Ünite 4: Sosyal Politanın Ulusal Araçları

Ulusal Araçların Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Toplumun değişik kesimleri arasındaki eğitim sağlık, güvenlik, beslenme, barınma, korunma, istihdam, ücret ve gelir dağılım gibi alanlarda ortaya çıkan farklılıkları giderildiği zaman sosyal adalet, huzur ve barış sağlanmış olur. Ancak ulusal amaçlarda öne çıkan temel amacın, devleti ve hukuk düzenini korumaktır. Bir toplumu oluşturan bireyler arasında farklılıklar bulunduğu için belirlenen amaçların uygulanabilirliği önemlidir.

Ülkeler benimsedikleri amaçları gerçekleştirebilmek için kullandıkları araçları seçerken; ülkelerin içerisinde bulundukları ekonomik ve sosyal koşullar, hukuk anlayışı, yönetim biçimi, sosyal devlet anlayışı, sosyal politikanın kapsamında yer alanların büyüklüğü, sendikaların gücü, ücretli çalışma biçiminin yaygınlığı, demokrasi anlayışı, sivil toplum kuruluşlarının gücü ve toplumun bilinç düzeyi gibi unsurlara önem verilmelidir.

Çağdaş sosyal politikanın ulusal araçları ister güçlü ister zayıf olsun, ister sınırlı olsun isterse geniş toplum kesimlerine ulaşsın, temel amaçları sanayi kapitalizminin ortaya çıkarmış bulunduğu sosyal sorunları çözmektir (İzveren, 1970: 6). Ekonomik ve sosyal alanda yaşanan gelişmelere bağlı olarak artan toplumsal ihtiyaçlar ve sosyal sorunlar, ulusal araçlarda da önemli değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Ulusal Araçların Türleri

Sosyal Politikanın ulusal araçları esas olarak iki grupta toplanmaktadır (Tuna -Yalçıntaş, 1991: 195). Birinci grupta, kamusal alanda yer alma özelliğine dayanan araçlar yer alır. Bunlar; kamu gücü ve otoritesini temsil eden yasal düzenlemeler, kamunun izlemiş olduğu eğitim, sağlık, güvenlik, adalet, istihdam ve ücret gibi kamusal politikalar ve yasaların ve politikaların uygulanmasından ve denetlenmesinden sorumlu kamusal kurumlardır. İkinci grupta ise kamunun yetişemediği halkın kendi özgür iradesi ile ortaya çıkardığı, tamamen dayanışma, merhamet, acıma ve yardımseverlik duygularını yansıtan yardımlaşma ve dayanışma araçları yer almaktadır. Sendikalar, vakışar, kooperatişer, dernekler ve diğer gönüllü yardım kuruluşları bu araçların en önemlileridir. İkinci grupta yer alan araçların ortak noktaları toplumların demokratik gelişimleri ile ilgili olmasıdır.

Kamu Müdahalesi

Sanayi Devrimi başta işçiler ve onların aileleri olmak üzere toplumların güçsüz kesimlerinin durumlarını kötüleştirmiş, gelirin bölüşümünü daha da bozmuş ve toplumsal çatışmaların kaynağı olmuştur. İşçilerin ve ailelerinin artan sorunlarını çözmeye gücü yetmeyen iktisadi liberalizmin yol açtığı sorunları ortadan kaldırmak veya azaltmak sureti ile devleti ve hukuk düzenini sürdürmek (Kessler, 1945: 4) amacı ile çalışma hayatına devletler müdahale etmek zorunda kalmışlardır. Ekonomik ve sosyal alanda devlet, diğer bir ifade ile kamu eli ile korunmaya yönelik tedbirler, sosyal politikanın kamu müdahalesi aracının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toplumun sosyal açıdan gelişmesini sağlamak, sosyal barışı ve sosyal bütünleşmeyi gerçekleştirmek, dengeli kalkınmayı amaçlayan tedbirler üretmek, gelir dağılımında adaleti sağlamak, emek piyasalarında fırsat eşitliği yaratmak refah, konut, eğitim ve sağlık sorunlarına çözüm üretmek amacını taşıyan kamu müdahalesi araçları, ihtiyacın çeşitliliği ve şiddetine bağlı olarak sürekli değişim ve gelişim içerisindedir.

Kamu Müdahalesinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Kamu müdahalesinin derecesi ve kullanılan araçların çeşitliliği de ülkenin ihtiyaçları ile yakından ilişkilidir. Ülkelerin ekonomik ve sosyal koşullarının ortaya çıkardığı ihtiyaçlara ve bunun şiddetine bağlı olarak sürekli değişmektedir. Bu değişim bazen iç etkenlerle bazen de dış etkenlerle olabilmektedir.

Devlet Anlayışındaki Değişim

Birlikte yaşamayı anlamlı kılabilmek için devletler ekonomik ve sosyal hayatı düzenlemek sağlıklı, dengeli ve sürekli gelişmeyi mümkün kılabilmek için ekonomik ve sosyal politikalar oluşturmuşlardır. Devlet, toplumdaki adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri çözebilmek için kamu gücünü kullanmakla yükümlüdür. Bireyler ise devletle olan ilişkilerinde haklarını, ödevlerini ve bağlı olmalıdır. Bu düşünce toplumsal dayanışmanın temelini oluşturmaktadır. Günümüzde devlet anlayışındaki değişimin bir sonucu olarak sosyal devlet algısı değişmektedir. Bazen bu algı güçlenmekte, buna bağlı olarak devletin piyasaya müdahalesi artmakta ve müdahale araçları çeşitlenmektedir. Algının zayıfladığı dönemlerde ise devlet, rolünü azaltmaktadır.

Siyasi Partiler Arasındaki Rekabet

Demokratik toplumlarda siyasal iktidarların seçimle belirlenmesi, sosyal politika anlayışında önemli değişimlerin yaşanmasına yol açmıştır.

Devletin-Kamu Sektörünün Büyümesi

Bir devlet büyüdükçe pek çok alanda rolü artmaktadır. Hizmet ve harcama alanlarının her biri, yeni bir kamu müdahalesi şeklinde kendisini gösterir.

Piyasa Başarısızlıklarına Müdahale Anlayışının Gelişmesi

Kriz sonrası bunalımın, kendiliğinden aşılamaması ve Keynezyen iktisat anlayışının bir sonucu olarak devletin piyasada aktif rol alması, piyasa müdahalesi anlayışının güçlenmesine ve kamu harcamalarının artmasına neden olmuştur. Krizleri ve problemleri aşabilmek adına, kamunun yapmış olduğu para, maliye, iktisat, istihdam ve ücret politikaları şeklindeki her müdahale, kamu müdahalesinin araçları arasında yer almaktadır.

Bölgesel Gelişmişlik Farklılıkları

Bölgesel eşitsizlikler karşısında devletler, bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ya da azaltmak için tedbirler alır. Bu tedbirler, yeni kamu müdahalesi araçlarını gerektirebilir.

Korunmaya Muhtaç Kesimlerin Büyümesi

Sosyal devlet ve sosyal politika anlayışının bir sonucu olarak korunmaya muhtaç insanlar, kendi hallerine bırakılamaz; başkalarının merhamet, acıma ve insan duygularına terk edilemezler. Ülkeler kamu müdahalesi araçlarını kullanmaya ya da araçları zenginleştirmeleri gerekir.

Hümaniter-Kültürel- Dinî-Askerî Nedenler

Fransız İhtilali sonrasında gelişen devlet anlayışı daha önceleri bireylere bırakılan sosyal adalet ve eşitliği devlet anlayışının görev alanının belirlenmesinde etkili olmuştur. Toplumlarda gerek aile içi ve gerekse genel yardımlaşma anlayışının, ister dini isterse toplumsal endişelerden kaynaklansın geçmişten beri uygulanıyor olması, devletlerin koruyucu mevzuat oluşturmasında rol oynamıştır.

Kamu Müdahalesi Araçları

Yasal Düzenlemeler

Devletin ekonomik ve sosyal sorunlar ile mücadelesindeki en önemli araç yasal düzenlemelerdir. Başlangıçta işçiler ile işverenler arasındaki problemleri çözmek üzere iş koşulları, iş süreleri ve ücretler gibi sınırlı alanlarda karşımıza çıkan yasal düzenlemeler, günümüzde bütün toplum kesimlerini ilgilendiren sosyal sorun alanlarını kapsar hale gelmiştir. Kaynağını ve gücünü yasal düzenlemelerden almayan müdahaleler, hangi problemi çözmeye yönelik olursa olsun demokratik toplumların meşru kamu müdahalesi olarak kabul edilemez.

Türkiye’de ve bütün ülkelerde toplumu ilgilendiren sosyal sorunlara karşı geliştirilen kamu müdahalesi aracı olarak yasal düzenlemeler kaynağını ve gücünü Anayasa’dan almaktadır. Anayasa’ya aykırı olmamak üzere anayasal güvenceye sahip olunan hakların nasıl kullanılacağı, kimleri kapsayacağı ve sınırlarının belirlenmesi gibi konular ile devlete yüklenen sorumluluklar ve sınırları yasalar, tüzükler ve yönetmelikler aracılığı ile belirlenir. Sosyal politikayı ve kamu müdahalesini doğrudan ilgilendiren yasal düzenlemelerin başında 4857 Sayılı İş Kanunu gelmektedir. İş Kanunu’nun bugünkü yapısına ilişkin son kapsamlı düzenleme 2003 yılında yapılmıştır. ‹ş Kanunu, sosyal politikanın amacına ve ruhuna uygun olarak çalışma hayatına yapılacak müdahaleleri ve sınırlarını belirlemek bakımından önemli bir kamu müdahalesi aracıdır.

Kamusal Politikalar

Kamu müdahalesi araçları içerisinde izlenilen kamu sosyal politikaları, hem yasal düzenlemelere kaynaklık etme ve hem de bu alanlarda oluşturulacak kamusal kurumların belirlenmesi bakımından büyük öneme sahiptir.

Kamusal Kurumlar

Sosyal politika açısından korunmaya muhtaç kesimlerin korunmasına ilişkin yasaların ve geliştirilen politikaların bir anlam ifade edebilmesi için, bir Bakanlığın varlığı gereklidir. Bakanlık, kendisine verilen görevleri etkin bir şekilde yerine getirebilmek için, çok önemli birer sosyal politika aracı olarak, Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü gibi birimler oluşturmuştur. Bu genel müdürlüklerin her biri, kendi görev alanlarında yer alan kesimlerin korunmasına ilişkin olarak bir taraftan yasal düzenlemeleri ve politikaları hazırlarlar, diğer taraftan da yardıma ihtiyacı olanlar ve yardım yapacaklarla ilgili olarak müdahalede bulunurlar.

Doğrudan sosyal politika kurumu olarak ikinci önemli kurum, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır. Bakanlığın bir kamu müdahalesi aracı olarak görevi, görev alanına giren konularda, çalışma hayatının düzen ve barış içerisinde işlemesi için çalışma hayatına müdahale etmektir.

İstihdamın korunması, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve işsizliğin önlenmesi amacı (md.1) ile kurulan İŞKUR, bu özellikleri ile hem çok önemli bir sosyal politika aracıdır hem de bu amaca ulaşabilmek için iş piyasasına müdahale eden bir kamu müdahalesi aracıdır.

Kolektif Kendi Kendine Yardım Mekanizması

Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Sanayi toplumunun ortaya çıkardığı sorunların demokratik sistem içerisinde kalınarak çıkar mücadelelerinin sınıf çatışmaları yerine sendikalar ve toplu pazarlık sistemi ile çözülmesi kültürü oluşmaya başlaması ilk kendi kendine yardım araçlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. İlerleyen süreçte sendikaların toplu pazarlık, grev ve toplu sözleşme hakları ile donatılması, çalışma hayatının güçlü bir aktörü olarak ortaya çıkmalarına ve sosyal politikaları şekillendiren etkili bir araca dönüşmelerine neden olmuştur. Hükümetler II. Dünya Savaşı’ndan itibaren dünyanın pek çok yerinde bürokrasiye boğulmuşlardır. Dolayısı ile hükümetler standart kamu görevleri ile sınırlı kalmıştır. Hükümetlerin sosyal sorunlara yeterince zaman ayıramaması, sivil toplum kuruluşlarının modern toplum sorunlarını çözmeye talip olmalarına neden olmuştur (Drucker, 1995: 15), ve enformasyon toplumu yapısı ortaya çıkmıştır. Enformasyon Toplumu: Bilginin en değerli kaynak ve en temel ürün olduğu; iletişim ve enformasyon teknolojilerindeki gelişmelerin biçimlendirdiği yeni bir toplumsal yapıyı ifade etmektedir.

Türkiye’de kentleşme ve şehirlileşme yeterince geliştirilemediği için devletin ve sivil toplum kuruluşlarının dolduramadığı alanlarda, aile içi dayanışma ve cemaatler etkili olmaktadır. Bu durum, otoriter bir devlet ve zayıf bir sivil toplum anlayışının sonucudur (Fukuyama,1998: 145vd.).

Kolektif Kendi Kendine Yardım Araçları

Sendikalar: Temsil ettikleri grupların ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak ve geliştirmek için toplu pazarlık ve toplu sözleşmeler yolu ile çalışma hayatında etkili olmaya çalışırlar. Sendikalar karşılıklı iki grup halinde “işçi” ve “işveren” sendikaları olarak faaliyet göstermektedirler. Sendikalar zayıf olan çalışanların çıkarlarını koruma endişesinden kaynaklandığı için işçi sendikaları, işveren sendikalarına oranla daha fazla gelişmiştir. Sendikalar, işçilerin örgütlenmek sureti ile güç kazanmak ve işverenler karşısında uygun ücret ve çalışma koşullarını elde etmelerini kolaylaştırmak veya mümkün kılmak için oluşturulan kendi kendine yardım kuruluşlarıdır. Sendikaların önemli rolü, işçilerin güçlü sermaye karşısında ezilmesine izin vermemek ve haklarını eşit olarak savunabilmesine imkân sağlamaktır. Devleti ve toplumu, emeği ile geçinen zayıf işçilerin sorunlarına karşı duyarlı hale getirmek de sendikaların temel amaçlarındandır. İşçi sınıfının sorunları yanında bütün toplumu ilgilendiren sorunlarla da uğraşan sendikalar, devletin izlediği ekonomik ve sosyal politikaların zayıf toplum kesimlerinin lehine olacak şekilde gerçekleşmesine çaba gösterir.

Kooperatifler: Kooperatifler, belirli ve ortak bir amaca ulaşmak üzere bireylerin ekonomik varlıklarını birleştirmek suretiyle oluşturdukları kurumlardır. Sosyal politika açısından kooperatifçilikte en belirgin amaç, kendi kendine yardım ilkesine dayanması ve ekonomik yönden üyelerine güç ve kuvvet kazandırmasıdır.

Vakıflar: Vakıf, gerçek veya tüzel kişilerin hiçbir etki altında kalmadan, kendi istekleriyle kendilerine ait mallarını veya her türlü ekonomik değerlerini ve haklarını mülkiyetten çıkartıp, belirli bir amaçla hayır ve hizmete ebedî olarak tahsis etmesinden oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olarak tanımlanmaktadır.