Ünite 2: Sosyolojik Yöntemde Klasik ve Yeni Dönem Tartışmaları

Sosyolojik Yöntemde Farklı Bilimsel Yaklaşımların Gelişimi

Sosyolojide kullanılan araştırma yöntemlerini temellendiren çok çeşitli sosyal bilim anlayışı bulunmaktadır. Neuman (2003, s.70)bu bilim anlayışlarını pozitivist, yorumlayıcı ve eleştirel sosyal bilim şeklinde 3 genel yaklaşım halinde sınıflandırmaktadır. Bu üç temel sosyal bilim anlayışı dışında günümüzde gelişmekte olan feminist ve postmodern olarak adlandırılan iki ayrı yaklaşımdan da söz edilir.

Pozitivist Sosyal Bilim Yaklaşımı

Pozitivist yaklaşım, bilimin sadece tek bir mantığı olduğunu ve bir entelektüel etkinliğin ancak bu mantığa uyduğu takdirde bilim olarak kabul edilebileceğini ileri sürer. Başka bir deyişle, sadece tek bir bilimsel yöntem vardır, bütün bilimler bu yöntemi kullanır, sadece konuları değişiktir. Bu yöntemle olguların bilgisine bilginin tek kaynağının duyumlar ve deneyimler olduğunu öne süren görüş olan ampirizm ile ulaşılabilir. Pozitivizm, gerçekliğin insanlardan bağımsız olarak var olduğunu savunur. Bu nedenle Pozitivist yaklaşım, sosyal bilimlerde de doğa bilimlerinde uygulanan yöntemin kullanılmasını, doğa bilimlerinde nasıl doğal olgulara ilişkin genel geçer yasalar ortaya konmaya çalışılıyorsa, sosyal bilimlerde de insan etkinliklerini tahmin etmeye yarayacak genel geçer toplumsal yasaların ortaya konmaya çalışılması gerektiğini savunur. Pozitivist sosyal bilim yaklaşımı, toplumsal yaşamı doğal yaşamın devamı olarak görmektedir. Bu sebeple doğal yaşamdaki yasalara benzer yasal düzenlilikler olduğunu varsaymaktadır. Böylece insan davranışlarının da nedensel olarak açıklanacağı savunulur. Bu çerçevede pozitivizm nomotetiktir yani yasa temelli nedensel açıklama biçimi kullanmaktadır. Bu sebeple neden sonuç ilişkisi varsayılan doğal nedensel yasa varsayımın sonucudur. Pozitivist yaklaşıma göre sosyal bilimin amacı genel yasaları ortaya koyabilmek için toplumsal olgular arasında insanlardan bağımsız olarak var olan nedensellik ilişkilerini açıklamaktır ve bu amaca ulaşmak için doğa bilimlerindeki deney ve gözlem gibi teknikler kullanılmalıdır. Pozitivizme göre bilim değer yargısı taşımaz tarafsız (nötr) ve yansızdır. Bu bakımdan da değer yargısı taşıyan yaygın kanıdan kesin olarak ayrılmaktadır.

Pozitivist sosyal bilim yaklaşımına göre, doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki farklılık, temel olarak çalışma konuları ve araştırma nesnelerinin farklı olmasından kaynaklanır. Çalışma konularının ve araştırma nesnelerinin farklı olması ise farklı araştırma tekniklerinin kullanımını gerektirir. Başka bir ifadeyle, doğa bilimleri ile sosyal bilimlerin yöntemleri aynı; ancak konu ve araştırma teknikleri farklı olabilmektedir.

Sosyolojik yöntemde pozitivist bilim yaklaşımını benimsemiş ve sosyolojinin kurucuları arasında olan Auguste Comte ve Emile Durkheim’ın yöntemleri kısaca ele alalım.

Auguste Comte’un Yöntemi: Auguste Comte, sosyoloji bilimini doğa bilimleri yöntemine göre şekillendirmeye çalışmıştır. Comte, toplumsal yaşamın da doğa yasalarına benzeyen, nedensel yasalara tabi olduğuna inanıyordu, ona göre toplumsal yaşamın da bütününde, doğa yasalarına benzeyen, nedensel yasalar belirleyicidir. Bu noktada Comte’un pozitvist sosyolojisinin temel amacı da tarihsel ve toplumsal gelişmenin temelinde yatan ve toplumsal evrimi yöneten nedensel yasaları keşfetmektir(Suğur, 2009).

Comte’a göre toplumsal gerçeklik doğal gerçeklik gibi nesneldir. Bu nesnel gerçeklik değiştiremeyeceği için bilim sayesinde ancak bu gerçeklik keşfedilebilir. Böylece toplumsal denetim olanaklı hale gelebilir.

Comte, kurucusu kabul edildiği sosyoloji biliminin temel görevinin tarihsel ve toplumsal gelişme yasalarının araştırılması olduğunu düşünmektedir. Pozitif yöntemin bütün bilimler için zorunlu olduğunu savunan Comte, doğal ve sosyal bilimlerin birliğine inanmaktadır. Comte, insan bilgisini üç hal yasası olarak tanımlamakta ve bu üç aşamadan geçerek evrimleştiğini belirtmektedir.Bu evrimin son olarak pozitif bilimsel yöntem aşamasına erişeceğini belirtmektedir.

Her bilimi kendi içinde statik ve dinamik olarak iki temel çalışma alanına bölen Comte’a göre, statik herhangi bir sistemin parçaları arasındaki ilişkileri yöneten bir arada var olma yasalarını saptamaya çalışır. Dinamik ise herhangi bir sistemdeki değişimin ard arda sıralanışını yöneten ardışıklık yasalarını saptamaya çalışır.

Comte için “ Sosyoloji, dağınık haldeki olguları biriktiren bir bilim değil onları yorumlayan ve teori aracılığı ile birbirine bağlamaya çalışan bir bilimdir” (Swingewood,1998, s.66). Böylece Comte pozitivizm yaklaşımı ile toplumsal olguları birbirine bağlayan nedensel yasaları keşfetmeye çalışan bir yöntem anlayışına dayanır.

Emile Durkheim’ın Yöntemi: Durkheim’ın çalışması sosyolojide araştırmanın nasıl yapılacağı ile ilgili ayrıntılı en önemli çalışmalardandır. Durkheim, Comte’un yaklaşımına ek olarak sosyolojiyi yalnızca bilimsel olarak değil nesnel bir bilim olarak da kurmak istemiştir.

Sosyolojide kullanılacak yöntemden önce sosyolojinin çalışma konusunu tanımlamaya çalışan Durkheim için sosyolojinin kendine özgü çalışma konusunun tanımlanması, ona yakın olan diğer sosyal bilimlerden ayrılması ve doğa bilimleri gibi bağımsız bir bilimsel disiplin olarak kabul görmesi bakımından oldukça önem taşımaktadır. Ona göre sosyolojinin çalışma konusu toplumsal olgulardır.

  • Toplumsal olgular, bireylerin bilinçleri dışında var olurlar.
  • Toplumsal olgular bireylere kendilerini zorla kabul ettirirler.

Durkheim sosyolojinin çalışma konusunu toplumsal olgular olarak tanımlar ve toplumsal olguların dışsallık ve baskı olmak üzere iki temel özelliği bulunduğunu ifade eder.

Durkheim’e göre toplumsal olgularda nesne gibi gözlemlenmesi ve açıklanması gerekmektedir. Ona göre toplumsal olgular, toplumdaki yaygınlığına göre ikiye ayırır. Bu ayrıma göre toplumda yaygın olan olgular normal istisnai olgular ise patolojiktir. Durkheim her toplumu karmaşıklık derecesine göre tanımlar. Diğer taraftan toplumsal olgularında açıklanmasına ilişkin kurallarda da, toplumsal olguların nedensel açılamasının kendi gerçeklik düzeylerinde kalınarak yapılması gerektiğini belirtmektedir. Durkheim’a göre doğa bilimlerindeki gibi sosyolojide de toplumsal olguları açıklayan teoriler sınanabilmelidir. Durkheim’a göre toplumların ve toplumsal olguların deneye tabi tutulmaları mümkün olmayacağına göre sosyologların çeşitli toplumlarla ilgili bulgularını bu yöntem aracılığı ile karşılaştırarak sınamaları gerekmektedir.

Yorumlayıcı Sosyal Bilim Yaklaşımı

Pozitivist yaklaşıma birçok noktada eleştirel yaklaşan yorumlayışı yaklaşım genellikle pozitivist bilim yaklaşımın karşıtı olarak nitelendirilmektedir. Yorumlayıcı yaklaşım hermeneutik teori ve yöntemle bağlantılı olarak gelişmiştir.

Metin içindeki doğru ve gerçek anlamı ortaya çıkması için metnin ayrıntılı anlamı üzerinde duran yorumlayıcı yaklaşım, doğa ve kültür bilimlerini ayıran Dilthey’e kadar dayandırılmaktadır. Ona göre doğa bilimleri açıklamaya, kültür bilimleri ise anlamaya dayalıdır. Yorumlayıcı yaklaşıma göre toplumsal eylemler nesnelermiş gibi açıklanamaz.

Neuman’a göre yorumlayıcı sosyal bilim yaklaşımının özellikleri:

  • Sosyal bilimlerin amacı toplumsal anlamı bağlamında anlamaktır.
  • Gerçekliğin toplumsal olarak yaratıldığına dair inflacı bir görüş vardır.
  • İnsanlar ortak bir bilgiyi oluşturan ve pekiştiren birbirleriyle etkileşim içerisindeki toplumsal varlıklardır.
  • İnsan eylemlerine dönük olarak iradeci bir tutum benimsenir.
  • Bilimsel bilgi diğer bilgi biçimlerinden farklıdır, ama daha iyi değildir.
  • Sosyal bilimsel kanıtlar olumsaldır, bağlama özgüdür ve çoğunlukla parantez açmayı gerektirir.
  • Sosyal bilimin değer konumlarına karşı göreciizafi olması gerekir.

Yorumlayıcı yaklaşıma göre toplumsal gerçeklik içinde yaşadığımız dünyadaki anlamlar sembolik olarak kurulur. Ayrıca toplumsal gerçeklik sabit ve değişmez değildir. Çünkü doğa bilimlerinin dışarıda nesnel ve bulunabilir kabul ettiği bu gerçeklik yorumlayıcı yaklaşıma göre toplum üyelerinin etkileşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Yorumlayıcı sosyal bilim yaklaşımına göre toplumsal düzen kuruludur ve bireylerin bu toplumsal düzeni öznel olarak yorumladıkları sürece vardır. Bu bağlamda fiziksel dünya bireylerin onu anlamlandırma ve yorumlamaları ile sosyal bir gerçeklik olabilir.

Yorumlayıcı yaklaşım dış dünya çıkışlı değildir. Bu bağlamda değerden arınma mümkündür yaklaşımı yorumlamacı sosyal bilime göre pozitivist yaklaşımın bir değer yargısıdır. Yorumlamacı yaklaşım toplumsal gerçekliği anlama ve yorumlama sürecinde öznelleştirmektedir.

Max Weber’in Yöntemi: Doğal gerçeklik ile kültürel gerçeklik arasında kesin ayrım yapan Alman Felsefe geleneğinde yetişmiş olan Weber’e göre düşünme yetisinde sahip olan insanlar toplumda genellikle belirli değerlere göre hareket ederler. Bu çerçevede onun için toplumsal kurumlar, yapılar bireylerin anlamlı eylemleri üzerine kuruludur. Böylece insan eylemleri anlamlı toplumsal eylemler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle sosyal bilimlerin anlamacı bilimler olması gerektiğini düşünen Weber, sosyal bilimlerin başat yönteminin anlamacı yöntem olması gerektiğin, savunur. Sosyolojinin çalışma konusu da toplumsal eylemdir.

Sosyolojiyi bir bilim olarak kurmak isteyen Weber için genelleştirici bilim, ampirik, nedensel, açıklayıcı ve nesnel bir bilgi demektir. Bu bağlamda Weber anlama yönteminin tek başına kullanılmasını sakıncalı görerek nedensel açıklamalar ile desteklemeyi amaçlamaktadır.

Weber iki çeşit nedensel açıklamanın yapılabileceğini belirtir. Bunlar; tarihsel ve sosyolojik nedenselliktir. Sonuç olarak Weber sosyoloji biliminde hem açıklamaya dayalı niceliksel yöntemin hem de anlama ve yorumlamaya dayalı niteliksel yöntemlerin kullanılması gerektiğini belirtmektedir.

Eleştirel Sosyal Bilim Yaklaşımı

Köken itibari ile Marx’a dayandırılan eleştirel yöntem anlayışı, Batı Marksistleri tarafından kurulan ve Frankfurt Okulu olarak bilinen eleştirel teori ile de bağlantılı bir yaklaşım olarak bilinmektedir. Bu yaklaşım toplumsal gerçekliği analiz etmekten öte onu değerlendirmeci bir bakış açısı ile ele alır. Ona göre toplumsal gerçeklik Pozitivizmin aksine görünen değil görünenin ardında olandır. Buna ilaveten toplumsal gerçeklik çok katmanlı ve karmaşıktır.

Bu yaklaşıma göre toplumsal gerçeklik kendi zıttını da içinde taşır. Bu karşılıklı konumlanışın yanı sıra her kutbun varoluşu diğer kutbun varlığına bağlıdır. Böylece her şey var olabilmek için kendi zıttını da yaratmak ve onunla çatışmaya girmek zorundadır. Ayrıca bu çatışma sürecinde de devamlı değişmek zorundadır. Bu değişme ve çatışma her zaman gözlemlenemeyebilir. Bu sebeple toplumsal dünya ile ilgili gerçeklerin üstü yanılgı, mit ve çarpıtmalar ile örtülüdür. Bu sebeple gerçeğe ulaşmak yalnızca gözlemleme ile değil eleştirel yaklaşarak ulaşılabilir.

Eleştirel yaklaşım yalnızca değerden bağımsız bir şekilde olanı tespit etmenin ötesinde olması gerekeni değer ile ilişkili bir tutumla anlamaya çalışmaktadır.

Eleştirel sosyal bilim yaklaşımın özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Sosyal bilimin amacı insanı özgürleştirmek ve yetkinleştirmek için saklı olanı ortaya çıkarmaktır.
  • Toplumsal gerçekliğin birden fazla katmanı vardır.
  • Bilimsel bilgi mükemmel değildir, ama yanlış bilince karşı savaşabilir.
  • Tüm kanıtlar kurama bağlıdır ve bazı kuramlar daha derindeki kanıt türlerini açığa çıkarır.
  • Toplumsal gerçeklik ve onun incelenmesi zorunlu olarak ahlaki-politik bir boyut içerir ve ahlaki-politik konumlar insanın özgürlüğünü ve iktidarını geliştirmede eşitsizdir.

Karl Marx’ın Yöntemi: Toplum analizinde görüneni değil görünenin ardında yatan toplumsal dinamikleri açığa çıkarmaya çalışır. Bu yaklaşım eleştirel yönteminde temelini atmıştır. Marx’ın materyalist anlayışına göre gerçeği belirleyen insanların bilinci değil aksine bilincini belirleyen toplumsal gerçektir. Bu çerçevede ona göre insanların düşünme biçimini içinde bulunulan toplumsal gerçeklik belirler.

Ona göre insanlar kendilerini ve toplumlarını ancak toplumsal emek aracılığı ile üretebilmektedir. Bu bağlamda insan yalnızca maddi değil toplumsaldır. Bu bağlamda insan toplumsal gerçekliğin hem ürünü hem de üreticisidir.

Toplum çözümlemesinde üretim güçleri ve üretim ilişkilerini büyük önem veren Marx, toplumsal yaşamlarını üretmek amacıyla üretim sürecine katılan insanları da son derece önemli bir yere koymaktadır. Üretim ilişkileri toplumda çelişme ve çatışma halindeki toplumsal sınıfları oluşturur. Sonuç itibari ile üretim ilişkileri üretim araçlarına sahip olanlar ve olmayanlar olarak çatışma halinde iki temel karşıt sınıf ortaya çıkarmaktadırlar. Bu çerçevede Marx tarihin belli dönemlerindeki üretim araçlarındaki gelişmelere mevcut üretim ilişkilerinin ayak uyduramayıp onlarla çelişmesini ve bu çelişmenin sınıf mücadelesine yansımasını diyalektik değişmenin kaynağı olarak görmüştür.

Marx alt yapı ve üst yapı ayrımı yapmaktadır. Ona göre; altyapıda üretim araçlarına sahip olan egemen sınıf bu durumun sağladığı avantajla üstyapı içerisinde yer alan siyasal, ideolojik, dinsel ve benzeri nitelikteki yapıları ve düşünceleri kontrol eder. Egemen sınıf üstyapıları kendi gücünü meşrulaştırmak ve hükmettiği sınıfa toplumsal gerçeklik hakkında doğru bilgi yerine çarpıtılmış bilgiler ve yanılsamalar dayatarak onları kontrol etmede kullanır. Bu nedenle Marx, insanı yaratıcı bir doğaya ve yüksek bir potansiyele sahip görmekle birlikte toplumsal yaşamda bireylerin gerçekliğin asıl doğası hakkında yanlış bilince veya çarpıtılmış bir bilgiye sahip oldukları yönünde bir bilim anlayışına sahiptir (Suğur, 2009). Marx yanlış bilinci ideoloji kavramı altında analiz etmektedir. Bu bağlamda ideoloji insanların toplumdaki gerçeklik hakkında doğru bilgi edinmesini engelleyerek toplumdaki çelişkileri gizlemektedir. Bu çerçevede ona göre toplum biliminin görevi görünen ardındaki gerçeği ortaya çıkarmalıdır. Bu çerçevede ideoloji görünüş ile bilim ise gerçeklik ile özdeşleştirilmektedir.

Feminist Sosyal Bilim Yaklaşımı

18 yy kadar tarih ve bilim felsefesinde erekek düşünürlerin etkisine karşılık Feminist Yaklaşımlar kadın bakış açısı ile bilim ve felsefenin yeniden yorumlanması gerektiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda yaklaşım bilimsel araştırmalarda kullanılan pozitivizm, yorumlamacı ve eleştirel yaklaşımı erkek egemen izler taşıdığı gerekçesi ile eleştirmektedir.

Feminist Yaklaşımın temel özelliklerine bakarsak;

  • Araştırmacılar feminist bir değer konumuna sahip olmalı ve feminist bir perspektifin savunuculuğunu yapmalıdır.
  • Varsayımlar, kavramlar ve araştırma sorularında cinsiyetçilik reddedilmelidir.
  • Araştırmacıyla inceledikleri arasında empati bağların oluşturulması gerekmektedir.
  • Cinsiyet ve iktidar ilişkilerinin toplumsal yaşamın tüm alanlarına nasıl nüfuz ettiğine duyarlılığın geliştirilmesi gerekmektedir.
  • Araştırmacı kişisel duygu ve düşünceleri araştırma sürecine dâhil etmelidir.
  • Araştırma tekniklerinin seçiminde ve akademik alanlar arasındaki sınırların aşılmasında esnek davranılması gerekmektedir.
  • İnsan deneyiminin duygusallık ve karşılıklı bağımlılık boyutlarının tanınması gereklidir.
  • Kişisel ve toplumsal değişimi kolaylaştırmayı hedefleyen eyleme dönük araştırmalar yapılmalıdır.

Yaklaşımın temel amacı, özel ve kamusal alandaki kadının kendini gerçekleştirmesini engelleyen, kadını erkek egemen yapıya bağımlı kılan ataerkil yapılar ile mücadele etmektir. Bu bağlamda yaklaşım bilimsel olduğu kadar politiktir.

Feminist yaklaşıma göre tarafsız olmayan bilim anlayışı, nesnellik-öznellik, doğru-yanlış gibi ikililiğin var olduğu izlenimini taşır. Bu ikilemler güçlü-güçsüz ve erkek-kadın gibi ayrımlara benzer ve buda toplumdaki güçlü erkek karşısında kırılgan kadını konumlandırmaya benzemektedir. Bilim alanında da güçlü erkek yani bilim adamı geçerli ve güvenilir bilgiyi üreten bir konumdadır.

Postmodern Sosyal Bilim Yaklaşımları

Postmodern bilim anlayışı, modern bilim anlayışının eleştirisi üzerine ortaya çıkmıştır ve toplumsal yaşamı birçok yönüyle birlikte ele almaktadır. Yaşamı birçok yönü ile ele alan Postmodern yaklaşım, modern döneme ait bilim, kültür sanat edebiyat mimari gibi pek çok alanda eleştireldir.

İçerisinde çok sayıda sosyal bilimci barındıran postmodern yaklaşıma göre insanın özü farklıdır. Her birey birbirinden farklıdır. Bu sebeple tüm insanları kapsayacak genel geçer bilimsel yasalar ortaya konulamaz. Bu çerçevede bilgiye ulaşmanın da çok farklı yol ve yöntemleri bulunabilir.

Bu yaklaşıma göre gerçeklik ya da mutlaklık yoktur. Var olan gerçeklik ise imajlar ve semboller ile kurgulanandır. Hiçbir şekilde çıplaklığıyla görülemeyen gerçeklik birçok postmodern düşünüre göre yalnızca gerçekliği temsil eden imgelerdir. Postmodern düşünürlerin önemli temsilcileri olarak Jean Baudrillard, Jean François Lyotard, Roland Barthes, Fredric Jameson ve Jacques Derrida gibi isimleri sayılabilir.