Ünite 8: Sözdizimde Temel Kavramlar

Sözdizim

Sözdizim, dilbilimin tümce ve tümcenin içindeki öğelerin yapısını inceleyen alt dalıdır. Sözdizimin araştırma alanı tümce ve tümceyi oluşturan öbeklerin içyapısıdır. Tümce ötesindeki dil kuralları sözdizimin alanı dışındadır.

İnsan dili, karmaşık yapısının altında her düzlemde yani ses, biçim, tümce, anlam ve metin düzlemlerinde son derece dizgesel (sistematik) kurallar zincirinden oluşmaktadır. Bu nedenle, dilbilimciler, dil verilerini incelerler; bu verilerde gözlemlenen örüntüleri ortaya çıkartır ve genelleme yaparak dilin kurallarını açıklamayı hedeflerler. Ana dili konuşucusu sesleri, sözcük, öbek ve tümceleri dildeki kurallar çerçevesinde kullanır. Bir başka deyişle dil belirli kurallar ile kısıtlanmıştır. Dilbilgisi yapılanmasında biçimbirimlerden sözcük, sözcüklerden öbek, öbeklerden tümce oluşturulur. Tümcelerin bir araya gelmesi ile metin oluşur. Bu kuralların her biri dilbilimin farklı alt alanlarının inceleme konusunu oluşturur.

Ana dili konuşucuları hiç duymadıkları tümceleri anladıklarına ve üretebildiklerine göre insan zihninde bu sözdizim kuralları yer almaktadır. Bu nedenle, ana dili Türkçe olan kişiler Türkçede pek çok tümceyi, örneğin edilgen yapıyı sorunsuzca kullanabilirler. Konuşucular açık ve kesin biçimde bu kuralları formülleştiremezler. Her konuşucunun tümcelerin düzgün veya bozuk olduğuna yönelik sezgilerini de içeren zihninde bulunan bu soyut ve farkındalığın altındaki kurallar zincirine Amerikalı dilbilimci Chomsky edinç adını vermiştir. Chomsky, edinç kavramını edim kavramı ile kıyaslamıştır. Edinç soyut bilişsel dilbilgisi; edim konuşucunun ürettiği yazılı ve sözlü dildir. Edinç saf, pürüzsüz, hatasız; edim ise hata dolu olabilir.

Chomsky, edinç ve edim kavramlarını, 20. yüzyıl başlarında yaşamış olan modern dilbilimin kurucusu İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün “langue – yeti” ve “parole – söz” ayrımından esinlenerek önermiştir. Chomsky’ye (1965) göre dilbilim kuramı, öncelikle ideal ve tek türlü konuşucu toplumunun üyesi olan bellek kısıtlılıkları, dikkat ve ilgi dağınıklığı gibi dil dışı unsurlardan arınmış ideal konuşucu ve dinleyicinin zihnindeki dil yetisini açıklamalıdır. Chomsky insan dili ve onu üreten insan bilişi ile ilgilidir.

Sözdizim, dilbilgisi ile yakından ilişkilidir. Hatta bazı sözdizim kuramları dilbilgisi adıyla anılırlar; daha sonra sözü edilecek olan üretici dilbilgisi, Evrensel Dilbilgisi, yapılandırmacı dilbilgisi, gibi. Öyleyse, dilbilgisi teriminin ne olduğunu anlamak sözdizim açısından önemlidir.

Dilbilgisi

Dilbilgisi terimi farklı kişiler için farklı anlamlarda kullanılır: Ana dili ya da yabancı dil öğretmenleri ile dil öğrencileri için farklı, dilbilimciler için farklı anlamlarda kullanılır.

Kuralcı Dilbilgisi, dil öğretmenleri ve öğrenciler için dilbilgisi nasıl konuşmamız gerektiği konusunda bize yol gösteren kurallardır. Kuralcı dilbilgisi bize kullandığımız dilin doğru ya da yanlış olduğunu ve belli bir ses, yapı ve anlamı ne şekilde kullanmamız gerektiğini reçete halinde söyler. Örneğin, Türkçenin iyi ve düzgün kullanılmadığına ilişkin yakınmalar, Türkçenin yabancı dillerin boyunduruğu altına girerek bozulduğuna değin görüşler, bir yapının belli bir şekilde kullanılması gerektiği konusundaki ısrarlar, doğru /yanlış yargıları hep kuralcı dilbilgisi yaklaşımına örnektir. Kuralcı dilbilgisi, iyi eğitim almış konuşucuların konuştukları dilin özelliklerini savunur ve dilin bu şekilde konuşulması gerektiğini vurgular. Kuralcı dilbilgisi, konuşuculara neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyler. Böylelikle daha doğru konuşmanın / yazmanın mümkün olduğu görüşünü savunur.

Betimleyici dilbilgisi, bir kişi ya da grubun soyut ve ülküsel biçimde olması gerektiğini savundukları yargılayıcı dil kurallarını değil; dili kullanıldığı durumuyla incelemeyi hedefleyen yaklaşımdır. Dil kullanımı üzerinde her hangi müdahale ve yargı bildirmek bilimsel bir yaklaşım değildir. Bu yüzden bilimsel yaklaşımda asla “bir yapının olması gerektiği” yaklaşımı söz konusu değildir. Dilbilimde dil konuşucuların kullandığı şekliyle ve tamamen olduğu gibi incelenir. Bir başka ifadeyle dil kuralları betimlenir; konuşuculara neyi nasıl söylemeleri gerektiği konusunda öneri ya da buyruk verilmez. Konuşucuların bir yapıyı kullanma konusundaki eğilimleri değiştirilmeye çalışılmaz. Betimleyici dilbilgisi konuşucuların kullandıkları dili veri olarak inceler ve bu inceleme sonucu hem özelde belli bir dilin kendine özgü tümce yapısını ve kuralları betimler; hem de Evrensel Dilbilgisi açısından ortaya çıkan kısıtlılıkları ortaya koyar.

Chomsky’ye (1965) göre dilbilgisi yapılarının genellenmesi için şu ölçütler göz önünde bulundurulmalıdır:

  • Gözlemsel yeterlilik : Sözdizimsel çözümleme bir dilde hangi tümcelerin kurallı ve hangilerinin kural dışı olduğunu doğru biçimde göstermelidir. Gözlemsel yeterlilik, sadece tümcelerin yapısal kurallarını çözümlemeye ilişkindir.
  • Betimsel Yeterlilik : Gözlemsel yeterlik vardır ve bu anadili konuşucularının dillerinin yapısı hakkındaki sezgilerini açıklamaya yeterli olmalıdır. Tümcelerin kurallarının anadilini konuşan insanların tümceler hakkındaki sezgilerini de açıklaması gereklidir.
  • Açıklayıcı yeterlilik : Gözlemsel ve betimsel yeterliliği de içeren bu ölçütte dilbilimsel çözümleme, bir kuram çerçevesinde bu kuralların anadili konuşucusunun zihninde nasıl ortaya çıktığını açıklar. Tümcenin yapısal kurallarının kuramın öngörüleri çerçevesinde açıklanmasıdır.

Üretici Dilbilgisi

Üretici dilbilgisi kuramsal dilbilimin bir alt dalıdır. Dilin sesbilgisi ve sözdizim birimleri üretici olabilir. Üretici dilbilgisi sonsuz sayıda, üretilmesi olası, kurallı tümcenin sonlu sayıda kural ile üretilmesini açıklamayı hedefler. Üretici dilbilgisi 1955 yılında Chomsky’nin Pennsylvania Üniversitesi’nde yazdığı Logical Structure of Linguistic Theory (Dilbilim Kuramının Mantıksal Yapısı) adlı doktora tezini ve onun kısaltılmış hali olan Syntactic

Structures (Sözdizimsel Yapılar) adlı kitapları bastırmasıyla birlikte yaygınlık kazanan kuramsal bir yaklaşımdır. Chomsky, 1950’lerde dil ve dil edinimi konusunda hâkim olan dilbilimdeki yapısalcılık ve psikolojideki davranışçılık kuramlarını çürüten yenilikçi görüşleriyle bilişsel devrimi başlatan öncü araştırmacılardan biridir.

Üretici Dilbilgisi, konuşucunun ana diline ilişkin bilgisini ve dil kullanımını insan zihninin bir yansıması olarak görür. Dolayısıyla en üst düzeydeki hedefi insanların ana dili bilgisi ve kullanımında ortaya çıkan bilişsel süreçleri modellemek ve açıklamaktır. Üretici dilbilgisinin yanıtlamayı hedeflediği sorular şunlardır:

  • İnsanlar anadillerini nasıl öğrenirler?
  • Anadilleri hakkındaki soyut bilgileri nedir?
  • Bu soyut dil bilgisi nasıl kullanılır?

Doğuştancılık ve Deneyselcilik

Chomsky, dil edinimi ve dil edincine ilişkin soruları yanıtlarken usçu ve deneyselci felsefi yaklaşımların arasında usçu yaklaşımı benimseyerek insanların doğuştan getirdikleri bir dil yetisinin varlığını savunmuştur. Chomsky bu konuda antik Yunan filozofu Eflatun’a kadar uzanan ve sonra 16. yüzyıl Fransız filozofu olan usçu René Descartes’ın görüşlerinden etkilenmiştir. Eflatun bildiklerimizin yaşayarak deneyimlerimizle öğrendiklerimizden çok daha fazla olduğuna işaret etmiş ve bu bilginin nereden geldiğini sormuştur. Eflatun’a göre eğer bilgimiz deneyimlerimizden gelmiyorsa, bu bilgi ancak doğuştan gelmelidir. Chomsky, usçu felsefeden etkilenerek dil edinimi ve dil yetisi alanlarında doğuştancı bir yaklaşımı savunmuştur. Yani, insanın dil yetisinin doğuştan gelen bilgi sonucu olduğunu öne sürmüştür.

Chomsky – Eflatun’un bildiklerimizin deneylediklerimizden fazla olduğu savına benzer bir görüşle – çocukların duydukları dil verisinden çok daha fazlasını kısa zamanda öğrendiklerini göstermiştir. Bu, dil edinimi alanında uyaran yetersizliği olarak bilinir. Burada “uyaran” dil edinen çocuğun duyduğu dil verisidir. Chomsky’ye göre bu veri eksik ve yetersizdir; çocuk duyduklarından çok daha fazlasını üretir. Ana dili edinimi sırasında hiç kimse çocuğa dil eğitimi vermez. Üstelik çocuk hata yaptığı zaman da dilbilgisi konusunda yetkin bir yetişkin tarafından yanlış düzeltilmez. Her şeye rağmen çok karmaşık dizgesi olan insan dili kısa bir zaman içinde edinilir.

Evrensel Dilbilgisi (Ed)

Dil, insan bilişinin bir ürünü ise dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların ırk, cins, kültür ve gelenek/görenek farklılıklarına bakmaksızın ortak özellikler paylaşmalıdır. Dillerde ortak olan bu eşdeğerliklere Evrensel Dilbilgisi (ED) denir. Bu ortak özelliklerin dil ediniminde de yansımaları vardır ve Chomsky’ci dilbilimde Evrensel Dilbilgisi iki farklı anlama gelir:

  • İnsan zihnindeki dil edinmemizi sağlayan doğuştan gelen genel öğrenme yetilerinden tamamen ayrı dil öğrenme ve kullanma birimi (Eski adıyla Dil Edinim Aracı)
  • Dillerin yapısal eşdeğerlilikleri ve aynılıkları

ED’de iki önemli kavram vardır: İlkeler ve Değiştirgenler. İlkeler her dilde olan aynılıklardır ve bunlar insan dilinin tüm ortak özellikleridir. Öte yandan değiştirgenler diller arası farklılıklardır. Bütün dillerde bulunan evrenceler olan bazı ED ilkeleri şunlardır:

Kural güdümlü yapı ilkesi : Her insan dilindeki yapılar mutlaka belli kurallar çerçevesinde yer alır. Kuralsız yapı oluşturan bir dil yoktur.

Özyineleme İlkesi : Bir yapının içinde aynı yapının yer alması.

Özyineleme ilkesi de diğer ilkeler gibi mutlak bir evrencedir. Her dilde Rus matruşka bebekleri gibi birbirinin içinden çıkan yapılar vardır. Örneğin bir ad öbeğinin içinde başka bir ad öbeği bulunabilir:

– Ali’nin kitabının kapağının rengi

Burada Ali’nin kitabı bir ad öbeğidir ve kitabın kapağı da, kapağın rengi de diğer ad öbekleridir ve bir ad öbeği diğerinin içinde yer alarak üçlü düzlemde özyineleme oluştururlar.

Adıl-düşürme değiştirgeni : Türkçe, Arapça, İspanyolca gibi bazı diller gizli özne kullanımına izin verirler. Oysa İngilizce, Fransızca gibi bazı dillerde gizli özne bulunamaz. Bu, ED’de diller arası farklılık gösteren bir özelliktir. Türkçede ve diğer dillerde gizli ya da açık öznenin kullanılma koşulları vardır. Bu koşullar tümce ötesi edimbilim ve metin dilbilim kurallarıdır. Yine de gizli ve açık özne kullanımı kural temellidir. Aynı kişiden söz edeceksek, arka arkaya o kişinin adını tekrarlamak Türkçede uygun değildir, gizli özne kullanılır:

  1. Can tatile gitmek istedi.
  2. adıl ancak çok yoğundu.
  3. adıl o yüzden önce işlerini bitirmesi gerektiğini düşündü.

Yukarıdaki örnekte (a) Can’dan söz edilmiştir. (b) ve (c)’de aynı kişiden söz etmek söz konusu olduğu zaman gizli özne kullanılması uygundur, çünkü aynı kişi hakkında konuşulmaktadır. Gizli özne dilbilimde gelenek olduğu üzere (b) ve (c)’de olduğu gibi adıl olarak gösterilir.

Söz dizilimi değiştirgeni : Her dilde tümceler belli bir sıralanışa göre oluşturulur. Örneğin İngilizcede şu örneklere bakarsak önermelerin anlamının sıralanış ile belirlendiğini görürüz:

  1. Jack loves Mary. ‘Jack Mary’yi seviyor’
  2. Mary loves Jack. ‘Mary Jack’i seviyor.’

Örnek (a)’da seven kişi Jack iken (b)’de sıralanış değiştiği için bu kez seven Mary olur. Bu örneklerden de anladığımız kadarıyla İngilizcede sözcük dizilimi yapıyı ve anlamı belirlemektedir.