Ünite 7: Şube Hanedanlar (Meliklikler)

Kirman Selçuklu Melikliği (1048-1187)

Kirman İran’ın güneyinde merkezi de Kirman şehri olan bir eyalettir. Dandânakân savaşından sonra Merv’de toplanan büyük kurultayda yapılan görev dağılımı çerçevede fethedilmesi amaçlanan Tabes vilâyeti ile Kirman bölgesi, Çağrı Bey’in oğlu Kara Arslan Kavurt Bey’e verilmişti.

Melik Kavurt Kirman’a hâkim olduğu zaman, Arabistan yarımadasının doğu ucundaki Umman da Büveyhîlerin elinde bulunuyordu. Bu bölge oldukça zengin ve çeşitli hazinelerle dolu bir yerdi. Kavurt Selçuklu tarihinde ilk deniz aşırı sefer düzenleyen kişi unvanına sahiptir. Böylelikle Umman’ı ele geçirmiştir.

Melikliğin sınırlarını genişletmekte kararlı olan Kavurt Bey bu defa, Kirman eyaletinin batı komşusu olan Fars üzerine yürüdü ve bu bölgeyi zapt etti (1062).

Büyük Selçuklu sultanı Tuğrul Bey 1063 yılında ölünce, hanedan üyeleri arasında taht mücadeleleri ortaya çıktı. Kavurt da tahtı ele geçirmek düşüncesiyle, ordusuyla birlikte Isfahan’a doğru ilerledi. Ancak Alparslan’ın duruma hâkim olduğunu öğrenince geri çekildi. Kardeşi Alp Arslan’a itaat ederek, onun adına hutbe okutmaya mecbur oldu.

Kavurt’un kendi rızası hilafına sınırlarını genişletip güçlenmesinden ve itaâtsiz davranışlarından rahatsız olan Alparslan, ona karşı harekete geçti. Kavurt’un işgâl ettiği Fars bölgesini elinden alarak eski hâkimi Fazlûya’ya verdi. Bununla birlikte Kirman’ı Kavurt’ta bıraktı. Ancak Kavurt Bey, vezirinin tahriklerine kapılarak bir kere daha isyan etti. Melikşah’ın veliahtlığını kabul etmeyerek hutbeden adını çıkardı. Bunun üzerine Alparslan Kirman üzerine yürüdü (Haziran-Temmuz 1067).

Öncü kuvvetler arasında yapılan savaşı Kavurt kaybetti ve kaçarak Ciruft kalesine sığındı. Alparslan’a buradan elçi göndererek affını istedi. Kardeşinin isteğini kabul eden Alparslan Kirman’dan ayrıldı. Kavurt Bey daha sonra da, Fazlûya ile birleşerek bir kere daha isyana kalkıştı (1069). Alp Arslan bizzât Kirman üzerine yürürken, vezir Nizamülmülk, Fazlûya’yı yenilgiye uğrattı. Zor durumda kalan Kavurt her defasında olduğu gibi, bağışlanmayı diledi. Ancak bunun bir oyalama taktiği olduğunu anlayan Alp Arslan, Kavurt’un oğlu Sultanşâh’a asker vererek babasına karşı gönderdi. Sultanşâh mağlup oldu. Alp Arslan batı seferine çıktığı için Kavurt meselesi tam mânâsıyla çözülemedi.

Sultan Alparslan 24 Kasım 1072’de ölünce yerine oğlu Melikşah geçti. Ancak Kavurt, bu sırada 18-20 yaşlarında olan Melikşâh’ın tecrübesiz olduğunu düşünerek Melikşaha’a da isyan etti ve onun üzerine sefere çıktı. Yapılan ilk savaşta Emir Savtegin’in idaresindeki Melikşah’ın öncü kuvvetleri, Kavurt’un öncü kuvvetlerini bozguna uğrattı. Asıl ordular ise Hemedan civarında Kerec hududunda karşılaştılar (15 Nisan 1073). Savaşa ilk başlayan Kavurt oldu ve Melikşah’ın sağ ve sol kanadını bozguna uğrattı. Ancak bu başarıyı merkez üzerinde sağlayamayarak yenildi. Savaş alanından kaçmayı başardıysa da, daha sonra yakalanarak idam edildi (NisanMayıs 1073). Ancak asker içerisinde taraftarlarının çok olması yüzünden, kendisinin esarete dayanamayarak intihar ettiği duyuruldu.

Kavurt, âdil bir komutan ve devlet adamı idi. Cömertliği ve iyi idaresi ile halkı memnun etmiş, onun zamanında Kirman halkı bolluk ve refaha kavuşmuş; Kirman en parlak devirlerinden birini yaşamıştır.

Kavurt öldüğünde Sultanşâh, Emirânşâh, Kirmanşâh, Turanşâh, Merdanşâh, Ömer, Hüseyin, Nuh ve Davud adlı çok sayıda oğulları bulunmaktaydı. Bunlar arasından Kirmanşâh, babasının vasiyeti gereğince başa geçti. Ancak Kirmanşâh’ın saltanatı bir yıl sürdü ve öldü, yerine Kavurt’un küçük oğlu Hüseyin tahta çıktı. Fakat onun hâkimiyeti de uzun sürmedi.

Sultanşâh b. Kavurd

Babasının Melikşâh’a karşı girdiği savaşta yanında bulunan Sultanşâh, yakalanarak gözlerine mil çekilmişti. Hemedan’da hapisteyken, orada bulunan muhafızlardan biriyle dost olarak bu sayede kaçmayı başardı.

Daha sonra Kirman’a ulaştı ve kardeşi Hüseyin’den tahtı alarak Berdesir şehrinde Kirman Selçuklu Melikliği’nin başına geçti (Eylül-Ekim 1074). Melikşah, Sultanşâh’a Kirman ile Umman’ı verdi. Ancak bir müddet sonra Melikşâh büyük bir ordu ile Kirman üzerine yürüdü. Selçuklu ordusu ile başa çıkamayacağını anlayan Sultanşâh, Melikşâh’ı bizzat karşıladı. Bunun üzerine Melikşah, İsfahan’a döndü (1080). Sultanşâh Ocak 1085’te hastalanarak öldü.

Turanşâh b. Kavurd

Sultanşâh’ın yerine Turanşâh geçti. Turanşah ilk iş olarak Melikşah’a itaatini bildirdi. Ancak Melikşah ölünce eşi Terken Hatun, Kirman Selçukluları’nın elinde bulunan Fars bölgesini almak istedi. Terken Hatun bu amaçla komutanlarından Üner’i Fars üzerine gönderdi. Durumu öğrenen Turanşâh hemen harekete geçerek Şebânkâre emirlerinden yardım istedi ve aldığı destekle Büyük Selçuklu ordusunu yendi (Haziran-Temmuz 1094). Ancak Fars bölgesi daha sonra Kirman Selçukluları’nın elinden çıkarak Büyük Selçuklu hâkimiyetine girmiştir. Bu olaydan üç yıl sonra Turanşah Ekim-Kasım 1097’de vefat etti.

İranşâh b. Turanşâh

Turanşâh ölünce yerine tek oğlu olan İranşâh geçti (5 Kasım 1097). Yeni Kirman meliki başa geçtikten sonra Fars valisi olan Üner’in üzerine yürüdü. Fars’ı Melikşâh’ın ölümü sebebiyle karışıklıklar içerisinde bulunan Büyük Selçuklular’dan almayı başardı (1098- 1099). Bu arada İranşâh Batınî mezhebine girmiş ve halka özellikle de âlimlere zulmetmeye başlamıştı. Melik halk tarafından saldırıya uğradı. İranşâh bu hücumdan kurtulmayı başardıysa da, daha sonra yakalanarak öldürüldü (Ekim 1101).

Arslanşâh b. Kirmanşâh

İranşâh öldürülünce Kirman Selçuklu Melikliği’nin başına Kirmanşâh’ın oğlu I. Arslanşâh geçti (16 Kasım 1101). Onun zamanında Kirman Selçukluları nispeten parlak bir dönem yaşadı. Arslanşâh tahta geçtikten sonra ilk iş olarak Umman da çıkan isyanları bastırdı ve bu bölgeyi tekrar itaât altına aldı.

Arslanşâh daha sonraki süreçte oğlu Kirmanşâh’ı veliaht gösterdi. Ancak diğer oğlu Muhammed bu durumu kabul etmedi. Babasının yaşlandığını ve artık devlet işlerini yürütemediğini ileri sürerek, onu Kale-i Kûh’a gönderdi (1142). Arslanşah üç yıl süren hapis hayatından sonra 1145’te burada öldü.

Muhammed b. Arslanşâh

Melik Muhammed tahta geçince ilk iş olarak kardeşi Kirmanşâh’ı öldürttü. Yirmiye yakın kardeşi olan Muhammed diğerlerinin de çoğunun gözlerine mil çektirdi. Melik Muhammed döneminin en önemli siyasî olayı, elinden kaçan kardeşi Selçukşâh ile girdiği mücadeledir. Melik Muhammed 27 Haziran 1156’da öldü.

Tuğrulşâh b. Muhammed

Babasının ölümü üzerine 27 Haziran 1156’da tahta geçen Tuğrulşâh ilk iş olarak kardeşi Mahmudşâh ve amcası Selçukşâh’ı öldürttü. Muhammed ve oğlu Tuğrulşâh dönemlerinde çıkan saltanat mücadeleleri ve iç karışıklıklar sonucu Kirman melikliği zayıflamaya başladı. Melik Tuğrulşâh 1170 yılı Mart ayında Ciruft’ta öldü.

Kirman Selçuklu Melikliği’nin Fetret Devri ve Yıkılışı

Tuğrulşâh’ın ölümü üzerine Atabey Reyhan ve Kutbeddin Muhammed’in, Kirman Selçuklularındaki taht mücadelelerinde etkin rol oynadıkları görülmektedir. Tuğrulşâh’ın ölümünden sonra yerine atabey Reyhan’ın desteği ile oğlu Behramşâh geçti. Bu dönem Kirman Selçuklularında fetret devrinin de başlangıcı oldu. Tuğrulşâh’ın en büyük oğlu Arslanşâh ile Turanşâh taht mücadelesine giriştiler.

Suriye Selçuklu Melikliği (1079-1095)

İlk Suriye Selçuklu meliki olan Tacüddevle Tutuş, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın oğlu ve Melikşâh’ın kardeşidir. Ondan önce Sultan Alp Arslan tarafından Şam (Suriye)’ın fethi ile görevlendirilen Atsız Bey, kendisine bağlı Türkmenlerle birlikte bölgede büyük başarılar kazanmıştı. Dımaşk’ı da ele geçiren Atsız, bölgede bir Türkmen Beyliği kurdu. Bu arada Tutuş ise Halep bölgesinde idi.

Fâtımîlerin Dımaşk’ı kuşatması, Atsız’ın Tutuş’u yardıma çağırmasına sebep oldu. Tutuş gelince Fatımî ordusu çekildi. Fakat Atsız’ı sudan bir bahane ile öldüren Tutuş, onun idaresindeki Suriye şehirlerini ele geçirdi (1079) ve ardından Kudüs’ü aldı. Böylece başkent Dımaşk olmak üzere, Suriye Selçuklu Melikliği kurulmuş oldu (1079).

Tutuş-Süleymanşâh Mücadelesi

Süleymanşâh, Antakya’nın fethi üzerine sınırlarını Suriye’nin kapısı durumunda bulunan Haleb’e kadar genişletti. Böylece Büyük Selçuklularla da sınırdaş oldu. Süleymanşâh, 1086 yılı Mayıs başlarında Halep önlerine gelerek şehri kuşattı.

Tutuş ve Süleymanşâh arasında Ayn Seylem’de meydana gelen savaşta Süleymanşah hayatını kaybetti (Haziran 1086).

Tutuş, 1092 yılı sonlarına doğru Bağdad’a gelmiş bulunan Melikşâh’a bağlılığını bildirmek üzere Dımaşk’tan hareket etti. Fakat Hît bölgesine geldiği zaman Sultan’ın ölüm haberini aldı. Tutuş bunun üzerine derhâl sultanlığını ilân ederek adına hutbe okuttu. Öte yandan Melikşah’ın oğlu Berkyaruk saltanatı ele geçirmek için büyük çabalar harcayarak, Rey, Hemedan ve daha birçok şehri hâkimiyetine aldı.

Daha sonra Berkyaruk ve Tutuş arsında Rey’den on iki fersah uzaklıktaki Daşilu köyü yakınında 26 Şubat 1095’te şiddetli bir savaş meydana geldi. Yenilgiye uğrayan Tutuş, yaralı olarak yakalanıp öldürüldü ve babası Sultan Alparslan’ın Merv’deki türbesinde gömüldü.

Tutuş’un ölümünden sonra Suriye Selçukluları, iki oğlu Rıdvan ve Dukak ile onların atabeylerinin mücadelesi sonucunda Dımaşk ve Halep Melikliği olarak ikiye ayrıldı.

Halep Selçuklu Melikliği (1095-1118)

Melik Rıdvan Devri

Rıdvan, Selçuklu melikliğinin tek hâkimi oldu. Fakat kısa bir süre sonra kardeşi Dukak gizlice Halep’ten ayrılıp Dımaşk’a gitti. Bazı emirlerin desteği ile orada melikliğini ilân etti. Rıdvan bundan dolayı Suruç Emiri Artukoğlu Sökmen ile işbirliği yaparak Dımaşk’a yürüdüyse de başarılı olamadı.

Rıdvan Urfa’yı ele geçirdikten sonra şehir iç kalesini Antakya valisi Yağısıyan’a verdi.

Melik Rıdvan ve Melik Dukak arasındaki hâkimiyet mücadelesinden yararlanan Fatımîler, bir ordu göndererek Kudüs’ü işgal ettiler (Ağustos 1096). Böylece Filistin’de Selçuklu egemenliği son buldu. Dımaşk kuvvetlerinin kendisine ait topraklara girmesi üzerine Rıdvan, Dukak’a karşı saldırıya geçti ve yapılan savaşta Dukak ağır bir yenilgiye uğradı. Bundan sonra iki kardeş arasında bir antlaşma yapıldı.

Buna göre Dımaşk ve Antakya’da, hutbede Rıdvan’ın adı Dukak’ın adından önce okutulacaktı. Böylece Rıdvan tâbi statüde de olsa Dımaşk melikliğine hâkim oluyordu.

Fatımî halifesi el-Müsta’lî Melik Rıdvan’ı kendi tarafına çekmek için ona özel bir elçi ve heyet gönderdi. Buna göre “Fatımî halifeliğine tâbi olması, hâkim olduğu yerlerde Şiî hutbesi okutması, hutbede önce el-Müsta’lî, sonra veziri daha sonra da kendi adının bulunması” yolundaki isteğin kabul edilmesi hâlinde “kendisine mâlî ve askerî yardım yapılarak Dımaşk’ı almasının sağlanacağı” vaat ediliyordu. Melik Rıdvan bu teklifi kabul ederek, Halep ve hâkim olduğu diğer yerlerde Sünnî hutbeyi kaldırıp Şiî hutbesi okutmaya başladı. Sünnî kadı ve hatipleri de değiştirip buralara Şiî görevliler atadı (Ağustos 1097).

Fakat Rıdvan’ın en yakın adamları olan Yağısıyan ve Sökmen, süratle Haleb’e gelip onu çok ağır bir dille kınadılar ve derhal Şiî hutbesini kaldırmasını istediler. Rıdvan dört hafta sonra Şiî hutbesini kaldırıp yeniden Abbasî halifesi ve Büyük Selçuklu sultanının adlarını okutmaya başladı.

Birinci Haçlı Seferi ve Halep Melikliği

Papa II. Urbanus’un girişimi ile Avrupalı Hıristiyanlar, Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak, doğulu dindaşlarını Müslümanların zulmünden kurtarmak iddiasıyla harekete geçtiler.

Haçlılar, Anadolu’da büyük tahribat ve kayıplara sebebiyet verdikten sonra Suriye’ye ulaştılar. Mart 1098’de Urfa’da bir kontluk kuran Haçlılar daha sonra Antakya’yı kuşattılar ve ele geçirdiler.

Melik Rıdvan ağır bir hastalık sebebiyle, 10 Aralık 1113’te vefat etti. Rıdvan’ın 18 yıl süren iktidarında Suriye Selçuklu Melikliği topraklarını birleştirmek mümkün olamadı. Buna bir de Haçlı tehdidi eklendi. Babasının döneminden kalan pek çok değerli komutanı hizmetinde tutamadığı için onların desteğinden mahrum kaldı.

Dımaşk meliki olan kardeşine üstünlük sağlamak için Fatımîlerle işbirliği edip onlar adına hutbe okutması saygınlığını ciddi biçimde zedeledi. Belki melikliğin güvenliğini sağlamak gibi anlaşılabilir bir gerekçesi olsa bile, Batınîlerle işbirliği edip onlara Halep’te faaliyet imkânı vermesi de, aynı şekilde tepki görmüştür.

Melik Alparslan Devri

Alparslan başa geçer geçmez iki kardeşi Mübarekşâh ve Melikşâh’ı öldürterek bütün idareyi bizzât eline aldı. Bu arada Büyük Selçuklu Sultanı Tapar’ın emri üzerine, şehirdeki Batınî ileri gelenlerini de ortadan kaldırdı.

Atabey Lü’lü, Melik Alparslan’ın davranışları dolayısıyla korku içerisinde bulunan diğer emirlerin de desteğini alarak onu öldürttü (Eylül 1114). Alp Arslan’ın bir yıl süren melikliği, Selçuklu Devleti’nin tipik idarî problemlerinden birisi olan atabeg tahakkümünün başlıca örneklerinden biri oldu.

Sultanşah Devri

Atabey Lü’lü, henüz 6 yaşında olan Alparslan’ın kardeşi Sultanşâh’ı melik ilan etti.

İki yıla yakın Halep Selçuklu Melikliğinin yönetimini elinde tutan Lü’lü, melikliğin iç ve dış sorunlarını çözmek konusunda hiç bir başarı gösteremedi. Bundan dolayı korku ve endişeye kapılarak bütün mallarını ve hazineyi alarak, ava çıkmak bahanesiyle Halep’ten kaçtı. Fakat yolda Emir Sungur’un girişimi ile öldürüldü (1116).

Dımaşk Melikliği (1095-1104)

Melik Dukak Devri

Dukak bir yolunu bularak Melik Rıdvan’ın yanından Dımaşk’a kaçmayı başardı ve orada Emir Savtegin tarafından melik ilân edildi. Böylece Halep’ten sonra Dımaşk Melikliği kurulmuş oldu.

Halep Meliki Rıdvan kardeşinin hâkimiyetini onaylamıyordu. Onun güçlenmesini önlemek için Dımaşk’a yürüdü. İki kardeş arasında anlaşma sağlanamayınca, 22 Mart 1097’e Kınnesrin’de yapılan savaşta ağır bir yenilgiye uğrayan Dukak, Rıdvan’ın üstünlüğünü tanımak zorunda kaldı.

Uzun süren bir hastalık daha sonra vereme yakalanan Dukak, bir yaşındaki oğlu Tutuş’u melik, Toğtegin’i de ona atabey tayin ettikten sonra 8 Haziran 1104’te öldü.

Toğtegin kısa bir süre sonra, Dukak’ın Baalbek’te hapsettiği 12 yaşındaki kardeşi Ertaş’ı getirterek melik ilân etti (17 Eylül 1104). Ancak Ertaş annesinin, atabeyin Zümürrüt Hatun ile anlaşıp kendisini bertaraf edeceği şeklindeki uyarılarını dikkate alarak, Dımaşk’tan kaçtı (Ekim 1104).

Irak Selçukluları (1119-1194)

Sultan Mahmud (1119 -1131)

Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar 1118’de ölünce yerine oğlu Mahmud tahta geçmişti. Mahmud saltanatı boyunca, Selçuklu egemenliğinden rahatsız olan mahallî emirlerin tahrikleri ile kardeşleri Mesud ve Tuğrul’un isyanlarıyla; bazen de Halife’nin muhalefeti ile karşı karşıya kaldı.

Genç yaşta olmasına rağmen bünyesi zayıf ve hasta olan Sultan Mahmud, ölmeden önce oğlu Davud’u veliaht tayin etti. Sağlığında onun adına hutbe okuttu. Fakat Halife, bu konuda karar merciinin Sancar olduğunu söyleyerek, Davud adına hutbe okutmayı reddetti. Mahmud 1131 yılında, henüz yirmi yedi yaşında iken vefat etti.

Sultan Davud (1131-1132)

Mahmud’un ölümünden kısa süre önce tahta geçen Davud, tıpkı babası gibi amcalarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Saltanatını tanımayan amcası Mesud’a karşı harekete geçti.

Davud’un pek liyakâtli olmadığını düşünen Sancar, onun yerine Irak Selçuklu tahtına Melik Tuğrul’u geçirdi.

Sultan Tuğrul (1132-1134)

Irak yönetimini kaybeden Davud, amcası Tuğrul’un saltanatını tanımadı. Davud’un isyan ve faaliyetlerini gören Tuğrul, onun Vahan köyü yakınlarında konakladığı nı öğrenince üzerine yürüdü. Ani bir baskınla Melik Davud’un güçlerini bertaraf etti (Temmuz 1132).

Davud daha sonra Halifenin desteğini almak üzere Bağdat’a gitti. Bunu duyan Melik Mesud da Bağdat’a gelerek Davud ile birleşti. Bu ittifaka halife de destek verdi ve hutbede önce Mesud’un, sonra Davud’un adları okundu. Müttefikler Tuğrul’a karşı harekete geçtiler. İki ordu Hemedan’da karşı karşıya geldi. Tuğrul yenilerek Rey şehrine çekildi (Haziran 1133). Bu olayla gücünü arttıran Mesud, bir yandan Irak şehirlerini ele geçirirken Tuğrul’u Sultan Sancar’a sığınana kadar takip etti. Böylece rakipsiz kalan Mesud, Sancar’a rağmen Irak Selçuklu tahtına oturdu (1134).

Sultan Mesud (1134-1157)

Mesud tahta geçince Irak’ta bulunan bazı emirler, hayatlarından endişe duydukları için halifenin yanına sığındılar. Bu komutanların katılımı ile güçlenen Halife Müstarşid, Sultan Mesud ile savaşmaya karar verdi. Emrindeki kuvvetlerle Bağdad’dan hareket eden Halife, 24 Haziran 1135 tarihinde Dây-ı Merc’de Sultan Mesud’un karşısına çıktı. Halifenin bir kısım kuvvetleri Sultan Mesud’un tarafına geçti. Bu durum Halifenin ordusunun dağılmasına ve kendisinin esir düşmesine yol açtı.

Sultan Mesud bundan sonra Irak’ta istikrarsızlık sebebi olan Dübeys’i ortadan kaldırttı.

Sultan Mesud’un saltanatı, asi melikleri ve halifeleri destekleyip karşısında yer alan emirlerle mücadele içerisinde geçti. İmadeddin Zengi, Atabeg Mengübars ve Emir Bozaba ile defalarca yapılan savaşlar, Irak Selçukluları’nı yıprattı. Mesud, Katvan savaşında ağır bir yenilgi almasına rağmen, Sultan Sancar’a bağlılığını yitirmedi.

Ülkesinin sınırlarını Halep’ten Erzurum’a kadar genişletti. Uzun süren mücadeleler sonunda iç karışıklıkları tamamen ortadan kaldırdıktan sonra çok yaşamadı ve hastalanarak 22 Ekim 1152’de Hemedan’da öldü.

Sultan Muhammed (1153-1160)

Sultan Mesud’un ölümü üzerine, yeğeni Melikşah bin Mahmud, sultan ilân edildi. Fakat onun hükümdarlık için yetersiz olduğunu gören emirler, kardeşi Muhammed’i Huzistan’dan getirterek tahta oturttular. Sultan Muhammed’in tahta geçtikten sonra ilk işi, sürekli fitne ve olay çıkaran kudretli emir Hasbeg’i öldürtmek oldu.

Bu durum diğer emirlerin hoşuna gitmedi ve Sultan’ın amcası Süleymanşah’ın etrafında toplanmalarına sebep oldu.

Süleymanşah, etrafında toplanan ümera ve Halife’nin desteğiyle güçlenince tahtı ele geçirmek için harekete geçti. Sultan Muhammed bu durumu görünce Musul Atabeyi Kutbeddin Mevdud ile onun naibi Zeyneddin Ali Küçük’ün yardımını sağladı. Süleymanşah’a karşı sefere çıktı ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı (Haziran-Temmuz 1156).

Ocak 1160’ta verem hastalığından öldü.

Sultan Süleymanşah (1160-1161)

Süleymanşah tahta geçtikten sonra pek bir icraâtta bulunamadan onu hapisten kurtaran emirlerle anlaşmazlığa düştü. Kendisini tahta oturtan emirler tarafından boğdurularak öldürüldü. Onun yerine Sultan Tuğrul’un oğlu Arslanşâh geçirildi (1161).

Sultan Arslanşah (1161-1176)

Selçukluların iç mücadelelerinden istifade eden Gürcistan kralı III. Georgi, 1161 yılında Anı’yı ele geçirmişti. Bu ilerleyiş karşısında Arslanşah ve İldeniz, Doğu Anadolu’daki Türk beylerinin de katılımı ile Gürcistan’a bir sefer düzenleyerek Gürcü ordusunu bozguna uğratıp ilerleyişini durdurdular (Temmuz 1163).

Sultan Arslanşah saltanatı boyunca İnanç Bey ve Arslanaba gibi kuvvetli emirlerin isyanlarıyla uğraştı. Buna rağmen İldeniz gibi güçlü bir devlet adamının da desteği ile Kirman Selçukluları, Doğu Anadolu beyleri ve

Musul atabeyleri de Arslanşâh’a tâbi oldular.

Arslanşah 43 yaşında vefat etti (1176).

Sultan II. Tuğrul (1176-1194)

Sultan Arslanşah ölünce yerine küçük yaştaki oğlu Tuğrul geçti. Bu duruma ilk tepki amcası Muhammed’den geldi ve asker toplamak için Isfahan’a gitti. Şehzâdenin gücünün gün geçtikçe arttığını gören Atabey Pehlivan, Isfahan’a sefere çıktı.

Muhammed’i burada yenen Pehlivan onu Huzistan’a kaçmak zorunda bıraktı. Ancak Pehlivan bir daha tehdit oluşturmaması için onu yakalayarak Sercihan kalesine hapsetti.

On iki yıl atabeylik yapan Pehlivan 1186’da öldü. Sağlığında çeşitli bölgelere tayin ettiği oğullarına Sultan Tuğrul ve kardeşi Kızıl Arslan’a itaât etmelerini vasiyet etti.

Sultan Tuğrul da artık fiilen saltanat sürmeyi arzu ediyordu. Ancak Kızıl Arslan buna fırsat vermeden ülke yönetimine el koydu.

Kızıl Arslan ile mücadeleye devam eden Tuğrul her defasında yenildi.

Kızıl Arslan sonunda bir hile ile Sultanı yakalatarak hapsettirdi (1192). Bu süreçten sonra daha ileri giden Kızıl Arslan, tahta oturttuğu şehzâdeyi de hapse atarak halifenin de onayıyla kendisini sultan ilan etti. Ancak bu aşırılık başta İnanç Hatun olmak üzere birçok kişiyi rahatsız etti ve Kızıl Arslan’a karşı bir ittifak oluşmasına sebep oldu. Nitekim Kızıl Arslan kısa bir süre sonra, gece çadırında uyurken, karısı İnanç Hatun’un da yardımıyla öldürüldü.

Atabey Kızıl Aslan’ın öldürülmesinden sonra ortaya çıkan karışıklık sırasında Harizmşahlar da Selçuklular üzerindeki baskıyı arttırdılar. Bu sırada Tuğrul da hapisten kurtulmuştu. Ancak çok geçmeden kendisini savaş içerisinde buldu.

Sultan Tuğrul Ocak 1194’te Harizmşah Tekiş’in öncü kuvvetlerini yendi. Ancak devam eden savaşta gözüne isabet eden bir ok sebebiyle atından düşünce orada boğazı kesilerek öldürüldü. Naaşı Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu olan Tuğrul Bey’in türbesine defnedildi. Sultan II. Tuğrul’un ölümüyle, Sancar’ın ölümünden sonra bir bakıma Büyük Selçukluları da temsil eden Irak Selçukluları’nın Horasan ve İran’daki hâkimiyetleri sona erdi.