Ünite 7: Sosyal Politika ve Çevre

Çevre Konusunun Tartışma Alanı

Çevre konusu günümüzde sürdürülebilir kalkınma nın temel bileşeni olarak üç yönlü tartışma ve sınıflandırmasına tabi tutulabilir:

Hava, su ve toprak başta olmak üzere kirlilik sorunları: Bu kapsama her türlü kirlenmeyi dahil edebiliriz. Örneğin radyoaktif ve elektromanyetik kirlenmeler günümüzde sıkça karşılaştığımız bir durumdur.

Kaynakların tükenme sorunları: Yaşam alanımıza yönelik tüm kaynakların hızla tükenmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Doğa başta olmak üzere canlı türlerinin toprağın, madenlerin hatta su ve havanın tükenmesi karşılaşılan en önemli problemlerdendir.

Refahın yeniden üretimi ve yaşam kalitesine yönelik sorunlar: Sosyal ve fiziki çevrenin insan yaşamını zorlaştırıcı yönde tahrip olması, kontrolsüz şehirleşme ve bunun getirdiği kirlilik ve kalitesi yaşam tarzları bu kapsamda değerlendirilebilir.

Refahın Yeniden Üretimi ve Yaşam Kalitesine Yönelik  Sorunlar: Sosyal ve fiziki

Çevre Politikaları Üretme İhtiyacı

Çevreye yönelik politikaların temelini sanayileşme sürecine dayandırmak mümkündür. Makineleşme ile birlikte meydana gelen hızlı üretim, dünyadaki tüketim algısını değiştirmiştir. Üretim/Tüketim dayanışması üzerine yoğunlaşan kapitalist sistem, ilk dönem sanayileşme sürecinde gerek büyüme gerekse kalkınmanın temel dinamiği olarak her şeye rağmen bu süreci desteklemiştir.

  • Sanayileşme ve Dünya Savaşları: İlk dönem sanayileşme hareketi, çevre dikkate alınmaksızın kitle üretim süreçlerini içerir. Kirletilen hava, toprak ya da su, o dönemin öncelikli konuları arasında yer almamaktadır. Ayrıca orta dönem sanayileşme süreçlerinin şahit olduğu dünya savaşları –özellikle II. Dünya Savaşı sırasında kullanılan atom bombasının- tahribatı da çevre kirliliğini artırmıştır.
  • Kentleşme: Kontrolsüz kentleşme, yeşil alanların hızla yok edilmesi, gecekondulaşma, hava kirliliği, kalitesiz yaşam alanları da bir çok konuda olumsuz etkiler oluşturmuştur.
  • Nüfus artışı: 1950-1999 yılları arasında dünya nüfusu yaklaşık %137 artmıştır. Çevre kirliliğine yol açan etmenler arasında sıraladığımız nüfusun en önemli tahribatının bu dönemde gerçekleştiği görülmektedir.
  • Hava kirliliği: Hava kirliliği insanların sağlığını dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz etkilemektir. Günümüzde hava kirliliğinin en önemli nedeni ise insandır.
  • Suyun ve yaşanabilir alanların azalması: Su kirliliği ile kastedilen; yer altı suları, göl, nehir deniz gibi havzalardaki kirliliktir.
  • Teknoloji ve çevre sorunları: mevcut üretim yöntemlerinin çevreye verdiği zarar ortadadır. Bunun çevreci bir hale dönüştürmekse dünyada çevre bilincinin gelişimine katkıda bulunan temel soru olarak karşımıza çıkmaktadır.
  • İklim değişikliği: Küresel ısınmanın çevre alanında önemli sorun haline gelmesi ile birlikte, 1992 yılında Rio Çevre ve Kalkınma Konferansında “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” imzalanmıştır.

Çevre Politikalarının Hedef ve Öncelikleri

Türkiye’nin Ulusal Çevre Stratejisi Eylem planında, temel alınan sürdürülebilir dünya hedefi, stratejik hedefler başlığı altında aşağıdaki kapsamda oluşturulmuştur:

  1. Kirliliğin önlenmesi ve azaltılması
  2. Altyapı ve hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması
  3. Kaynakların sürdürülebilir kullanımını teşvik,
  4. Çevre ile ilgili sürdürülebilir uygulamaların desteklenmesi,
  5. Çevresel tehlikelerin asgari düzeye indirilmesi

Temel hedefe ulaşılabilmesi için belirlenen ön hedefleri ise şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Yaşam kalitesinin iyileştirilmesi
  2. Çevre bilincinin geliştirilmesi
  3. Çevre duyarlılığının geliştirilmesi
  4. Çevre yönetiminin iyileştirilmesi
  5. Sürdürülebilir nitelikteki ekonomik gelişmeye katkı,
  6. Sürdürülebilir nitelikte toplumsal gelişmeye katkı
  7. Sürdürülebilir nitelikte kültürel gelişmeye katkı

Çevre Politikalarının İlkeleri

Çevre stratejisinin temel yol gösterici ilkelerini;

  1. Demokratik ve katılımcı mekanizmaların kullanılması
  2. Uzlaşma ve sahiplenmeye önem verilmesi
  3. Verimlilikle ekonomik rasyonalitenin kaynaştırılmaya çalışılması
  4. Öncelikli eylemlerin eşgüdümü ve içselleştirilmesi
  5. Çözümlerin uygun düzeylerde yerelleştirilmesi şeklinde sıralayabiliriz.

Çevre politikasının ilkelerini ise;

  1. Kirleten öder ilkesi
  2. Kirletenin kusursuz sorumluluğu
  3. Bütünleştirme ilkesi
  4. Önceden önleme ilkesi
  5. Sakınma ilkesi
  6. Sürdürülebilir kalkınma ilkesi olarak sıralayabiliriz.

Çevre Politikalarının Araçları

Çevre politikaları birbiri ile ilişkili bir dizi araç yardımı ile sürdürülebilir. Bu araçları genel olarak, Mevzuata Yönelik Araçlar, Ekonomik Araçlar olmak üzere ikiye ayırabiliriz:

Mevzuata Yönelik Araçlar: Bunlar çevre konusunu ilgilendiren doğrudan ya da dolaylı yasal düzenlemelerdir.

Ekonomik Araçlar: Ekonomik araçlar genellikle mali politikalar yoluyla kullanılmaktadır. Bu kapsamda en etkin araçları, “Vergiler” ve “Vergi Dışı Araçlar” şeklinde ikiye ayırabiliriz. Genellikle üretim süreçlerinde çevreye verilen zarar oranında tespit edilen vergilendirme oranları, en etkin araçlardan biri olarak kullanılmaktadır. Bu kapsamda çevre politikasında kullanılan vergi araçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Atık Vergileri
    • Gaz atık vergileri
    • Katı atık vergileri
    • Atık bertaraf etme vergileri
    • Atık bertaraf etme vergileri
    • İşletme vergileri
  2. İşletme vergileri
    • Kayıt vergileri
    • Lisans vergileri
  3. Kullanma vergileri
  4. Temizleme arıtma vergileri
  5. Üretim vergisi
  6. Emisyon vergisi
  7. Ürün vergisi
  8. Ambalaj vergisi
  9. Beklenmedik kâr vergisi

Vergi Dışı Araçlar: Çevrenin korunmasına yönelik mali destekleri içeren araçlardır. Bunlar çevreyi koruyanlara vergi indirimini içerdiği gibi doğrudan ödeme yoluyla da olabilir. Vergi dışı araçlar şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. Bağışlar (Karşılıksız ve Koşullu)
  2. Teşvik ödemeleri
  3. Vergi indirimleri
  4. Gelir kayıplarının tazmini
  5. Transfer ödemeleri

Uluslararası Çevre Politikaları ve Kaynakları

Uluslararası alanda çevre politikaları üreten ve çeşitli sözleşmeler çerçevesinde küresel çapta standart politikalar uygulanmasını hedefleyen bir dizi kuruluşa rastlanmaktadır. Bu kuruluşları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Birleşmiş Milletler (UN)
  • Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)
  • Avrupa Birliği
  • Avrupa Konseyi
  • Kuzey Atlantik Paktı (NATO)
  • Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (OSCE)

Türkiye’de Çevre Politikaları ve Kaynakları

Türkiye’de çevre politikaları, beş alanda yoğunlaşmaktadır:

  • Kentsel çevre
  • Doğal kaynak yönetimi
  • Deniz ve kıyı kaynakları
  • Kültürel ve doğal sit alanları
  • Çevresel riskler

Türkiye’de Çevre Yönetimine İlişkin Yasal Çerçeve

Türkiye’de çevreye yönelik mevzuat altyapısı birçok konuda olduğu gibi kuvvetlidir. Çevre konusunda oluşmuş mevzuat; hava, su, toprak, orman, gürültü, sulakalan, katı atık ve deniz olmak üzere sekiz anabaşlıkta incelenmektedir.

Türkiye’de Çevre Politikalarını Yürüten Kurumsal Yapı

2012 itibariyle Türkiye’de çevre ve sorunlarına ilişkin doğrudan iki, dolaylı üç tane olmak üzere toplam beş bakanlık bulunmaktadır. Doğrudan ilgili bakanlıklar;

  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
  • Tarım ve Orman Bakanlığı’dır.

Dolaylı olarak ilgili bakanlıklar ise;

  • Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı
  • Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’dır.

Bunlarla birlikte, yerel yönetimler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları da Türkiye’de çevre politikalarını yürüten yapılar arasındadır.

Sosyal Politikada Çevre Fikrinin Gelişimi

Çevresel fikirler, sosyal politikayı 1990’ların başlarından itibaren etkilemeye başlamıştır. Özellikle geleneksel refah politikalarının yetersizliği ve aşırı sağcı hükümetlerin memnuniyetsizlik doğuran sıkı politikaları İngiltere başta olmak üzere diğer benzer Avrupa ülkelerinde farklı ve sürdürülebilir bir politika arayışına neden olmuştur.

Sürdürülebilirlik, zaman ve mekan olmak üzere iki ana unsurla ilişkilidir. Gelecek nesillere, hem mevcut yapının sağladığı imkanları iletebilmek hem de bu yapıyı geliştirebilecekleri bir ortam bırakabilmek temel amaç olarak belirlenmiştir. Sürdürebilirlik kavramı, liberal kapitalist sistemin ilk dönem klasiklerinden beri tartışılan bir konudur ve çevreden bağımsız düşünülmemektedir.

Yeşil Ekonomi

Yeşil ekonomi, mevcut ekonomik düzenin yaptığı tahribata karşı dünyanın sürdürülebilir bir yaşam alanı olarak kalmaya devam etmesi için alternatif yaklaşımlar ileri süren çevreye duyarlı, kuvvetli felsefi altyapısı bulunan ve gelişmekte olan bir iktisat koludur.

Yeşil ekonomi ve sosyal politika ilişkisinin temelini sürdürülebilir refah toplum hedefi oluşturmaktadır. Sosyal politikalar, refah ve refahın dağılımı ile ilgili düzenlemeleri esas alır ve bu kapsamda yeşil ekonominin sürdürülebilir toplum hedefi ile kesişir.

Çevre ve Sosyal Politika Alanında Güncel Tartışmalar

Çevre ve refah ilişkisi sosyal politika akademik alanında gün geçtikçe daha da yoğunlaşan biçimde tartışma konusu yapılmaktadır. Özellikle demokrasi, sosyal ilişkiler ve çevreci refah makro bileşenlerde, yeşil vatandaşlık, temel gelir ve yeşil sosyal politika, gelecek nesiller için refah üretme politikaları, beslenme kalitesi-sosyal politika ve çevre ilişkileri gibi konular son dönem sosyal politika tartışmalarında yerini almıştır. Sürdürülebilir tüketim konusunda çevre politikalarının ve sosyal bilimlerin önemini vurgulayan çalışmalar yanında yeni sosyal politika algısı ile desteklenen yeşil toplumda çevresel vergilendirme gibi konular da literatürde ilgi odağı olma yolunda ilerlemektedir.

Çevre konusunun diğer tüm alanlar gibi sosyal politikaları da etkilemesi kaçınılmazdır. Ancak görünen odur ki, sosyal politikaların dönüşüm süreçlerine yeşil ekonominin katkısı, mevcut politikaların çevresel faktörler göz önünde tutularak yeniden düzenlenmesi yönündedir. Yoksa temel sosyal politika bileşenleri olan, sosyal güvenlik, konut politikası, sağlık politikası, sosyal çalışma ve eğitim (Bu beş bileşen sosyal politika literatüründe ‘Beş Büyükler’ (Big Five) olarak anılmaktadır.