Ünite 5: Sosyal Politikanın Uluslararası Araçları

Uluslararası Sosyal Politika Araçlarının Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Uluslararası sosyal politika araçlarının ortaya çıkışı, ülkelerin ekonomik ve sosyal politikalarının karşılıklı etkileşiminin bir sonucu olarak ortaya çıkan sorunların birlikte çözümlenmesi düşüncesinin gelişmesinin bir sonucudur. Bozulan ekonomik ve sosyal dengeleri düzeltmek, sonuçlarını hafifletmek, tehdit altındaki sosyal adaleti düzeltmek ve eşitsizlikleri azaltmak için uluslararası kurumlar aracılığı ile geliştirilen, uluslararası ya da bölgesel düzeyde tedbirler, hukuki düzenlemeler, sözleşmeler, ikili ya da çok taraflı anlaşmalar “Uluslararası Sosyal Politika Araçları” olarak tanımlanmaktadır. Uluslararası sosyal politika araçlarının ortaya çıkış nedenlerinden birincisi uluslararası rekabetin eşitlenmesi düşüncesidir. Günümüzün sanayi ötesi toplumlarının ileri gelişmişlik düzeylerinin yarattığı rekabet eşitsizliğini, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler de ucuz işgücü ve işçilik maliyetleri avantajı, arazi ve hammadde fiyatlarının ucuzluğu, yatırım maliyetlerinin düşüklüğü, yatırım indirimleri ve vergi muafiyetleri gibi avantajlarla kendi lehlerine çevirmeye çalışmaktadırlar. Ortaya çıkan rekabet eşitsizliklerine çözüm üretebilmek amacı ile bir taraftan Batı toplumlarında ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlardaki kaybedilen üstünlüğün sorumlusu olarak görülen emek yanlısı politikalar, refah politikaları ve sendikalar sorgulanmaktadır. Diğer taraftan da Çin ve Hindistan’ın başını çektiği üçüncü dünya ülkelerinde ortaya çıkan düşük ücretler ve çalışanların temel hakları gibi konularda, gelişmiş ülkeler aleyhine rekabeti bozan davranışların önüne geçilmesine ve çalışma standartları oluşturulmasına yönelik düşünceler hız kazanmıştır. Sosyal politika disiplininin yeterince gelişmediği ülkelerde, toplumun ekonomik yönden güçsüz ve özel olarak korunmaya muhtaç kesimlerinin korunmasına yönelik tedbirler yeterli olmayabilir. Barışın bozulması ve sosyal çekişmelerin hızlanması, uluslararası kamuoyunun kendiliğinden ya da ülke içerisindeki taraflardan birinin şikâyeti üzerine harekete geçmesine neden olabilir. Özellikle üçüncü dünya ülkeleri için önemli birer tehlike olan, yoksullukla mücadele, anne ve bebek ölümlerinin azaltılması, temiz içme suyu kaynaklarına ulaşılması, çalışanlara temel haklarının verilmesi gibi alanlarda tedbir alınması konusunda baskı yapılması düşüncesinin gelişmesi, uluslararası sosyal politika araçlarındaki gelişimin ve değişimin nedenlerindendir. Avrupa Birliği’ne üye olmak isteyen Türkiye’ye, “İlerleme Raporları” nda yöneltilen eleştiriler ve eksikliklerin tamamlanması yönündeki baskılar, uluslararası organizasyonların tutumunu açıklayan bir örnektir. Sanayi Devrimi sonrasında işçilerin/emekçilerin, çocuk çalışanların ve kadın işçilerin olumsuz çalışma koşullarından etkilenmesi kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar uyandırmış ve toplumun değişik kesimlerinden itirazlar yükselmeye başlamıştır. Bu bağlamda İngiltere’de Robert Owen’ın 1830-1840 yılları arasında, Fransa’da Daniel Le Grand’ın 1840-1855 yılları arasında, İngiltere, Almanya, Fransa ve Rusya hükûmetlerine başvurarak çocuk işgücünün kullanımının sınırlandırılması ve haftada bir gün tatil hakkının tanınması yönündeki çabaları önemli çalışmalardır. Bu konuda ilk resmi girişimleri 1881 yılında başlatan ülke İsviçre’dir. Ütopik Sosyalistler, Sosyal Hristiyanlık, Kürsü Sosyalizmi, Müdahalecilik ve Dayanışmacılık akımı gibi düşünce akımları, hep kapitalizmin ürettiği sorunlara çözüm aramış ve uluslararası sosyal politika araçlarının doğumuna kaynaklık etmişlerdir. Düşünce alanında yaşanan değişim, bir taraftan uluslararası sosyal politika ve araçları konusunda kamuoyu oluşmasını sağlamış, diğer taraftan da politikalarda ve araçlarda değişimin nedeni olmuştur. Uluslararası sosyal politika arayışlarının ortaya çıkışında, başlangıçta rekabet eşitliğini sağlama düşüncesi önemli ise de ilerleyen dönemde bu anlayış önemini kaybetmiş ve siyasal barış ve sosyal adaletin sağlanması düşüncesi önem kazanmıştır. 1919 yılında imzalanan Versay Barış Antlaşması sonrasında kurulan Milletler Cemiyeti ve Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) kuruluşunda, siyasal barışın tek başına yeterli olmayacağı ve bunun sosyal barış ile desteklenmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Ülkeler arasında yapılan ikili ya da çok taraflı anlaşmalar, nasıl ülkeler arasındaki ilişkilerin gelişmesine ve dostlukların kurulmasına katkı yapıyor ise uluslararası organizasyonlar ve anlaşmalar da evrensel barışın ve dostluğun gelişmesine öyle katkı yapmaktadır. Sendikalar, çalışanların ekonomik ve sosyal durumlarını korumak ve geliştirmek, diğer bir ifade ile çalışanları, çalışma ortamının olumsuz koşullarına karşı korumak amacı ile ortaya çıkmışlardır. Uluslararası sendikacılık, sendikal örgütler arasında dayanışma ve iş birliğini sağlama, demokratik sendika anlayışını yaygınlaştırma ve çalışma hayatını ilgilendiren önemli sorunları uluslararası platformlara taşıma ihtiyacından doğan örgütlerdir. 1913 yılında kurulan Uluslararası İşçi Sendikaları Federasyonu’nu, 1920 yılında Hristiyan İşçi Sendikaları Federasyonu ve 1921 yılında Kızıl Sendikalar Enternasyonelinin kurulması izlemiştir. Günümüzde Dünya Sendikalar Federasyonu (WFTU), Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), Dünya Emek Konfederasyonu (WCL) gibi uluslararası, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ve Arap Sendikalar Konfederasyonu (ICATU) gibi bölgesel sendikal örgütler, öncü örgütler olarak önem taşımaktadır. Üst sendikal organizasyonlarda yaşanan ulusal ya da uluslararası düzeyde ideolojik ayrışmalar, sendikal hareketlerde güç kaybına neden olmuş ise de çok farklı düşüncelerden besleniyor olmanın avantajının da yaşanmasını sağlamıştır. Sendikalar kaybettikleri gücü ve prestiji yeniden kazanabilmek için “Uluslararası Sosyal Forumlar” ekseninde yeni tutumlar ve politikalar geliştirmeye çalışmaktadırlar.

Uluslararası Sosyal Politika Araçlar

Uluslararası sosyal politikanın teorideki amaçlarına ulaşılabilmesi için, ulusal sosyal politika uygulamalarında olduğu gibi kurumlara ya da düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Başlangıçta sanayi kapitalizminin yol açtığı sorunların çözümü için oluşturulan Uluslararası Çalışma Örgütünün, bir uluslararası sosyal politika aracı olarak aldığı kararlar ve yaptığı uluslararası sözleşmeler yeterli olmuştur. Zaman içerisinde Birleşmiş Milletler (UN), İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Örgütü (UAC) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) gibi başka uluslararası kuruluşlar da ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde, bölgesel sorunların çözülmesinde de ILO gibi uluslararası araçlar yanında Kuzey Amerika Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (NAFTA), Avrupa Komisyonu (EC), Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi (COE), Arap Birliği ve İslam Ülkeleri Teşkilatı, Ekonomik ve Ticari Daimi Komitesi (İSEDAK) gibi bölgesel organizasyonları ve örgütleri de önem kazanmaktadır. Sendikalar, ulusal işverenlere ve devletlere karşı verdikleri mücadelede daha başarılı olabilmek için uluslararası iş birlikleri ve organizasyonlara ihtiyaç duymuştur. Bu ihtiyacın sonunda da mesleki örgütler önem kazanmıştır. Aynı şekilde işverenler de bazen benzeri amaçlarla uluslararası işveren örgütlerini kurmuşlardır. Uluslararası sosyal politika araçları denildiğinde, uluslararası veya bölgesel kuruluşlar ile onların kabul ettiği sözleşmeler ve tavsiye kararları akla gelmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)

Sosyal politikanın uluslararası araçları içerisinde en önemlisi olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), sosyal adaleti sağlamak ve dünyada kalıcı bir barışı gerçekleştirmek amacıyla, 28 Haziran 1919 yılında imzalanan ve I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren Versay Barış Antlaşması’na dayanılarak Milletler Cemiyeti ile birlikte kurulmuştur. ILO’nun temel amacı olan evrensel barışın, ancak sosyal adalet temeli üzerine oturduğu takdirde mümkün olacağının Antlaşma’nın ön sözünde yer almaktadır. Bu örgütün kurulmasından önce sosyal politika alanında faaliyet gösteren ya da sosyal politika aracı olarak kabul edilebilecek başka örgütler kurulmuş ya da kurulmaya çalışılmıştır. ILO’nun kuruluş yıllarında ilk sözleşmeler, çalışma hayatının temel sorunları (çalışma süreleri, analığın korunması, işsizliğe karşı koruma, kadınların gece çalıştırılmasının sınırlanması ve yasaklanması, sanayide asgari çalışma yaşına ilişkin düzenlemeler ve çocukların gece çalıştırılmasının yasaklanması gibi vb.) üzerinde yoğunlaşmıştır. Ancak Savaş’ın hemen sonrasında sosyal barışın sağlanması konusunda çalışma hayatında atılan ilk adımlar, ILO’nun çabasını ve amacını göstermek bakımından önemlidir. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen ve ILO Anayasası’na eklenen 10 Mayıs 1944 tarihli “Filadelfiya Bildirisi” ile ILO’nun amaçları ve çalışma konuları yeniden ve daha güçlü biçimde belirlenmiştir. Özellikle çalışma hayatına ilişkin sorunlara çözüm bulunması ve ücretlilerin durumunu yakından etkileyen ekonomik sorunlarla uğraşılması benimsenmiştir. Bu Bildirge:

  • emeğin ticari bir mal olmadığına vurgu yapmakta
  • dernek kurma ve ifade özgürlüğünün ilerlemenin vazgeçilmez bir şartı olduğuna işaret etmekte
  • yoksulluğun herkesin refahını tehdit eden bir tehlike olduğunu belirtmekte
  • ihtiyaca karşı mücadelenin, her ulusun kendi ülkesi içerisinde, kamu yararının sağlanması amacıyla işçi, işveren ve hükûmet temsilcilerinin eşit temsili ve katılımıyla birlikte verilmesi gerektiğini kararlaştırmaktadır.

ILO, 1946 yılında Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile imzaladığı özel bir anlaşma ile yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi konusunda çaba gösteren özerk bir statüye kavuşmuş ve BM’nin ilk uzmanlık kuruluşu olarak hizmet vermeye başlamıştır. ILO, başlangıçta çalışma hayatının temel sorunlarına çözüm üretmeye ve insan gücünü korumaya ve geliştirmeye çalışan önemli bir örgüt iken günümüzde bu fonksiyonlarına ek olarak uluslararası sosyal politikalar önermesi ve üretmesi ile çok önemli bir sosyal politika kurumu haline gelmiştir. 1998 yılında kabul edilen Çalışma Yaşamında Temel İlke ve Haklar Bildirgesi’nde, evrensel ve kalıcı bir barış için sosyal adaletin gerekli olduğu tekrar belirtilmiş ve 1919 yılında konulan amaçların kalıcılığına işaret edilmiştir. ILO, tüm faaliyetlerini işçi, işveren ve hükûmet temsilcilerinden oluşan “üçlü yapı” ilkesine dayalı olarak yürütmekte ve bu özelliği ile diğer uluslararası kuruluşlardan ayrılmaktadır. Uluslararası Çalışma Konferansı ILO’nun en üst karar organıdır. Çalışma yaşamıyla ilgili güncel sorunların tartışıldığı, sözleşme ve tavsiye kararlarının alındığı, uluslararası çalışma standartlarının tespit edildiği ve üye ülkelerde uygulanmasının denetlendiği, üye ülkelerin katkılarıyla finanse edilen ILO bütçesinin kabul edildiği, faaliyet programının belirlendiği ve her üç yılda bir Yönetim Kurulu üyelerinin seçildiği yer Uluslararası Çalışma Konferansıdır. 1949 yılından beri Çalışma Konferansı toplantıları her yıl haziran ayında İsviçre’de yapılmaktadır. ILO’nun ikinci anayasal kurumu Yönetim Kuruludur. Çalışma Konferansının yapısı parlamenter sistemdeki parlamentoya, Yönetim Kurulunun yapısı da parlamenter sistemdeki bakanlar kuruluna benzetilebilir. Çalışma Bürosu, Uluslararası Çalışma Örgütünün daimi sekreteryasını oluşturur. Yönetim Kurulu ve beş yılda bir seçilen Genel Müdür yönetiminde hazırladığı tüm faaliyetlerin merkezidir. ILO’ya uluslararası örgüt olma niteliğini kazandıran en önemli özellik, Çalışma Bürosu’nun değişik uluslardan çalıştırdığı çok sayıdaki personel ve uzmandır. ILO bünyesinde, ayrıca, bir İdare Mahkemesi, Araştırma Merkezi ve İtalya’nın Torino şehrinde faaliyet gösteren Eğitim Merkezi bulunmaktadır. ILO’nun temel amacının sosyal barışa ve sosyal adalete katkı vermektir. ILO, üye ülkelerin onaylamış oldukları sözleşmeleri ne ölçüde uyguladıklarını izlemek üzere kapsamlı ve etkin bir denetim mekanizması oluşturmuştur. ILO’yu uluslararası sosyal politika araçlarının en önemlisi yapan özelliği, yaptığı sözleşmeler ve aldığı tavsiye kararları ile korunmaya muhtaç kesimlerin korunmalarına yönelik karar üretme gücüne sahip olmasıdır. ILO’nun barışı ve adaleti gerçekleştirme, yoksullukla mücadele etme amacı ile yapmış olduğu 8 temel sözleşme, üye ülkelerin gelişmişlik seviyesine bakılmaksızın uygulanmak zorundadır. Bu sözleşmeler aşağıda kısaca açıklanmaktadır:

  • 29 Sayılı Zorla Çalıştırma Sözleşmesi: 1930 yılında yapılan bu Sözleşme ile zorla ya da zorunlu çalıştırmanın her tür biçimine son verilmesini öngörmektedir.
  • 87 Sayılı Örgütlenme Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi: 1948 yılında yapılan bu sözleşme, işçilerin ve işverenlerin, önceden izin almaksızın ve serbestçe kendi örgütlerini kurma ve bu örgütlere katılma haklarını güvence altına almakta ve bu örgütlerin resmi görevlilerin müdahalelerinden bağımsız serbestçe görev yapabilmelerini sağlayacak güvenceler getirmektedir.
  • 98 Sayılı Örgütlenme Hakkı ve Toplu Pazarlık Sözleşmesi: 1949 yılında kabul edilen Bu Sözleşme ile işçilerin çalışma alanında birleşmelerini önleyici her türlü ayrımcılık eylemlerine karşı korunması amaçlanmıştır.
  • 100 Sayılı Eşit Ücret Sözleşmesi: 1957 yılında yapılan bu sözleşme, erkek ve kadınların eşit işlerde eşit ücret ve sosyal haklara sahip olmalarını öngörmektedir.
  • 105 Sayılı Zorla Çalıştırmanın Yasaklanması Sözleşmesi: 1951 yılında kabul edilen bu sözleşme ile zorla ya da zorunlu çalıştırmanın herhangi bir biçiminin uygulanamayacağı, siyasal zorlama yapılamayacağı, siyasal ya da ideolojik görüşlerin açıklanması nedeniyle ceza verilemeyeceği, işgücünü harekete geçirme, çalışma disiplinini sağlama, ayrımcılık ve greve katılanları cezalandırma aracı olarak kullanılamayacağı karara bağlanmıştır.
  • 111 Sayılı Ayrımcılık (İstihdam ve Meslek) Sözleşmesi: 1958 yılında kabul edilen bu sözleşme ile iş verme, eğitim ve çalışma koşullarının düzenlenmesinde ırk, renk, cinsiyet, din, siyasal görüş, ulusal kimlik ve sosyal köken temelinde ayrımcılık yapılamayacağı, bunun ulusal politikalarla önlenmesi gerektiği karara bağlanmıştır.
  • 138 Sayılı Asgari Yaş Sözleşmesi: 1973 yılında kabul edilen bu sözleşme, 1995 yılında yapılan Çalışma Konferansı’ndan sonra temel insan haklarını ilgilendiren sözleşmelerin arasına alınmıştır.
  • 182 Sayılı Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimleri Sözleşmesi: 1999 yılında kabul edilen bu sözleşme, çocuk işçiliğinin acilen ve etkili biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayacak önlemlerin alınmasını öngörmektedir.

Türkiye 9 Temmuz 1932 yılında Milletler Cemiyetine üye olduğu için Cemiyetin statüsü gereği ILO üyeliğini de kazanmıştır. Üye olduğumuz tarihten bugüne kadar ILO çalışmalarına üye ülke sıfatıyla katılmaktayız. Türkiye, 28 Nisan 1919 tarihinde kurulan Milletler Cemiyetine 1932 tarihinde üye olmuştur. 24 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler örgütünün amaçları; uluslararası dostça ilişkiler geliştirmek, ekonomik, sosyal kültürel alanlarda iş birliği sağlamak, üyelerinin dış siyasetlerini uyumlaştırmak, çocuk gelişimi ve sağlığı, çevre koruma, insan hakları, yoksullukla mücadele gibi alanlarda tedbir almak, eğitim, kadın hakları, iş ve işçi haklarının korunması ve geliştirilmesini sağlamak şeklinde sayılabilir. BM’in en çok bilinen belgesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’dir. Diğer bilinen sözleşmeleri ise, “Çocuk Haklarına Dair”, “Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar”, “Her Çeşit Irk Ayırımcılığının Kaldırılmasına İlişkin”, “Kadınlara Karşı Her Çeşit Ayırımcılığın Önlenmesi”, “Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin”, “Sığınanların Statüsüne İlişkin”, “Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair” ve “Engellilerin Haklarına İlişkin” uluslararası sözleşmelerdir. Savaş sonrasında önemli bir insan gücü kaybı ve ekonomik sıkıntı yaşayan Avrupa devletleri, ideolojik farklılaşmaya dayanan yeni bir tehditle de karşı karşıya kalmışlardır. Üye devletler tarafından 1992 tarihinde imzalanan ve 1993’te yürürlüğe giren Avrupa Birliği Antlaşması’dır (Maastricht Antlaşması). Bu Antlaşma ile Avrupa ülkelerinin daha çok yakınlaştırılması hedeflenmiştir ve Avrupa Birliği, başlangıç hedefi olan ekonomik bütünleşmeyi, siyasi bütünleşme ile tamamlamış ve sosyal boyutta bütünleşme hedeflerine yönelmiştir. AB’nin temel organları, Avrupa Parlamentosu, AB Bakanlar Konseyi, AB Konseyi ve Avrupa Adalet Divanı’dır. Ayrıca danışma organı olarak Ekonomik ve Sosyal Komite önemli görevler üstlenmektedir. Büyümenin ve istihdamın artırılması için 2005 yılında kabul edilen Yenilenmiş Lizbon Stratejisi kapsamında, Avrupa sosyal modelini yeniden şekillendiren Sosyal Gündem (2005-2010) AB istihdam ve sosyal politikalarının genel çerçevesini belirlemektedir. AB iş hukukunun temel hedefi, etkin rekabetin, işçilerin hak ve standartlarının korunması ve iyileştirilmesine yönelik hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesidir. AB’de sosyal diyalog, sosyal tarafların katıldığı tartışmaları, görüşmeleri, müzakereleri ve ortak eylemleri içermektedir. AB açısında işsizliğin önlenmesi, Avrupa vatandaşlarının hayat standartlarının artırılmasında önemli rol oynamaktadır. Avrupa Sosyal Fonu (ESF), AB istihdam stratejisinin eyleme dönüşmesini sağlayan temel mali araçtır. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili Topluluk politikasının yasal temelini Topluluk’un, koşulları uyumlaştırmak suretiyle işçilerin sağlık ve güvenliğini korumak ve özellikle de çalışma ortamının iyileştirilmesi için bu yöndeki gelişmeleri destekleyeceği yönündeki AT Antlaşması’nın 137. maddesi oluşturmaktadır. “Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı Gözlemevi” (EUMC)’ nin temel görevi, AB’ye ve üye devletlere, Avrupa genelindeki ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve Yahudi düşmanlığı konularında nesnel, güvenilir ve mukayese edilebilir bilgi ve veri sağlamaktır. Kadınlar ile erkekler arasında eşitlik sağlamaya yönelik düzenlemelerin temeli, her üye devlete, kadın ve erkek çalışanlara aynı iş veya aynı değere sahip işler için ücret eşitliği ilkesinin uygulanmasını sağlama yükümlülüğü getiren AT Antlaşması’nın 141.maddesine dayanmaktadır. Türkiye, tercihini Cumhuriyet ile birlikte batı uygarlığından yana koymuş ve bu kararlılığını da batılı ülkelerin kurduğu kuruluşların tamamına (BM, ILO, NATO, OECD vb.) ya kurucu üye olarak ya da sonradan üye olmak sureti ile göstermiştir. Avrupa Birliği de kurulduğu tarihten (1958) bu yana Türkiye’nin üye olmak için çaba gösterdiği örgütlerden biridir. 1990’lı yıllarda sosyal demokrasi hareketinin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun aşılmasında ve politik başarısızlıklarının önüne geçilmesindeki siyasi değişimi ifade etmekte kullanılan üçüncü yol kavramı, İngiltere’de Tony Blair yönetiminde yürütülen İngiliz reform hareketinin fikir adamı Anthony Giddens tarafından geliştirilmiştir. Sosyal demokrasi hareketinin küreselleşme süreci ile uyumlu kılınması hareketi olan üçüncü yol, sosyal demokrasinin klasik işlevlerinden sıyrılarak sağlık harcamalarında ve iş güvencesindeki sınırlamalardan, piyasanın kendisinin refah artışı sağlamasına kadar uzanan bir dizi politika önermesi içermektedir. Yeşiller, ücretli çalışmaya aşırı değer verilmesinin, hem toplum hem de birey için zararlı sonuçları olduğunu; herkese bir hak olarak vatandaşlık geliri şeklinde ifade edilebilecek temel gelir verilmesini, ücretsiz çalışmanın kabulünü sağlamak açısından savunmaktadır. Yeşiller Hareketi, ulusal düzeyde bireysel gelirler üzerindeki vergilerden, çevre kirliliği üzerindeki vergilere doğru kayan bir vergilendirme rejimini savunmaktadır. Sosyal politikanın önemli araçlarından bir diğeri olan ve temelde kadın ve erkek arasındaki iktidar ilişkisini değiştirmeye yönelik bir siyasi hareket olarak ortaya çıkan Feminizm, kadınla erkek arasındaki ilişkiyi, aile, çalışma hayatı, eğitim, siyasi hayat ve kültürü de içine alan geniş bir yelpazede sorgulamaktadır. Geniş kapsamlı ilk sendikal örgüt 1913 yılında kurulan Uluslararası İşçi Sendikaları Federasyonudur. Bunu, 1920 yılında kurulan Hıristiyan İşçi Sendikaları Federasyonu ve 1923’te kurulan Kızıl Sendikalar Enternasyoneli izlemiştir. Sendikal örgütlenmeler ve sosyal politika aracı olarak öne çıkma konusunda asıl gelişmeler, II. Dünya Savaşı sonrasında görülmüştür. Bu dönemin güçlü örgütleri olarak öne çıkan, Dünya Sendikalar Federasyonu (WFTU), Dünya Emek Konfederasyonu (WCL), Uluslararası Sendikalar Federasyonu (ITUC) ve Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) gibi örgütler II. Savaş sonrası kurulmuştur.

ILO, UNESCO, FAO, WHO ve UNICEF gibi kuruluşların toplantılarına, danışman üye sıfatıyla katılan ICFTU, sosyal politikanın ilgi alanına giren toplum kesimlerinin korunmalarına yönelik politikalarına çok önemli katkılar yapmıştır. Sendikalar açısından en temel endişe üye kayıpları nedeniyle yaşanılan zayıflamadır. Bu noktadan hareketle, Uluslararası sendikal hareket aşağıda sıralanan yeni yaklaşımları getirmeye çalışmaktadır:

  1. Sendikaların üye kaybına bağlı zayıflamanın önüne geçmek için, sendikal birleşmelerin gerçekleştirilmeye çalışılması
  2. Uluslararası kurumlarla ilişkilerin geliştirilmesi stratejisi
  3. Toplumsal hareketlerle iş birliğinin geliştirilmesi stratejisi
  4. Toplumsal hareket sendikacılığı stratejisi
  5. Çok uluslu şirketlerde örgütlenme stratejisi

Ülkeler arasındaki işgücü hareketlerine bağlı olarak zaman içerisinde göç edilen ülkenin vatandaşlarının sahip olduğu haklar ile göç edenin sahip olduğu hakların farklı oluşundan kaynaklanan bazı sorunlar yaşanmaktadır. Bu bağlamda uluslararası sözleşmelerde dil, din, cinsiyet ayırımı yapılamayacağına ilişkin düzenlemelerle bu sorunlar aşılmaya çalışılmaktadır.