Ünite 2: Sovyet Yönetiminde İdil-Ural Bölgesi

Ekim 1917 Devrimi Sonrasında İdil-Ural Bölgesi

25 Ekim 1917’de Rusya tarihinin ve bütün dünya tarihinin gidişatını radikal bir şekilde değiştirecek olan bir olay gerçekleşir; Bolşevikler, geçici hükûmeti silahlı darbe yöntemi ile devirerek ülkedeki iktidarı ele geçirirler. İdilUral bölgesi genelinde Bolşevik iktidarının tam olarak yerleşmesi ise biraz zaman alacaktır. Bir taraftan, Kazan’da Temmuz 1917’de ilan edilen İç Rusya ve Sibirya Müslümanlarının Milli-Medeni Muhtariyeti prensibini hayata geçirmek üzere çalışmalar sürdürülürken, bir yandan da gecikmeden bir Türk-Tatar hükûmetinin kurulması gerektiği fikri ortaya atılır. Haziran 1917’den itibaren şekillenmeye başlayan ve Zeki Velidi’nin başını çektiği Başkurtçuluk hareketi de bu arada hız kazanır.

2 Ocak 1918’de Topraklı Muhtariyet Komisyonu İdil-Ural Devleti’ne dair proje çalışmalarını sunar. Hazırlanan Anayasa metninde kurulacak devletin ahalisi için TürkTatar tabiri kullanılır, ayrıca Millet Meclisi’nin aldığı bazı kararlarda Başkurtluk, Tatarlık, Tipterlik gibi hareketler, Büyük Türk-Tatar milletinin tek vücut olarak teşkilatlanmasına zarar getiren kabile sürtüşmeleri olarak kınanır. 6 Ocak 1918’de Türk-Tatar Millet Meclisi İdil-Ural Devleti’ni kurma kararını ilan eder. Bundan sonrası ise talihsiz olaylar dizisi olarak gerçekleşir. 1918 yılının başında, İdil-Ural bölgesinde Bolşevik yönetimi gittikçe pekişir. Bolşevik yönetimi Ocak 1918’den itibaren Kazan ve Ufa vilayetlerinde yerel Kızıl Ordu birliklerini kurmaya başlar. Bolşevik propaganda bölge halklarını Kızıl Ordu saflarına çekmekte de bir hayli başarılı olur. İdil-Ural Devleti’ni gerçekleştirmek üzere hazırlıklar yapmakla görevlendirilen Topraklı Muhtariyet Komisyonu Ocak ayının başında Kazan’a geçmiş ve Kazan’da çalışmaya başlayan II. Bütün Rusya Müslüman Askerler Kurultayı’nın çalışmalarına katılmıştı. Kurultay İdil-Ural Devleti kurma kararını coşku ile kabul ederek 1 Mart’ta bu kararın Kazan’da törenle ilan edileceğini duyurdu. Kurultaya katılan Bolşevikler kendi görüşlerini ileri sürmeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar ve kurultayı terk ettiler.

Bu gelişmeler karşısında Bolşevik yönetimi hemen karşı harekete geçti. Moskova’dan alınan emirler doğrultusunda Kazan Bolşevik Sovyeti, İdil-Ural Devleti’ni kurma fikrinin meşru olmayıp Sovyet yönetimini devirmek için düşünülen bir çare olduğunu ileri sürerek bölgede Sovyet Rusya’sı bünyesinde bulunacak olan bir Sovyet cumhuriyetinin kurulacağını ilan etti. Mart ayının başlarında Müslüman Komiserliği Tatar-Başkurt Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurma konusunda bir karar çıkardı. Bu cumhuriyetin sınırları aşağı yukarı İdil-Ural Devleti’nin sınırları ile aynı olacaktı.

Sovyet İktidarının İlk On Yılı

Sovyet devleti, Alman düşünür Karl Marks’ın kurucusu olduğu komünizm öğretisinin hayata geçirildiği dünyadaki ilk ülke oldu. Bolşevikler adıyla iktidara gelen, daha sonra Sovyetler olarak anılmaya başlayan Rusyalı komünistler eski Rusya İmparatorluğu topraklarında dünyanın geri kalanından tamamen farklı yeni bir düzen kurdular. Hayatın her alanında yaşanan radikal bir toplumsal dönüşümün eseri olarak ortaya çıkan Sovyet ülkesi, XX. yüzyılın tarihine bir süper güç olarak damgasını vurdu. Aynı zamanda, iktidarın toplum üzerinde tarihte benzeri görülmemiş bir baskı rejimini kurduğu totaliter devlet örneği olarak da tarihte yer etti.

Totaliter devlet: İktidar yetkisinin tek partinin ve onun diktatör liderinin elinde toplandığı, toplumsal hayatın tüm yönlerinin devletin katı kontrolü altında tutulduğu, vatandaş hak ve özgürlüklerinin fiili olarak uygulanmadığı bir devlet düzenidir.

Sovyet tarihinde belirgin olarak bir kırılma noktasından söz edilebilmektedir. Sovyet devletinde 1920’li yıllarda yürütülen politikalar, 1930’lı yılların başından itibaren köklü bir biçimde yön değiştirmiştir. Bu kırılma anı, Stalin’in hâkimiyeti eline topladığı zamana denk gelmektedir. Stalin’in benimsediği katı ve dar görüşlü tutum, komünist prensiplerle Sovyet ülkesinin toplumsal gerçekleri arasında zaten var olan çelişkileri daha da derinleştirdi ve sorunları çözülmez kıldı.

İç Savaş Dönemi ve Savaş Komünizmi Politikaları: 1917-1921: Bolşevik yanlısı ve Bolşevik düşmanı güçler arasında 1917 yılının sonundan itibaren 1920 yılının sonuna kadar süren acımasız iç savaş Rusya’yı harabeye çevirir. Rusya’daki iç savaş yıllarının toplumsal bedeli çok ağır olur. Savaş harekâtları, Kızıl ve Beyaz orduların uyguladığı terör, açlık ve salgın hastalıklar sebebiyle toplam 15 milyon insan hayatını kaybeder.

Bolşevik yönetiminin halk düşmanı ilan ederek mallarını talan ettiği ve kovuşturduğu zengin tabakalar başta olmak üzere Rusya’dan bu yıllarda yaklaşık 2.5 milyon insan yurt dışına kaçar. Ülke maddi ve manevi açıdan onulmaz yaralar alır. İç savaş yıllarında ekonomik sıkıntılar ve gıda kıtlığı baş gösterince Bolşevik yönetimi, Savaş Komünizmi olarak adlandırılan bir politika uygular. Bu politikaya göre, ticaret ve parasal işlemler yasaklanarak ve özel sektör ortadan kaldırılarak bütün ekonomi sıkı devlet denetimi ve bizzat Komünist Partisinin kontrolü altına alınır. Ancak büyük sıkıntı içine düşen ve açlığa mahkûm olan köylüler arasında isyanlar çıkar. Sovyet yönetimi geri adım atmak zorunda kalır ve yeni bir politikaya geçilir.

NEP; Rusça Yeni Ekonomi Politikası kelimelerinin kısaltmasıdır. Sovyet devletinde 1920’li yıllarda uygulanan ekonomi politikası bu terimle belirtilir. NEP uygulamasında serbest piyasa koşullarının işlemesine kısmen izin verilmiştir. Ekonomideki bu yeni politika çok geçmeden olumlu sonuçlar verir ve ekonomi düzelmeye doğru gider. Ancak NEP politikasının bu olumlu sonuçları hissedilmeden önce İdil-Ural bölgesi çok büyük bir felaket yaşar.

İdil-Ural Bölgesinde Açlık: 1921-1922: Bolşeviklerin Savaş Komünizmi politikası çerçevesinde gerçekleştirdikleri çiftçilik ürünlerine el koyma uygulaması ile iyice yıkıma uğrar.

Kış aylarında baş gösteren açlık, 1921 yılında yaşanan kuraklığın da etkisiyle bir felaket boyutunu alır. İdil-Ural bölgesini, Ukrayna’nın güneyini, Kırım’ı, kısmen Kazak topraklarını ve Batı Sibirya’yı etkisi altına alan açlıktan özellikle İdil-Ural bölgesi çok kötü bir şekilde etkilenir. Kentlerde aç insanlar tahıl depolarını ve trenleri yağmalarken, köydekiler kedi, köpek, ot, ağaç kabuğu dahi buldukları her şeyi yemek zorunda kalırlar. Çok uzun süre açlık çekilen bölgelerde yamyamlık vakaları dahi yaşanır. Açlığın yanı sıra salgın hastalıklar da yayılır, bazı köyler tamamen boşalır. 1921-1922 yıllarında Başkurt özerk cumhuriyetinde 650 bin kişi Tatar özerk cumhuriyetinde yaklaşık 500 bin kişi, Çuvaş özerk bölgesinde 13 bin kişi hayatını kaybeder. Temmuz 1921’de Sovyet iktidarı Açlıkla Mücadele Komitesi’ni kurarak yardım çalışmaları başlatır. Bu yardımlar yeterli olmadığı için Sovyet yönetimi diğer ülkelere de yardım çağrısı yapmak zorunda kalır.

1920’li Yıllarda Ekonomik, Siyasal ve Toplumsal Yaşam: Kırsal kesim iç savaşın ve açlığın sebep olduğu yıkımdan sonra toparlanmaya başlar. NEP döneminde Toprak Kanunu’nun uygulanması sonucunda çiftçilerin toprak durumu iyileşir ve orta halli çiftçiler çoğunluğu teşkil edecek duruma gelir. Sovyet yönetimi ekonomik ve toplumsal yaşamda sosyalist uygulamaları hayata geçirmeye başlar. 1922 yılında İş Kanunları kabul edilerek sekiz saatlik iş günü, ücretli izin, çocuk emeğinin kısıtlanması gibi emekçilerin çalışma hayatını iyileştiren önemli kanunlar hayata geçirilir. Ücretsiz tıbbi yardım ve sosyal sigorta uygulamaları başlatılır. Maaşlar artar, sanayide Rus olmayan işçilerin sayısı çoğalır.

NEP politikası dolayısıyla daha liberal bir havanın estiği ekonomik hayatın aksine, ülkenin siyasal ve toplumsal yaşantısında otoriter eğilim iyice pekişir. Komünist Partisi’nin ülke çapındaki etkisi gittikçe artar. Gençler için Komsomol adında özel bir gençlik kolu kurulur.

Komsomol: Rusça Komünist Gençler Birliği anlamına gelen kelimeler dizisinin kısaltmasıdır; Komünist Partisinin gençlik koludur. Kendi ideolojisini kabul etmeyenlere karşı tahammülsüz davranan ve karşıt görüşleri bastırmak için zorba yöntemler kullanmaktan çekinmeyen Komünist Partisi, 1920’lı yıllarda din kuruluşlarını ve din adamlarını hedef alır. 1930’lu yıllarda doruğuna ulaşan kovuşturmalar sonucunda din adamları tabakasının neredeyse kökü kazınır ve din olgusu kamusal yaşamdan tamamen silinir.

1920’li Yıllarda Kültürel Yaşam: Sovyet döneminde, inkâr edilemeyecek bir şekilde, kültürel gelişmenin önü açılmış, halk kitlelerini aydınlatmak ve ilerletmek için birçok önemli adım atılmıştır. Diğer taraftan, Komünist Partisi’nin sıkı ideolojik kontrolü ve kovuşturmaları, toplumun fiziksel ve manevi yaşamına büyük zararlar vermiş, kültürün özgür gelişimini engellemiştir.

Sovyet Yönetimi, ilk yıllarından itibaren köklü bir kültür devrimi başlatır. Bu devrimin başlangıç aşamasını, okuryazarlığı yayma kampanyası oluşturur. 1959 yılında okuryazarlık %99.2’ye çıkacaktır. Rus olmayan halklar kendi ana dillerinde eğitime kavuşur. Sovyet yönetimi özellikle işçilerin ve köylülerin eğitilmesine özel önem verir. Dinî eğitim veren kuruluşlar kapatılırken yeni Sovyet okulları, yüksek eğitim kuruluşları, bilimsel ve kültürel kurumlar açılır. Rus olmayan halklar arasında ilk defa profesyonel olarak resim, müzik ve diğer sanat dalları ile uğraşan sanatçılar ortaya çıkmaya başlar. Fakat Komünist Partisinin ideolojik baskısı bilimsel faaliyetlerin ve kültürel hayatın özgürce gelişmesinin önünde ciddi engeller yaratır.

1920’li Yıllarda Milletler Politikası: Bolşevikler, komünizm öğretisi uyarınca her zaman milliyetçiliği yeren, onu gerici burjuva ideolojisi olarak damgalayan bir tutum içinde oldular. Marksist öğretiyi Rusya şartlarına uyarlayan Lenin, Sovyetlerin uygulayacağı kültürel ve toplumsal politikalar sonucunda nasılsa zamanla komünist dünya görüşüne uygun şartlar oluşacak ve Sovyet halkları milliyetçiliği terk ederek bir sonraki toplumsal aşamaya yükseleceklerdi.

Lenin’in otoritesi sayesinde 1920’li yıllar Sovyetlerin milletler konusunda en ılımlı ve tavizkâr tavrı sergilediği bir dönem oldu. Komünist Partisinin 12. Kurultayı’nda milletler politikasının Yerelleştirme prensibine göre yürütüleceği ilan edildi.

Yerelleştirme (korenizatsiya): Sovyetlerin 1920’li yıllarda ve 1930’lu yılların başında yürüttüğü, yerel dillerde eğitim ve kültür işlerini desteklemeye ve yerli etnik topluluklardan idareci kadrolar oluşturmaya yönelik uygulamalarıdır. Yerelleştirme politikası Rus olmayan halkları Sovyet tarafına çekmek ve şeklen milli, içerik bakımından sosyalist kültürlerin gelişmesini sağlamak hedefini gütmüştür.

1930’lu Yıllar

1922 yılının sonunda ağır hastalık sebebiyle siyasal yaşamdan çekilmek zorunda kalan Lenin, Ocak 1924’te hayata gözlerini yumar. Sovyetler Birliği Komünist Partisinin Genel Sekreteri sıfatıyla elinde büyük güç toplayan Stalin, 1920’li yılların sonuna doğru tüm siyasi rakiplerini ortadan kaldırarak Sovyet ülkesinin tartışılmaz önderi konumuna gelir. Stalin döneminde Sovyet ülkesi, bir taraftan muazzam ekonomik atılımı gerçekleştirerek uluslararası alanda bir süper güç konumuna yükselecektir. Fakat aynı zamanda tarihte eşine az rastlanan zalimlikte totaliter bir baskı rejimiyle yönetilen bir devlet olarak şekillenecektir.

Sovyet Tarzı Modernleşme: Sanayileşme ve Kollektifleştirme: 1929 yılından itibaren köylerde yüzde yüz kollektifleştirme hedeflenerek harekete geçildi. Orta halli çiftçiler Sovyet düşmanı diye damgalanarak aileleriyle birlikte Rusya’nın doğusuna ve kuzeyine sürüldüler, malları gasp edildi. Bazı verilere göre, sürülenlerin sayısı 15 milyon kişiyi buldu. Geriye kalan daha yoksul köylüleri zorla, kolhoz adıyla anılan kollektif çiftliklere topladılar. Birçok köylü kolhozlardan kaçarak şehirlere göçmek zorunda kaldı. 1930’lu yıllarda şehirler kalabalıklaştı ve işçilerin sayısı 24 milyona ulaştı. Kolhozlarda kalan 35 milyon köylü ise devletin sıkı kontrolü ve baskısı altında üretim yaparak sanayileşmeye kaynak akıtan kitleye dönüştü.

Kolhoz: Rusça kollektif çiftlik anlamına gelen bir kısaltmadır. Sovyet devletinde kırsal kesim kollektif çiftlikler (kolhozlar) olarak örgütlenmişti.

Sanayileşme hamlesi büyük başarıya ulaştı. Daha ilk beş yıl içinde ağır endüstrinin temelini oluşturan 1500 büyük sanayi kuruluşu (elektrik santralleri, makine fabrikaları, madencilik tesisleri vb.) inşa edildi. İkinci beş yılda bunlara 4500 sanayi kuruluşu daha eklendi. Tarımda makine kullanımı yaygınlaştı. 1930’lu yılların sonu itibariyle Sovyet Devleti sanayi üretiminde dünyada ABD’den sonra ikinci sıraya yükseldi.

Çok kısa sürede gerçekleştirilen sanayileşmenin ve kollektifleştirmenin toplumsal bedeli olağanüstü ağır oldu. Milyonlarca insan sürüldü, ağır şartlarda çalıştı, birçoğu öldü, sayısız acılar yaşandı. İnsafsız kollektifleştirmenin tarıma ve hayvancılığa vurduğu darbe sonucunda Avrupa Rusya’sında 1932-33 yıllarında yine açlık felaketi patlak verdi. Açlık sebebiyle yaklaşık olarak 7 milyon kişi öldü.

Büyük Terör: Sovyet yönetimi, uyguladığı politikalarının vahim sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçınarak, bütün suçu meçhul halk düşmanlarına yükler ve insan avına girişir. Parti ve devlet kurumlarını ve tüm toplumu gerçek veya olası muhaliflerden temizleme kampanyaları yürütülür. Sadece 1937-38 yıllarında toplam 3.5 milyon insan kovuşturulur, bunların bir kısmı kurşuna dizilerek infaz edilir. Sovyet ülkesinin diğer bölgeleri gibi İdil-Ural bölgesindeki cumhuriyetler de bu kovuşturma dalgalarından nasibini alır. 1930’lu yılların devlet terörüne kurban gidenler yıllar sonra aklanacak ve suçsuz oldukları kabul edilecektir.

Milletler Politikasında Kırılma: Stalin 1934 yılında Komünist Partisinin 16. kurultayında yaptığı konuşmada yerel milliyetçiliklerin tehlikelerinden bahsederek, dönüşümün sinyalini vermiş olur. Ruslar için eşitler arasında birinci, büyük kardeş sıfatları kullanılmaya başlanır. Ülkenin ideolojik hayatı bundan böyle büyük kardeş Rus halkının önderliğine dayanan halklar dostluğu teması etrafında şekillenir.

1938 yılında bütün milli okullarda Rusçanın öğretilmesi zorunlu kılınır. Bunu takiben Sovyet halklarının çoğunun alfabesi Latin’den Kiril alfabesine çevrilir; bunun amacının Rus olmayan halkların Rusçayı öğrenmelerini kolaylaştırmak olduğu ilan edilir. İdil-Ural bölgesinde 1939 yılında Tatarca ve 1940 yılında Başkurt’ça için Kiril alfabesi kullanılmaya başlanır. Böylece Tatarlar ve Başkurtlar daha önceki on yılda Latin alfabesiyle yaratılan kültürel birikimini de büyük ölçüde kaybetmiş ve kültürel gelişme süreçleri bir kez daha kökten sarsılmış olur.

1930’lu Yıllarda Kültür ve Sanat Yaşamı: Sovyet devletinin bazı olumlu getirilerinden de bahsetmek gerekir. Sovyet döneminde vatandaşlara çalışma, dinlenme, ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri anayasal hak olarak tanınmış ve sağlanmış, eğitim, spor, kültür, bilim, sanat faaliyetlerinden halkın önemli bir kısmı yararlanabilmiştir. Sovyet yönetiminin özellikle kadınların ve çocukların durumu ile çok ilgilendiğini belirtmek gerekir.

Bununla birlikte hayatın her alanı Komünist Partisinin katı ideolojik yönlendirmesi ve kontrolü altında bulunur. Kültürel, bilimsel ve sanatsal faaliyetlerin içeriği katı sansüre tabi tutulur. Edebiyatçılardan ve sanatçılardan sosyalist gerçeklik prensibine uymaları ve sadece sosyalist ülkülere uygun konuları işlemeleri, Sovyet iktidarının başarılarını övmeleri talep edilir. Stalin tüm zamanların en bilge önderi olarak yüceltilir. Stalin’in yüceltilmesi gittikçe toplumsal hayatın tüm alanlarına işler ve aşırı bir hâl alır.

İkinci Dünya Savaşı Dönemi ve Sonrası

İkinci Dünya Savaşı’nın Nazi Almanya’sı ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan bölümü Sovyet tarihçiliğinde Büyük Vatan Savaşı olarak adlandırılmaktadır. 22 Haziran 1941’de Nazi Almanya’sının savaş ilan etmeksizin Sovyetler Birliği’ne saldırmasıyla başlayan Büyük Vatan Savaşı dört yıla yakın bir zaman sürecek ve XX. yüzyılın başından beri ardı ardına büyük acılar çekmiş olan talihsiz Sovyet halklarına yeni ölümler, acılar ve zorluklar getirecektir.

Savaşın İdil-Ural Bölgesindeki Etkileri: Cephe gerisinde kalan ve 1930’lu yıllarda önemli sanayi merkezi haline gelmiş olan İdil-Ural bölgesi bu açıdan Sovyet yönetimi için büyük önem kazanır. Burada bulunan fabrikalara ek olarak, batıda tehlike altındaki bölgelerden önemli sanayi kuruluşları (çalışanları ile birlikte) İdil-Ural bölgesine nakledilir. İdil-Ural bölgesi cumhuriyetlerinin kendi sanayi imkânları da seferber edilir. Savaş yıllarında Başkurt topraklarından 5 milyon ton petrol çıkartılır. Savunma ihtiyaçları için kaynak arayışları sırasında Tatar cumhuriyeti topraklarında da petrol yatakları keşfedilir ve petrol üretimi başlar. İdil-Ural bölgesindeki yerel sanayi kuruluşları ürün profilini değiştirerek cephenin ihtiyaçları için asker elbisesi, ayakkabısı, bomba, mermi vb. üretimini yapmaya başlar.

Sovyet Tarih Anlayışında Değişim ve Bunun Tatarlara Yansıması: Sovyet ülkesinde 1930’lu yıllardan beri yerleşen Rus milletini yüceltme tutumuna bağlı olarak kahramanlık sahneleri özellikle Rus tarihinden seçilir. Bu bağlamda Rusya tarihinin Moğol istilası ve Altın Orda hâkimiyeti dönemi de özel önem kazanır. Moğol istilalarının Rusya topraklarına muazzam zarar verdiği, Altın Orda idaresinin Rusya’nın sosyal ve ekonomik gelişmesini gerilettiği, Altın Orda’dan sonra ortaya çıkan Tatar hanlıklarının da saldırgan çapulcu politikalarla Rusya için sürekli bir tehdit oluşturduğu tasvir edilir. Bu durumda Tatarların geçmişteki devletçilik geleneklerine ilişkin tarihsel hafızası Sovyet yorumu ile çelişkiye düşer. Bu çelişkiyi ortadan kaldırma, Tatarların Altın Orda ve Kazan Hanlığı ile kayda değer bağlarının olmadığını, hatta onların bu devletlerin idarecilerine karşı kardeş Rus halkı ile omuz omuza savaştıklarını kanıtlama gereği ortaya çıkar. Tatarların Sovyet yorumu ile çelişen milli tarih anlayışları üzerinde gereken ayarları yapabilmek için çeşitli cephelerden saldırıya geçilir.

Savaş Sonrası Yılları: İkinci Dünya Savaşının Sovyetler Birliği için bedeli çok ağır olur. Savaşta toplam 27 milyon insan kaybedilir (ülke nüfusunun %18’i), 2.5 milyon kişi sakat kalır. Savaş biter bitmez Stalin önceki çizgisinde devam eder. Komünist Parti toplumsal hayatın her alanındaki aşırı baskı ve kontrolünü, eskisi gibi sürdürür. 1930’lu yıllardaki gibi korkunç boyutlarda olmamakla birlikte kovuşturmalar dalga dalga devam eder. Bu sefer kovuşturulanlar arasında çoğunluğu savaş sırasında Nazi işgali altındaki bölgelerde kalanlar ve Nazilere esir düşmüş olan askerler oluşturur.

Ağır sanayi dallarının ve savunma sektörünün gelişmesine öncelik verilirken, halkın ihtiyaçlarını karşılayan ekonomi dalları (hafif sanayi, konut ve sosyal altyapı tesisleri inşaatı, tarım ve hayvancılık) gittikçe ihmal edilir. Bu sebeple Sovyet vatandaşların hayat standartları Batılı ülkelerle kıyaslandığında çok düşük seviyede kalır.

Geç Sovyet Dönemi

Buzların Erimesi Süreci 1953-1964: 1953’te Stalin’in ölmesiyle Sovyetler Birliği tarihinde bir dönem kapanır. Ülkenin ekonomisinde, siyasal ve toplumsal hayatında bazı önemli değişimler meydana gelir. Buzların Erimesi olarak bilinen ve nispeten kısa süreli olan bu dönemde yaşanan önemli gelişmeler şunlardır;

  • Stalin dönemindeki kovuşturmaların ilk defa resmî olarak dile getirilmesi ve yerilmesi,
  • Öldürülen ve sürgün edilenlerin en azından bir kısmının aklanması, hayatta olanlarının serbest bırakılması,
  • Kovuşturma organlarının yeniden yapılandırılarak Stalin tarzı terör uygulamalarının tekrar yaşanmaması için önlemler alınması,
  • İfade özgürlüğü bakımından nispeten ılımlı bir ortamın oluşmasıdır.

Sonuç olarak, Sovyet döneminin geri kalanında Stalin’den miras kalan devlet sistemi sadece bazı rötuşlarla üstü kapatılarak devam ettirilir.

Durgunluk Dönemi 1964-1985: Hruşov’un yerine ülkenin yöneticiliğine getirilen Leonid Brejnev bu görevinde tam 18 yıl kalır. Brejnev dönemi ve ondan sonraki birkaç sene Sovyet tarihinde durgunluk dönemi olarak adlandırılır. Soğuk Savaş yıllarına rastlayan Brejnev döneminde ülke yönetiminde ordunun ve savunma sanayi yöneticilerinin ağırlığı ve KGB’nin etkisi artar. Bilimsel ve teknolojik buluşlardan öncelikle savunma sanayisi faydalanır. Toplumun ihtiyaçlarına yönelik sanayi dalları, özellikle hafif sanayi, tarım, hayvancılık ve inşaat sektörleri sürekli olarak ihmal edilir ve teknolojik olarak çağın gerisinde kalır. Sıradan vatandaşlar en temel ihtiyaç maddelerinin ve sosyal hizmetlerin eksikliğini çekerler. Bu ortamda rahatça gelişme fırsatı bulan kara borsa ve yolsuzluklara dayanan gölge ekonomi, normal ekonominin önüne geçer.

Toplumda manevi bezginlik, çaresizlik ve boş vermişlik psikolojisi yerleşir. Devlet malını çalma, iş yerlerinde ihmal ve sorumsuzluk, asosyal davranış ve alkolizm vakaları çığ gibi artar. Böylece Sovyet devleti ideolojik, ekonomik, siyasal ve toplumsal açılardan, yani kısaca her yönden çıkmaza doğru ilerler.

Geç Sovyet Döneminde İdil-Ural Bölgesinin Ekonomisi: Çuvaş, Tatar ve Başkurt cumhuriyetlerinin üçü de 1960’lı70’li yıllara gelindiğinde oldukça ileri derecede sanayileşmiş bölgeler durumuna gelir. Tatar ve Başkurt Cumhuriyetleri özellikle petrol üretiminde Sovyetler Birliği’nde ön sırada yer alır.

Petrol üretiminin doğal alanlar üzerinde çok büyük olumsuz etkileri olur. Öncelikle, petrol sanayi kuruluşları çevreyi kirleterek ekolojik durumu olumsuz etkiler. Ekonomisi bütün Sovyet ülkesinin ihtiyaçlarının karşılanmasına hizmet ederken kendi yerel ihtiyaçları merkez iktidar tarafından hiç dikkate alınmadığı için, Tatar cumhuriyetinin toplumsal gelişimi komşu cumhuriyetlere göre geride kalır.

Geç Sovyet Döneminde Milletler Politikası: Geç Sovyet döneminde de milletler politikasında Stalin’in çizgisi devam ettirilir. Resmî propaganda Sovyet toplumunda milletlerin kaynaşması sürecinin son hızla sürdüğünü ve milletler sorununun tamamen çözülmüş olduğunu iddia eder. Gerçekte ise bu ilan edilen kaynaşma hali tek bir milletin -Rusların- diğerlerine üstün bir konuma getirilmiş olmasından ve Rusçanın milletlerarası iletişim dili sıfatıyla eğitimde ve toplumsal yaşamın her alanında başköşeye yerleşmesinden ibarettir.

Perestroyka Dönemi (1985-1991) ve İdil-Ural’daki Etkileri: 1985-1991 yılları Sovyet tarihinin perestroyka dönemi olarak bilinir. Perestroyka; Rusça yeniden yapılanma anlamına gelir. 1985 yılında Komünist Partisinin yeni Genel Sekreteri M. Gorbaçov tarafından Sovyet sistemini kısmen yenilemek amacıyla başlatılan ekonomik ve siyasal reform sürecidir. Çok geç kalındığı ve yeterli gelmediği için komünist rejimin düşmesi ve Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ile sonuçlandı.

Ekonomi genel bir çöküşe doğru giderken, siyasal alanda da hızlı ve köklü değişimler yaşanır. Sovyet yönetiminin glasnost politikası çerçevesinde başlattığı tartışmalar, Komünist Partisinin amacının çok daha ötesine taşarak genel olarak Sovyet geçmişinin ve sosyalist sistemin derinlemesine sorgulanmasına dönüşür.

Glasnost; Rusça açıklık/şeffaflık anlamına gelir. Perestroyka döneminde Komünist Partisi belli konuları tartışmaya açar ve bu uygulamaya glasnost adı verilir. Glasnost politikasının başlattığı tartışmalar kendiliğinden büyüyerek o zamana kadar yasak olan tüm konuların serbestçe tartışılması ile sonuçlanır.