Ünite 7: Tarih Yazımı

Giriş

Tarih, geçmişten geleceğe bugünün kaydıdır, tarihsel bilginin üretilmesi işidir. Yaşanan olayların kaydının tutulması olup ideolojinin de biçimlenmesine katkıda bulunur.

Tarih Yazımında Kadınlar

Güç ve iktidar ilişkileri ve durumları, cinsiyetler üzerinde türlü etkilerde bulunur. Kadın ve erkek arasında eşitlik yerine uçurumun söz konusu olduğu bir dünyada kadınların tarihi temsili, kökeni Antik Yunan’a değin erkek yazarlar tarafından ve erkeklerin çıkarları üzerinde şekillenmiş, kadınların ikincilliğine katkı sunmuştur. Kadın aleyhtarı tarihe 1405’te Kadınlar Kenti Kitabı’nı yayınlayarak orta çağdan kafa tutan Christine de Pisan’dır. Kendi coğrafyamızdan Fatma Aliye, 1896’da Ünlü İslam Kadınları başlıklı çalışması için araştırma yaparken 13. yüzyılda İslam dünyasında erkeklere eğitim veren 100’e yakın kadın profesörün var olduğunu keşfetmiştir. Tarih disiplinini, başlangıcından bugüne geçen süreç içinde özne, konu, seçilen/kaydedilen olaylar ve var olan belgeler üzerinden incelemek mümkündür. Tarih, bilgi üretimidir. Tarih yazımında özne hep erkek olmuş, üstelik beyaz, batılı ve orta sınıftan seçilmiştir. Üstelik tarihte gerçek anlamda temsil edilmeyenler sadece kadınlar da değildir; köylüler, köleler, işçiler, çeşitli ırksal ve etnik gruplar ve cinsiyet kimlikleri de tarihten benzer biçimde dışlanmışlardır. Tarih anlatısı herkesi kapsamadığı için tarih evrensel değildir, üstelik ideolojiktir. Kadınlar tarihsel anlatılarda küçümsenen, dolayısıyla görmezden gelinen ve yok sayılanlardır.

Eski Çağın Cinsiyetçi Varsayımlarından Modern Tarih Yazımına

Eski çağın cinsiyetçi varsayımlarına göre kadınlar Meryem ya da fahişe, melek ya da öldüren cazibe olarak ikili zıtlıklar biçiminde temsil edilmiştir. Siyaset felsefecisi Aristo’ya göre, cinsiyetler arasındaki ilişkiyi ve kadının rolünü, erkek egemenliğinin doğal ve değişmez olarak yukardaki biçimiyle tanımladığında, sadece kendi döneminde değil, Rönesans’a hatta günümüze dek etki edecek bir önyargıyı dile getirmiştir. Örneğin Romalı tarihçi Tacitus’a göre kadınların doğal olmayan güç aşkı, Roma İmparatorluğu’nun bozulmasına yol açmıştır.

Fransız devrimi sonrasında da Edmund Burke’ye göre Fransa’yı yutan, yok eden siyasal kriz, kadının kamusal alana girişi yüzündendir. 1793’te Anayasa’da erkeklere seçme ve seçilme hakkı tanınırken bu hak, 145 yıl sonra 1945’te kadınlara tanınmıştır. Oy hakkı, yerel Türkiye’de 1877’de emlak sahibi erkeklere, 1908’de belli bir miktar vergi veren erkeklere, 1930’da ise kadınlara yerel seçimler için 1934’de de genel seçimler için seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.

20. yüzyıla kadar tarih eğitimi erkeklere, hatta yalnızca aristokrat ve orta sınıf erkeklere mahsustur. Tarihçilik mesleği, erkeksi yurttaşlık hikâyelerinin anlatıldığı ciddi erkek bireylerin, uygar sivil liderlik ve soylu yurttaşlığa hazırlanmasında gereklilik anlayışı üzerine temellenmiştir. Üniversiteler, kadınların yurttaş olmadığının, tarih dışı sayılmalarının erkeklere öğretildiği yerler olup bunun doğal sonucu olarak üniversite kapıları kadınlara kapalıdır. Bu durum sonraki dönemlerde Almanya ve İngiltere’de de bir süre bu şekilde devam etmiştir.

20. Yüzyılın ortasına gelindiğinde kadınlar büyük başarılar elde etmiş, akademideki dışlanmaya karşı çeşitli çalışmalar yapmışlardır. Yüksek öğrenim hakkı, Osmanlı kadın hareketinin de gündeminde yer almış, kimi zaman siyasi otoritelerden hesap sorulmuştur. Üniversitede eğitim hakkının elde edilmesinde gerek kadınların yoğun talebi, gerekse, sayıları artan kız ortaokulları ve öğretmen okuluna yönelik kadın öğretmen ihtiyacının karşılanması belirleyici olmuştur. Bu hareketlerin sonucunda da önce 7 Şubat 1914’te İstanbul Üniversitesi’nin konferans salonunda kadınlara haftada dört gün olmak üzere açık dersler verilmeye başlandı. 12 Eylül 1914’te Osmanlı’daki tek üniversite olan İstanbul Üniversitesine bağlı olarak bir kız üniversitesi (İnas Darülfünunu) açıldı. Eğitime izin verilen alanlar edebiyat, matematik, tabiat ve güzel sanatlar alanlarıydı. İlk Karma eğitime ise 1921’de geçilmiştir.

Kadınların eşit yurttaş olarak hak iddia etmelerini sınırlayan çelişki ve gerilimler, toplumsal cinsiyet ve sınıf arazlarından masum tarafsızlık kisvesi altında soyutlama yapan ama aslında standart tek bir cinsiyeti temel alan, klasik ve çağdaş siyaset felsefecilerine dayanıyordu. Vatandaşlık hakları, ulus devletlerin kuruluşunda ilk olarak erkeklere verilmiş, kadınlar uzun süre kamusal alanda hakları olan kişiler ya da yurttaşlar olarak kabul görmemiştir.

Osmanlı tarih yazımında, Hürrem Sultan gibi Osmanlı klasik döneminin öne çıkmış saray kadınları, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki siyasal bozulmanın ve gerilemenin başlıca nedeni olarak sunulmuştur.

Eril Tarih Yazımının Eleştirisi: Kadın Tarihi

Kadınları tarihe katacak kavram, toplumsal cinsiyet kategorisi olarak feminist kuramdan gelecektir. Toplumsal cinsiyet, cinsiyet rol ve sorumluluklarının doğal ve kendiliğinden bir iş bölümünün sonuçları olmaktan çok, kültürel olarak belirlenmiş, toplumsallaşma içinde öğrenilmiş ve zaman içinde değişebilir olduğunu gösterir.

Kadın tarihçiliği, kamusal alanda öncü olsun olmasın, tüm kadınlara yönelik bir tarihselleştirme çabasını taşır. Toplumsal cinsiyet dinamiklerinin açık edilmesi, yüzyıllardır süregelen eril iktidarın bilgisinin açığa çıkarılmasını sağlayacağı gibi, toplumun örgütlenmesi ve bu cinsiyet kimliklerinin genel yapısı üzerindeki etkisinin araştırılmasına da katkı sunabilecektir. Feminizm, kadınların kendilerini baskı altına düzeni, ataerkil yapıyı algılaması, politik olarak tanımlaması ve değiştirilmesine yönelik tüm yol ve yöntemleri kapsar. Yani hem ideolojidir hem de toplumsal harekettir. Kadın tarihinin amaçları şöyle özetlenebilir;

  • Kadınlara kendi tarihlerini kazandırmak,
  • Kadınları tarihte görünür kılmak,
  • Bir cins grubu olarak kadınların tarihini yazmak,
  • Tarihsel gerçekleri sorgulamak,
  • Kadın ve erkek arasındaki iktidar ilişkilerini açığa çıkarmak ve sorgulamak,
  • Kadın deneyimlerini görünür kılmak,
  • Kadınları baskı altına alan pratikleri açığa çıkarmak,
  • Aileyi, özel alanı sorgulamak,
  • Kişisel/toplumsal baskı deneyimlerini ortaya çıkarmak,
  • Cinsiyet rollerinin tarihsel evredeki durumuna bakmak.

Kadın tarihinin amaçları:

a. Tarihe kadınları yazmak,
b. Tarihi cinsiyetlendirmek,
c. Kadınların tarihini yazmak, oradan cinsiyetler tarihine gidebilmek,
d. Telafi edici, kadınları tarihe yamalayan tarih yazımı yerine, tarihi topyekun dönüştürmek ve bütünlükselleştirmek.

Kadın tarihi çalışmaları, kadın hareketinin 1970 sonrası aldığı ivme ile birlikte gelişmiştir.

Kadın çalışmaları, feminist kuram ve yöntemin açtığı yoldan gelişen bir disiplindir.

1970’lerden itibaren kadın tarihi yazımının ilk örnekleri ortaya çıkarken, akademik feminizmin kurumları üniversitelerde yer bulmuş, lisans, yüksek lisans ve doktora programlarında kadın tarihine yer verilmeye başlamıştır. Kadınların tercih edilme nedeni sadece ucuz işgücü olmaları değil, aynı zamanda teknoloji kullanımı ve örgütlü birlikte çalışma deneyimlerine daha yatkın olmalarındandı. Kadın tarihi, feminist kuramdan beslenir. Feminizmin sorunsallaştırdığı ataerkilliğin ve ataerkil iktidar ilişkilerinin farklı tarihsel dönemlerde nasıl biçimlendiğini gösteren, tarihsel verileri kullanan tüm çalışmalar, kadın tarihinin kapsamına girer.

Feminist tarih erkek egemenliğinin ve kadın kimliğinin kuruluşunun kökenlerini araştırır. Ataerkil iktidar, kadın emeğinin sömürüsünü pekiştirdiğinden, cinsellik, doğurganlık, annelik ile ilgili analizler feminist teorinin olduğu kadar feminist tarihin de merkezinde yer almaktadır. Feminist kuram, ataerkil iktidarı sorgularken, bunu eleştirel teori, beden teorileri, kuir teori, eleştirel ırk teorisi, madun çalışmaları, post-kolonyal teori gibi kuramlarla ilişki içerisinde yapar, onlarla diyalog kurar.

1990’lardan günümüze gelen dönem üniversitelerde kadın araştırma merkezlerinin, kadın çalışmaları yüksek lisans programlarının açıldığı, devlet düzeyinde kadınlara ilişkin kurumların ortaya çıktığı, kadın tarihi vasıtasıyla eski feminist isimlerin keşfedildiği, feminist tarihin netleştiği yıllardır. 2000 sonrasında kadınların akademideki sayısı artmış, toplumsal cinsiyet kategorisinin dâhil edildiği araştırma projeleri yapılmıştır.

Kadın sözlü tarihi kadınlara kendi deneyimlerini ve yaşadıkları dönemi, kendi sözleri ve sesleriyle aktarma imkânını tanır. Feminist arşivcilik, kadınlara ilişkin belgelerin toplanmasına özel önem veren, kadın tarihinin içinden çıkan ve kayda geçirmenin, listelemenin yöntem ve kapsamına ilişkin bir reçete sunan kadın arşivciliğidir.

Türkiye’de Kadın Tarihi Çalışmaları ve Kurumları

Türkiye’de kadınlar daha çok modernleşme, gelişme, kalkınma meselesinin bir nesnesi olarak görüldükleri için Türk modernleşmesi ya da Türk milliyetçiliği çerçevesinde inceleme konusu edildiler. Ayşe Durakbaşa, Halide Edib, Türk Modernleşmesi ve Feminizm başlıklı sosyoloji doktora çalışmasında Türk modernleşmesinin feminist bir bakış açısından eleştirisini yaptılar. Pek çok kadın yazar ve araştırmacı kadın tarihi çalışmalarının ilke ve yöntemlerini hesaba katan çalışmalar yaptı. Osmanlı kadınları da kendilerine uygulanan çifte standardı sorguladılar ve kadınların hak ve hukuk mücadelesini gösteren dergiler, yayınlar çıkardılar, dernekler kurdular. 1913’te Ulviye Mevlan (Civelek) tarafından Osmanlı Müdafaa-ı Hukuk-u Nisvan Cemiyeti (Osmanlı Kadınının Hakkını Savunma Derneği) kuruldu. Kadınlar Dünyası (1913-1921) derneğin yayın organı olmakla birlikte dergi Osmanlı feminist hareketinin en önemli örneğidir. Tüm bu dergi ve derneklerle kadınların hak ve özgürlük talepleri gündeme getirildi, kadınlık bilinci geliştirildi. 1923’te, Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra siyasal hak talebi daha gür sesle talep edildi, bir kadın partisi bile kuruldu. Nezihe Muhittin tarafından kurulan bu partinin adı Kadınlar Halk Fırkası idi.

Türkiye’de kadın tarihi çalışmaları ile tarih yazımı zenginleşirken, ilk kadın kütüphanesi, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı tarafından 1990’da İstanbul Balat’ta açıldı. 2012’de İstanbul’un bir kent olarak kuruluşundan günümüze kadar kültür ve sanat yaşamında yol açan kadınların biyografilerine yer vermek amacı güden İstanbul Kadın Kültür Vakfı’dır. Uygun binayı bulma çalışmaları devam ederken vakıf tarafından sanal İstanbul Kent Kadın Müzesi açıldı.

Türkiye’deki kadın tarihi çalışmalarında hesaba katılması gerekli kaynaklar vardır. Bu kaynakların başında kadın dergileri, gazeteler gelmektedir. Ayrıca günlük, mektup, hatırat; tezkireler, fotoğraf, kartpostal, fetvalar; mezar taşları; arkeolojik kazılarda ulaşılan buluntular, kadınların ürettiği iğne oyaları, giysiler ihtiyaç duyulacak diğer kaynaklardır. Folklorik metinler, şarkılar, destanlar, masallar, atasözleri ve giyim kuşam da kadınların geçmişine ilişkin önemli bilgiler verebilir. Sözlü tarih yöntemi ile elde edilen görüşmeler, yaşam anlatıları üzerinden sosyal/siyasal/kültürel tarihe ilişkin önemli veriler sunabilir.

Türkiye’de kadın tarihi bibliyografyası bize bu alanın zenginliğini gösteren örnekler veriyor, gündelik hayatta kadınlar, evlilik, aile, cinsellik, mutfak, giysi, sağlık, nüfus ve doğum politikaları, dolaşım, yoksulluk, suç, çalışma hayatı, eğitim, siyaset türünden alanlar içinde kadın yaşamlarına ilişkin tarihi bulguların kullanıldığı çalışmaların çok disiplinli bir bakışla giderek arttığını gösteriyor.