonomisinin bir parçası haline gelmiştir. Böylece köylülük, bir uçta üretim varlıklarını sermayeleştiren kapitalist çiftçiler, diğer uçta da mülksüzleşerek işgücü piyasasına fırlatılan tarım işçileri şeklinde kutuplaşmış, her iki uç arasında ise emek ve sermaye konumlarının hane temelindeki farklı bileşimlerini ifade eden farklı küçük köylü işletmeleri ortaya çıkmıştır. Bu iki kutup arasında yer alan ve ülkeden ülkeye değişmekle birlikte gerek kır nüfusunda, gerekse de tarımsal üretimde kayda değer ağırlığa sahip bulunan küçük köylü kategorisi, tarım tartışmalarının da odağında yer almıştır.

Küçük Meta Üretimi

Küçük meta üretimini, emek ve sermaye konumlarının çelişkili birliği şeklinde tanımlamak yanlış olmaz. Şöyle ki küçük meta üreticisi başta toprak olmak üzere üretim araçlarının sahibidir (sermaye konumu); tarımsal üretimi kendi hane emeği ile sürdürür (emek konumu); üretimin ekim ve hasat gibi aşamalarında ücretli işçi istidam edilebilir (sermaye konumu); emek gereksinimin en aza indiği mevsimlerde mevsimlik işçilik yaparak ücret geliri elde edebilir (emek konumu); hukuki olarak nihai ürün üzerinde tasarruf hakkına sahiptir (sermaye konumu); üretimin geri ve ileri bağlantılarının meta niteliği gereği, fiili olarak kendi emek ürünü üzerinde tasarrufta bulunamaz (emek konumu)..

Küçük meta üreticisi; geçimlik üretimden büyük ölçüde kopmuş, pazar için üreten ve üretim koşulları kapitalist piyasa tarafından belirlenen bir kategoridir.

Küçük Köylülüğün Direnme, Uyum ve Farklılaşma Dinamikleri

Bu süreçte küçük köylülüğün varlığını sürdürmek bakımından başvurduğu temel strateji ise tarihsel belleğine de uygun olarak, emeğin üretim ve yeniden üretim maliyetlerini alt sınırlarına çekmek ve hane emek rezervini çok yoğun bir şekilde hane ve hane dışı üretim faaliyetine seferber etmek yönündedir.

Türkiye kırsalında alan araştırmasında saptanan farklılaşmış köylü hane tiplemeleri şöyledir:

  • Fazlalık nüfus: Bu köylü hane tiplemesinin ayırt edici özelliği, köylü özellikleri ile temel bağlarını kopartmış olmalarıdır.
  • Köy ayaklı proleterler: Köy ayaklı proleterler adlandırması, tarım geliri olmayan ve yaşamlarını hane dışı işlerde, çoğunlukla da tarım dışı işlerde ücretli istihdam edilerek sürdüren haneleri tanımlamaktadır.
  • Küçük Meta Üretimi: Geleneksel küçük köylülük: Hane emek rezervini öncelikli olarak hane üretiminde istihdam etmek eğilimindedir.
  • Küçük Meta Üretimi: Geleneksel ve yeni küçük meta üreticileri: Geleneksel küçük meta üreticisi köylülerde hâkim emek kullanma stratejisi, hane işletmesinin gereksinimlerine yöneliktir.
  • Geleneksel ve yeni kapitalist çiftçiler: Bu tarım işletmesinin “kapitalist” sıfatını almasına neden olan özelliği, tarımsal işletmesinin yeniden üretimi bakımından hane dışı ücret gelirine gereksinim duymaması, tersine tarımsal işletmesinde sadece ücretli tarım işçisi istihdam etmesidir.

Kapitalist Tarım ve Gıda Sistemleri

Neo-liberal küreselleşme evresinde, tarımsal yapıların ancak gıda sistemleri ile ilişki içinde ve küresel düzeyde kavranabileceği hususu, ortak kabul hâline gelmiştir. Sözü edilen genel kabulün oluşmasındaki kritik teorik katkı H. Friedman’a (2004) ve onun doktora öğrencisi McMicael’e aittir.

Friedman ve McMicael, 1990’lı yılların sosyolojik çalışmalarda kullanım sıklığı artmaya başlayan “rejim” kavramını tarım ve gıda sistemlerine adapte ederek “gıda rejimi” gibi bir kavram geliştirmişlerdir.

Küresel Gıda Rejimleri

Kapitalist sermaye birikiminin uluslararası dönemlemesine ya da aynı anlama gelecek şekilde sömürgeciliğin dönemlemesine referansla, küresel gıda rejimleri belirli dönemlere ayrılmıştır:

  • İlki İngiltere’nin hegemon güç olduğu ve 1870– 1930 yılları arasında hüküm süren Sömürgeci Gıda Rejimidir.
  • İkinci Gıda Rejimi ABD’nin hegemonyası altında 1947-1972 yıllarında hüküm sürmüştür.
  • Uluslararasılaşan ve sanayileşen tarımsal üretimin 1990’ların ortalarından itibaren çokuluslu ya da ulusötesi şirketlerin denetimine girdiği saptaması, küresel gıda rejimindeki yeni dönemin (3. gıda rejimi) de başlangıcını tarif etmektedir.

Küresel Gıda Rejimi ve Türkiye Tarımı

Türkiye tarımında gözlenen son köklü dönüşüm evresi McMicheal (2009) ve H. Friedman’ın geliştirdiği 3. Gıda Rejimi dönemlemesi ile örtüşür.

1990’ların ortalarından itibaren Türk devletinin geleneksel rolü bir kenara bırakarak -ki o rol, tarımdan sanayiye artık aktarımıdır- tarımı “yatay ve dikey ilişki kurduğu” uluslarararası piyasalara entegre etmeye yönelmiştir.

21. Yüzyılda Tarımsal Üretim ve Yeni Eğilimler

Via Campesina ve benzeri taban örgütleri, çokuluslu şirketlerin egemenlik kurdukları bir gıda rejimi içinde güçsüzleşen ve tasfiye olan kesimlerin siyasal ve toplumsal temsilini ifade eden örgütlerdir.