Ünite 6: Tarihlendirme Teknikleri ve Geçmiş Mekânı Yeniden İnşaa Yöntemleri

Ünite 6: Tarihlendirme Teknikleri ve Geçmiş Mekânı Yeniden İnşaa Yöntemleri

Giriş

Tarihi coğrafyanın çağdaş coğrafyadan farkı geçmişi araştırmasıdır. Burada geçmiş büyük önem kazanmaktadır. Geçmişi araştırırken araştırılan dönem yakın bir geçmişte ise ve yeterli yazılı belge mevcutsa tarihlendirme için yeterli olacaktır. Eğer araştırılan dönem çok eski bir tarihte ise ve tarihlendirme yapacak gerekli olan yazılı çizili ve diğer belgelerin olmadığı durumlarda ise tarihlendirme için tahmini ve dolaylı tarihlendirmeden ziyade daha sağlam tarihlendirme teknikleri kullanmak gerekir.

Yazının icadıyla birlikte doğadaki birçok olay ve insana ait büyük önemli olayların birçoğu kayıt altına alınmıştır. Ama dünyanın 4.6 milyar yaşında olduğunu düşünürsek yazının icadından sonraki dönemin çok da uzun bir dönem olmadığı görülür.

Günümüzde tarihlendirme teknikleri çok gelişmiştir. İnsanoğlu tarafından kayıt edilmeyen ve yeryüzünde insanların henüz bulunmadığı dönemlerdeki olaylara, canlılara ve cansız nesnelere ait kayıtlar aslında doğada pek çok değişik yolla kaydedilmiştir. Bu kayıtların okunmasına yönelik tekniklerolan tarihlendirme tekniklerinin büyük bir kısmı son yüz yıl içinde keşfedilmiştir. Bir delta ovasının ne zamandan beri gelişmekte olduğunu bir volkanik dağın ne zaman oluşturduğunu, bir canlıya ait kemik parçalarından o canlının ne zaman yaşadığını tespit etmek mümkündür.

Tarihlendirme yaparken en doğru sonuca ulaşmak için, çalışılan zamana ve imkânlara göre tarihlendirme tekniklerinden en uygun olanlarından biri veya birkaçı seçilip araştırma yapılmalıdır. R.A Butin yaptığı çalışmalarda geçmişteki doğal çevrenin yeniden inşası tekniği üzerinde durmuştur.

N. Roberts’in “TheHolocene an EnvironmentalHistory” isimli kitabından tarihlendirme metotlarınıüç gruba ayırmıştır. Bunlardan ilki “historical” tarihleme grubu olup içerisine radyometrik tarihleme, dendrokronoloji ve radyokarbon kalibrasyonu ile diğer “incremental” tarihleme ve “palemagnetik” tarihleme metotları girmektedir.İkinci gruppolen analizi,polen-iklim ve insan etkisi ile bitki makrofosilleri ve kömürden oluşan “paleoekolojik” teknikleridir. Jeolojik teknikler olarak da adlandırılan son grupta ise “stableisotope” analizi, jeoformoloji ve iklim ile jeoarkeoloji tarihlendirme metotları bulunmaktadır.

Tarihlendirme teknikleri farklı kaynaklarda farklı gruplandırılabilir. Radyometrik teknikler, yıllık katman kayıt teknikleri ve dolaylı tarihlendirme teknikleridir.

Radyometrik yöntemler de kendi içerisinde iki ayrı bölümde incelenir. Bunlardan birincisi radyoaktif maddelerin miktarının zamanla azalmasına dayanan, Karbon-14 ve Potasyum/Argon gibi yöntemlerdir. İkincisi ise radyoaktiviteden dolayı çıkan enerjinin madde içinde biriktirilmesi olayına dayanır ki lüminesans, elektron spin rezonans bu tür tarihlendirme yöntemlerine bir örnektir.

Tarihlendirme Teknikleri

Radyoaktif Parçalanmaya Dayalı Radyometrik Teknikler

Radyokarbon tarihlendirmesi:Nesnelerin yaşını belirlemek için kullanılan en yaygın tekniklerinden biridir. Yaklaşık son 50.000yıla ait organik madde içeren buluntularda kullanılır. Bu bitki kalıntıları kemik organik kalıntılar gibi buluntuların yaş tarihlerinde kullanılır. Amerikalı kimyacı, Willard Frank Libby, paleontolojik devirlerden veya tarihin derinliklerinden arda kalan kalıntıların yaşlarının tayininde yeni ve şaşmaz bir yöntem olarak Karbon-14’ün kullanılabileceğini kanıtlamış ve bu buluşuyla 1960 yılı Nobel Ödülü’nü kazanmıştır.Libby bu yöntemle Mezopotamya’da çiftçiliğin 7.000 yıl önce başladığını, Teotihuacan (Meksika) güneş piramidinin zannedildiği gibi 15.000 yıllık değil, sadece 3.000 yıllık olduğunu ve benzeri daha birçok tarihi yanılgıyı düzeltmiştir.

Bu yöntem; dünya atmosferine her gün giren çok sayıda kozmik ısının atmosferde atomlarla çarpışarak ortaya çıkan nötron ışınlarının azot atomlarıyla çarpışması sonucu ortaya çıkan karbon-14 ve hidrojen atomuna dönüşmesine dayanır. Karbon-14 atomunun ömrü yaklaşık olarak 5.736 yıldır. Karbon-14 atomu oluşur oluşmaz aynı zamanda bozunmaya da başlar. Yani karbon-14 atomu bir yandan oluşurken bir yandan da bozunur. Oluşum hızı ile bozunma hızının eşitlendiği noktada sabit kalır. Karbon-14 atomları oksijenle birleşerek karbondioksiti oluşturur. Oluşan karbondioksiti bitkiler doğurur ve doğal olarak karbondioksit fotosentez yoluyla bitki liflerine girer. Bu bitkiler insanlar ve hayvanlar tarafından tüketilir ve karbon-14 atomu vücuda girmiş olur. Yaşayan canlılar ve havada karbon-14 ve karbon-12 eşit miktarda bulunur. Yaşayan organizma olduğunda ise karbon-14 ve karbon-12 eşittir. Ama öldükten sonra karbon-14 alımı durduğu için ve karbon-14 bozunmaya başladığı için karbon-12’nin karbon-14’e oranı bozulur. Karbon-12 sabit kalırken ömrü 5.736 olan karbon-14 azalmaya başlar.

Karbon-12’nin karbon-14’e oranına bakılarak ve bu değerler canlı bir organizmanınkiyle kıyaslanarak daha önceden yaşamış bir canlının yaşı hassas bir şekilde tespit edilmiş olur. Canlı ne kadar önce öldüyse barındırdığı karbon-14 miktarında o kadar az olur.

Mısırda firavun mezarında çıkartılan 3.750 yıl öncesine ait bir kayık radyo karbon yöntemi ile incelendi. Bu yöntem 3441 ile 3801 yıl arasında bir tarih verdi. Bu 51 yıl hata demektir ve iyi bir sonuçtur. Fakat daha sonra 1991’de Güney Afrika açık arazilerinde bulunan kayalara ait resimler Oxford Üniversitesi tarafından analiz edilmiş ve hataların büyüdüğü görülmüştür. Karbon-14 yöntemi kuvaterner jeolojisi ve arkeoloji çalışmaları için birincilyöntem olma özelliğini korusa da yeni yöntemler araştırmaya devam edilmiştir.

Argon-İzotop tarihlendirmesi (Potasyum-Argon(K-Ar) ve Argon-Argon (Ar-Ar)): Argon izotop tarihlendirme yönteminde iki yaklaşım vardır: Potasyum-Argon ve Argon-Argon yöntemi.

Potasyum, yeryüzünde bol bulunan bir elementtir ve evaporitler, kil mineralleri, mika içeren birçok mineralde bulunur. Potasyum-argon(Kar)yöntemi, potasyum radyoaktif izotopunun (40K) zamanla radyoaktif bozulmaya bağlı olarak Argona(40K)dönüşmesiyle geriye kalan potasyum miktarıyla biriken argon miktarı oranının ölçümüne dayanır. Belirleyici olan birikmiş argon miktarıdır. Bu yöntem daha çok volkanik olaylarda kullanılır. Volkanik patlama esnasında erimiş kayalarda sıcak kayalarda veya patlamayla temas etmiş olan kayalarda argon sıfırlanır. Bu sıfırlama zamanından günümüze doğru 40Ar birikimi gerçekleşir. Potasyum 40’ın yarılanma ömrü 1.25 milyar yıl olduğu için yeryüzünde kayaçların yaşının belirlenmesi mümkün olur. Bu yöntem jeolojik uygulamalar için daha kullanışlıdır.

Argon-Argon yöntemi (40Ar-39Ar) metamorfik (başkalaşım) ve magmatik minerallerin tarihlenmesinde sıklıkla kullanılır. Geleneksel K-Ar metodundaki problem, ölçümlerin eşit miktardaki ayrıştırılmış örneklerden yapılmak zorunda olması ve bunun sonucunda da örnek malzeme heterojense (bazalt gibi) hatalı yaş ölçümlerine neden olabilmesidir. Bu sorunlar çerçevesinde bir yol olarak Ar-Ar metodu geliştirilmiş ve tek örneklerde ölçüm yapılabilmiştir. Burada 40Ar içeriği önceden olduğu gibi doğrudan ölçülürken, 40K konsantrasyonu, potasyum ve argon izotoplarının bilinen oranlarda kullanımı ile dolaylı olarak ölçülür.

K-Ar ve Ar-Ar yöntemleri uygulanarak Orta Afrika’daki ilk insan fosilleri olan Homo Ergaster fosillerinin 1.8-2 milyar yıl aralığında olduğu Java adasındaki fosillerinde 1.7 milyar yıl civarında olduğu tespit edilmiştir.

Uranyum Serisi Tarihlendirme: Bu metot 2. Dünya savaşı yıllarından sonra ortaya çıkmış, ilk olarak derin okyanus tortularının tarihlendirilmesinde kullanılmıştır. 1960’lardan beri hem denizel hem karasal karbonatlarının tarihlendirilmesinde etkili bir metot olarak kullanılmıştır. Bu metot özellikle kireç taşı alanlardaki iyi korunmuş fosil iskeletlerin bulunduğu mağaralarda net sonuçlar vermiştir. Pekin’in yaklaşık 50 km güney batısında Zhoukoudianmağarasında bulunan ve Pekin Adamı olarak adlandırılan fosillerin 500 bin yıllık olduğu bu yöntemle tespit edilmiştir.

238U ve 235U izotopunun uzun zaman içerisinde kurşuna dönüşmesi uranyum oranının hesaplanmasına dayanır. 238 uranyumu 4.5milyar yılda yarı oranda kuruluma dönüşür.

Kozmojenik Yaş Tarihi: Yeryüzündeki bir yüzeyin ne kadar süreyle kozmojenik ışın yağmuruna maruz kaldığı esasına dayanan bu yöntemin işlenişi şu şekildedir. Bir kaya yüzüne nüfuz eden kozmojenik ışınlar mineral atomlarında nükleer reaksiyona neden olurlar. Bu reaksiyon sonucunda kozmojenik izotoplar oluşur. Radyoizotop miktarının kütle spektrometri metodu ile ölçülmesiyle yüzeyin ne kadar kozmojenik ışına maruz kaldığı zaman ölçülür. Bu yöntemle 0’dan 5 milyar yıla kadar yaş tayini yapılabilir. Bu yöntemle,heyelan depolarının akarsu yataklarının volkanik olaylarının yaşının insan yapımı aletlerin yaşı tespit edilebilir. Türkiye’de buzullaşmaya uğramış yüksek dağların bir bölümü olan, Uludağ, Sandıras Dağı, Dedegöl Dağları, Aladağlar, Erciyes Dağı ve Doğu Karadeniz Dağları’nın Kaçkar ve Verçenik bölümlerinde bu yöntem uygulanmıştır.

Radyoaktiviteden Çıkan Enerjinin Birikimine Dayanan Radyometrik Teknikler

Lüminesans Yöntemlerle Tarihleme: Toprak ve toprak türü malzemelerin tarihlendirmesinde kullanılan bu yöntem kendi içinde termolüminesans (TL) ve optik uyarlamalı lüminesans (OLS) olmak üzere ikiye ayrılır.

Lüminesans olayı:Bu yöntem lüminesans sinyalinin sayımına bağlıdır. Lüminesans olayının gerçekleşebilmesi için atomların uyarılması gerekir. Uyarılan atomların enerji seviyelerinde değişim ve atomların eski seviyelerine dönme istekleri sonucu ışık yayınımı meydana gelir. Meydana gelen ışık uygun sistemlerle sayılarak yol tayini yapılmaktadır.

Kristal örgünün yasak band aralığındaki tuzak merkezlerinde tuzaklanmış elektronlar, iyonize ışınımla (iyonize radyasyon) ışınlama sonucunda serbest hale gelir. Ardından tuzaklanmış elektronların ısısal uyarılma ile tuzak merkezlerinden ayrılır ve lüminesans merkezler ile yeniden birleşme yapar. Bunun sonucu olarak yayımlanan lüminesans ışımaları, ısıtma sıcaklığının fonksiyonu olarak elde edilir. Bu olaya Termolüminesans (TL) adı verilir. Optiksel uyarılma ile lüminesans (OSL), ışınlanmış bir yalıtkan veya yarı iletkenden ışığa maruz kalma süresince yayımlanan ışımadır. OSL şiddeti örnek tarafından soğurulan radyasyon dozunun bir fonksiyonudur ve radyasyon dozimetresi metodunun temelini oluşturur. Değerlik bandındaki elektronların iyonlaşması ve elektron/deşik çiftlerinin yaratılmasına neden olan ışınlama ile süreç başlar. Örnek içerisinde önceden var olan kusurlar ışımasız tuzak geçişleri boyunca serbest elektron ve deşikleri tuzaklar. Radyasyon ile ışınlanmış bir örneğin ışık ile uyarılması sonucu tuzaklanmış olan elektronların serbest kalarak iletim bandına geçişi sağlanır. Serbest elektronların lokalize olmuş deşiklerle yeniden birleşmesi ışımalı yayınım ve lüminesans ile sonuçlanır. Bu OSL sinyalidir ve sinyalin şiddeti soğurulan radyasyon dozu ile orantılıdır.

Elektro Spin Rezonans Tarihlendirme Yöntemi(ESR)*:* Radyoaktif elementler parçalanarak kimyasal yollarla farklı elementlere dönüşür. Bu dönüşüm esnasında farklı isimlerde enerji taşıyan parçacık veya ışınım sağlarlar. Bu elementler birçok kayaç ve minerallerin yapısında az miktarda bulunur. Salınan enerji taşıyan parçacıklar mineral ve kaç üst yapısındaki elektronlarına bağlı bulundukları yerlerden kapanırlar. Elektronlar bağlı oldukları çekirdek etrafında dönerken aynı zamanda kendi etrafında da dönerler (spin hareketi)ve zıt yönde spin hareketi yapan elektron çiftleri şeklinde bulunurlar. Bunlardan birinin yerinden koparılması durumunda geride bir tek elektron kalır ve buna çiftleşmemiş elektron denir.Böyle bir elektronun spin hareketi elemente manyetik bir özellik kazandırır ve bu özelliğe sahip maddelere paramanyetik maddeler denir. Bu madde de mıknatıs özelliği de gösterir.

Bu maddeler manyetik bir alana konmadığı takdirde maddenin içindeki mıknatıscıklar dağınık bir halde bulunurlar ve hepsi aynı enerjiye sahiptir. Madde manyetik alana doğru yönelir ya da tersi yönde hareket ederler. Bu olaya ESR denir.Her maddenin ESR hassasiyeti farklıdır. Bunu kalibre etmek için incelenen yapay olarak bilinen dozlardaki ışınlarla ışınlanır. Verilen doza karşılık bu dozda ESR yapan elektronların sayısı işaretlenir, bu sayı bir doğru verir. Bu doğrunun geriye uzatılması ile bulunan doz miktarı ise arkeolojik doz, R, olarak adlandırılır. Arkeolojik doz, arkeolojik madde de son ısıtıldığından bu yana oluşan elektron mıknatısçılarının sayısıdır.Maddenin senelik olabileceği doz miktarı madde içine konan dozimetrelerle ölçülür ve maddenin yaşı yaş=arkeolojik doz / senelik doz oranında hesaplanır.

Fizyon İzi Tarihlendirme: Özellikle cam, obsidyen aletler ve seramik eşyalar üzerinde uygulanan, yaşı en az 20.000 yıl olan volkanik oluşumları tarihlemede kullanılan bu yöntem uranyum 238’in kendiliğinden fizyona uğraması sonunda meydana gelen yüksek enerji parçacıklarının kristalimsi yapılarda ve camlarda iz bırakılması esasına dayanır.

Yıllık Kayıt Katman Teknikleri

Dendrokronoloji

Ağaçların gövdelerindeki halkaları sayarak yaş belirleme yöntemidir. Bu halkaların sayılmasıyla ağaçların yaşı ortaya çıkar. Yaz ve kış mevsimlerinin belirgin yaşandığı yerlerde ağaçların gövdelerinde her yıl bir halka oluşur. Yaz ve kışın belirgin olmadığı yerlerde örneğin Tropikal bölgelerde bu halkalar gözlemlenemez.

Eğer ağaç yeterli suyu alırsa halkalar geniş, yeterli suyu almazsa halkalar daralır. Eski ahşap yapılar incelenerek geçmişteki yağış ve kuraklık hakkında fikir yürütülebilir.

Varv Kronolojisi

“Varv” kelimesi İsveççede katmanlar veya katmanlardaki tekrarlanma anlamına gelir.Silt, kil ve kumların şeritler veya laminalar şeklindeki birikimi jeolojik kayıtlardaki ortak özelliktir. Varvlısedimanların birçok çeşidi vardır, bunlardan en iyi bilineni klastikvarvlardır. Adı geçen varvlarardalanmalı kaba taneli katmanlar ve ince taneli bantlar şeklindedir. Bunların en güzel örnekleri glasyolakustrin yani buzullarla ilişkili gölalanlarında bulunanlardır.

Yıllık Buzul Katmanları

Buzul buzu yıllık olarak düzenli bir şekilde birikir ve buz katmanları belirgin bir haldedir (S:156, Şekil 6.6’yı inceleyiniz).Buzul örtülerine sondaj çalışması yapılarak ve bu katmanlara bakılarakyapılan tarihlendirme yöntemidir.Buzul katmanları içerisinde toz içeriği,mikroskobik içerikler ve kimyasal bileşimler bulunabilir.Bu yöntem Grönland,Antarktika ve Güney Amerika ile Tibet’te uygulanmıştır.

Dolaylı Tarihlendirme Teknikleri

Kaya Yüzeyi Yıpranması

Bütün yer yüzeyleri fiziksel ve kimyasal olarak ısınmaya maruz kalmıştır.Fiziksel aşınma veya bozulma süreçleri,taş yüzeylerin parçalanması veya soyulması şeklinde gerçekleşir.Kimyasal bozulma süreçleri ise suyun kayalara temas ettiği yerlerde gerçekleşir.Bu ayrışma kabuğunun kalınlıklarının çeşitliliği kaya yüzeyinin eskiliğinin belirlenmesinde kullanılır.Bu yöntem daha çok buzullaşma alanlarındaki aynı veya yakın yaştaki buzulsal yüzeyler ile farklı yaşlardaki morenlerin karşılaştırılmasında kullanılır.

ObsidyenHidrasyon Tarihlendirmesi

Obsidyen genellikle siyah ve koyu renkli camsı bir volkanik kayaçtır.Obsidyen,konkoidal (yüzeyinde çukurluklar bulunan) kırıklar oluşturacak bir biçimde kırılır ve keskin kenarlı olarak şekillendirilebilir.Bu nedenle Prehistorik dönemde ilkel insanlar tarafından kesici ve delici alet olarak kullanılmıştır.Obsidyenin yeni kırılmış yüzeyleri perlit olarak bilinen bir katman tarafından su ve nem emilir.Perlit gelişiminin etkileyen zamandır.Bu nedenle sulu nemi katman derinliği ölçülerek obsidyen yüzeyin ne kadar zaman önce kırıldığı tespit edilir. Bu yöntem sadece obsidyenden üretilmiş maddelerde kullanılır.

Pedojenez

Toprak gelişiminin derecelendirilmesi yöntemidir. Belirli bir bölgede oluşmuş krolonojik olarak sıralan toprak dizinin kullanılmasına dayanır. Toprak gelişim derinliği mikromorfolojik özellikler, parçacık boyutundaki değişiklikler ile diğer parametreler açısından farklı toprak profilleri arasındaki karşılaştırmalar zıtlıklar bir zamanlar fonksiyonun var oluşunu yorumlayabilmeyi ve böylece bu toprak yüzeyinin göreceli olarak tarihlendirilmesini sağlar. Alt alta sıralanmış horizonların kalınlığı, kil içerisindeki artış, oksitlenme derinliği gibi özelliklere bakılarak tarihlendirme yapılır.

Aminoasit Resamizasyonu

Canlı organizmaların temel bileşeni olan proteinler amino asitlerden oluşur. Organizmanın ölmesiyle birlikte amino asitler serbest kalır. Serbest kalan amino asitler uzun bir zaman sonra (binlerce yıl) resamizasyon adı verilen değişime uğrayarak proteinsiz amino asit haline dönüşürler. Proteinsiz amino asit zamanla artış gösterir. Bu artış oranı hesaplanarak organizmanın yaşadığı dönem tespit edilebilir.

Geçmiş Mekânı Yeniden İnşaa Yöntemleri

Bu yöntemler doğrudan yaş tayini yapmakta kullanılmayan geçmiş mekânın ortam şartlarını belirlemeye yarayan yöntemlerdir.

Paleopalinoloji

Bu yöntemde bitki ve spor polenleri incelenir. Çiçekli bitkilerde polen adı verilen üreme organları bulunmakta, bu polenlerin bir kısmı böcekler tarafından toplanırken diğer bitkilere de ulaşmakta, bir kısmı ise rüzgârlar aracılığıyla çok geniş alanlara dağılmaktadır. Daha ilkel bitkilerde ise üreme organı olarak sporlar bulunmaktadır. Çok eski dönemlerde rüzgarlar aracılığıyla dağılan spor ve polenlerin kalıntıları jeolojik katmanlarda halen bulunmaktadır. Bitkilerden dağılan spor ve polenlerin büyük kısmı atmosfer şartlarından korunamayıp yok olurken bataklık ortamları gibi oksijen oranı düşük olan alanlarda ekzin adı verilen kabuk kısımları korunarak fosil haline gelebilmektedir.

Jeolojik katmanlarda bulunan bu polenlere bakılarak o bölgenin iklim şartları hakkında bilgi edinilebilir. Örneğin Nevşehir bölgesinde Nar Göl’ünde yapılan sondajlarda bulunan polenler incelenerek o bölgede MS 300’lerden günümüze Anadolu’nun geniş steplerden oluştuğu bilgisine ulaşılmıştır.

Oksijen İzotopları

Okyanus sularında çoğunlukla oksijen-16 izotopu bulunmasına karşın, oksijen-18 izotopu çok az miktarda bulunmaktadır. Oksijen-18 izotopu çekirdeğinde fazladan iki nötron daha bulundurduğu için daha ağırdır. Bu iki izotopu deniz suyunun azalmasına ve artmasına bağlı olarak değişir. Buzul çağlarında su miktarı azalırken, oksijen-18 oranı artmakta, buzul arası dönemlerde azalmaktadır. Sondajlarda çıkartılan mikroorganizmalardaki izotop oranı ölçülmekte ve buna göre sıcak dönem, soğuk dönem tespitleri yapılmaktadır. Yapılan araştırmalar neticesinde son 800 bin yılda on buzul çağı ve on buzul arası dönem yaşandığı tespit edilmiştir.

Tefra Kronolojisi

Volkanik püskürmelerden sonra çevreye yayılan kül ve tefra nehir ağzı sedimanlarında, bataklıklarda, göl tabanlarında bir katman olarak çökelir. Jeokimyasal işaretler ile mineralojik ve petrografik özellikler gibi granülometrik karakteristikler içeren pek çok farklı yöntem tarafından sondaj karotlarında tanımlanabilirler. Bu yöntem külleri ayırt etmenin yanında bu kül katmanlarının kökeni hakkında da bilgi verir.

Paleomanyetizma

Volkanik patlamalar sonucunda yeryüzüne yükselen magma, volkanik kayaçlar haline gelir. Volkanik kayaçlar içinde bulunan mineraller, volkanik kayacın oluşturduğu dönemdeki dünyanın manyetik alanına paralel bir mıknatıslanma kazanır. Paleomanyetik çalışmalar ile yerkabuğunu oluşturan levhaların geçmiş dönemlerdeki hareketleri ölçülebilir. Anadolu’yu oluşturan parçaların yaklaşık son 90 milyon yıldan bu yana Avrupa’ya göre saatin tersi yönünde 40-45 derece kadar dönmüş olduğu paleomanyetik çalışmalar sonucu ortaya çıkmıştır.