Ünite 2: Tanzimat Döneminde Basın (1828-1875)

Gazetelerin Doğuşu ve Gelişmesi

İnsanların, çevrelerinde gelişen olaylar, değişen durumlar hakkında haber alma ve meraklarını giderme arayışlarının kökeni eski çağlara dayanır. MÖ 1890’larda Mezopotamya bölgesinde yaşayan Babiller, halkı ilgilendiren haberleri, fırınlanmış kil tabletlere yazıp duvarlara asarak halka duyururlar.

Kamuoyu yaratmanın önemini kavrayan Roma İmparatoru Julius Sezar (MÖ 100-44) döneminde senato tutanaklarının Acta Senatus (Senato Haberler) adıyla yayımlanması halka yönelik haber yayıncılığının ilk örneklerinden biri sayılır. Yine aynı dönemde bugünkü resmi gazetelerin atası sayılan Acta Publica (Halk Haberleri) adlı tek sayfalık bültenler yayımlanmaya başlanır.

Servet ve makam sahibi meraklı insanların haber almaya yönelik istekleri zaman içinde farklı ürünlerin ortaya çıkmasına sebep olur.

Özellikle fikir, sanat, ticaret alanında gelişen olaylar ve yenilikler bu tür mektuplar sayesinde öğrenilmeye başlanır. Bu mektuplar bir noktada yıllar sonra gelişecek olan gazeteciliğin bir habercisi gibidirler.

Mektuplar dışında sansasyonel konuları içeren ve görsel çizimlerle süslenen tek sayfalık el ilanları halkın ilgiyle karşıladıkları ürünler arasında yerini alır.

Yazılı ilanlar önceleri “Yeni Gazete” (Newe Zeitung) veya “Gerçek Haber” (Wahrhafftiger Bericht) şeklinde adlandırılır ve objektif haber verdikleri vurgulanır. Bunun yanı sıra haberler ilgi uyandıracak şekilde “Korkunç”, “Mucizevi”, “Duyulmamış” gibi spot başlıklarla yayımlanır.

İtalya’da, özellikle de Venedik’te “Not, Uyarı, Öğüt, Duyuru” anlamlarına gelen Avvisi adı verilen ve elle yazılıp çoğaltılan mektuplar 1500-1700 yılları arasında etkin bir şekilde haber iletmek amacıyla kullanılır. Politik, askeri ve ekonomik konuları içeren ve genellikle aynı kişiler tarafından yazılan bu mektuplar “Halka Açık” ve “Gizli” mektuplar şeklinde ikiye ayrılır. Halka açık mektuplarda genel bilgiler yer alır. Gizli mektuplar ise sınırlı sayıda insanın öğrenmesi ve bilmesi gereken haberlerden oluşur.

Haber mektupları zaman içinde yerlerini içerik açısından daha zenginleştirilmiş birkaç sayfadan oluşan haber bültenlerine bırakırlar.

1600’lü yıllardan itibaren Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çıkarılan gazeteler, toplumsal değişimde öncü rolü üstlenirler.

Gazetelerin en belirgi özelliği, haftalık veya günlük şeklinde belli bir zaman dilimine bağlı olmaları ve haber içerikli çıkmalarıdır. Bu nedenle gerçek anlamda gazete yayıncılığının başlaması Gutenberg Matbaası’ndan ancak 150 yıl sonra mümkün olur.

1828 yılında Mısır’da yayımlanan Vekâyi-i Mısriyye (Mısırdaki Olaylar) Osmanlı Türkçesi ile çıkarılan ilk gazetedir. Bu gazete Avrupa’daki ilk örnekten 219 yıl sonra yayınlanır. Matbaanın kabulündeki yaklaşık 280 yıllık gecikmenin bir benzerinin gazetecilikte de yaşandığını anlaşılmaktadır.

Osmanlı valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, 1820 yılında Kahire yakınlarındaki Bulak’ta yeni bir matbaa kurar. Türk basın tarihi açısından Bulak Matbaası ve burada yayımlanan Türkçe kitaplar kadar, Vekâyi-i Mısriyye adlı gazete de önemlidir. Türkçe kısımları bulunan gazete ilk olarak 2 Aralık 1828 tarihinde çıkarılmaya başlanır.

Tanzimat Süreci ve Basın

Osmanlı ülkesinde Türkçe gazete çıkarma istek ve teşebbüsleri Tanzimat Dönemi’nden çok önceye dayanır. Daha 1750 yılında bir yabancının “Avrupa’nın Siyasal ve Tarihi Olaylarının Haberleri” adlı bir gazete çıkarma isteği, sultanın otoritesini sarsabileceği düşüncesiyle reddedilir. Bununla birlikte sonraki yıllarda yabancı uyrukluların bu alanda söz sahibi oldukları görülür. Hatta ülkede ilk gazeteyi 1795 yılında Fransız Büyükelçiliği çıkarır. “Bulletin de Nouvelles” adıyla on beş günde bir yayımlanan gazete Fransız çıkarlarını koruyan bir yayın anlayışına sahiptir. Bir yıl sonra yine Fransız elçisinin desteğiyle “Gazette Française de Constantinople” adıyla aylık bir sureli yayın çıkarılır. Bu teşebbüsler 1798 yılında Fransızların Mısır’ı işgali üzerine sona erer ve elçilik çalışanları bir süre tutuklanır.

1820’li yıllarda Osmanlı basınında yenilikler yapılmasını gerektiren olaylar yaşanır. 1821’de gerçekleşen Yunan İsyanı’nda, Osmanlı’yı bölmek isteyen Fransızların ve diğer Avrupa basınının Yunanlıları desteklemeleri, Osmanlı’nın siyaseten yalnız kalması yöneticileri düşündürür. Yöneticiler, Avrupa basını etkili bir basına sahip olamayışın ve bu sayede kamuoyuna seslenemeyişin eksikliğini yaşarlar.

İzmir’de “Alexandre Blacque” (Blak Bey: 1797-1837) tarafından 1821 yılında çıkarılan “Le Spectateure Oriental “adlı gazetede Fransız politikalarını eleştiren ve Türklerin haklılığını savunan yazılar kaleme yayımlanır. Ancak Fransız elçiliğinin şikayeti üzerine, kapitülasyon hükümlerine dayanılarak gazete kapatılır. Gazete yedi ay sonra farklı yöneticilerle yeniden yayın hayatına başlar. Yunanlılardan yana tavır koyan Rus ve İngilizlere cephe alır. Emperyalist güçlerin desteğini alan isyancıları ve yandaşlarını eleştiren yayınlar yapar. Devlet desteğiyle propaganda amaçlı yayınlar yapan bu gazete de yabancı ülkelerin sık sık şikayetlerine maruz kaldığı için baskıdan bıkan hükümet, gazetenin önce birkaç ay, sonra da 1827 yılında tamamen kapatılmasını kararlaştırır.

Türk basın tarihinin önemli figürlerinden biri olan Alexandre Blacque, hukuk eğitimi almış aydın bir kişidir. Fransız İhtilâli’nde kralı destekleyen babası ile birlikte kaçarak İzmir’e yerleşen ve Osmanlı tebaasına geçen bir aileye mensuptur. Gazetesinin kapatılmasının ardından Osmanlı devletinin desteğini alarak İzmir’de “Courrier de Smyrne” adlı gazeteyi çıkarmaya başlar. Gazetede, Ege adalarının Osmanlı’dan ayrılmasını isteyen Yunanlılara ve onları destekleyen Fransız, İngiliz ve Rusya’ya yoğun şekilde muhalefet yapar. Ruslar, Osmanlı hükümetine baskı yaparak gazetenin 1830 yılında kapatılmasını sağlarlar.

Tanzimat Dönemi’nin yenilikçi padişahı II. Mahmud ve onun gibi yenilik taraftarı devlet adamları Blak Bey’in yaptıklarını yakından takip etmekteydiler. Blak Bey çıkardığı gazetelerle adeta tek kişilik bir ordu gibi Osmanlı düşmanları ile mücadele etmekteydi. Bunun üzerine II. Mahmud, Blak Bey’i İstanbul’a çağırarak ondan resmî bir gazete çıkarmasını istedi. Le Moniteur Ottoman (Osmanlı Aynası) gazetesi 1831 yılında çıkarılmaya başlandı. Osmanlı çıkarlarını savunan bir anlayışla yayın yapan gazetede, daha sonraları Takvim-i Vekâyi’deki yazıların Fransızca çevirileri de yayımlandı. Bütün bu işlerde öncü olan Türk dostu Blak Bey, 1837 yılında tedavi için Fransa’ya giderken yolda şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.

Basının gücünü ve önemini iyi kavrayan II. Mahmud’un asıl amacı, basın yolu ile kamuoyuna yenilikleri tanıtmak ve taşra ile merkez yönetimi arasındaki iletişim kopukluğunu giderebilmektir. Görünenin ardında yatan bir başka niyet ise basın yolu ile toplumu kontrol altında tutabilmektir. Mısır valisi Kavalalı Mehmed Âli Paşa’nın 20 Kasım 1828 tarihinde çıkardığı Vekâyi-i Mısriyye’den esinlenerek devletin ilk resmî gazetesi olan Takvim-i Vekâyi’nin yayımlanması emrini verir. Hatta isim seçimini de kendisi yapar. Böylece 1 Kasım 1831 tarihinde, Türk gazeteciliğinin ilk örneği, resmî kanalla yayımlanmaya başlar. Devletin resmi görüşünü halka ve aydınlara duyurmayı amaç edinen gazete, imparatorluğu oluşturan farklı dildeki ulusları da gözeterek; Arapça, Bulgarca, Ermenice, Farsça, Fransızca, Rumca yayın yapar. Doğal olarak bu dillerdeki nüsha sayıları azdır ve kesintili çıkarılır. Günümüzde hâlen devlet yayını olarak çıkarılan Resmî Gazete’nin atası sayılan Takvim-i Vekâyi, resmi bir bülten görünümündedir ve ağır bir Osmanlı Türkçesi ile yayımlanır. Gazete uzun yıllar yayımlanmasına karşın, sultanın umduğu aydınlanmayı gerçekleştirmekten uzak kalır.

İlk Özel Gazeteler

İngiliz vatandaşı “William Churchil” adlı kişi tarafından 31 Temmuz 1840 tarihinde “Ceride-i Havadis” adlı bir gazete çıkarılmaya başlanır. On günde bir yayımlanan ve yarı resmî nitelikte olan gazete, özellikle ticarî konularla ilgilenmesi ve dilinin sadeliği ile dikkat çeker. Buna karşın üç yıl boyunca yayımlanan gazetenin tirajı 200’ü geçemez ve kapanmak zorunda kalır. Yabancı uyruklu birinin çıkaracağı kontrol altındaki bir gazetenin kendi menfaatine olacağını hesaplayan hükümet, ayda 2.500 lira vererek gazetenin yeniden çıkmasını sağlar. Buna rağmen gazete umulan tirajı yakalayamaz ve Kırım Savaşı’na (1854) kadar sınırlı sayıda insana ulaşır. Gazete, savaş yıllarında uyanan kamuoyu ilgisini fark ederek, 1860 yılında “Ruzname-i Ceride-i Havadis” adını taşıyan bir ekle birlikte yüksek bir tiraja ulaşır.

Bir yanda resmî gazete, diğer yanda özellikle İzmir’de özel azınlık gazetelerinin artması devleti bu alana ilişkin düzenlemeler yapmaya sevk eder. 8 Şubat 1857’de yürürlüğe giren Matbaa Nizamnamesi’nde bu alanla ilgili düzenlemeler yapılır. Matbaa Nizamnamesi’nde her önüne gelenin kitap veya gazete çıkaramayacağı, bunun bir izne tabi olduğu belirtilir. Matbaalarda basılacak kitap ve gazetelerin belli bir inceleme yapıldıktan sonra yayımlanabileceği hükme bağlanır. Nizamname’ye aykırı faaliyet gösterenlere verilecek cezalar belirlenir. Buna göre, izin alınmadan basılan yayınlar toplanacak, bu baskıyı gerçekleştiren matbaalar ise kapatılacaktır. Ahlaka mugayir yayın yapan veya güvenliği sarsacak yazılar kaleme alan gazetecilerin hapisle cezalandırılacağı açıklanır. Nizamname’nin uygulanmaya başlamasıyla bazı matbaaların kapatıldığı, bazı yayınlara el konulduğu ve yayıncıların sürgüne gönderildiği görülür. 1860’lı yıllarda hızlı bir gelişim sürecine giren basın için bu Nizamnamenin yetersiz kalacağı açıktır. Bu nedenle 1852 yılında, III. Napolyon döneminde yürürlüğe giren Fransız Basın Kanunu örnek alınarak yeni bir Nizamname hazırlanır. Gazetelerde devletin güvenliğini ve emniyetini bozan, padişaha ve ailesine, nazırlara, hükümete, dost devletlerin yöneticilerine ve hükümetleri aleyhine yayın yapılması yasaktır. Bu türde yayın yapan gazeteler bir ay süre ile kapatılacaktır.

Basına karşı sansür uygulamalarının başlangıcını oluşturacak düzenlemeleri içeren bu Nizamname’nin hükümleri gereği ceza alan gazeteciler olduğu bilinmektedir Abdülaziz’in saltanat yıllarında da gazetelerin sayısı gittikçe artar. 1866’da yalnız İstanbul’da 36 gazete yayımlanmaktadır. Dört Fransız, bir Alman, bir İngiliz ve bir İtalyan gazetesi bu sayıya dâhil değildir. İstanbul dışında kalan yerlerde bile gazeteler yayımlanmaya başlanır. Nizamname’ye karşın basım-yayım dünyasındaki hızlı değişmeler, özel ve muhalif yayınların artması, bilhassa yurt dışında faaliyet gösteren Yeni Osmanlı basınının etkinliği yeni düzenlemeler yapılmasını gerektirir. Sadrazam Âli Paşa döneminde hazırlanan ve “Âli Kararname” diye adlandırılan 17 Mart 1867 tarihli düzenleme ile basına daha sıkı bir denetim getirilir. Yönetim, bu kararname ile de yetinmez. 11 Mayıs 1876 tarihinde bu kez Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’nın talimatları ile bir sansür kararnamesi yürürlüğe girer. Saltanattaki belirsizlik, emperyalist devletlerin kışkırtmaları ve yaklaşan Rus Savaşı’nın ayak sesleri ile ülkenin geçmekte olduğu hassas süreç gerekçe gösterilerek basın konusunda kısıtlamalara gidilir. Buna göre ülkenin her tarafında çıkarılacak gazeteler ön sansüre tabi tutulacak ve basılmadan önce kontrol edilecektir.

“Türk gazeteciliği” veya “Tanzimat Dönemi basını” denilince akla ilk gelmesi gereken kişi şüphesiz “İbrahim Şinasi’dir”. Çağdaşlaşma Dönemi Türk Edebiyatı’nın T kurucusu olan Şinasi, önemli yeniliklerde öncü rol oynar. Bu öncülük onu hem teorik hem de pratik anlamda kültürel çağdaşlaşmanın gerçek lideri konumuna çıkarır. Şinasi, ilk gazeteci, ilk tiyatro yazarı, ilk bilimsel derleyici olması yanında ilk ideolojik şiirlerin şairi olarak da bilinir. Özellikle çıkardığı Tercüman-ı Ahval (1860) ve Tasvir-i Efkâr (1862) isimli özel gazeteler sayesinde, Türk düşünce hayatında özgür bir kamuoyu yaratmaya çalıştığı görülür.

İlk özel gazete olan Ceride-i Havadis’e (1840) en ciddi rakip Şinasi ve Agâh Efendi tarafından çıkarılan Tercüman-ı Ahval olur. Şinasi, bu gazetecilik deneyiminin ardından, tek başına yeni bir gazete çıkarma girişiminde bulunur ve 28 Haziran 1862 tarihinde “Tasvir-i Efkâr” adlı gazetesini çıkarır.

Tasvir’e kısa bir önsöz yazan Şinasi, gazeteleri uygar memleketler için gerekli yayınlar olarak görür. Çıkaracağı gazetenin de millette ümit veren genç padişahın yolunda olacağını bildirir. Aslında Şinasi, devleti yönetenlerin halka hizmet için var olduklarını savunur. Bunun gibi gazete de halka hizmet amacıyla çıkarılacaktır. Şinasi, gazetede yayımladığı makalelerde bu düşüncesini daha somut hale dönüştürür. Sokakların temizliği, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması, üniversitede halka açık konferanslar verilmesi, sanayi ürünlerinin tanıtılması, bilimsel ve kültürel eserlerin sayılarının artırılması gibi çok farklı konularda yazılar yazar. Bu yazılarda, o güne kadar pek denenmeyen “kritik söylemi” kullanarak, okurları düşünsel anlamda etkilemeye ve bakış açılarını değiştirmeye çalışır. Şinasi’nin yazılarını;

  • Siyasi konular,
  • Sosyal konular,
  • Eğitim ve
  • Basın konuları ekonomik konular olmak üzere dört ana gruba ayırmak mümkündür.

Şinasi’nin vefatından sonra gazetenin ve matbaanın bütün malzemeleri Mustafa Fâzıl Paşa tarafından satın alınır ve Ebuziyya Tevfik’e hediye edilir. Ebuzziya, gazeteyi “Yeni Tasvir-i Efkâr” adı altında 31 Mayıs 1909 tarihinde yayımlamaya başlar. Yazarları arasında Süleyman Nazif’in de bulunduğu gazete siyasi nedenlerle zaman zaman kapatılır. 25 Ocak 1913’te yeniden “Tasvir-i Efkâr” adını alan gazete, Ebuziyya’nın oğulları tarafından çıkarılır. Gazete, dönemin yönetimiyle uyuşmayan yayın anlayışı ve siyasi tavrı nedeniyle son kez 6 Mart 1925 tarihinde kapatılır.

Yeni Osmanlılar Basını

1860’lı yıllarda büyük bir ekonomik çöküşü yaşayan Osmanlı Devleti’nde sosyal ve politik huzursuzluklar gün geçtikçe artar. Devlet adamlarının yetersizliği her alanda kendini hissettirir. Bu da yöneticilerle yönetilenler arasında bir çatışma ortamının doğmasına yol açar. Dönemin yönetiminden şikâyetçi olan bazı aydınlar, gizlice bir araya gelerek Yeni Osmanlılar hareketini başlatır. Hareketin arkasında Mısır Hıdivi Mustafa Fâzıl Paşa bulunmaktadır. Bir dönem Osmanlı Meclis-i Hazâin reisliği de yapan Fâzıl Paşa, Mısır Hıdivliği kendisine verilmediği için Abdülaziz ve dönemin yöneticilerine cephe alır. Çok varlıklı olan Mustafa Fâzıl Paşa, bu amaçla muhalifleri maddi açıdan destekler. Onların yurt dışına kaçmalarını ve burada gazeteler çıkararak, Osmanlı yönetimi aleyhinde yayın yapmalarını sağlar.

Aydınlar arasında yayılan tepkiler, mevcut hükümet uygulamalarına karşı geliştirilen muhalefet hareketini doğurur. 1865 yılında bir araya gelen gençler “Meslek” adında gizli bir cemiyet kurarak, daha örgütlü bir muhalefet yapmaya çalışırlar. Bu gençlere göre ülkedeki sorunların kaynağı yanlış yönetimdir. Kısa zamanda yeni kanunlar oluşturulmalı ve daha çağdaş bir yönetim şekli benimsenmelidir. Bu amaçla Mustafa Fâzıl Paşa’nın teşvikiyle Yeni Osmanlılar Cemiyeti kurulur.

Paşa’nın Paris’te kaleme aldığı yönetim aleyhtarı mektupları yayımlayan Muhbir ve Tasvir-i Efkâr gazeteleri, hükümetin şimşeklerini üzerine çeker. 13 Mart 1867 tarihli Kararname-i Âli yayımlanarak gazeteler gözetim altına alınır. Muhbir’in sahibi Âli Suavi ve Tasvir’in sahibi Agâh Efendi Kastamonu’ya sürülür. Gazetenin yazarlarından Namık Kemal Erzurum Vali Muavinliği’ne, Ziya Bey ise Kıbrıs Mutasarrıflığına atanır. Bu uygulamalardan haberdar olan Mustafa Fâzıl Paşa gençlerle temasa geçerek, kendi mücadelesini desteklemeye çağırır. Paşanın teklifini kabul eden gençler Fransız elçiliğinin de yardımı ile Paris’e gider ve burada Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin programını uygulamaya koyarlar. Buradan çeşitli Avrupa şehirlerine dağılarak, amaçlarına uygun eylemlerde bulunurlar. Yaptıkları başlıca eylemlerden biri propagandaya yönelik gazeteler çıkarmaktır. 11 Ağustos 1867 tarihinde Mustafa Fâzıl Paşa’nın konağında bir toplantı yaparlar. Toplantıya Ziya Bey (daha sonra Paşa), Mehmet, Reşad, Nuri, Namık Kemal, Rıfat, Agâh ve Âli Suavi katılır, Toplantıda Âli Suavi’nin Muhbir’i tekrar yayımlaması ve Namık Kemal ile Ziya Bey’in de Hürriyet isimli bir gazete çıkarması kararlaştırılır. Böylece, yurt dışında yayın yaparak, yurt içindeki kamuoyunu önemli ölçüde etkileyecek olan Yeni Osmanlı basını doğmuş olur. Farklı siyasal nedenlerle oluşan bu süreçte Âli Suavi, Namık Kemal ve Ziya Paşa öne çıkan isimlerdir.

Taşra Basını

Tanzimat Dönemi’nde, Osmanlı devlet kurumlarının basınla olan ilgisi, açık topluma geçiş çabaları içinde değerlendirilebilir. Devlet yapısında ve yönetiminde köklü değişiklikler yapılır. Fransızların yerel yönetim kanunlarından ilham alınarak hazırlanan yeni yönetim yapılanması uygulanmaya başlar. Her ile bir vali atanarak sorunların yerinde çözümü amaçlanır. Bu kanunun getirdiği bir başka önemli yenilikse basın alanında yaşanır. Buna göre her vilâyet merkezinde bir resmî basımevi kurulacak, burada evrak dışında ayrıca Takvim-i Vekayi benzeri bir gazete çıkarılacaktır. Bunun ilk örneği reformcu bir bürokrat olan Mithat Paşa’nın valisi olduğu Tuna vilâyetinde gerçekleştirilir. 1865 yılında yayına TAR407U-TÜRK BASIN TARİHİ Ünite 2: Tanzimat Döneminde Basın (1828-1875) 4 başlayan Tuna gazetesi, taşrada çıkarılan ilk resmî gazete olur. Aynı anlayışla iki yıl içinde Trabzon ve Erzurum’da birer resmi basımevi kurulur. Rusya’dan gelen zararlı yayınların etkisini azaltmak için 1867 yılında Erzurum’da “Envâr-ı Şarkiyye” adlı gazete çıkarılmaya başlanır. Bu gazete aynı zamanda Anadolu’da yayımlanan ilk Türkçe gazetedir.

Tanzimat döneminde, Anadolu’nun farklı şehirlerinde irili ufaklı 15 süreli yayın çıkarılır. Bunların çoğu vilayetin resmî yayınıdır, birkaç tanesi ise özel yayındır. Bu dönemde Anadolu’da basının henüz etkin bir faaliyet içine girmediği söylenebilir. Ancak, iki üç yayımla da olsa, Türkçe gazeteciliğin başlaması dikkat çekicidir. Özellikle, Anadolu’da çıkarılan ilk Türkçe gazete olarak bilinen Devir’in 1872 yılında yayına başlaması bu alandaki boşluğa işaret etmektedir. Gazete, 6 Eylül 1872 tarihinde İzmir’de Mehmed Sâlim tarafından yayımlanır. Bu dönemde her ne kadar Sultan II. Mahmud’un yardımları ile Osmanlı’da basın gelişir ise de bu durum devam ettirilemez. 1851 yılında, İstanbul’da çeşitli dillerden 13 gazete ve süreli yayın çıkarıldığı görülür. Bunların ikisi Türkçe, dördü Fransızca, dördü İtalyanca, biri Rumca, biri Ermenice, biri de Bulgarcadır.

Osmanlı İmparatorluğu içindeki her unsur Türk dilinden, Türk adet ve geleneklerinden her açıdan etkilenir. Doğal olarak Türkçe de bu unsurların dillerinden ve kültürlerinden etkilenmek durumunda kalır. Bu karşılıklı etkileşim sonucunda Türkçeye çok sayıda yabancı kökenli kelime, deyim, atasözü vs. girer. Benzer durum Türklerle ilişkisi olan diğer uluslar için de geçerlidir. Ancak bu ilişkinin en ilgi çekici tarafı azınlıkların Türkçe olarak yaptığı yayınların fazlalığıdır.

Tanzimat Dönemi’nde başlayıp sonraki yıllarda gittikçe gelişen ve iktidarları ciddi anlamda tedirgin eden mizah basınının ilk örnekleri ise 1870 yılında ortaya çıkar. Son yapılan bir araştırmaya göre ilk mizah yayını, 1868 yılında çıkarılan Terakki gazetesinin Aralık 1870’de ayında okuyucularına ek olarak verdiği ve Terakki Eğlence başlığıyla yayımlanan mizah ekidir. 1870 yılında Teodor Kasap tarafından çıkarılan Diyojen ilk mizah gazetesi olarak kabul edilir. 1870 ile 1875 yılları arasında 14 mizah yayını çıkarılmıştır. Ancak bunların çok uzun süreli olmadıkları, bazen sansür tarafından, bazen de sahipleri tarafından kapatıldıkları görülür. Yaşanan sıkıntılı ortam içinde “halkın moralini yükseltmek yönünde” espriler yapan yazarlar, Osmanlı birliğini güçlendirici bir anlayışa sahiptirler. 1877-78 yıllarında yaşanan baskı ve sansür Tanzimat basınının sonunu getirir.