Ünite 4: Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Gazete ve Dergiler

İlk Gazete ve Dergilerin Tanzimat Dönemi Kültür, Sanat ve Edebiyatı Açısından Önemi

Osmanlı’ya matbaanın gelişi ve ilk baskı faaliyetleri: Bugünkü anlamda matbaa Alman Johann Gutenberg tarafından 1440’ta icat edilmiş ve Avrupa’da baskı işlerine geçilmiştir. Osmanlı Devleti’nde matbaa, Batıdan üç yüz yıl sonra, İbrahim Müteferrika ile Mehmet Said Efendi’nin öncülüğünde 1727’de kurulur. İbrahim Müteferrika Osmanlı’da matbaa kurarak ilk Türkçe kitap basan kişidir. 1729’da Vankulu Lügati diye bilinen kitapla basım işlerine başlamış ve on yedi kitabın baskısını gerçekleştirmiştir. İbrahim Müteferrika’nın kurduğu matbaada tarih, coğrafya, dil ve askerlikle ilgili kitaplar basılır.1492’de İspanya’dan kaçarak Osmanlı’ya sığınan Yahudiler, 1493’te matbaa kurarlar. Lale Devri’ne gelinceye kadar matbaa sayısı on ikiye ulaşır. Üç yüzyılda dört yüz kitap basılır. Bunlar dini ve eğitici kitaplardır. Yahudilerden sonra Ermeniler ve Rumlar da matbaa kurar. İlk Ermeni matbaası 1567’de İstanbul’da açılır.

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Gazeteciliğin Gelişimi

Osmanlı’da gazete, dergiden daha önce yayın hayatına girer. Bu sebeple derginin işlevini de üstlenir. Tanzimat yıllarında gazete yalnızca haber kaynağı değildir. Geniş bir etki alanına sahiptir. Aynı zamanda halk kitlesine seslendiği için yazı dilinin sade, anlaşılır bir duruma gelmesi yolunda katkıda bulunur. Genç aydınların yetişmesinde görev üstlenir. Edebiyat eserlerinin tefrikası gazeteler aracılığıyla yapılır. Osmanlı’da ilk zamanlar düzensiz olarak on günde bir, haftalık, haftada iki yahut dört beş günde bir, daha ileriki zamanlarda da her gün yayımlanmaya başlanır. Osmanlı’da yayın hayatına başlayan ilk gazeteler, haber verme işlevinin yanında edebi, sosyal, siyasi ve ekonomik alanlarda da bilgi vermesi bakımından geniş halk kitlesine seslenir. Agâh Efendi ile İbrahim Şinasi’nin çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-ı Ahvâl’ dir.

Osmanlı’da gazeteciliğin başlaması ve ilk gazeteler: Osmanlı devlet adamlarının örnek aldığı Fransa’da ilk gazete, matbaanın kuruluşundan yaklaşık iki yüz yıl sonra, 1631’de yayımlanmaya başlar. Osmanlı Devleti’nde ise Türkçe basılan ilk gazete bu tarihten tam iki yüz yıl sonra yani 1831’de çıkarılır. İlk Türkçe gazete modernleşmenin 19. yüzyıldaki oncusu durumunda olan Sultan II. Mahmut’un buyruğuyla yayın hayatına girmiştir. Takvim-i Vekayi yayın hayatına girmeden önce Türkçe ilk gazete “Kasım 1816’da Bağdat Valisi Kolemen Davud Paşa tarafından yayımlandığı ileri sürülen Türkçe-Arapça Curnalu’l-Irak”tır. Arkasından Mısır’da kimi gazeteler yayımlanır. Bunlardan birincisi 1828’de haftalık olarak çıkarılan Vakayi-i Mısriye’dir. Mehmet Ali Paşa’nın çıkardığı bu gazetenin sol sütunu Türkçe, sağ sütunu Arapcadır. Mehmet Ali Paşa, Vakayi-i Mısriye’den sonra başka gazeteler de çıkarır. Bunlar Vakayi-i Mısriye’nin Fransızcası olan Moniteur Egyptien ve Girit’i ele geçirmesinden sonra 1830’da çıkardığı Vakayi-i Giridiye’dir. Bu son gazete Türkçe ve Yunanca olarak yayımlanır.

Takvim-i Vekayi: Osmanlı’nın ilk resmi gazetesi Takvim-i Vekayi’dir. 1 Kasım 1831’de İstanbul’da ilk sayısı çıkarılarak yayın hayatına girer ve haftalık olarak çıkarılır. İlk sayısı 5.000 adet basılır. Gazete, Süleymaniye Camii ile şimdiki İstanbul Üniversitesi arasında bulunan ve adına “Takvimhane-i Amire” denilen Kapucubaşı Musa Ağa’nın Konağı’nda çıkarılır. İlk başyazı Esat Efendi tarafından yazılır. Takvim-i Vekayi sütunlarında resmi tebliğ, berat, ferman ve protokol haberlerinin yayımlanmasından başka her tarafta yapılan bina, yol ve köprülerin haberi, kaldırılan yeniçeri ocağı aleyhindeki kampanyaya yönelik uyduruk hikayeler, Avrupa sanat ve kültür olaylarından haberler, dış olaylar, ordu, maarif, ticaret, sanayi ve el sanatları gibi haberler görülmekteydi. Osmanlı Devleti farklı etnik gruplardan oluştuğu için Takvim-i Vekayi Arapça, Farsça, Ermenice ve Rumca olarak da yayımlanır. 1860’tan sonra tamamen resmi haberlere yer vermeye başlayan gazete yaklaşık kırk yedi yıl sureyle aralıksız yayımlanır. Ancak 16 Mart 1878’de 2119. sayısını takiben yayımına on üç yıl ara verir. 26 Mart 1891’de başlayan ikinci dönem ise oldukça kısa surmuş ve 16 Mayıs 1892’de 283. sayısıyla yayımı tekrar durmuştur. Takvim-i Vekayi üçüncü defa 28 Eylül 1908’de yayıma başlamıştır. Bu devresi İstanbul hükümetinin ortadan kalkışına kadar (4 Kasım 1922) surmuş ve 4608 sayı neşredilmiştir.

Ceride-i Havadis: Takvim-i Vekayi’den sonra Türkçe olarak yayımlanan gazete Cerîde-i Havâdis’ tir. Yarı resmi bir gazete olma özelliği taşır. Morning Herald gazetesinin İstanbul muhabirliğini yapan İngiliz asıllı William Churchill adlı bir tüccar 1836’da gazete çıkarma izni alarak Bahçekapı’da Hamidiye türbesi karşısındaki handa bir matbaa kurar. 31 Temmuz 1840’ta Ceride-i Havadis adlı gazeteyi yayımlamaya başlar. Gazetenin ilk sayısı üç sayfa, diğer sayıları ise dörder sayfa çıkar. Sayfalar iki sütuna ayrılır. Osmanlı basınında “gazete” kelimesi ilk defa Cerîde-i Havâdis’le kullanılır. Gazetedeki yazılar “ Havadisat-ı Dahiliyye” “Havadisat-ı Ecnebiyye’’ ve “İlanat” başlıkları altında üç bölümde toplanır. Gazetenin ilerleyen sayılarında bilim ve kültür yazıları “Havadisat-ı Nev’iyye” başlığı altında yayımlanmaya başlanır. Ceride-i Havadis 1840 yılında 22, 1841’de 50, 1842’de ise ancak 51 sayı yayımlanmıştır. Ceride-i Havadis’in halktan pek rağbet görmemesi ve devletten aldığı yardımın da kesilmesiyle Churchill, 1843 yılında kendi imkanları ile gazeteyi çıkaramayacağını Hariciye Nezareti’ne bildirerek gazetenin yayınına son vermiştir. Victor Hugo’nun Sefiller romanı, Türkçeye ilk defa Münif Paşa tarafından özet halinde, Mağdurin Hikâyesi adıyla çevrilerek Ceride-i Havadis ’te yayımlanmıştır. Ceride-i Havadis ; sayfalarını ilanlara açarak çok sayıda ilanın yayımlanmasını sağlar. Olum ilanına ilk kez bu gazetede rastlanır. Sayfalarında ithal ilaç, gayrimenkul, eşya ve makine ilanları görülür. Ceride-i Havadis, böylece sosyal ve ekonomik hayata ilanı getirmiş olur. Türk okuyucusuna modern bir devlette gazetenin işlevi ve değeri konusunda yeni bir bakış kazandıran gazete, 1864’te kapanmıştır.

Tercüman-ı Ahval: Agâh Efendi ile İbrahim Şinasi’nin birlikte çıkardığı Tercüman-ı Ahval gazetesi 22 Ekim 1860’ta yayın hayatına başlar. Devletten yardım almadan çıkarılan ilk gazetedir. Aynı zamanda ilk özel gazete olma özelliğine sahiptir. Sahibi Agâh Efendi’dir. Gazetede ona destek olan İbrahim Şinasi’dir. Tercüman-ı Ahval’de siyasi yazılardan çok edebi yazılar yazan Şinasi, bu gazetede altı ay bulunur, 25. sayıya kadar yazıları yayımlanır ve ayrılır. Onun gazeteden ayrılması üzerine gazetenin yazı işleri müdürlüğüne Hasan Suphi Efendi gelir. Türk basınında imzalı başyazı geleneğini ilk başlatan gazete Tercümân-ı Ahvâl olmuştur. Gazete yurt içi haberleri “Havadis-i Dahiliyye” ana başlığı altında toplar. Bu başlığın altında “İstanbul Vukuatı” ve “Taşra Vukuatı” alt başlıkları bulunmaktadır. “İstanbul Vukuatı”, “Askeriye”, “İlmiye” ve “Mülkiye” başlıkları altında gruplandırılır. “Taşra Vukuatı’’ alt başlığı Rumeli, Anadolu, Arabistan ve Akdeniz’den haberlere ayrılmıştır. “Havadis-i Hariciyye”, “Avrupa Vukuatı’’ ve “Asya Vukuatı’’ olarak iki ara başlık altında toplanmıştır. Günlük olaylardan ilginç haberler “Hususat-ı Adiye’’ başlığı altında okuyucuya sunulur. Gazetenin sayfalarında geniş ölçüde resmi ve özel ilanlar ile reklamlara da yer verilir. Bunlar arasında kitap satış ilanı, kiralık ev ilanı, kiralık konak, atlı arabanın satışı ve at satış ilanı gibi ilanlara da rastlanılır. Bunun yanında gazetenin kendi reklamını yayımladığı sayılar da görülür. Haftada üç kez çıkarılır. Boyutları da yarı yarıya küçülmüştür. Başlangıçta gazetenin fiyatı üç kuruş iken daha sonra kırk paraya inmiş ve haftada dört, beş ve altı gün çıkmaya başlamıştır. Tercüman-ı Ahval’de siyasi makaleler de yayımlanır. İbrahim Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı tiyatro oyunu Tercüman-ı Ahval gazetesinde bölümler halinde yayımlanmıştır. Gazetenin başarılı oluşu üzerine W. Churchill Şair Evlenmesi’ni eleştirerek, bu eseri bir koca karısı öyküsü olarak tanımlamıştır. Bu eleştiriye karşı Tercüman-ı Ahval gazetesi 26 Aralık 1860’ta yayımladığı bir yazı ile Ruzname-i Ceride-i Havadis’in sahibinin İngiliz olduğunu, nasıl kurulduğunu ve hükümetten yardım aldığını sayfalarında açıklamıştır. Böylece basın tarihinde ilk defa bir tartışma yaşanmıştır. Hükümete karşı dolaylı eleştirilerde bulunan Tercüman-ı Ahval, buna hükümet yanlısı Ceride-i Havadis’le çekişmesi ve son olarak da gazetede eğitim sistemini eleştiren Ziya Bey tarafından yazılan yazının yayımlanması eklenince 1861 Mayıs’ında iki hafta sure ile kapatılır. Bu, basın tarihinde ilk defa bir gazetenin kapatılmasıdır. Yaklaşık beş bucuk yıl yayın hayatında kalan Tercüman-ı Ahval, 11 Mart 1866’da kapanır.

Tasvir-i Efkâr: Tercüman-ı Ahval’den ayrılan İbrahim Şinasi, gerekli izinleri aldıktan sonra 28 Haziran 1862’de yeni gazete olarak Tasvir-i Efkâr’ı yayımlamaya başlar. Daha önce çıkan bazı gazetelerde olduğu gibi haberlerin Tasvir-i Efkâr’da da “Havadis-i Hariciyye” ve “Havadisi Dahiliyye” şeklinde ayrıldığı görülür. İç haberler “Payitaht” ve “Eyalat”, dış haberler ise “Avrupa”, “Amerika” ve “Asya” alt başlıklarında toplanır. Tasvir-i Efkâr, tefrikalara da yer verir. Sayfalarında “İlanat” başlığı altında duyurular yayımlanır. İhaleler, müzayedeler; kitap, ev, arsa, tarla vb. satışlarına ve doktor, ilaç hatta üfürükçü ilanlarına rastlanır. İlk sayılarında eğitim ve kültür konuları öne çıkarken ilerleyen sayılarında edebiyat konularının daha çok yer tutmaya başladığı anlaşılır. Bir sure sonra gazete, yeni edebi ve siyasal fikirlerin yayımlandığı, tartışıldığı bir merkez haline dönüşmüştür. Türk edebiyatı alanında ilk edebi tartışma Tasvir-i Efkâr’da yaşanır. “Mebhuse-tü Anha” tartışması olarak bilinen dil/edebiyat münakaşası Arapça bazı terkiplerin nasıl yazılacağı konusundaki anlaşmazlıktan doğar. Tasviri Efkar, Arap harflerinin ıslahı ve Latin harflerinin kullanılıp kullanılmayacağı konusunda da ciddi bir tartışmayı başlatmış, bu tartışmaya daha sonra Mecmua-i Fünûn, Terakki, Ruzname Ceride-i Havadis ve İbret gazeteleri ve dergileri de katılmışlardır. Yapılan tüm bu tartışmalar basım harflerinin basitleştirilmesine neden olmuştur. Tasvir-i Efkâr gazetesi sayfalarında okuyucu mektuplarına da yer verilmiştir. Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis, sadece padişaha ve vezirlere övgü taşıyan okuyucu mektuplarına yer vermesine karşılık Tasvir-i Efkâr okuyucularının fikirlerini yansıtacak mektuplara da yer vermiştir. Şinasi 1864’te Paris’e gitmek üzere İstanbul’dan aniden ayrılırken Tasvir-i Efkâr’ın sorumluluğunu Namık Kemal üstlenmiştir. Namık Kemal’in Avrupa’ya gitmesinden sonra gazetenin sorumluğunu Recaizade Ekrem ve Kayazade Reşad üstlenir.

Muhbir: Filip Efendi tarafından çıkarılan Muhbir gazetesi 1 Ocak 1867’de yayın hayatına başlar. Gazetenin başyazarlığına Ali Suavi getirilir. Muhbir, diğer gazetelere oranla boyutlarını küçültür ve haftada beş gün yayımlanır. Gazete başta eğitim, siyaset ve kalkınma gibi konular olmak üzere birçok farklı makaleyi sütunlarına taşır. Gazetenin bir millet meclisi açılması gerekliliğine değinen yazılara yer vermesi, sarayın dikkatini çekmiş ve gazete 32. sayıdan sonra kapatılmıştır. Gazetenin ikinci dönemi yurt dışında birinci sayıdan itibaren yeniden başlar. Gazetenin ilk sayılarında İngiltere örnek gösterilerek basın özgürlüğü vurgulanır. Diğer Avrupa gazetelerinden iktibaslar da yapan gazetenin 35. sayısında ise ilk defa bir ticari ilana yer verilir. Yazı kadrosu içinde Namık Kemal, Kanipaşazade Rıfat Bey, Ali Suavi ve Ziya Paşa gibi isimler olan gazetede, daha çok siyasi içerikli yazılar görülür. Yayımlandığı süreç içerisinde ilk defa Girit halkına yardım toplanması için kampanya başlatan Muhbir, matbaanın baskı aletlerinin bir çalışanı tarafından çalınması sebebiyle 3 Kasım 1868’de kapanır.

Hürriyet: Muhbir gazetesinin 1868’de kapanmasının ardından Yeni Osmanlılar Cemiyetinin yayın organı Namık Kemal, Ziya Paşa ve Agah Efendi tarafından çıkarılan Hürriyet gazetesi olur. 19 Haziran 1868 yılında Londra’da yayın hayatına başlayan Hürriyet, haftada bir defa çıkarılır. Yeni Osmanlılar Cemiyetinin yayın organı olması nedeniyle daha çok siyasi içerikli eleştirel yazılara sayfalarını açan gazetede imzalı imzasız yazılara ve aynı yazara ait olduğu sonradan tespit edilen farklı imzalı yazılara yer verilir. Gazetede Namık Kemal’e ait ve Kemal imzasıyla 127 yazı yayımlanır. Ayrıca Reşid imzasıyla 126, Arif imzasıyla 128 yazı kaleme alınır. Siyasi yazılarda İttihat-ı İslam fikri öne çıkarken Yeni Osmanlılar Cemiyetinin de ilkeleri ortaya konur. Özellikle Ali Paşa’nın yönetim kararları eleştirilir. Ziya Paşa’nın unlu “Şiir ve İnşa” başlıklı makalesi Hürriyet’in 11. Sayısında yayımlanır. Muhbir’in sade dil anlayışına karşın Hürriyet daha süslü ve ağır bir dil ile yazılarını yayımlama yoluna gider. 20 Ocak 1869’da yayımlanan yazısında Paşa’nın “Fetva ile katlinin vacip olduğunu” yazması İngiliz kanunlarınca Ali Paşa’nın öldürülmesini teşvik edici sayıldığı için Osmanlı yönetiminin de baskıları sonucu İngiliz hükümeti, gazete yöneticilerine karşı bir soruşturma acar. Bunun üzerine İsviçre’ye kaçan Ziya Paşa, Hürriyet’i 3 Nisan 1870’te 89. sayıdan itibaren Cenevre’de çıkartmaya başlar. Ziya Paşa, Cenevre’de 100. Sayısını yayımladıktan sonra Hürriyet’in baskısına 12 Haziran 1870 tarihinde son verir.

İbret: Yayın hayatına 16 Haziran 1870’ta başlayan İbret, Aleksan Sarafyan tarafından çıkarılır. Başlangıçta günlük olarak yayımlanan gazete, bir aydan kısa bir sure içerisinde kapanır. İmtiyaz sahibi Aleksan Sarafyan, gazetenin adını İbretname-i Âlem olarak değiştirir ve tekrar yayımlamaya başlar. Bir dönem başyazarı Namık Kemal’dir. Namık Kemal’in yazılarıyla İbret, bir haber gazetesi olmaktan çok fikir gazetesi haline gelir. Yayımlandığı dönem içerisinde Osmanlıcılık fikrinin devleti gerilemekten kurtaramayacağını gören yazar kadrosu İbret’te artık İslam birliği üzerine yazılar kaleme alırlar. İbret, dönemin muhalif sesi olur. Hükümeti sert bir dille eleştirir. Sayfalarında siyasi, iktisadi, kültürel konular ve yurt içindeki gelişmeler kadar dış haberler de yer alır. Yabancı basınla birlikte yurtta çıkan yerli ve yabancı dilli gazetelere cevaplar verilir. Namık Kemal’in 1 Nisan 1873 tarihinde Gedik Paşa Osmanlı Tiyatrosu’nda sahnelenmeye başlayan Vatan Yahut Silistre adlı tiyatro eserinin etkisi ve Namık Kemal’in bu eseriyle ilgili bir yazıyı İbret’te yayımlamasının ardından İbret gazetesi 132. sayıdan sonra bir daha çıkmamak üzere kapatılır.

Tercümân-ı Hakîkat: Türk basınının en uzun omurlu gazetelerinden biri olan Tercümân-ı Hakîkat, 27 Haziran 1878 tarihinden itibaren Ahmet Midhat Efendi tarafından çıkarılır. Gazete Ahmet Midhat’ın ölümünden sonra da yayımlanmaya devam eder. 12 Ocak 1924’e kadar yayın hayatını sürdüren gazete, otuz dört yıl aralıksız olarak yayımlanır. Tercüman-ı Hakikat’in temel misyonu, bilgiyi halka ulaştırmak ve kültürü tabana yaymak olarak belirir. Tercümân-ı Hakîkat’in yayın hayatını dört devrede incelemek mümkündür. 1878-1882 yılları arası, Ahmet Midhat’ın büyük gayretleri sonucu gazetede çalışarak telif, tefrika, çeviri, uyarlama yazılarının yer aldığı dönemdir. Muallim Naci’nin Tercümân-ı Hakîkat’in edebiyat sayfasını yönettiği ikinci dönem olan 1882-1884 yılları.

1884’ten II. Meşrutiyet’in ilk yıllarına kadar olan üçüncü dönem, edebiyat tartışmaları dışında bir önceki döneme benzer. II. Meşrutiyet’in ilanından kapanışına kadarki süreç gazetenin dördüncü ve son dönemini oluşturur. Bir sure daha yayın hayatına devam eden Tercümân-ı Hakîkat, 12 Ocak 1924’te kapanır.

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Dergilerin Gelişimi

Edebiyatın gelişiminde derginin işlevi: Dergiler, edebiyat türlerinin birçoğunun başlıca yayın organıdır. Eleştiri yazıları, deneme ve röportajlar da öncelikle dergilerde yayımlanır. Yeni edebiyat anlayışları ve akımları genellikle dergilerde filizlenir. Edebiyat toplulukları, çoğunlukla bir dergi etrafında bir araya gelir. Dergiler, genç şair ve yazar adayları için adeta bir atölyedir. Dergiler, sanat/edebiyat alanında yeniliğin başlatıcısı, taşıyıcısı ve yayıcısı durumundadır. Türk edebiyatı acısından baktığımızda dergiler, Tanzimat’ın üçüncü kuşağıyla önem kazanarak, yeniliğin başlıca taşıyıcısı konumundadır.

İlk Dergiler: İlk dergiler mesleki ve bilimsel konularda yayın yapar. Daha sonra edebi ve mizahi dergiler, çocuk dergisi, müzik dergisi basın dünyasındaki yerini alır. Bunlardan ilki bir tıp dergisi olan Vaka-i Tıbbıye’dir. Bunu bir bilim dergisi olan Mecmûa-i Fünûn takip eder. Arkasından edebi yönü öne çıkan dergilerden biri olan Mecmua-i Ebuzziya yayın hayatına girer. İlk siyasi mizah dergisi Diyojen’in kapatılması üzerine yerini Hayal alır. Önce bilim dergisi olarak çıkarılan Hadîka, zamanla edebiyata ağırlık veren bir yayın politikası izler. Bu yıllarda yine bir bilim dergisi olan Mecmua-i Ulûm yayımlanır.

Vaka-i Tıbbıye: Türk basın hayatında ilk dergi bir tıp dergisi olan Vaka-i Tıbbıye’dir. 1849-1851 yılları arasında yirmi sekiz sayı yayımlanır. Derginin ayrıca bir de Fransızca nüshası çıkarılır.

Mecmua-i Fünûn ve diğer kimi dergiler: Fenler dergisi anlamına gelen Mecmûa-i Fünûn, Mehmet Tahir Munif Paşa’nın öncülüğünde 1861’de kurulan Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniyye tarafından 1862 yılında cıkarılmaya başlanır. Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniyye, Osmanlı Devleti’ndeki ilk sivil bilim kuruludur. Mecmûa-i Fünûn’dan hemen sonra Mecmua-i İbretname adlı dergi çıkarılır. Bu dergi, Cemiyet-i Kuttap adıyla bir araya gelen kâtiplerin Mecmûa-i Fünûn’a rakip olmak üzere çıkardığı bir dergidir. Bu yıllarda ayrıca Takvim-i Ticaret, Ayine-i Vatan, Tuhfetü’l-Tıp, Cüzdan adlı dergiler de yayımlanır. Basın yayın tarihimizdeki ilk dergilerin bilimsel ağırlıklı olmasını, Osmanlı’nın Avrupa’da gelişen bilim çalışmalarını yakından takip etme eğilimiyle açıklamak mümkündür. Mustafa Refik tarafından 1862’de yayımlanan Mirat, ilk resimli dergi olma özelliğini taşır. 1863’te çıkarılan ilk müzik dergisi Musiki-i Osmani, on sayı çıkarılır. 1864’te Ceride-i Askeriye yayın hayatına girer.

Mecmua-i Ebuzziya: Ebuzziya Tevfik tarafından cıkarılan Mecmua-i Ebuzziya, 21 Ağustos 1880’de yayımlanmaya başlar. Derginin sayfalarında başta Namık Kemal olmak üzere, Şinasi, Ziya Paşa, Sadullah ve Münif Paşalar ile daha sonraki dönemlerin Abdülhak Hamit, Ali Kemal, Rıza Tevfik, Abdullah Cevdet, İsmail Safa, Rıza Tevfik, Yunus Nadi, Hüseyin Siret gibi öne çıkan adlara rastlanır. Birçok edebiyatçıya sayfalarını açan Mecmua-i Ebüzziya, Batı’dan yapılan roman çevirilerine ve biyografilere yer vermesi, eleştiri yazıları yayımlaması gibi özellikleriyle öne çıkar.

Diyojen: Turkce yayın yapan ilk mizah dergilerinden olan ve Teodor Kasap tarafından cıkarılan Diyojen, 24 Kasım 1870 tarihinde yayın hayatına başlar. Dergi Türkçe (Diyojen), Fransızca (Diogene) ve Rumca (Momos) olmak üzere üç dilde içerikleri aynı olarak yayımlanır. Kendinden önce çıkan üç mizah dergisinden (Terakki Mizah, Asır Eğlence, Terakki Küçük Mizah) seviye ve üslup acısından daha güçlü olan dergi, Osmanlı basın yayın hayatının ilk siyasi mizah dergisi olması yönüyle de diğerlerinden ayrılır. Namık Kemal, Direktör Ali Bey, Minapirzade Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Ebuzziya Tevfik gibi adlar dergide çeşitli yazılar yazmışlardır.

Hayal: Hayal, Teodar Kasap tarafından Diyojen’in kapatılması üzerine onun yerine çıkarılan bir mizah dergisidir. 1876-1877 yılları arasında yayımlanır. Basın hürriyetini eleştirmek için eli kolu bağlı bir kişinin karikatürünü yayımlaması üzerine II. Abdülhamit’in tepkisini çeker. Bunun üzerine Teodar Kasap, yargılanır ve üç yıl hapse mahkûm edilir.

Hadîka: 1 8 Şubat 1870’te yayımlanmaya başlanan Hadîka’nın imtiyaz sahibi Aşir Efendi’dir. Aralıklı olarak çıkarılan dergi, 17 Temmuz 1873 tarihinde kapanır. Ebuzziya Mehmet Tevfik’in yayın haklarını kiralamasından sonra bilim ve sanat yerine siyasete yönelen dergide yönetimi eleştiren yazılara sıkça yer verilir. Bu acıdan Hadîka, özellikle yaptığı siyasi eleştirilerle Türk gazetecilik tarihinde önemli bir rol oynar.

Mecmua-i Ulûm: Cemiyet-i İlmiye mensuplarınca çıkarılan Mecmua-i Ulûm, 16 Kasım 1879 tarihinde yayın hayatına başlar. Dergi, yayın politikasını açıklayan bir talimatname ile basın hayatına dahil olmuştur. Buna göre ilim, fen ve sanat derginin birinci bölümünü, edebiyat ve felsefe ise ikinci bölümünü oluşturacak şekilde düzenlenir. Cemiyet-i İlmiye’nin kuruluş amacına ve fikirlerine uygun olarak toplumun eğitilmesi sorununa özen gösteren Mecmua-i Ulûm, siyasi olayların yanı sıra sosyal ve ekonomik alanda yazılara yer verir. Dergide sanat, aile, tıp, eğitim, ticaret ve ziraat gibi konularda makaleler yayımlanır. On beş gün aralıklarla çıkan derginin yayımlanan yedinci sayısından sonra 12 Şubat 1880’de baskısına son verilir.

Dağarcık: 1872-1873 yılları arasında İstanbul’da on beş günde bir yayımlanan bir dergidir. Ahmet Midhat Efendi tarafından çıkarılır. On sayı yayımlanabilir. Yazıların çoğu Ahmet Midhat Efendi’ye aittir. Recaizade Mahmut Ekrem’in çeviri ve telif yazıları da yayımlanmıştır. Dergide edebiyat, felsefe, bilim ve hayat hikâyelerine yer verilir. Fenelon, Voltaire, Chateaubriand gibi Fransız yazar ve düşünürlerinin yazılarının çevirileri de bulunur. Ahmet Midhat Efendi’nin bu dergide yayımlanan “Duvardan Bir Sada” yazısı din karşıtlığı taşıdığı gerekçesiyle ve Yeni Osmanlılarla olan ilişkileri sebebiyle dergisi kapatılır, kendisi de 1873’te Rodos’a sürülür. Midhat Efendi Dağarcık’tan sonra Kırkambar dergisini çıkarır. Rodos’ta sürgün yıllarını yaşadığı için oradan gönderdiği yazılar yayımlanır. Dergi otuz dört sayı çıktıktan sonra kapanır.

Hazine-i Evrak: Hazine-i Evrak, 13 Mayıs 1881’den itibaren Mahmud Celaleddin Bey ile Samipaşazade Abdulbaki Bey tarafından haftada bir cumartesi günleri yayımlanır. Edebiyat dergiciliği içerisinde seçkin bir yere sahiptir. Hazine-i Evrak hem yeni hem de eski tarz şiirlerin yayımlandığı bir dergi olması bakımından dikkat çeker. Münif Paşa’nın çıkardığı Mecmua-i Fünûn’un devamı olma özelliği taşır.