Ünite 6: Suçluluk ile İlgili Sosyal Hizmet Kuruluşları

Çocuk ve Ergen Suçluluğu

Kavramsal Çerçeve

Suç: Genel olarak yasaklanan ve cezalandırılan davranışlardır. Hukuksal açıdan, hukuk düzeni tarafından ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımına bağlanmış eylemlerdir.

Suça sürüklenmiş çocuk: Suça sürüklenmiş çocuk, Türk Ceza Kanununda yer alan suç eylemlerini işlemiş olan 18 yaşından küçük olan kişidir.

Suç mağduru çocuk: Türk Ceza Kanununda yer alan “suç eylemi”nden psikolojik, fiziksel vs. açıdan zarar gören 18 yaşından küçük kişidir. Örneğin, cinsel istismara maruz kalmış çocuk suç mağdurudur.

Çocuk suçluluğu: 0-18 yaş arasındaki suça sürüklenen çocuklar bu alana girmekle beraber en genel anlamda çocuk suçluluğu, 18 yaş altı çocukların işlemiş olduğu her türlü suçtur.

Suçluluğun Nedenleri

“Suçluluk denilince, akla ilk önce “yasaklanan” veya “cezalandırılan” davranışlar gelir. Ceza Hukuku anlamında suç kavramına göre ise, kanun tarafından ceza yaptırımı ile tehdit edilen bütün hareketler anlaşılır. Daha doğru ifade ile, ceza hukuku sonuçları olan hareketlere suç der. Çünkü failin tehlike hali nedeniyle ceza dışında emniyet tedbiri yaptırımları da söz konusu olabilir. Ceza hukukunda ikilik sisteminden söz edilir. Bunlar cezalar ve emniyet tedbirleridir.”.

Çocuk ve Ergen Suçluluğunun Türleri

Zekâ geriliği nedeniyle görülebilen suçluluk: Psikoloji araştırmaları, sosyal ve sosyolojik araştırmalar zayıf akıllılık ya da gelişimdeki gerilik nedeniyle görülen suçluluğun suçluluk vakalarının büyük bir yüzdesini oluşturduğunu ortaya koymuştur. Zeka geriliği olan çocukların bir suçun mağduru olma riski diğer çocuklara göre daha fazladır. Özellikle cinsel istismar gibi suçlarda mental retardasyonu olan çocuk kendisine yapılan eylemin ne olduğunu ve mahiyetini kavrayamamakta ve mağdur olabilmektedir. Bu tip suçlarda kandırılma oldukça önemli bir unsurdur. Bu çocuklar bir suç eylemini işlemekten ziyade çoğunlukla kendilerine karşı işlenen suçların mağduru olmaktadır.

Ergenlik dönemi nedeniyle işlenebilen suçlar: Ergenlik çağında işlenilen suçlar, bu dönemin zorluk ve gereksinimlerinin doğurduğu sorunlardan ayrı düşünülemez. Uygun bir yetiştirme dönemi uygulandığında, bu çocuklar normale dönmek üzere yeterli potansiyele sahiptirler.

Rol model eksikliği: Aile sistematiğinde mevcut olan bazı sorunlar nedeniyle çocuğa birtakım yanlış sosyal davranış örnekleri aşılanabilmektedir. Çocuk, aile ve yakın çevresinin birtakım davranış örneklerini benimsemektedir, çocuk diğer davranış biçimlerini öğrenerek edindiği gibi suçluluğu da öğrenebilir.

Fiziksel rahatsızlıklar ve problemler: Bu çocuklar sara, beyin iltihabı gibi tümüyle hastalıklar nedeniyle karşı bir tepki olarak ikincil planda ortaya çıkan kontrol edilemeyen davranışlara sahiptirler.

Ekonomik yetersizlikler: Ekonomik yoksunluk nedeniyle işlenen suçlar bölümü yaşamlarının ilk yıllarında sürekli olarak yoksulluk çekmiş ve yaşama yolunu suç işlemekte bulan büyük bir grup bu çoğunluğu kapsamaktadır. Ekonomik yetersizliğin verdiği yaşama zorluğu ve baskı altında kalma durumu kişiyi suç işlemeye yöneltebilir.

Nörotik suçlular kategorisi: Bu grubun sınırlarını kesin olarak çizmek zordur. Madde kullanan çocuğun adam öldürmesi bu kategoride ele alınabilir.

Psikopatik suçlar: Çocuk suçluluğu içinde en az anlaşılanı ve tedaviye en çok karşı koyanı psikopatik suçlulardır. Önceleri ahlaki düşüklük veya ahlaki zayıflık olarak nitelendirilen ve uzmanlarca tartışmalı olan bu gruba, antisosyal kişilikler, kleptomaniler (hırsızlık hastalığı) girmektedir.

Suçlulukla İlgili Uluslararası Alanda Yapılan Düzenlemeler

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme

Bu sözleşme uyarınca Madde 1’e göre çocuğa uygulanabilecek olan, kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır. Bu sözleşmeye taraf olan devletler, Madde 3’e göre çocuğun anne ve babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Yönlendirici İlkeleri: Riyad İlkeleri

14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilmiştir. Yasal düzenlemeler ve çocuk ceza adalet sisteminde hükümeti sorumlu tutmuştur. Riyad ilkelerinde hükümetlerin, tüm gençlerin haklarını ve esenliklerini geliştirmeyi ve korumayı hedefleyen yasalar ve yönetmelikler kabul etmesi ve uygulaması gerektiği vurgusunu yapar.

Birleşmiş Milletler Çocuk Ceza Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkındaki Asgari Standart Kurallar: Pekin-Beijing Kuralları

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 29 Kasım 1985’te kabul edilmiştir. Bu ilkelerle üye ülkelerin kendi temel çıkarları dairesinde, çocukların ve ailelerin daha iyiye yönlendirilmelerini sağlaması gerektiği vurgulanır.

Havana Kuralları (Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları)

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilmiştir. Havana Kuralları özgürlüklerinden yoksun bırakılan çocukların haklarına vurgu yapmaktadır.

Denetimli Serbestlik

“Denetimli serbestlik (probation), ceza mahkemelerinde görülen bir hizmet olup, suçluluğu saptanan sanık hakkında psiko-sosyal bir anket yapılmasını ve bu sistemden yararlandırıldığında hükümlünün toplumda denetimi ile tabi olacağı hürriyet rejiminin koşullarını belirlemektedir.

Suçlulukla İlgili Hizmet Modelleri ve Kuruluşlar

Denetimli Serbestlik Uygulamaları

Sosyal hizmet uzmanları denetimli serbestlik ve yardım merkezlerinde madde bağımlısı kişiler ile ilgili çalışmalar yürütmektedir. Sosyal hizmet uzmanlarının denetimli serbestlik ve yardım hizmetlerindeki belli başlı rol ve görevleri şunlardır:

  • Denetim altındaki kişi ve çocuklara rehberlik ve danışmanlık hizmeti ile psiko-sosyal açıdan destek olmak ve bu kişilere ilişkin denetim planı hazırlamak,
  • Denetim planında yer alan kişiyi güçlendirmeyi amaçlayan hedefler doğrultusunda bireyin aile, iş ve sosyal yaşamına daha aktif ve işlevsel olarak katılımını sağlamak,
  • Denetimli serbestlik ya da ceza infaz kurumundan gelen çocukları güçlendirerek yeni yaşamlarına uyum sağlamalarına yardımcı olmak,
  • Çocuklara ya da yetişkinlere destek alabileceği kurum ve kuruluşlar ile ilgili olarak bilgi vermek, haklarını anlatmak ve hakları kullanma konusunda yardım etmek,
  • Kişinin sosyal çevresini ve içinde yaşadığı koşulları inceleyebilmek için kişinin ikamet ettiği eve giderek sosyal inceleme gerçekleştirmek,
  • Gerçekleştirilen sosyal inceleme sonrası “Sosyal İnceleme Raporu” hazırlayarak hâkimin ve ilgili diğer kişilerin doğru karar verebilmesine yardımcı olmak,
  • Çocuğun bir iş ve meslek edinmesine çeşitli kuruluşlar ile irtibata geçerek (Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, Milli Eğitim Bakanlığı gibi) kişilerin istihdam alanlarına yerleşmelerini sağlamak,
  • Hakkında tedavi ve denetim kararı olan çocukların uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanmasının olumsuz sonuçları ile ilgili olarak çocukları bilinçlendirmek,
  • Maddeyi bırakma ve tedaviye başlama konusunda kişiyi ikna edebilmek,
  • Denetimli serbestlik hizmetinden yararlanan kişinin maddeye ve kullanımına ilişkin değişen davranışlarını gözlemlemek ve bu bilgilere raporda yer vermek,
  • Kişinin madde kullanımına devam edip etmediğinin anlaşılması amacıyla sürpriz tahlil uygulamaları yapmak gibi görevleri vardır.

Türkiye’de Denetimli Serbestlik Sisteminin Hukuksal Dayanakları

Denetimli serbestlik sisteminin oluşturulmasında Avrupa Konseyinin tavsiye kararlarının önemli etkisi olmuştur. Türkiye’de son yıllarda ceza infaz sisteminde önemli değişiklikler söz konusu olmuş, yapılan çeşitli hukuksal düzenlemelerle ceza infaz sistemi geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu düzenlemeler şu şekildedir;

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50, 51, 53, 58, 191 ve 221. maddeleri,
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddeleri,
  • 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 104, 105 ve 107.  maddeleri,
  • 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 5, 20, 23 ve 36. maddeleri.

Yapılan bu düzenlemeler ile denetimli serbestlik ve yardım hizmetlerinin kurulması gerekliliği doğmuş, 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ve Koruma Kurulları Kanunu Yönetmeliği (mülga olmuştur) ile bu sistem kurulmuştur.

Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu ile aynı yıl yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun 50. maddesi ile kısa süreli hapis cezasına alternatif yaptırımlar geliştirilmiştir. Hapis cezasının ertelenmesi ise 51. maddede düzenlenmiş olup ilk defa suç işleyenlere karşı daha adil davranılması ve hapis cezasının ertelenmesi, ceza uygulanmadan rehabilitasyonun sağlanması denetimli serbestlik sistemi için bir amaç olmuştur.

Kapalı Ceza İnfaz Kurumları

“Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir” (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, 2004).

Çocuk Ceza İnfaz Kurumları

Ceza infaz kurumlarında bulunan çocuklardan tutuklu olanlar ya da çocuk eğitim evlerinden disiplin cezası nedeniyle nakillerine karar veren çocuklar, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılmaktadırlar. Bu kurumlar firara karşı engelleri olan, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, eğitim ve öğretime dayalı kurumlardır. 12-18 yaş grubundaki bu çocuklar, cinsiyetleri ve fiziki gelişim durumları göz önüne alınarak kurumların ayrı ayrı bölümlerinde barındırılmaktadır

Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumları

“Çocuk tutukluların ya da çocuk eğitimevlerinden disiplin veya diğer nedenlerle kapalı ceza infaz kurumlarına nakillerine karar verilen çocukların barındırıldıkları ve firara karşı engelleri olan iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, eğitim ve öğretime dayalı kurumlardır” (Özmen, 2007: 26)

Çocuk Cezaevleri

“Yargılamaları devam eden ve haklarında tutuklama kararı verilen 12-18 yaş grubu çocuklar, çocuklara ait ceza infaz kurumlarına yerleştirilir. Ancak 5395 sayılı Çocukları Koruma Kanununun 21. maddesine göre “On beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınır beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerden dolayı tutuklama kararı verilemez.” hükmü mevcuttur. Çocukların suç işleyip işlemediğinin değerlendirildiği tutukluluk sürecinde özellikle kemikleşmiş davranışlara sahip yetişkin suçlularla aynı ortamda değerlendirilmeme konusu önem arz etmektedir. Ancak çocuklara ait ceza infaz kurumu bulunmayan 6. Ünite-Suçluluk ile İlgili Sosyal Hizmet Kuruluşları 151 yerlerde büyüklere ait ceza infaz kurumlarında ayrılacak özel bir bölüme yerleştirilirler, bu kurumlar dış koruması jandarma tarafından yapılan kapalı kurumlardır” (Bayer, 2008: 9).

Çocuk Eğitimevleri

Türkiye’de ilk ıslahevi 1 Şubat 1938’de Edirne’de açılmıştır. Bu ıslahevi 27 Temmuz 1939’da Kızılcahamam’a nakledilmiştir. Daha sonra ise 25 Ekim 1940 tarihinde Ankara Kalaba’ya taşınmıştır (Çağlar, 1974). Özgürlüğü bağlayıcı bir ceza almış olan hükümlü çocuklar eğitim görmeleri, meslek edinmeleri ve yeniden toplumla bütenleştirilmeleri amaçlarının yerine getirildiği çocuk eğitim evlerinde barındırılmaktadır.

Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumları

“Gençlik kapalı ceza infaz kurumları, cezanın infazına başlandığı tarihte on sekiz yaşını bitirmiş olup da yirmi bir yaşını doldurmamış genç hükümlülerin cezalarını çektikleri, eğitim ve öğretim esasına dayalı, firara karşı engelleri olan, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan kurumlardır” (Özmen, 2007, s. 26).

Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumları

“Kadın kapalı ceza infaz kurumları, kadın hükümlülerin hapis cezalarının infaz edildiği, Kanunun 8 ve 9. maddelerine göre kurulmuş kurumlardır. Bu kurumlarda iç güvenlik görevlileri kadınlardan oluşturulur.” “Suç ve suçluluk konusundaki çalışmalar suçun, yaş, medeni hal, eğitim durumu, meslek, yerleşim yeri, siyasal ve ekonomik dalgalanmalar, coğrafi koşullar gibi birçok faktöre bağlı olarak değişiklikler gösterdiğini kanıtlamıştır. Bu faktörlere ek olarak, günümüzde suç türleri,suçun işleniş biçimi ve suç sebepleri ile ilişkisi yönünden üzerinde sıklıkla durulan bir başka değişken de cinsiyettir” (İçli, 1988, s. 17).

Mahkemeler

“Çocuk mahkemeleri, çocuk suçluluğunu denetim altına almakla yükümlü olan çocuk adalet sisteminin en önemli halkalarından biridir. Çocuk mahkemeleri genel olarak çocuğun korunması, toplumla bütünleşmesi, tedavi ve rehabilite edilmesi gibi amaçlara hizmet eder. Bunun için çocuk mahkemelerinin çocuk adalet sisteminin polis, savcılık, ıslah kurumları gibi diğer bölümleriyle ve toplumdaki eğitim, sosyal refah, sağlık vb. gibi sistemlerle işbirliği içinde çalışması bir önkoşuldur” (Uluğtekin, 2004: 5).

Aile Mahkemeleri

Aile mahkemeleri suçlulukla doğrudan ilgili olmayan kuruluşlardandır. Fakat ailenin ve ailenin bir üyesi olan çocuğun korunması ile ilgili bazı kararlar bu mahkemelerde alınmaktadır.

Çocuk İzlem Merkezi

Çocuk İzlem Merkezi Türkiye’de oldukça yeni bir yapılanma olmakla beraber, suç mağduru çocukların ifadelerinin alınması sürecinde, çocukların bu süreçte örselenmemesi amacıyla ‘suç öyküsünün’ tek bir defada alınmasını sağlayan kuruluştur. Türkiye’de pilot bir uygulama olarak Ankara Yenimahalle Devlet Hastanesi bünyesinde kurulmuştur. Bundan sonraki süreçte çeşitli illerde yaygınlaştırılması planlanmakta ve hizmet içi eğitim programları ile kuruluşta görev alan ve alacak personeller eğitilmektedir.

Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi

Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri 2828 adlı yasada yer aldığı anlamı ile suça yöneldikleri tespit edilen çocukların davranış bozukluklarını gidermek amacıyla rehabilitasyon süreci tamamlanıncaya kadar geçici süre bakım ve korunmalarının sağlandığı bu süre içerisinde aile, yakın çevre ve toplum ile ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik çalışmaların yürütüldüğü, 7-18 yaş kız ve erkek çocuklara yönelik ayrı ayrı yapılandırılan yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır.

Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezi

Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezi, duygusal, cinsel, fiziksel istismara uğramış çocukların olumsuz yaşam deneyimlerinden kaynaklanan travma ve davranış bozukluklarını giderme amacıyla rehabilitasyon süreci tamamlanıncaya kadar bu çocukların geçici süre bakım ve korunmalarının sağlandığı merkezdir. Bu merkezler aile, yakın çevre ve toplum ile ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik çalışmaların yürütüldüğü kız ve erkek çocuklara yönelik ayrı ayrı yapılandırılacak yatılı sosyal hizmet kuruluşları olarak hizmet vermektedir.

Çocuk Koruma Araştırma ve Uygulama Merkezi

Çocuk koruma araştırma ve uygulama merkezleri 2006’dan beri faaliyette olmakla beraber, bu merkezlerin temel amacı, çocukların ihmal ve istismara maruz kalıp kalmadıklarının değerlendirilmesidir. Suç mağduru çocukların, cinsel ya da fiziksel istismara maruz kalan çocukların değerlendirilmeleri, tanı ve iyileştirme ve takip aşamalarının gerçekleştirilmesi amacıyla kurulan ‘Çocuk Koruma Merkezleri’nde çalışan sosyal hizmet uzmanının rol ve görevleri;

  • Disiplinler ve kurumlar arası eş güdümü sağlamak,
  • İhmal ve istismara uğrayan çocukların tanısının konulmasına yardımcı olmak ve tedavi süreçlerini izlemek,
  • Korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocuklar ile ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütleriyle iş birliği yapmak,
  • Aileleri bilinçlendirmeye yönelik eğitim programlarını yaygınlaştırmak,
  • Toplumsal duyarlılığın artırılması amacıyla topluma yönelik eğitim çalışmaları yapmak
  • Danışmanlık hizmeti vermek, müracaatçı sisteminin ihtiyaçları paralelinde grup çalışmaları yapmaktır.