Ünite 5: Tanzimat ve Osmanlılık Projesi

Tanzimat

Tanzimat dönemi, Osmanlı tarih literatüründe üzerinde en fazla konuşulan ve bundan sonra da tartışılacak olan dönemlerden biridir. Bunun en önemli nedeni bu dönemin geleneksel Osmanlı siyaset kültüründen ve tavır alışından kesin hatlarıyla bir kopuşu ve aynı zamanda Avrupa medeniyet dairesine doğru yönelişi temsil etmesidir. Tanzimat, düzenleme, sıralama, ıslah etme anlamına gelen “tanzim” kelimesinin çoğulu olup Osmanlı literatüründe mülki idareyi ıslah ve yeniden organize etme anlamında kullanılmakta ve aynı zamanda bu düzenlemelerin yapıldığı dönemi nitelendirmektedir.

Tanzimat döneminin ne zaman başladığı konusu tartışmalıdır. Dönem, her ne kadar genelde 3 Kasım 1839’da ilân edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu’yla (Tanzimat Fermanı) başlatılırsa da, son araştırmalar başlangıcın II. Mahmud devrine, 1830’lu yılların başlarına kadar indirilebileceğini ortaya koydu. Tahta geçtiği andan itibaren iç ve dış sorunlarla uğraşan II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırdıktan sonra saray dahil, Osmanlı merkez teşkilatını tamamiyle değiştirip dönüştürdü.

Tanzimat döneminin sonu ise başlangıcına göre daha tartışmalıdır. Dönemin, Sadrazam Âli Paşa’nın öldüğü tarih olan 1871’le, Midhat Paşa’nın sürgüne gönderildiği tarih olan 1877’yle, Osmanlı parlamentosunun kapatıldığı tarih olan 1878’le veya Duyun-ı Umumiyye idaresi’nin kurulduğu tarih olan 1881’le sona erdiği yönünde görüşler mevcut ise de, genelde kabul edilen görüş, 1878’de parlamentonun kapatılmasıyla birlikte bu dönemin sona erdiği yönündedir.

Tanzimat fermanının hazırlanışı: II. Mahmud’un 1 Temmuz 1839’da ilân edilen ölümünün ardından tahta geçen Sultan Abdülmecid’in 17 Temmuz 1839’da yayımladığı cülûs hatt-ı hümayununda, bütün devlet işlerinde kanun ve hakkaniyete uyulması, rüşvet ve zulümden kaçınılması, ülkede yaşayan müslim ve gayrimüslim bütün halkın güvenliğinin sağlanması, can, mal, yer ve mekânından emin olması, hediye olarak saraya mücevher veya para gönderilmemesi ve bürokratların da bu tür hediyeleri kabul etmemesi gibi, Tanzimat Fermanı’nın önemli ilkeleri mevcuttu. Ayrıca, bu hatt-ı hümayunda rüşvet alanların cezalandırılacağına da vurgu yapılmaktaydı.

Caize: Üst düzey görevlere atanan kişilerin bu atama karşılığında padişaha, sadrazama ve maiyetine vermeleri gelenek olan ayni veya nakdi hediyeler için kullanılan bir tabirdi. Verilecek caizenin miktarı tevcih edilen makama göre değişir; caize, bazen tayinden önce de verilebilirdi. Bu uygulamanın ne zaman başladığı belli değildir; ancak, 17. ve 18. Yüzyıllarda artık yerleşmiş bir gelenek olduğu açıktır. Rüşveti çağrıştırması ve çeşitli dedikodulara sebep olması yüzünden zaman zaman eleştirilip terkedilmekle beraber, uygulama Tanzimat dönemine kadar devam etmiştir.

Tanzimat’ın ilânından önce Sultan Abdülmecid’in emri üzerine Sadrazam Hüsrev Paşa’nın başkanlığında Bâbı âli’de bir Meşveret Meclisi toplandı. 38 üst düzey bürokrat ve din âliminin katıldığı bu mecliste oy birliğiyle kabul edilen ve padişah tarafından da onaylanan mazbatada yer alan temel ilkeler, daha sonra Gülhane Hatt-ı Hümayunu adıyla neşredildi. Daha açık bir ifadeyle, Tanzimat Fermanı’nı oluşturan temel ilkeler önce bu mecliste görüşülüp üst düzey bürokratlar tarafından kabul edilip belirlendikten sonra iç ve dış kamuoyuna duyuruldu.

Tanzimat Fermanı’nın ilânı ve Kapsamı Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa, 3 Kasım 1839’da Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki Gülhane meydanında, vükelâ, rical, ulema, Rum ve Ermeni patrikleri, hahambaşı, esnaf temsilcileri, sefirler ve diğer davetlilerin huzurunda Tanzimat Fermanı’nı okudu. Sultan Abdülmecid töreni Gülhane Köşkü’nden izledi. Tanzimat Fermanı, Osmanlı idari geleneğinde öteden beri tahta çıkan sultanlar tarafından kamuoyuna ilân edilen ve adaletname de denilen hatt-ı hümayunlar kategorisinde değerlendirilebilir; ancak, bu ferman, maddelerinden de anlaşılacağı üzere, geleneksel yapıyı kökten sarsacak yeni esaslar getirmekteydi. Müslim gayrimüslim eşitliği, Yunan ve Sırp isyanlarıyla birlikte milliyetçi bir tutum sergileyen gayrimüslimlerin imparatorluktan ayrılmasını önlemek amacıyla ortaya atılan ve daha sonra sık sık vurgu yapılacak olan bir Osmanlı milleti oluşturmayı hedefleyen önemli projenin ilk adımıydı. Tanzimatçılar, önemsedikleri bu metnin ilân edildiği Gülhane meydanına daha sonra bir âbide dikmeyi düşündüler; hatta, şeklini dahi belirledilerse de, saray sınırları içinde bulunduğu ve bu yüzden halkın ziyaretinin zor olacağı gerekçesiyle bundan vazgeçtiler. Bir ara âbidenin Beyazıt Meydanı’na dikilmesi gündeme geldi; fakat, bu da gerçeklemedi.

Adaletname: Halkın can ve mal emniyetini sağlamak, merkez ve taşrada devleti temsil eden üst düzey görevlilerin fazla vergi talebiyle halka zulmetmelerini ve görevlerini kötüye kullanmalarını önlemek amacıyla, kadı, beylerbeyi ve sancakbeylerine hitaben çıkan padişah fermanlarına adaletname denirdi. Adaletnameler, mevcut kanunları ilgililere hatırlatmak amacıyla yayımlanabileceği gibi, bazen de yeni hükümler getirebilir; daha ziyade buhranlı dönemlerde halkı korumak amacıyla neşredilirlerdi.

Tanzimat Fermanı’nın Uygulanışı: Ferman, Takvim-i Vekayi’de yayımlanmak ve birer kopyası vilâyetlere gönderilmek suretiyle bütün iç kamuoyuna duyuruldu. Hükümet, halkın ileri gelenlerini meydanlarda toplayıp fermanı okumalarını, içeriğini bütün taşra halkına anlatmalarını ve ayrıntıları daha sonra belirlenecek olan vergi ve askerlik dışındaki maddelerini hemen uygulamaya koymalarını valilerden istedi. Hükümet, Tanzimat reformlarını uygulama bağlamında hazırlıklı olmadığı için öngörülen ıslahatları ülkenin tamamında değil, öncelikle Edirne, Bursa, İzmir, Ankara, Aydın, Konya ve Sivas gibi nisbeten merkeze yakın ve yapılanların kolaylıkla denetlenebileceği yerlerde uygulamaya konulmasını kararlaştırdı. Daha sonra Tanzimat Mısır ‘da denendi. Mart 1845’ten itibaren Erzurum ve Diyarbakır eyaletlerinin de Tanzimat kapsamına alınması üzerine Van ve civarında isyanlar çıktı. Cizre çevresinde baş gösteren Bedirhan Bey isyanı bastırıldıktan sonra bölgenin idari durumu yeniden düzenlenebildi. Bölgede Tanzimat’a tepkiler, daha ziyade yurtluk-ocaklık sistemiyle toprağa tasarruf eden gruplardan geldi. Bosna-Hersek’te 1850’de Tanzimat uygulanmaya başlandıktan hemen sonra isyanlar çıktı ve uzun süre devleti meşgul etti.

Yurtluk-Ocaklık: Çoğu kere beraber kullanılan bu iki terim toprağa tasarruf şeklini ifade eder. Yurtlukta, her hangi bir yerin gelirinin hayat boyu kullanılması; ocaklıkta, bu gelirin ve tasarrufun irsen çocuklara intikal ettirilebilmesi söz konusudur. Yurtluk-ocaklık ise, her iki şartı da içerir. Yurtluk-ocaklık mutasarrıfları, sadece arazinin kullanım hakkına ve gelirlerine sahip olup araziyi satamaz, bağışlayamaz ve vakfedemezdi. Daha ziyade devletin doğu sınırlarında uygulanan bir toprak sistemiydi. Mutasarrıfın soyunun sona ermesi durumunda, devlet toprağı istediğine verebilirdi.

İltizamın Kaldırılması ve Muhassıllık Tecrübesi: Tanzimat’ın en önemli maddelerinden biri, iltizamın kaldırılmasına ve çeşitli isimler altında alınan vergiler yerine, herkesten geliri oranında bir “vergi”nin tahsiline yönelik tespitti. Merkezi bir mali yönetimin kurulabilmesi, yani, gelirlerin hazinede toplanıp harcamaların da yine buradan yapılabilmesi için merkez ve taşra teşkilatı nın buna göre düzenlenmesi ve öncelikle de halkın mal ve mülküyle yıllık gelirinin belirlenmesi gerekiyordu.

25 Ocak 1840 tarihinde çıkarılan ve muhassılların çalışma esaslarını belirleyen tüzükle, sancak merkezlerinde kendilerine yardımcı olmak üzere birer muhassıllık meclisinin (büyük meclis) kurulması ve yerel yöneticilerle müslim ve gayrimüslim halkın bu meclislerde temsil edilmesi; eyalet merkezlerinde de müşirin başkanlığında meclislerin kurulması; muhassıl bulunmayan kaza, kasaba ve köylerde ise beş üyeden oluşan “küçük meclisler”in teşkili; iltizamın kaldırılmasından dolayı oluşacak olan vergi kaybını telâş etmek için halktan peşin bir verginin alınıp bu miktarın daha sonra belirlenecek olan gerçek vergiden düşülmesi kararlaştırıldı. Cizyenin toplanmasında ise, daha önce yer yer uygulanmakta olan maktu, yani, kişilerden belirli bir meblağın alınması usulü, Tanzimat’la birlikte bütün ülkeye yaygınlaştırılarak cizyedarlık memuriyeti kaldırıldı. Böylece, gayrimüslimlerin gelirlerine göre, fakir (edna), orta halli (evsat) ve zengin (âlâ) olmak üzere üç derece üzerinden merkezde düzenlenecek olan cizye defterlerinin muhassıllara verilmesi ve onların da kocabaşılar vasıtasıyla bu vergileri toplayıp merkeze göndermeleri usulü benimsendi.

Reformların Denetlenmesi ve Kamuoyuyla Paylaşılması: Tanzimat Fermanı’nda öngörüldüğü üzere yeniden düzenlenerek üye sayısı ve yetkileri arttırılan Meclis-i Vâlâ, Hariciye Nezareti’yle birlikte reformlar için çok önemli bir misyon üstlendi ve Tanzimat’ın ilk on beş yılında yapılan hemen bütün yenilikler bu iki kurumun öncülüğünde gerçekleştirildi. Yaptığı düzenlemelerle tüzüklerin uygulanıp uygulanmadığını denetleme yetkisine sahip olan meclis, aynı zamanda bir yüksek mahkeme olarak da görev yaptı.

Taşrada yapılan reformların teftiş ve denetimi Tanzimat’ın ilk aylarından itibaren gündeme geldi. Nitekim, 28 Mart 1840’ta denetlimle ilgili müfettişler görevlendirildi. Müfettişler yaptıkları denetimlere dair geniş raporlar hazırlayarak hükümete sundular.

Tanzimat Fermanı’nın en önemli maddelerinden biri olan askerlikle ilgili soruna ise, üç yıl el atılamadı. Eylül 1843’te askere alınacak kişilerin kur’a ile belirlenmesi, Mart 1844’ten itibaren fiiilî askerlik süresinin beş ve bir çeşit ihtiyat askeri olan redifliğin ise yedi yılla sınırlandırılması ve mevcut askerlerin %20’sinin her yıl yenileriyle değiştirilerek beş yıl içerisinde askerlerin tamamının yenilenmesi kararlaştırıldı.

Redif Askeri: II. Mahmud döneminde Asakir-i Mansure Ordusu’na destek olmak üzere 1834’te oluşturulan ihtiyat askerinin genel adıdır. Redif birliklerinin her sancağın 2332 yaşları arasındaki gençleri arasından kur’a ile belirlenerek oluşturulması kararlaştırılmıştı. Serasker Hüsrev Paşa’nın bu birliklerin teşkilinde büyük katkısı oldu. Anadolu ve Rumeli’deki redif taburları1836’da müşirlerin idaresine verildi.

Islahat Fermanı

Islahat Fermanı, Gülhane Hattı’na göre daha ayrıntılı bir şekilde kaleme alınmıştı. Fermanla, Gülhane Hattı’yla bütün tebaaya tanınmış olan haklarla önceki padişahların dönemlerinde gayrimüslimlere verilen imtiyaz ve muafiyetler saklı tutulduğu gibi, bunların yeni ihtiyaçlara göre uyarlanması için patrikhanelerde hükümetin kontrolünde meclislerin kurulması öngörüldü. Bu meclislerin alacağı kararlar hükümetin onayından sonra geçerli olacaktı. Patriklere kaydıhayat şartıyla, yani yaşadıkları sürece görev yapma imkânı tanındı; Patriklerle ruhbanlara devlete bağlılık yemini etme şartı getirilip maaş bağlandı. Gayrimüslimlerin ruhani liderlerinin cemaatleri üzerinde daha önce var olan geniş yetkileri sadece dini konularla sınırlandırıldı. Cemaatlerin işlerinin, ruhban ve halkın temsilcilerinin görev yapacağı karma meclisler tarafından yürütülmesi kararlaştırıldı. Hükümetin izniyle olmak kaydıyla gayrimüslim cemaatlere, ibadethane, hastahane ve okul gibi müesseselerini onarma, yeniden inşa etme ve kendi dillerinde okul açma hakkı verildi; ayrıca, bunların işlerinin, ruhban ve halkın temsilcilerinden oluşan karma meclislerce yürütülmesi kararlaştırıldı. Böylece cemaat işlerinin idaresinde din adamlarının dışında sivillerin de katılımı sağlandı. Yazışmalarda veya halkın ve memurların söyleminde gayrimüslimleri aşağılayan tabirlerin kullanılması yasaklandı. İnsanların din ve mezhep değişikliğine zorlanmaması, bütün tebaanın ayrım gözetilmeksizin devlet memuriyetiyle mülki ve askeri okullara kabul edilmeleri esasları benimsendi. Müslümanlarla gayrimüslimler arasında veya her iki tarafın kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklara bakmak üzere karma mahkemelerin kurulmasına, gayrimüslimlerin şahitliklerinin kabulüne ve herkesin kendi inancına göre yemin etmesine imkân tanındı. Gayrimüslimlere askerlik yükümlülüğünü yerine getirebilme veya askerlik bedelini nakit olarak ödeyebilme seçenekleri sunuldu. Tanzimat Fermanı müslim ve gayrimüslim bütün halkın; Islahat Fermanı ise, neredeyse sadece gayrimüslimlerin durumunu iyileştirmeyi amaçlamaktaydı. Tanzimat Fermanı iç dinamiklerin zorlamasıyla, Islahat Fermanı ise, tamamen dış baskıların ve yabancı elçilerle yapılan müzakerelerin sonucunda ortaya çıktı. Tanzimat Fermanı kararlaştırılıp iç ve dış kamuoyuna duyurulduğu ve ülkeyi her hangi bir taahhüt ve yükümlülük altına sokmadığı halde, Islahat Fermanı, Paris Anlaşması’nın 9. maddesinde söz konusu edilerek devleti taahhüt altına soktu; gayrimüslimlere verilen hakların uygulanmadığı gerekçesiyle yabancı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmelerine de zemin hazırladı. Kırım Savası, hazineye büyük bir maliyet yüklediği gibi, mali dengeleri bozarak ülkeyi dış borç sarmalına sürükledi. 30 Mart 1856’da imzalanan Paris Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin bütünlüğü ve bağımsızlığı, şeklen de olsa anlaşmayı imzalayan devletlerin ortak garantisi altına alındı. Islahat Fermanı’nın ilânıyla birlikte, Osmanlı devlet adamlarının beklentisinin tersine, büyük güçlerin devletin iç işlerine daha fazla müdahil olduğu yeni bir sürece girildi. Müslümanlar, dış baskılar sonucunda neredeyse sadece gayrimüslimlere yönelik haklar sağladığı ve Müslümanların hâkim millet olma durumunu ortadan kaldırdığı; gayrimüslim cemaat önderleri, cemaatleri üzerindeki güçlerini sınırlandırdığı için fermana karşı tavır aldı.

Fermanın Uygulanışı: Bâbıâli’de Sami Paşa, Mümtaz Efendi, Suphi Bey ve Ahmed Reşk Bey’den oluşan bir komisyon kuruldu ve fermanın maddelerinin uygulanmasına öncelikle Hüdavendigâr sancağından başlanmasına karar verildi. Fermanın getirdiği âyin serbestliği üzerine kiliselerde çanların çalınmaya başlaması Müslümanların tepkisini çekti; gayrimüslimler arasında da Müslümanların kendilerine saldıracağına dair söylentiler yayıldı. Bu gergin ortamda, Avrupa devletlerinin 1859’da ferman hükümlerinin uygulanmadığı gerekçesiyle Osmanlı Devleti’ne bir memorandum vermeleri üzerine Rumeli’ye müfettişler gönderildi; ancak, bu girişim, şikâyet ve uluslararası baskıları dindirmedi; aksine hükümetin uysal davranış hem büyük devletleri hem de gayrimüslim unsurları daha da cesaretlendirdi. Rusya ve İngiltere, kendi bakış açılarına göre birer proje sunarak Osmanlı Devleti’nin yapması gereken ıslahatları sıraladı. Özellikle İngiltere’nin projesi gayet ağır şartları taşımaktaydı. Bâbıâli, bu baskıları azaltmak amacıyla şubat 1861’de adalet ve vergi sistemini ıslah edeceğini ve vilâyetlerde güvenliği sağlayacağını duyurdu. Tanzimat’tan sonra karışmış ve isyanlara sahne olmuş olan Lübnan’da Marunîlerle Dürzîler arasında meydana gelen olaylara Avrupalı devletler müdahale etti ve 1861’de Lübnan için özel bir nizamname çıkarılarak mutasarrıflığına bir Hıristiyan atandı. 25 Haziran 1861’de Sultan Abdülmecid’in ölümü üzerine tahta geçen kardeşi Sultan Abdülaziz, biraz da Âli Paşa ve Fuad Paşa’nın etkisiyle reformları sürdüreceğini açıkladı.

İngiltere’nin ıslahat projesi : ingiltere, Meclis-i Vâlâ ile Meclis-i Tanzimat’ın birleştirilerek oluşturulacak meclise müslim ve gayrimüslimlerin üye olması, yeni meclisin adliye sistemiyle gayrimüslimlerin şahitliğinin kabulünü sağlayacak düzenlemeleri yapması, açılacak yeni okullarda müslim ve gayrimüslim çocuklarının beraberce okutulması, elçilerin şikâyetçi olduğu devlet memurlarının bu mecliste yargılanması ve valilerin maiyetine birer gayrimüslim müsteşar atanması gibi, bir kısmı hakikaten ağır şartlar öneriyordu. Rusya’nın teklifi ise, uluslararası bir tahkikat komisyonunun kurulmasıydı.

Tanzimat’tan sonra özellikle Balkanlarda çıkan Sırp, Karadağ, Rumen ve Bulgar isyanları bir süre sonra milli hareketlere dönüştü; Rusya ve Avrupa devletlerinin bu hareketlere müdahale edip arka çıkmaları, âsileri daha da cesaretlendirdi. Bu ise, Osmanlı devlet adamlarının Tanzimat’tan beklentisi olan Osmanlı entegrasyonu projesini baltaladı. Diğer yandan 1869’da çıkarılan Tabiiyyet-i Osmaniyye Kanunu’yla Osmanlı uyruğundan çıkma hükümetin iznine bağlandı ve Müslüman olsun gayrimüslim olsun Osmanlı ülkesinde yaşayan herkes “Osmanlı” olarak kabul edildi. Bütün bu karmaşa ve sıkıntılar içerisinde Islahat Fermanı’nda ön görülen hapishanelerle maliyenin ıslahı, işkencenin yasaklanması ve ülke genelinde imar ve bayındırlık faaliyetlerine girişilmesi konularında kayda değer ilerlemeler gerçekleştirilemedi.

Tanzimat reformları, planlı ve programlı olmaktan ziyade, pratik ihtiyaçlara cevap verebilecek bir nitelikteydi. Tanzimatçıların sıkıntısı, reformları özümseyip hayata geçirecek memurlara, sağlam bir mali yapıya, yani paraya ve reformlar için gerekli olan zamana sahip olmamalarıydı. Eğitim işine geç el attılar. Çünkü, şeyhülislâmlık ve Evkaf-ı Hümayun Nezareti gibi dini kurumların gözetimi altında bulunan eğitime müdahaleyi göze alamadılar. Maliyenin durumu, uygulanan yeni programların başarılı olmaması ve reformların getirdiği ekstra giderler sonucunda daha da bozuldu ve etkili bir vergi tahsil sistemi oluşturulamadı. Mali kriz, bürokrasinin ve kadroların genişlemesine ve israfa paralel olarak daha da ağırlaştı. Tanzimatçılar, bir yandan devletin varlığını tehdit eden iç ve dış sorunlarla uğraşırlarken bir yandan da reform yapmak zorunda kaldılar.

Tanzimat’tan Sonra Yapılan Hukuki Düzenlemeler

Hatırlanacağı üzere, Tanzimat Fermanı’nda yeni bazı kanunlar yapılacağına ve bunların esas ilkelerini de, can emniyeti, mal, ırz ve namusun korunması, vergilerin düzenlenmesi, asker alımının ıslahı ve askerlik süresinin tespitinin oluşturduğuna vurgu yapılmıştı. Bu kapsamda, Tanzimat’tan sonra yapılan hukuksal düzenlemeler ve mahiyetleri genel olarak aşağıdaki başlıklar çerçevesinde olmuştur:

  • Ceza Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Toprak Hukuku
  • Medenî Hukuk
  • Mali Hukuk