Ünite 4: Sosyal Çalışmanın Amaç, İşlev, Değer, Konu ve Felsefesi

Sosyal Çalışmanın Niteliği ve Felsefesi

Sosyal çalışmanın meslek ve disiplin olarak birtakım nitelikleri bulunmaktadır. Herhangi bir mesleğin niteliklerinin belirlenmesi; amaç, yöntem, bilgi haznesi, uygulama alanı ve uygulayıcılar kadrosu, eğitim ve mesleki değerlerin tanımlanmasına bağlıdır. Sosyal çalışma uygulamasında da değer, amaç, yaptırım, bilgi ve yöntem birliği olması bu mesleğin işlevselliğini belirler. Mesleki roller yerine getirilirken ahlak(etik) bir yaptırım ögesi olarak değerlendirilebilir. Ahlaki ilkeler, genellikle toplumsal kültür ve değerlerden bağımsızdır.

Sosyal çalışma insan hakları felsefesinin bir uygulama mesleğidir. Bu kapsamda; insan hak ve özgürlüklerine saygı, toplumsal gelişme ve sosyal adalet, sosyalekonomik koşulların iyileştirilmesi, sosyal sorun yaşayan insan gruplarının sorunlarının çözümünde bilimsel yöntem uygulanması sosyal çalışma mesleğinin felsefesini özetlemektedir.

Değer ve Sosyal Hizmet (Sosyal Çalışma) Mesleğinin Değerleri

Değerler, uygulamalara yön verir ve uygulamalar da değerler çerçevesinde analiz edilir. Sosyal çalışma uygulamasının felsefi temeline yönelik kavramlar; birey, karşılıklı bağımlılık, toplumsal sorumluluk, bireylerin farklılığı ve toplumsal etkinliklere katılımdır. Sosyal çalışmanın mesleki değerleri ise kısaca şu şekilde sıralanabilir:

  1. Toplumsal hizmet ve olanaklardan eşit yararlanma sağlanmalıdır.
  2. İnsanoğlunun refahı için toplumsal ve ekonomik koşullar iyileştirilmelidir.
  3. Birey, grup ve toplum düzeyindeki değişmelerle, yukarıdaki amaçların gerçekleştirilmesine çalışılırken; mesleki bilgi ve beceriye dayanmalı, mesleki amaç, kişisel çıkarların üstünde tutulmalı, gizliliğe uyulmalı ve yapılan işin sorumluluğu yüklenilmelidir.

Sosyal Çalışmanın Konuları

Sosyal hizmetler kişi, grup ve toplulukların yapısından, koşullarından doğan ya da kendi kontrolleri dışında olan yoksulluk ve eşitsizlikleri gidermek, toplumun değişen koşullarından ortaya çıkan sorunları önlemek, insan kaynaklarını geliştirmek, kişi, aile ve toplum refahını sağlamak amacı ile düzenlenen hizmet programlarını kapsayan bir çalışma alanıdır. Sosyal çalışma mesleğinin konusu insan; odağı insan; amacı, insan mutluluğudur.

Sosyal çalışma politikasının hedeflediği gruplar, toplumla bütünleşmesi engellenen, bu nedenle topluma üretken bir unsur olarak katılamayan, başka bir deyişle, toplumsal işlevselliğini yerine getiremeyen ya da yerine getirebilmek için zorlanan nüfus gruplarıdır. Özel gereksinim grupları da bu gruba dâhildir. Bu gruplar ekonomik, sosyolojik ve etnik boyuttaki uyumsuzluk nedenlerine dayalı olarak toplumun dışladığı nüfus gruplarıdır.

Sosyal Çalışma Mesleğinin Amacı ve Hedefleri

Sosyal çalışma uygulamasının amaçları insanların, öteki insanlarla ve doğa ile olan ilişkilerini, mevcut çelişkileri ortadan kaldıracak şekilde düzenlemelerine yardım etmektir. Başka bir deyişle, sosyal çalışmanın temel amacı; adaletli bir toplumsal yapı inşasıdır.

Mesleki amaçların ne olduğuna bakıldığında literatürde farklı tanımların olduğu görülür. Ancak Türkiye’de yayınlanmış tanımlardan yola çıkılarak mesleki amaçlar saptandığında şu iki madde üzerinde durulabilir:

  • Kişi, grup ve toplulukların sosyal ve kişisel yönden doyurulmaları ve bağımsızlıklarını kazanmaları yönünde,
  • Kişilerin ve toplumların kendi içlerindeki ve çevreleri ile aralarındaki dengesizlikleri gidermeye yönelen.

Sosyal çalışma amaç bağlamında değerlere çok önem veren bir meslektir ve sosyal çalışmacı, çalışmalarının her aşamasında mesleğin temel değerlerinin etkisi altındadır.

Etik ve Sosyal Çalışma Etiği

Sosyal çalışmanın uygulama alanlarında etik ‘bilim etiği’ ve ‘meslek etiği’ kavramlarıyla açıklanabilir. Sosyal çalışmada bilim etiği; bilimsel eylemlerle ilgili bilgileri veren, bilimsel üretim sürecinde yapılacak değerlendirmelerin ve bilimsel önermelerin oluşturulmasında gerekli olan değerleri açıklar. Sosyal çalışma etiği; sosyal çalışma mesleğinin evrensel mesleksel temelini oluşturan etik, yani meslekle ilgili ahlaksal kuralları kapsar.

Sosyal çalışma uygulamalarında tüm sosyal çalışmacılar aynı etik kurallara, ilkelere ve standartlara bağlı kalırlar. Bu bağlılık, sosyal çalışma mesleğinin kendine özgü nitelikleri olan bir meslek olmasına, mesleki kimliğin ve kültürün oluşmasına, mesleki işlevlerin gerçekleşmesine temel oluşturur. Etik kurallar, sosyal çalışmacının mesleki rolü, mesleki ilişki ve etkileşimleri, mesleğin genel amaç ve hedeflerine uygunluğu açılarından etkili ve yönlendirici olur.

Türkiye Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğinin 1997 yılında yapılan 4. Olağan Genel Kurulunda Uluslararası Sosyal Çalışmacılar Federasyonu’nun (IFSW) sosyal çalışma mesleği ile ilgili etik ilke ve sorumlulukları kabul edilerek, sosyal çalışmacıların uygulamalarını bu etik ilke ve sorumluluklar çerçevesinde yapmalarına karar verilmiştir.

Sosyal Çalışma Mesleğinin Bilgi Temeli

Sosyal çalışma, çeşitli kaynaklardan bilgi alır ve uygulamada kendi süreçlerinden elde ettiği öteki bilgileri de kullanır. Süreç örgüsü şu şekilde özetlenebilir:

  • İnsan gelişmesi ve davranışı. (Kişi ile tüm çevresinin karşılıklı etkileşimi önemlidir.)
  • Bireyin başka bir kaynak ile yardımlaşmasının psikolojisi.
  • Kişilerin iç duygularını dış ifadelere dönüştürmesi ve insanların birbirleriyle haberleşme yolları.
  • Kişi ve grupların birbiri üzerindeki etkisi.
  • Kültürün anlamı ve kişi, grup ve toplumlar üzerindeki etkisi. • Kişinin kişiyle, kişinin gruplarla ve grupların gruplarla etkileşim süreçleri.
  • Toplumdaki iç süreçler, gelişme ve değişme biçimleri, sosyal hizmetler ve kaynakları.
  • Sosyal hizmetlerin bünyeleri, örgütleri ve yöntemler.
  • Uygulayıcı olarak kişinin kendisi, mesleki işlevlerini etkilemesi bakımından kendi hislerinin ve tutumlarının sorumluluğunu taşıması ve bunlardan haberdar olması

Türkiye’de Sosyal Çalışma Literatürü (Alanyazın)

Türkiye’de sosyal çalışma eğitimi, 1960-1963’lü yıllarda Amerika’dan temel kaynakların çevrilmesi, yabancı öğretim elemanlarınca eğitimde aktarmacılığın gerçekleştirilmesi şeklinde başlamıştır. 1967-1983 yılları arasında Türkiye koşulları açısından özgün bilgi üretim çabaları söz konusu olsa da, aktarmacılık 2000’li yılların başına kadar devam etmiş, dolayısıyla sosyal çalışma disiplini de gelişememiştir.

Türkiye’de dört kaynaktan çeşitli yayınlar üretilmeye başlanmıştır. Bu dört kaynaktan biri büyük ağırlıkla ABD’li kaynaklar, diğer üçü ise çok daha büyük ağırlıkla yerli kaynaklardır. Bu kaynaklar;

  • 1960-1970 arasında çıkarılan Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü yayın dizisi. (ABD odaklı çeviri kitaplar.)
  • Sosyal Hizmetler Akademisi ve daha sonraki Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu öğretim elemanları tarafından üretilen yayınlar.
  • Hacettepe Üniversitesi Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümünün yaşam süresi içinde o bölümün öğretim elemanları tarafından çıkarılan yayınlar.
  • Sosyal çalışma mesleği ile ilgili olmayan başka yazar ya da bilimcilerin sosyal hizmet alanları ile ilgili yaptıkları araştırmalar, yazdıkları kitaplar…

SABEV, 2012 yıllarında 40 yerli kitabın yayınlanmasıyla yerli kaynak üretme çabasında önemli bir görevi yerine getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir.

Türkiye’deki bilgi üreticileri kapsamında bakıldığında ise; Emre Kongar, Sema Kut, Nesrin Güran Koşar, İlhan Tomanbay, İbrahim Cılga ve Aziz Şeker alana katkı sağlayan araştırmacı ve uzmanlardır.

Sosyal Çalışma (Sosyal Hizmet) Bilgisine Ulaşma Konusunda Yaşanan Sorunlar

Sosyal çalışma alanında bilgiyi yaşam gerçekliğine aktarmak, bilgiden yola çıkarak olguyu çözümlemek gerekmektedir ki bu diğer bilim dallarına kıyasla daha zordur. Diğer bir konu da mevcut sosyal çalışma bilgisinin yüksek oranda yabancı kaynakların çevirisine dayalı olması, dolayısıyla toplumun sorunları ve gerçekleri ile örtüşmemesidir.

Sosyal hizmet bölümünün meslek olarak tercihinde yetersiz bilgiye sahip olmak da bir sorun olarak görülebilir. Sosyal hizmet alanındaki öğretim elemanlarının azlığı ve alanda konferansların yetersizliği gibi sebepler de karşılaşılan diğer zorluklardır.,

Çözüm olarak ise; sosyal çalışma bilgisini oluşturan sosyal çalışma kanı önderlerinin bilimsel düşünüp, toplumsal yapının açmazlarından, sorunlarından hareket ederek özgün bir sosyal çalışma bilgisi ve uygulama modellerini inşa etmelerinin yerinde olacağı düşünülmektedir.

Sosyal Çalışma Mesleğinin Dünü Bugünü Yarını

Sosyal çalışma, Batı çıkışlı bir bilimdir. Yurdumuzda sosyal çalışmanın gelişmelerini anlayabilmemiz için bu niteliğinin bilinmesine ek olarak Türk sosyal çalışmasını da kendi gelişmesi içinde ele almak gerekmektedir.

Demokrasinin parametrelerinden biri olan bu sosyal meslek, demokrasi yeterince gelişemediği için gerek bireysel özgürlüklerin gerekse bireysel hizmetlerin önemi Türkiye’de hiçbir zaman tam olarak anlaşılamamıştır. Gerek genelde insan hakları, gerekse özelde kadın hakları, erkek ve yaşlı egemen feodal bir kültür yapısına sahip olan Türkiye’de hiçbir zaman yeteri kadar önemsenmemiştir. 21. Yüzyıl’ın başlarında ise bütün sosyal çalışma etkinlikleri bugünkü Anayasa çerçevesinde, hem bireysel özgürlüklerin güçlendirilmesi, hem de halkın eğitim, sağlık, konut ve benzeri hizmetlerinden eşit ve adil yararlandırılması konularında pek çok olumlu işlevi yerine getirebilirler.

21. Yüzyıl’da hem bilgi hem eylem anlamında sosyal çalışma mesleğinin etkinliğinin artırılması gerçeklik ve gerekliliktir. Toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği bir dünyada kendine özgü toplumcu yapısı ve eleştirel uzlaşıcı felsefesiyle toplumsal bireyin gelişimi için sosyal çalışma toplumun gelişmesi için bulunmaz bir fırsattır.

Sosyal Hizmet Eğitimi ve Öneriler

Sosyal çalışma eğitiminin içeriği konusunda iki açıdan yaklaşım gerekir. Bu yaklaşımlardan birincisi böyle bir eğitimin bilimsel içeriği, ikincisi ise toplumsal içeriğidir. Sosyal çalışmanın bilimsel içeriği bir takım insan davranışı ve toplum bilimleri temeline dayalı olarak geliştirdiği kendi kuram ve yöntemleridir.

Yaşamın dayattıklarıyla başa çıkabilmek, başvuru sahipleriyle çalışabilmek, sosyal politika geliştirmek, mesleki gelişime hizmet etmek, insanlaşmak ve daha birçok yaşamsal ve mesleksel öneme sahip konularda onurlu bir duruş sergilemek, bir amaçta bir vicdan örgüsüne sahip olmak için öğrenciler ve sosyal çalışmacılar, hem aldıkları örgün eğitimi içselleştirmeli, bu yolla kişisel değişimi de yakalamalıdırlar.