Ünite 8: Sosyal Güvenlikte Yeni Gelişmeler ve Sorunlar

Sosyal Güvenliğin Artan Önemi ve Artan Sorunları

Sosyal güvenlik, sosyal refah devletinin gelir dağılımı eşitsizliklerini gidermek için kullandığı en geniş kapsamlı sosyal politika aracıdır. Bir başka ifade ile yoksullukla mücadelede de kullanılan en etkili araç sosyal güvenliktir. Sosyal güvenlik sistemlerinin başarısız kalması, dünyanın yoksullukla mücadelede başarısız kalması, bu mücadeleyi kaybetmesi anlamına gelmektedir. Küreselleşmenin olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması ancak yaygın ve kapsamlı bir sosyal güvenlik sisteminin varlığı ile mümkün olabilecektir.

Küreselleşme Öncesi Dönem

Sanayi Toplumu Sosyal Güvenlik Sistemi: Gelişimi, Başarıları ve Başarısızlıkları

Kurumsal Yapısı ve Gelişimi

Sosyal güvenlikte geleneksel tekniklerin kullanıldığı dönem, 1883 yılında Almanya’da Bismark tarafından ilk sosyal sigortanın (hastalık sigorta kolu) kurulması ile sona ermiş modern veya çağdaş sosyal güvenlik dönemi başlamıştır. Bu dönem esas olarak, işgücünün önemli bir kısmının sanayi sektöründe istihdam edildiği, nüfusun büyük çoğunluğunun da şehirlerde yaşadığı bir dönemdir. Çağdaş sosyal güvenlik sistemi iki temel teknik üzerine inşa edilmiştir. Bunlar sosyal sigorta tekniği ve sosyal yardım teknikleridir.

Sanayi toplumu sosyal güvenlik sisteminin ikinci tekniğini oluşturan vergilerle finanse edilen sosyal yardımlar, 1930’lu yıllardan itibaren Iskandinav ülkeleri başta olmak üzere Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde gelişti.

Sosyal güvenliğin ILO sözleşmeleri ve Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesi ve evrenselleşmesinin yanı sıra II. Dünya Savaşı sonrası dönemde gelişen siyasi ve sosyal ortamın da etkisi ile 1950-1975 yılları arasında geçen çeyrek yüzyıllık dönemde sağlanan gelişmelerle gelinen nokta sosyal güvenliğin altın çağı olarak adlandırılmıştır (Alper, 2009: 96).

Sosyal Güvenlik Alanında Sağlanan Başarılar ve Olumlu Gelişmeler

Sanayi toplumu sosyal güvenlik sisteminin II. Dünya Savaşı sonrası dönemde sağladığı başarılar ve sosyal güvenlik alanındaki olumlu gelişmeler ana hatları ile aşağıda sıralanmaktadır (ILO, 1984: 3-4; Alper, 2009: 96- 97). Buna göre;

  • Toplumların sosyal güvenlik için ayırdıkları pay artmış, 1950-60’lı yıllarda millî gelirin % 3-12’si sosyal güvenlik için harcanırken bu miktar 1970’li yıllarda % 20’lere ve hatta bazı ülkelerde % 30’lara yükselmiştir.
  • Başlangıçta yalnızca sanayi sektöründe mavi yakalı olarak çalışanları kapsama alan sistem zaman içinde sırasıyla; beyaz yakalıları, hizmet sektöründe çalışanları, kentlerde kendi adına bağımsız çalışanları ve nihayet tarım kesiminde çalışanları sosyal güvenlik kapsamına almıştır.
  • Özellikle sağlık sigortasında koruma birimi olarak ailenin kabul edilmesi ile prim ödeyenlerin eş ve çocukları ile ana babaları da sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmıştır.
  • Sosyal güvenlik programları, giderek daha fazla sayıda sosyal riske karşı koruma garantisi sağlamıştır.
  • Sosyal yardım tekniğinin kullanılması ile sosyal güvenlik belirli risklerle karşılaşılması hâlinde ortaya çıkan gelir kaybını telafi eden sistemler olmaktan çıkarak, geniş anlamda yoksullukla mücadele aracı hâline gelmiş, sebebi ne olursa olsun yoksulluğa yol açan nedenlerin sonuçları kapsama alınmıştır.
  • Sosyal güvenlik garantisinin para olarak seviyesi, hizmet olarak da standardı yükselmiştir

Sistemin Başarısızlıkları ve Olumsuz Gelişmeler

1973 Petrol Krizi ile başladığı ileri sürülen ekonomik kriz, sosyal güvenliğin altın çağını da sona erdirmiştir. ILO, sanayi toplumu sosyal güvenlik sistemine yönelik eleştirilerin kaynağını oluşturan başarısızlıkları ve yetersizlikleri şu başlıklar altında toplamıştır (ILO, 1984: 6-8):

  • Millî gelirin % 30’una yaklaşan harcamalara rağmen yoksulluk problemi çözülememiş, kriz dönemlerinde yeniden kendini göstermiştir.
  • Sosyal sigorta tekniğinin, aktüeryal endişelerle tam gün ve bütün yıl çalışanları kapsamına alacak şekilde programlanması, kısa süreli ve düşük ücretli çalışanları sosyal güvenlik kapsamı dışında bırakmıştır.
  • Hizmet sektöründe yaygınlaşan a-tipik çalışma şekilleri ve esnek çalışma kapsamındakiler sosyal sigorta tekniğinin dışında kalmıştır.
  • Sosyal sigortalar, tehlikenin sebebine bağlı olarak ayırım dolayısıyla (hastalık ve iş kazaları, sakatlık ile malullük hâlleri) “ihtiyacı olan herkese eşit davranılır” ilkesini hayata geçirememiştir.
  • Sistem aileyi; erkeğin çalıştığı ve gelir sahibi olduğu, kadın ve çocukları da çalışan erkeğe bağımlı olarak tanımlamıştır. Sistem erkekler tarafından erkeklerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde oluşturulmuştur.
  • Zaman içinde cömert uygulamalarla hakların genişletilmesi, külfet-nimet ilişkisini koparmış, sistem çalışan ve sürekli prim ödeyen ahmaklar ile karşılıksız faydalanan asalaklar yaratmıştır.

Sanayi Toplumu Sosyal Güvenlik Sistemlerinde Kriz ve Yeniden Yapılanma İhtiyacı

Gelişmiş ülke sosyal güvenlik sistemleri 20. yüzyılın son çeyreğinde; temel göstergeleri bozulmuş (aktif/pasif sigortalı dengesi), ülkelerin genel bütçe dengesini zorlayacak büyüklükte finansman açıkları veren ve gelecek dönemlere yönelik yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanan ciddi bir krizin eşiğine girmişlerdir. Gelişmiş ülkelerde, sistemin kendi işleyişinden kaynaklanan problemler (ILO, 1984: 8):

  • Nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak prim ödeyen aktif/pasif (prim ödeyen/aylık alan) sigortalı dengesinin bozulması,
  • Sistemlerin yaşlanması dolayısıyla zaman içinde daha fazla sayıda kişiye sürekli aylık ödenmesi,
  • Sağlık harcamalarındaki artış,
  • Sürekli ve yüksek oranlı işsizliğin gelirleri azaltan, giderleri artıran etkisi,
  • Yüksek oranlı enflasyonun sosyal güvenlik fonlarını eritmesi

olarak sıralanabilir.

Gelişmekte olan ülkelerde sosyal güvenlik sistemlerini krize götüren gelişmeler, yukarıda sayılan faktörlere ilave ve onlardan farklı olarak;

  • Sosyal güvenlik sistemlerinin yetersiz kurumsal ve yasal alt yapı ile kurulmaları,
  • Sosyal güvenlik kurumlarının hantal bir bürokratik yapıya bağlı kötü yönetimlerine ilaveten kurumlar arasında işbirliği ve koordinasyon eksikliği,
  • Karmaşık, anlaşılması güç ve sık değişen mevzuatın varlığı,
  • Başta sağlık sigortası olmak üzere yaygın suistimaller ve kötüye kullanma,
  • Politik amaçlarla sosyal sigortacılık ilkelerine aykırı müdahalelerle kurumların dengelerinin bozulması,
  • Sosyal güvenliğin başarısız ekonomik ve sosyal politikaların olumsuz sonuçlarını gidermek için kullanılması (özelleştirme, işsizlik, erken emeklilik vb.)

olarak sayılabilir (Alper, 2009: 102).

Gelişmekte olan ülkelerde, sosyal sigortaların imkanları politik amaçlarla kullanılmıştır.

Yeniden Yapılanma İhtiyacı Doğuran İktisadi, Sosyal ve Kültürel Gelişmeler

Sistemde yapısal değişiklik yapılmasını zorunlu kılan bu faktörler;

  • Sosyal güvenlik anlayışının değişmesi, bazı toplumsal grupların ve bireylerin sosyal güvenlik bilincinin artışına bağlı olarak kendi sosyal güvenlik ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeterliliğe kavuşmaları, zorunlu sigortalılık anlayışının bu kesimin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalması,
  • İstihdam ve işgücünün yapısındaki değişime bağlı olarak işgücünün ağırlıklı olarak hizmet sektöründe istihdam edilmesi, hizmet sektöründe a-tipik çalışma şekillerinin ve esnek çalışmanın yaygınlaşması, ev-işyeri ayırımının kalktığı işlerin artışı, kadın işgücünün artışı,
  • Artan uluslararası rekabet dolayısıyla işverenlerin prim ödeme yükünün azaltılması zorunluluğunun ortaya çıkması ve primle finansman yerine vergi ile finansman ilkesinin ağırlık kazanmaya başlaması,
  • Sosyal yapıdaki değişim ve değişen aile yapısı dolayısıyla ailenin sosyal güvenlik ihtiyacının artması. Boşanmaların artışı, tek ebeveynli ailelerin sayısındaki artış, resmi evlilik bağı olmaksızın birlikte yaşama ve çocuk sahibi olma eğiliminin artması yönündeki gelişmeler geleneksel aile yapısını ve bunu esas alan sosyal güvenlik sistemini işlevsiz hâle getirmiştir.
  • Kadınların işgücüne katılmaları ve değişen rolleri, sosyal güvenlik ihtiyaçlarını da değiştirmiştir. Çalışan kadının işyeri ve işle ilgili sorumlulukları ile ev ve aileye yönelik sorumlulukları çatışmış, sosyal sigorta tekniğinin işleyiş esaslarını değiştirme ihtiyacı doğmuştur.
  • Sosyal güvenlik için ayrılan kaynaklarda üst sınıra gelinmesi, daha fazla sosyal güvenlik garantisi isteyenler için zorunlu sigortalı olunan sistemler dışında yeni sosyal güvenlik tekniklerine olan ihtiyacı artırmıştır.

Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanmanın Esasları ve Yönleri

ILO’nun genel olarak sosyal güvenlik anlayışını yansıtan bu raporda; öncelikle liberal iktisatçılar tarafından ileri sürülen; sosyal güvenlik harcamalarının temel iktisadi değişkenler üzerindeki olumsuz etkilerinden hareketle bütün bir sistemin değiştirilmesi gerektiği görüşlerini reddetmiş, sistemin köklü şekilde değiştirilmesini değil, mevcut sistem içinde kalınarak bir yandan iyileştirilmesi diğer yandan da olumsuz etkilerini giderecek tedbirler alınmasını esas alan çözüm önerileri geliştirmiştir (Alper, 2009: 106). ILO, söz konusu raporda;

  • Henüz sanayi toplumu sosyal güvenlik sistemini bile tam olarak kuramamış gelişmekte olan ülkeler için mevcut sistemlerinin eksikliklerini gidermeye, sağlanan sosyal güvenlik garantisinin kapsam ve seviyesini yükseltmeye,
  • Gelişmiş ülkeler için ise daha insan merkezli bir sistemi hayata geçirmeye, iktisadi ve sosyal hayattaki yapısal değişikliklere cevap verecek düzenlemeleri yapmaya, yönelik önerileri dile getirmiştir (Alper, 2009: 106). Mevcut sosyal güvenlik sistemlerinin iyileştirilmesi ve yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek hâle gelmesine yönelik öneriler ana başlıkları ile şu noktalarda toplanmıştır (ILO, 1984: 17-29);
  • Sosyal sigorta tekniği üzerine kurulan sosyal güvenlik sistemlerinin kapsamla ilgili yetersizliklerinin giderilmesi bakımından sistemin a-tipik işlerde esnek çalışma yöntemleri ile çalışanları kapsama alacak şekilde düzenlenmesi,
  • Değişen aile yapısı ve kadının işgücüne katılma oranlarındaki artış dikkate alınarak, kadınların ev-işyeri sorumluluklarını birlikte dikkate alan değişiklikler yapılması; kadın-erkek ayırımını ortadan kaldıran hatta pozitif ayırımcılık olarak değerlendirilebilecek şekilde kadın haklarının genişletilmesine yönelik düzenlemeler yapılması,
  • Tek ebeveynli aileler, işsizler, maluller, emekli olma yaşına gelenler gibi, sosyal güvenlik bakımından özel durumları dikkate alınması gereken gruplara yönelik düzenlemeler yapılması,
  • Gelir ve aylıkların seviyesinin, sosyal güvenliğin yoksullukla mücadele amacını da gerçekleştirecek şekilde yükseltilmesi,
  • Hizmete çevrilerek sunulan sosyal güvenlik hizmetlerinin standartlarının yükseltilmesinin yanı sıra kişilerin özel durumlarına cevap verecek şekilde sunulması,
  • Sosyal güvenlik harcamalarının emek arzı, tasarruf, sermaye birikimi, büyüme ve enflasyon gibi temel iktisadi değişkenler üzerindeki olumsuz etkilerini giderecek önlemler geliştirilmesi, arayışlar içine girilmesi,
  • Sosyal güvenlik sistemlerinin, nüfusun yaşlanması da dikkate alınarak, gelecek dönem yükümlülüklerini yerine getirebileceği sürdürülebilir bir finansman yapısına kavuşturulması,
  • Sosyal güvenlik kurumlarının halkla ilişkiler fonksiyonunun geliştirilmesi, herkesi bir tutan, farklılıkları dikkate almayan standart-genel uygulamalardan, kişisel farklılıkları dikkate alan bireysel ihtiyaçlara ve farklılıklara cevap verebilecek uygulamalara geçilmesi,
  • Sosyal güvenlik hak ve yükümlülüklerinin takibi ile ilgili olarak kişisel bilgilere ulaşımda kolaylık sağlanması, ancak kişisel bilgilerin saklanması ile ilgili güvenlik tedbirleri de alınması,
  • Dezavantajlı grupların özel ihtiyaçlarına cevap verecek düzenlemeler yapılması; engelli gruplarına yönelik özel hizmet birimleri yanında göçmenler ve azınlıklar gibi iletişim problemi olanların sosyal güvenlik kurumları ile ilişkilerinin sağlanması.

Dezavantajlı gruplar Çeşitli sebeplerle, daha çok da fiziksel engellerle herkesin kullandığı hakları ve imkânları kullanamayan kesimler için kullanılır. Engelliler, göçmenler, çocuklar, kadınlar vb gruplar. Güçlü sosyal refah devleti geleneği ve çoğulcu demokratik rejimin varlığı, sosyal güvenlikte radikal değişimlerin yapılması önünde bir engeldir.

Dünya Bankasına göre, yeni dönem sosyal güvenlik sisteminin en önemli özelliği bugün olduğu gibi kamu tarafından kurulan ve zorunluluk esasına göre çalışan tek ayaklı değil, çok ayaklı sosyal güvenlik sistemi olacaktır. Banka, çok ayaklı bir sosyal güvenlik sistemine geçişin gerekçelerini güçlü bir teorik temele oturtmuştur. Buna göre, hangi yöntem ve sistemle kurulmuş olursa olsun sosyal güvenlik sistemlerinin mutlaka yerine getirmeleri gereken üç temel fonksiyon vardır. Bunlar (WB, 1994: 14);

  • Gelirin yeniden dağılımını sağlamak,
  • Tehlikelerin zararlarına karşı sigorta sağlamak ve
  • Bireylerin daha fazla tasarruf yapmalarını sağlamak

olarak sayılmıştır.

Tek ayak üzerine kurulmuş sosyal güvenlik programlarının, sosyal güvenlik sistemlerinden beklenen üç temel fonksiyonu birlikte gerçekleştirmesi mümkün değildir.

Çok ayaklı sosyal güvenlik sisteminde, farklı ayaklarda yer alan kurumlar birbirinin alternatifi olarak değil, birbirlerini tamamlayan bütünün parçaları olarak fonksiyon görürler.

Sosyal güvenlik sistemi kriz içinde olan ülkelerde, sistemi yeniden yapılandırmaya yönelik kapsamlı değişiklikler (reformlar) daha kolay yapılır.

Küreselleşme Sonrası Dönem

Küreselleşme Süreci ve Sosyal Etkileri

Bir dönem, hangi mesleği yaparsa yapsın, hangi konuyu açıklamak isterse istesin, küreselleşmeye referans vermeden konuşmak/yazmak mümkün olamaz hâle gelmiştir. Küreselleşmenin bu şekilde yaygın kullanımı ve çok boyutlu hâle gelmesi, tanımını da güçleştirmiştir. Ortaya çıkışı ve gelişimi itibarıyla yaygın olarak kabul gören görüşe göre küreselleşmenin temel göstergeleri;

  • Uluslararası mal ve hizmet ticaretinin artması,
  • Uluslararası sermaye hareketlerinin ve yatırımların artışı,
  • Haberleşme ve ulaşım maliyetlerinin düşmesi ve iletişimin artışı,
  • Çok uluslu şirketlerin büyümesi,

olarak kabul edilmektedir (UN, 2001: 9).

Daha sonradan çok sayıda gösterge geliştirilmesine rağmen, küreselleşmenin temel göstergesi, uluslararası mal ve hizmet ticaretinin artışına bağlı ekonomik bütünleşme sürecidir.

Çalışma hayatı ve endüstri ilişkileri sistemi ile ilgili olarak küreselleşme sürecinin tetiklediği ileri sürülen;

  • Ekonomi içinde hizmet sektörünün öneminin artmasına bağlı olarak işgücünün ağırlıklı olarak hizmet sektöründe istihdam edilmesi,
  • Hizmet sektörünün büyümesi ile birlikte kadınların işgücüne katılma oranlarının yükselmesi ve kadınlar, gençler, öğrenciler ile engelliler için daha uygun olan düşük gelirli, güvencesiz esnek çalışma şekillerinin yaygınlaşması,
  • Sendikal örgütlenmenin zayıflaması ve nihayet çok uluslu şirketler dolayısıyla toplu pazarlık sürecinin küresel ölçeğe taşınması ile sendikaların pazarlık güçlerinin azalması

yönündeki değişim endüstri ilişkileri sistemini olumsuz etkilemiştir.

Sosyal açıdan küreselleşme, artan sosyal sorunlar ancak küçülen sosyal refah devleti anlamına gelmektedir.

Günümüz Sosyal Güvenlik Sistemlerinde Değişimi Zorlayan Faktörler

Günümüz sosyal güvenlik sisteminin işleyişini etkileyen ve yeniden yapılanma ihtiyacı doğuran faktörler; demografik yapıdaki değişme, emek piyasasındaki değişim, uluslararası emek göçü, kayıt dışı çalışmanın yaygınlaşması, küreselleşme ve artan belirsizlikler ile ekonomik krizler başlıkları altında toplanabilir (ILO, 2006: 15-26).

Nüfus Yapısındaki Değişim

Günümüz toplumlarında birçok sorunun kaynağı olarak gösterilen demografik değişim; doğum oranlarının düşmesi ve ortalama hayat ümidinin uzamasına bağlı olarak nüfusun yaşlanması anlamına gelmektedir.

İstihdam ve İşgücü Piyasasındaki Değişim

İletişim ve ulaştırma teknolojisindeki gelişmeler ve ulaşım maliyetlerinin düşüşü yalnızca mal ve hizmetlerin dolaşımını değil, her vasıftaki emeğin de uluslararası piyasada dolaşımına yol açmıştır. Emek piyasalarının küreselleşmesi ile birlikte emek üzerinden yürütülen rekabet de uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Düşük emek maliyeti üzerine yapılan rekabet sosyal güvenlik sistemlerini olumsuz etkilemiştir.

Uluslararası Emek ve İnsan Göçü

Uluslararası emek göçünün büyüklüğü ile ilgili bir değerlendirme yapmak gerekirse, ILO verilerine göre uluslararası emek göçü ile ülke değiştirenler nüfus bakımından dünyanın 5. büyük ülkesi konumuna gelmişlerdir.

Ülke içinde ve özellikle ülkeler arasında meydana gelen emek ve insan göçü sosyal güvenlik sistemleri için çok yönlü bir problem kaynağıdır. Gerekli düzenlemeler yapılmaz ise göç sosyal güvenlik haklarının kaybına yol açan bir sonuç doğurur (ILO, 1984: 27).

1960’lı yıllarda Türkiye’den Avrupa ülkelerine doğru olan yoğun işçi göçünün sosyal güvenlik sorunları ikili sosyal güvenlik sözleşmeleri ve yurtdışı borçlanması ile çözülmüştür.

Türkiye, ILO’nun 118 sayılı sözleşmesine uygun düzenlemeleri 2003 yılında hayata geçirmiştir.

Kayıt Dışı Çalışmanın Yaygınlaşması

Küreselleşme ve artan rekabet baskısı kayıt dışı çalışmayı gelişmiş ülkeler için de bir sosyal sorun haline getirmektedir.

Kayıt dışı sektör, gelişmekte olan ülkelerde geçici süreli değil, kalıcı ve hatta en büyük sektör haline gelmiştir. Türkiye için değişik yöntemlerle yapılan hesaplamaların tamamında kayıt dışı sektör % 40’dan büyük çıkmıştır.

Küreselleşme ve Uluslararası Rekabetin Artışı

1980-1990’lı yıllarda küreselleşmenin ekonomik paradigması, mikro düzeyde maliyetlerin düşürülmesi, makro düzeyde vergilerin azaltılması için kamu harcamalarında kesinti yapılması anlayışı üzerine kurulmuştu (ILO, 2006: 19). Bu yaklaşım, refah devleti anlayışının küçülmesi ve sosyal harcamaların kısılması sonucunu; sosyal harcamaların kısılması da bu harcamalar içinde en büyük payı oluşturan sosyal güvenlik harcamalarının azaltılması sonucunu doğurmuştur.

Küreselleşme, yol açtığı sorunlarla sosyal güvenlik ihtiyacını artırırken, rekabet endişesi ile sosyal harcamaların kısılmasını önermektedir.

Ekonomik Krizler

Ekonomik krizler, sosyal güvenlik sistemleri üzerinde gelirlerini azaltan, giderlerini artıran çift yönlü olumsuz etkilere yol açar.

Küreselleşmenin yol açtığı ekonomik bütünleşme süreci ve karşılıklı bağımlılık, ekonomik krizleri de küresel hale getirmiştir.

Sosyal güvenliğin krizin olumsuz etkilerini azaltıcı etkisi, sosyal güvenlik harcamalarının artışını beraberinde getirmektedir.

Değişen Sosyal Güvenlik Anlayışı ve Yeni Yaklaşımlar

ILO ve Sosyal Güvenlikte Yeni Yaklaşım

Müdahale edilmeyen bir küreselleşme süreci, dengesiz ve ters yönlü sonuçlar doğurmaktadır.

Küreselleşen dünya ekonomisinin zenginlik yarattığı kesin, ancak adaletli ve herkesin bu zenginlikten faydalanmasına imkân verecek “kapsayıcı” bir süreç olmadığı da gerçeğin diğer yüzünü oluşturmaktadır. ILO, küreselleşme sürecine karşı çıkmak yerine, yarattığı sosyal sorunların çözümüne yönelik tedbirler geliştirmeyi benimsemiştir.

Sosyal güvenlik, toplumsal hayatta eşitlik ve sosyal adaleti sağladığı ölçüde demokratik rejimin güçlenmesine katkıda bulunur.

Sosyal Güvenlikte Yeni Yaklaşımın Temel Esasları

ILO’nun sosyal güvenliğe yönelik yaklaşım değişikliği ile ilgili temel esaslar 2001 yılında “Sosyal Güvenlik Sorunları ve Çözümler” konulu 89. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda belirlenmiştir. Bu Konferans’ta yapılan tartışmalarla oluşturulan görüşler, Örgütün, 2001 tarihli “Sosyal Güvenlikte Yeni Uzlaşma-Social Security: A New Concencus) başlıklı raporunda yayınlanmıştır. Bu raporda sosyal güvenlik; karşılaştığı sorunlar, engeller ve geleceğe yönelik beklentiler bakımından değerlendirilmiştir.

  • Her ülke için geçerli, tek ve doğru bir sosyal güvenlik sistemi yoktur.
  • Kayıt dışı sektör, sosyal güvenlik sistemlerine yönelik en büyük tehdittir.
  • Kadınlara yönelik pozitif ayırımcılık örneği uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır.
  • Pozitif ayırımcılık: Herkesin kullandığı hakları kullanamayan dezavantajlı gruplara, eşitleştirici ilave haklar verilmesi, kolaylıklar sağlanmasıdır.
  • Diğer sosyal sorunların çözümünde olduğu gibi sosyal güvenlik politikalarının geliştirilmesinde de taraflar arasında sosyal diyalog geliştirilmelidir.

Herkes İçin Sosyal Güvenlik

ILO’nun yeni dönem sosyal güvenlik politikasının merkezinde, sosyal güvenlik programlarının kapsamının genişletilmesi stratejisi yer almış, 2003 yılında toplanan 91. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda Herkese Sosyal Güvenlik İçin Küresel Kampanya sloganı ile başlatılmıştır. Dünya nüfusunun yalnızca % 20’sinin yeterli sosyal güvenlik kapsamında olması, nüfusun yarıdan fazlasının yetersiz veya hiç sosyal güvenlik garantisinin olmaması kampanyanın temel gerekçesini oluşturmuştur.

ILO, yeni dönem sosyal güvenlik anlayışında herkesi sosyal güvenlik kapsamına alma hedefine öncelik vermiştir.

Sosyal güvenlik programlarının kişi olarak kapsamını genişletme çalışmaları çerçevesinde belirlediği stratejiye uygun olarak hükûmetlere ve sosyal taraflara;

  • Sosyal sigorta programlarının kişi olarak kapsamının genişletilmesi,
  • Hiç sosyal sigorta kapsamında olmayanlara yönelik mikro sigortacılık uygulamalarının teşvik edilmesi,
  • Vergi gelirleri ile finanse edilen genel kapsamlı (üniversal-yoklamasız) sosyal yardım ve hizmet programlarının başlatılması,
  • Vergi gelirleri ile finanse edilen gelir testine bağlı (means-tested-yoklamalı) aylık bağlama ve sosyal hizmet programlarının başlatılması

önerilerinde bulunmuştur (ILO, 2001: 60)

Mikro sigortacılık Hiç sosyal güvenlik kapsamında olmayanların, en azından bir veya birkaç sosyal riske karşı kapsama alınmasını amaçlayan, bir nevi sınırlı sosyal güvenlik kapsamına alınmadır.

Bu çalışmada sosyal güvenliğin kapsamını genişletmeye yönelik politikalar ve stratejiler uygulanırken temel alınması gereken esasları;

  • Herkese temel bir sosyal güvenlik garantisi sağlamaya yönelik genellik (üniversality),
  • Sosyal güvenlik garantisinin seviyesini yükseltmeye yönelik gelişimcilik (progressiveness),
  • Mevcut sosyal güvenlik tekniklerinden en uygun olanlarını kullanmaya ve sosyal tarafların sürece katılımlarını sağlamaya yönelik çoğulculuk (pluralism),
  • Sosyal güvenliğin amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik politikalarda sonuç odaklı (outcome focus) pragmatik yaklaşımları benimsemek

olarak belirlemiştir (ILO, 2010: 16-17).

ILO, Sosyal güvenlik programlarının kapsamının ölçülmesinde kullanılabilecek üç göstergeyi;

  • Hangi sosyal risklere karşı sosyal güvenlik koruması sağlandığı (sosyal risk alanı-scope),
  • Sosyal güvenlik garantisine sahip olanların toplam nüfusa oranı (kişi olarak kapsam-extend),
  • Sağlanan sosyal güvenlik garantisinin seviyesi ve yeterliliği (level)

olarak belirlemiştir.

Herkese Asgari Sosyal Güvenlik Garantisi

ILO’nun asgari sosyal güvenlik standartları, temel sosyal haklarda geriye gidişi önlemek için, bundan daha aşağısı kabul edilemez anlamında en düşük seviyenin belirlenmesidir.

ILO’yu sosyal güvenlikte asgari koruma standartlarını ve seviye belirlemeye zorlayan ikinci sebep, küreselleşmenin gelir dağılımı eşitsizliklerini artıran, bazı toplumlar için yoksulluğu derinleştiren, adil olmayan olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik sosyal politikaların sınırlarını belirleme ihtiyacından kaynaklanmıştır.

ILO’nun asgari sosyal güvenlik standardı belirleme çabaları, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde sayılan temel insan hakları ile ilgilidir.

Krizlere Karşı Mücadele Aracı Olarak Sosyal Güvenlik

Ekonomik kriz dönemlerinde sosyal güvenlik sistemlerinin kapsamının genişletilmesi ve bu amaçla yapılan harcamaların artırılması toplam talep seviyesini artırdığı ölçüde ekonomik krizden çıkışı kolaylaştırır.

Ekonomik krizler, sosyal güvenlik sistemlerinin sürdürülebilir bir finansman yapısına kavuşturulması ve olumsuz ekonomik etkilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik yeniden yapılandırma çalışmalarını da etkilemektedir.

  • Başta genel sağlık sigortası olmak üzere geniş toplum kesimlerine yönelik sosyal güvenlik programlarının finansmanı için prim yerine vergilerin kullanılması veya vergilerin ağırlığının artırılması,
  • Vergi gelirleri kullanılarak yoksul geniş toplum kesimlerine yönelik ayni veya nakdi gelir transferlerinin yapılması,
  • Başta yaşlılık sigortası olmak üzere uzun vadeli sigorta kollarının finansman yöntemi olarak fon biriktirme yöntemine geçiş eğiliminin artması,
  • Bireysel fon biriktirme yöntemi ile çalışan tamamlayıcı özel sosyal güvenlik tedbirlerinin geliştirilmesi ihtiyacının belirginleşmesi,
  • Şirketlerin uluslararası piyasada rekabet avantajlarını korumak için üretim maliyetlerini düşürme amacıyla işveren yükünü azaltacak şekilde primlerin düşürülmesi ve devletin sosyal güvenliğin finansmanına katılımının artması,
  • İstihdamı artırmak için uygulanan teşvik politikalarının yaygınlaşması, ve benzeri gelişmeler kriz dönemlerinde sosyal güvenlik sistemleri ile ekonomik yapı arasındaki karşılıklı etkileşim alanlarını oluşturmaktadır.