Ünite 2: Sokakta Çalıştırılan Çocuklar Konusunun Farklı Boyutlarıyla İncelenmesi

Çocuk İşçiliğine Genel Bir Bakış

Çocukların çalışma yaşamına girmesi, geçmişten bugüne kadar çeşitli şekillerde var olmakla birlikte, sanayileşme sonrası süreçte daha fazla yoğunluk kazanan bir sorun hâline gelmiştir. İş gücü piyasasında çocuklar, kolayca manipüle ve istismar edilebilir ucuz işçiler olarak görülmektedirler (Erbay, 2008, s. 8).

Diğer bir tanıma göre çalışan çocuklar “Fizyolojik veya hukuki olarak çocuk kabul edilen yaş sınırları içinde bulunanlardan fikri veya bedeni emeğini arz ederek çalışanlar” şeklinde tanımlanmaktadır (Alper, 1994, s. 64).

ILO çocuklar tarafından yapılan faaliyetlerin tamamını çocuk işçiliği olarak kabul etmemektedir. ILO, bu bağlamda değişik biçimlerde görülen çocuk işçiliği ile “çocuk emeğinin en kötü biçimleri” arasında bir ayrım yapmaktadır. ILO, 15 yaş üstü çalışmayı tehlikeli ve ağır bir iş olmadıkça ve haftada 43 saati geçmedikçe çocuk işçiliği olarak kabul etmemektedir. Yaş aralıklarına göre ILO’nun çocuk işçiliğine bakışını şu sınıflama daha net bir şekilde özetlemektedir:

  1. 5-11 yaş arası çocuklar için hafif işler dahi hoşgörü sınırları dışındadır (sıfır tolerans).
  2. 12-14 yaş arası çocuklar için ise sadece haftada 14 saatten az olmak koşulu ile tehlikeli olmadığı bilinen sektörlerde çalışmak çocuk işçiliği olarak kabul edilmez. Bu bir ekonomik faaliyet olarak değerlendirilir ve çocuk okuldan alıkonulmadıkça ve ruhsal-bedensel sağlığı ve gelişimi etkilenmedikçe hoş görülebilir.
  3. 15-17 arasındaki çocuklar için ise en düşük yaş ölçütünü yerine getirdikleri ve zorunlu eğitimlerini tamamladıkları sürece sıradan işlerde haftada 43 saate kadar çalışma izni verilmiştir. Buna göre haftada 43 saatten çok sıradan, tehlikeli olmayan bir işte bile olsa çalışmak bu yaş grubu için de tehlikeli olarak kabul edilmiş ve çocuk emeğinin en kötü biçimleri arasına sokulmuştur.

Çocuk işçiliği ile ilgili literatür incelendiğinde çocuklar için tehlikeli çalışma adı altında bir tanımlamanın da yapıldığı görülmektedir. Buna göre; tehlikeli çalışma, doğası ve türü gereği çocukların güvenliği, sağlığı (fiziksel ve zihinsel) ve ahlaki gelişimi üzerinde ters etkilere sahip olan veya bunlara neden olan herhangi bir aktivite veya çalışmadır.

Çocuk İşçiliğinin Nedenleri

Çocukları çalışmaya iten çeşitli nedenler bulunmaktadır ancak temelde bilinmesi gereken nokta, çocuğu çalışmaya iten nedenlerin onun dışındaki faktörlerden ileri geldiğidir. Yörükoğlu’da bu durumu “Kendi isteğiyle çalışan çocuk yoktur.” diyerek kesin bir dille ifade etmektedir (2000, s. 220).

Türkiye’de çocukların çalışmasının başlıca sebebi yoksulluktur. Yoksulluk ise bozuk gelir dağılımı ve asgari ücretin yetersizliği, işsizlik, kaynakların prodüktif kullanılmaması, hızlı nüfus artısı, kayıt dışı ekonomi, teknolojik gelişmelerin sağlanamaması, bölgelerarası gelişmişlik farkı ve göç gibi birçok farklı soruna bağlı olarak ortaya çıkmaktadır (ÇSGB, Çalışan Çocukların Eğitime Yönlendirilmesi – İzmir Projesi Raporu, 2005, s. 16 ve Karabulut, 1996, s. 7).

Global ve ulusal rakamlar geçmiş yıllara oranla çalışan çocuk sayısının azalmaya başladığını işaret etse de bu gün, milyonlarca çocuk fiziksel, zihinsel, sosyal, eğitsel duygusal ve kültürel gelişimlerine zarar veren ve ulusal yasalarla, uluslararası standartlara uymayan koşullarda ve yeterli eğitimden, sağlık hizmetleri ve temel haközgürlüklerden yoksun biçimde çalışmaktadır (Akşit, Karancı ve Gündüz, 2001; Kızmaz ve Bilgin 2010).

Çocuk işçiliğinin nedenleri, bu çalışmada aşağıdaki başlıklar altında sistematik bir şekilde incelenecektir. Çocukları çalışmaya iten nedenler, sosyal hizmet mesleğinin kapsamlı bakış açısıyla irdelenmiştir.

Yoksulluk

Yoksulluk, ülkemizde diğer birçok sosyal sorunun tetikleyicisi olduğu gibi çocuk işçiliği sorununun da baş aktörü durumundadır. Aileler yoksul olmaları nedeniyle, çocuklarını bazen çalışmaya yönlendirmekte bazen ise kendi işlerinde (özellikle de tarım) kullanmaktadır.

Ailelerin yeterli bütçeye sahip olmaması ve ekonomik güçlükler, ailelerin çocuklarını okuldan alarak çalışma hayatına itmelerine neden olmaktadır (Türkiye’de Çocuk İşçiliği Bilgilendirme Materyali, 2005, s. 23-26).

Eğitim ile İlgili Nedenler

Çocukluk, verilen bilgilerin daha kolay depolanabileceği bir dönemdir. Çalışan çocuklar ise genellikle okula devam edememektedir. Çocuklar okula devam edebilse dahi okulda başarısızlık ve verimli olamama gibi sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Ayrıca eğitim, çocuk işçiliğinin hem nedeni olmakta hem de ondan olumsuz yönde etkilenmektedir (Erbay, 2008, s. 22).

Güç durumdaki ebeveynler, eğitimin uzun dönemdeki getirilerinin çocuğun çalışma yaşamına girerek kısa dönemde sağlanacak gelire göre daha avantajlı olmadığını düşünerek çocukların çalışmasını teşvik edebilirler. Bir çocuk yıllarca okuyacaktır ve bir işe sahip olacağı kesin değildir ama küçükten bir meslek sahibi olmak üzere çalışma yaşamına girerse çok daha doğru olabilir düşüncesi hâkimdir (Çocuk İşçiliği İle Mücadele, 2004, s. 4).

Eğitimle ilgili diğer bir konu ise eğitimin getirdiği maddi yüktür. Her ne kadar eğitim devlet tarafından ücretsiz karşılansa da; çocuğun üniforma, ders kaynakları ve ulaşım gibi çeşitli eğitim harcamaları nedeniyle düşük gelir grubundaki aileler çocuklarını eğitime yönlendirmekten kaçınmaktadır (Çolak, 1998, s. 56).

Geleneksel Bakış ve Ailenin Rolü

Bir toplumun geleneksel kalıpları ve kültür örüntüleri, o toplumda yaşanan sorunlar üzerinde son derece etkili olabilmektedir. Çocuk işçiliği sorunu da geleneksel roller ve örüntülerden yoğun olarak etkilenmektedir.

Bu çalışmanın da odağında olan sanayi bağlamında konu ele alındığında ülkemizde çocukların sanayide çırak olmaları, fazla bir toplumsal ve kültürel engelleme olmadan kabul edilmektedir. Çünkü bu çalışma “zanaat” edinme olarak değerlendirilmekte ve bu çocuklar “işçi” olarak görülmemektedir (Erder ve Lordoğlu, 1993, s. 12).

Bir toplumun çocuğa verdiği değer ve ona biçtiği rol, çocuğun çalışmasında çok önemli olmaktadır. Bir toplumun üyeleri, eğitimi belirli bir seviyeye kadar yeterli görüyor, çocuğun çalışmasını normal ve doğal bir süreç olarak karşılıyorsa, o toplumda çocuklar çalışmaya devam edecektir. Bununla birlikte çocuk hakları çerçevesinde çocuğu değerli birey olarak gören ve eğitimi önemseyen bir toplum kültürü oluşmaya başladığında çocuk işçiliği azalabilecektir (Erbay, 2008, s. 25).

Çocuk İşgücüne Olan Talep

Çocukların çalışmasında önemli bir etken de istihdam piyasasında var olan çocuk iş gücü talebidir. Özellikle küreselleşen dünyada çocuk iş gücü, en az maliyetle en yüksek kârı elde etmek isteyen işletmeler için önemli bir bileşen olmaktadır.

Belirtildiği gibi işverenler çocukları istihdamda kullanma yönünde isteklidirler çünkü iş gücü pazarının artan taleplerine karşı ucuz çocuk iş gücü kolay bir hedeftir (Ertürk, 1994, s. 2).

Sonuç olarak bazı işverenler, her zaman elde edecekleri geliri ön plana koymakta ve çocuk işçileri bunun bir aracı olarak görmektedirler. Bu işverenlerin karşısında durmak için yapılacak olan, gerekli hukuki düzenlemeleri oluşturmak ve bunları başarılı bir şekilde uygulamaktır.

Çocuk İşçiliği Mevzuatının Etkin Bir Şekilde Uygulanamaması

Çocuk işçiliği ile ilgili olarak gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde çok sayıda düzenleme mevcuttur. Asgari yaş sınırı tespit edilmiş, çocukların çalıştıramayacakları işler ve çalışma süreleri belirlenmiştir. Bunlar kuşkusuz yeterli değildir, çok daha kapsamlı düzenlemeler de oluşturulabilir. Ancak burada asıl vurgulanması gereken nokta, oluşturulan düzenlemelerin ne derece etkin uygulandığıdır. Oluşturulan birçok düzenlemeye rağmen, çocuk işçiler tarımda, sokakta, sanayide ve hizmet sektöründe çalışmaya devam etmektedir. Mevzuat başarılı bir şekilde uygulanmadığında, işletmeler, aileler ve çocuk işçileri kullananlar bundan cesaret almakta ve çocuk işçiliği kalıcı olmaya başlamaktadır (Erbay, 2008, s. 27).

Sokakta Çalıştırılan Çocuklar Sorununun Tanımı ve Kapsamı

Kentleşme ile birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de pek çok değişiklik meydana gelmiştir. Olumsuz nitelikte olan bu değişiklikler; aile bireylerinin rol ve işlevlerinde, aile yapısında meydana gelmiş, geleneksel tarzda geniş aile yerini az sayıda bireyden oluşan çekirdek aileye bırakmıştır. Anne baba ve diğer bireylerin çalışma hayatının içinde olması çocuklar üzerindeki kontrolün ve denetimin azalmasına neden olmuştur. Bu farklılıklar ve değişimler ile ailelerin işsizlik, sosyoekonomik yoksunluk, göç, aile içi uyumsuzluklar ve şiddet, parçalanmışlık, kayıplar gibi toplumsal sorunlarla baş edememesiyle birleşince çocuklar sokakla tanışmaya başlamışlardır.

Bu doğrultuda ülkemizde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Gaziantep, Antalya, Mersin, Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi metropol özelliği taşıyan şehirlerde aşağıdaki etkenlerden dolayı sokak çocuğu sayısı artmaktadır:

  • Göç
  • Çarpık kentleşme neticesinde oluşan sağlıksız yerleşim bölgeleri
  • Aşırı nüfus artışı
  • Düşük sosyoekonomik düzey
  • Eğitimsizlik
  • Parçalanmış aile
  • Üvey anne, baba
  • Sevgisizlik
  • İhmal
  • Aile içi şiddet
  • Çocuk istismarı
  • Çocuk haklarının yaşama geçmemiş olması.

Sokak çocuğu olgusu, diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi ülkemizin büyük kentlerinin önemli sosyal sorunlarındandır. “Sokak çocuğu” ifadesi her ne kadar sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar için birlikte kullanılıyor olsa da bu iki grup birbirinden çok farklıdır. Sokakta çalışan çocuklar gün içinde sokakta çalışıp akşam olunca evlerine dönerler, sokakta yaşayanlar ise aileleriyle bağları ya tamamen kopmuş ya da çok zayıflamış olduğundan geceyi de sokakta geçiren çocuklardır (Akşit ve ark., 2001: Akt., Bademci, 2013).

Bilindiği gibi, sokakta yaşayan ve/veya çalıştırılan çocuklar olgusu kentsel yoksulluğun sonuçlarından biridir. Bu nedenle, olguyu ortaya çıkaran sosyal koşullar Türkiye’de kentsel gelişmenin dinamikleri ile doğrudan ilişkilidir.

Bugün dünyada sokakta yasayan ve/veya çalıştırılan çocuklara yönelik olarak geliştirilen dört temel yaklaşım vardır. Bunlar ıslah edici yaklaşım (correctional approach), rehabilite edici yaklaşım (rehabilitative approach), sokak çalışması yaklaşımı (outreach strategies approach) ve önleyici (prevention) yaklaşımdır (Lusk 1989, akt: Rizzini ve Lusk, 1995: 396; Akt., Acar, 2010).

Sokakta Çalıştırılan Çocukların Yaşadıkları Sorunlar

Sokakta çalışma, çocuklar için çok sayıda risk ve tehlikeyi beraberinde getirmektedir. Bu sebeple, küçük yaşta, tehlikeli işlerde çalışma, çocuk haklarını ihlal eden ve yasaklanması gereken istihdam biçimleri “çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri” kapsamında değerlendirilmektedir (Bilgin, 2012, s. 80).

Bu alanda yapılan hemen her çalışmada sokakta çalışan çocukların fiziksel ve ruhsal açıdan ciddi tehlike ve risk altında bulunduklarını göstermiştir. Yapılan çalışmalar bu konumda tutulan çocukların şiddete maruz kalmak, kavgaya girmek, bir takım maddelerin kullanımı ve alışkanlığını kazanmak, hırsızlık gibi fiziksel tehlikelerin yanı sıra benlik kazanmada gecikme, moral değerlerde düşüklük ve olumsuzluk, kişilik bozuklukları gibi patolojik rahatsızlıklara yakalanma risklerinin oldukça yüksek olduğunu göstermiştir (Alacahan, 2010, s. 143).

Her ne sebeple olursa olsun çalışma yaşamı çocuk üzerinde fiziksel, ruhsal, toplumsal ve ahlaki açıdan olumsuz etkiler bırakır. Bunların en gözle görülebileni fiziksel etkilerdir. Ağır fiziksel güçle yapılan bedensel çalışmalar çocuğun biyolojik gelişimini gerileterek bedeninde kalıcı hasarlar yaratabilir. Çocukların olumsuz koşullar altında çalışması, onların psikolojik gelişmelerine de zarar verir. Öz saygı yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de büyük önem taşır. Çocuk işçiliği çocuğun eğitim hayatına da zarar veren bir olgudur. Eğitimini tamamlayamayan çocuğun yaşamının geri kalan kısmında toplumsal kısır döngüden kurtulup kendini geliştirme şansı çok düşük olacak ve belli bir çevrenin kalıpları arasında sıkışmış olarak yaşayacaktır (Avşar ve Öğütoğulları, 2012, s. 14).

Sokakta Çalıştırılan Çocukların Yaşadıkları Tehlikeler, Riskler ve Dışlanma Süreçleri

Sokakta yaşayan ve çalışan çocukların maruz kaldıkları çeşitli şiddet, ihmal ve istismar edilme durumları “Başkalarına şiddet uygulama, evden-okuldan kaçma, okulda başarısızlık, madde kullanma, madde bağımlısı olma, sokaktaki suçlu gruplarına katılma, zihinsel ve fiziksel gelişimindeki gerileme, psikolojik ve sosyal problemler yaşama” gibi olumsuzlukların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Sokaktaki çocukların maruz kaldığı her türlü şiddet eylemi, onların da aynı şekilde şiddet uygulayacak bireylere dönüşmelerine neden olmaktadır. Bu çerçevede şiddete maruz kalmak ile şiddete yönelmek arasında görece bir ilişkiden söz etmek mümkündür. İstismara uğrama, kronik, tehlikeli ve bulaşıcı hastalıklar, madde bağımlılığı, eğitimden yoksun kalma, çete ve örgütler tarafından suç işlemeye zorlanma ve yetersiz beslenme gibi tehlikeler sokakta çalıştırılan çocukları bekleyen risk ve tehlikelerdir.

Sokak Çocukları ve Sosyal Dışlanma

Sokakta çalıştırılan çocukların yaşadığı önemli sorunlardan biri, sosyal dışlanmadır. Yıldız’a göre Türkiye’de çocukların sosyal dışlanmasında sokakta çalışan çocuklar için yoksulluk, sokakta yaşayanlarda ise düzensiz aile ilişkileri etken olmaktadır. Yoksulluk ve/veya düzensiz aile ilişkileri nedeniyle dışlanan çocukların sokakta ikinci bir dışlanma sürecine maruz kaldıkları görülmektedir. Bu süreç, toplumun bu çocuklara ilişkin geliştirdiği olumsuz tutum ve tepkilerdir. Özellikle sokakta yaşayan çocukların madde kullanma alışkanlıkları, çeşitli suç eylemlerine sıkça karışması bu çocukların toplum imgeleminde tehlikeli gruplar olarak damgalanmasına yol açmaktadır. Toplumun bu çocuklara yönelik damgalayıcı ya da dışlayıcı tutum ve davranışları onların olumsuz kimliklerle kendini özdeşleştirme sürecini pekiştirmektedir (2007, s. 67).

Sokak Çocukları ve Madde Bağımlılığı

Sokakta yaşayan çocukları bekleyen risk ve tehlikelerden biri olan madde bağımlılığı; bireyin fizyolojisini, duygularını, düşünce ve davranışlarını değiştirecek şekilde etkileyen bir bağımlılık maddesini kullanmasıdır (Garip, 2007). Sokakta yaşayan çocukların bağımlılık yapıcı maddeleri kullanmalarının başında merak, akran etkisi, aile içi anlaşmazlıklar ve maddeye kolay erişim gelmektedir. Sokakta yaşayan çocuklar, yaşadıkları sokağın kültürünü benimsemektedir ve bu gruptan dışlanmamak, öteki olmamak için maddeyle sokakta tanışmaktadırlar.

Bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı, bütünüyle sokakta yaşayan çocuklarda, sokakta çalışan ve evine dönen çocuklara kıyasla daha fazladır.