Ünite 2: Şiir Sanatı

Şiir Nedir

Şiir söz söyleme sanatıdır ve insanlık tarihinden beri olagelmiştir. Goethe şiiri şöyle tanımlamıştır: “Şiir insanlığın evrensel ortak malıdır, her yerde ve her zaman binlercesi, yüzlerce insan tarafından ortaya koyulur.” Her ulusun şiiri kendine özgü özellikler taşıyabilir ancak şiir dilin özel bir kullanım alanıdır. Şiir dinleyen ve okuyan üzerinde bir duygu uyandırır. Şair belli sözcükleri kendi istediği gibi bir söz diziminde kullanarak şirini oluşturur. Dizeleri ve kıtaları oluşturur. Şiir yazımında, yazılan şiire ritim ve melodik bir tarz kazandırmak için kafiye ve vezin kullanabilir. Şiirler okuyan ya da dinleyen kişilerin duygulanmalarının ötesinde, onların tüm duyularına hitap ederek seçilen sözcükler ve oluşturulan söz dizimleri ile ve sözcüklerin okunuşu ile işitsel bir etki de uyandırabilir örneğin. Aşağıdakilerin okuyan ya da dinleyen üzerinde nasıl farklı etkiler yarattığına bir örnektir:

“Ben kaplandan korkarım.”

“Kaplan kedigiller familyasının etçil ve memeli bir türüdür.”

“Kaplan, kaplan, ışıl ışıl yanan
Gecenin ormanlarında.
Hangi ölümsüz el ya da göz
Senin biçiminin o korkunç düzenini kurabildi?”
(William Blake)

Görüldüğü gibi, şiirin en önemli özelliği anlamın iletişim dilinden farklı olmasıdır. Şairin amacı okura doğrudan bir şey söylemek değil, estetik bir etki ortaya koymaktır. Şiirde anlam, bu estetik etkiyle birlikte ele alınır, yorumlanır.

Şiir Türleri

Her şiir türünün kendine özgü özellikleri vardır ve şiir türlerini bilmek o türe ait şiirleri yorumlamada yardımcı ve yol gösterici olur. Başka bir deyişle, bir şiirin doğru değerlendirilebilmesi onun türünü doğru tespit etmekle mümkün olabilir. Temel anlatı kipleri, yani yapısal olarak anlatı modelleri, göz önünde bulundurulduğunda şiir türleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Lirik
  • epik
  • dramatik

Lirik

Lirik kelimesi, duygusal coşkunun yoğun olduğu, müzikal bir yapısı olan, konusunu genellikle aşk, yalnızlık, ölüm ve metafizik hassasiyetten alan şiirleri tanımlamak için kullanılır. Ancak bu özellikler lirikte baskın olsa da öteki türlerde de kısmen bulunabilir. Ayrıt edici olan lirik şiire özgü olan bir anlatıcı sesidir. Bu fikrin anlatılmasında manzume ve şiir arasında farklılık örnek olarak gösterilmektedir. Manzume, vezinli, kafiyeli eser demektir. Oysa şiir estetik niteliğini sadece vezin gibi bir biçim özelliğinden almaz. Bir metnin şiir olarak görülebilmesi için o metnin okuru bildik anlam dünyasından çıkarıp yeni bir bakış açısıyla tanıştırması gerekir. Lirik şiirde de şair iç monolog yapıyor olarak görülür ve okur bu iç monoloğa kulak misafiri olmaktadır. Lirik şiir okura doğrudan seslenmez. Manzume gibi değildir. Frye’nin söyledikleri bu durumu çok güzel özetlemektedir:

“Lirik şair genelde kendi kendisiyle konuşurmuş gibi yapar ya da başka herhangi bir kişiyle: Doğanın ruhu, bir ilham perisi, kişisel bir arkadaş, bir âşık, bir Tanrı, kişiselleştirilmiş bir soyutlama ya da doğal bir nesne… Şair sanki dinleyicilere sırtını dönmüştür”

Enstrümantal müzik dinlerken dilsel kullanım ve dolayısıyla anlam olmadığı için odak noktamız melodi ve ritmin bizde yarattığı duygudur. İletişim dilinde ise doğrudan anlama odaklanmak zorundayızdır. Şiir ise bu iki uç arasında durmaktadır. Hem şiirdeki ritim ve melodik etkiyi hisseder hem de anlamlandırmaya çalışırız.

Epik

Uzun ve anlatısal şiirlere epik denmektedir. İşgalden kurtuluş, fetih vb. gibi savaş ve mücadele ile ilgili konular, belirli bir miti veya efsanevi bir kahraman çevresinde işleyen şiirler bu kategoriye girerler. Epik şiirler, bir toplumun, siyasi, dinî ve kültürel değerlerinin ana parçalarından biridir. Lirik şiir ve epik şiirin söylenişleri de birbirinden farklıdır. Epik şiirler yüksek sesle okunur, lirikler ise türkü gibi söylenir. Buna ek olarak, epik şiirlerde doğruda bir hikaye anlatılır, herhangi bir varlığa seslenmek onunla söyleşmek yoktur. Hikayedeki karakterler anlatıcının anlattığı ve gösterdiği şekliyle bilinir. Bir anlamda epikte karakterler gizlenmiştir. Epik anlatıcılar doğaçlama yapma yeteneğine sahiptirler. Doğaçlama yapan ozan hafızasındaki şiire her seferinde, ana çerçeveyi sabit tutmak kaydıyla, bir takım eklemeler yapabilir. Doğal olarak doğaçlama sözlü kültüre özgüdür çünkü konuşma anında yapılır, yazıda değil.

Dramatik

Şairin yerine karakterlerin konuşması ve bu karakterler arasında bir diyalog gelişmesi durumunda o şiir dramatik olarak adlandırılır. Lirikte dinleyici, epikte karakterlerin gizlendiğini hatırlayalım. Dramatik şiirde ise şair gizlenmiştir. Okuyucu ya da dinleyici bir tiyatro sahnesi izliyor gibidir. Çünkü bir şiirde ne kadar çok diyalog varsa tiyatroya o kadar yakın durmaktadır. O nedenle dramatik şiirle tiyatro arasındaki uzaklık çok azdır. Mehmet Akif Ersoy’un bazı şiirleri dramatik şiir türüne örnek olarak verilebilir.

Şiirin Yapısı

Bir şiirin türü şiirde kimin konuştuğu ve kime hitap ettiği ile ilgilidir. Şiirin dokusunu oluşturan bileşenlerse anlatı yapısıdır. Bunlar “imaj”, “ses”, “ritim”, “ifade tonu” ve “anlam”dır. Bu bileşenlerin birbirleriyle olan ilişkileri kavramak o şiiri anlamlandırmak için gereklidir. Bir şiiri anlamak sadece o şiirdeki sözcüklerin ne demek olduğunu anlamak değildir.

Bir şiirin anlatı kipini bulduktan sonra, onun anlatı yapısına odaklanmak gerekir. Yukarıda belirtildiği üzere, bir şiirin türü, şiirde kimin konuş- tuğu ve kime hitap ettiğiyle ilgilidir. Anlatı yapısı ise bir şiirin dokusunu oluşturan ana bileşenlerden oluşur. Bunlar “imaj”, “ses”, “ritim”, “ifade tonu” ve “anlam”dır. Bir şiiri anlamlandırmak bu yapısal ögelerin birbiriyle olan ilişkilerini kavramak demektir. Anlamca müphem olsun olmasın, her şiirin ne anlattığını değil, nasıl anlattığını anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü şiir bir biçim sanatı oldu- ğu için, “Nasıl anlatıyor?” sorusuna verilen cevap muhakkak “Ne anlatıyor? sorusuna verilen cevapla ilişkilidir veya nitelikli şiirlerde bu genellikle böyledir. Bir şiirin yapısını anlamak, bir şiirdeki anlamın sadece sözcüklerin söylediği şey olmadığını fark etmektir. Kullanılan imajlar, imajların işaret ettiği mecazlar, ses ve ritim özellikleri şiiri anlamlandırmamıza yardımcı olur.

İmaj

Nesnel imaj ile edebi imaj arasındaki farkları bilmek şiirde imaj kavramını anlamaya yardımcı olmaktadır. Nesnel imaj duyu organlarımıza hitap eden imajlardır. Beş duyumuzun zihnimizde yarattığı etkidir. Sanatsal imaj beş duyuyla algıladığımız imajlardan yola çıkarak “suni” veya “kurmaca” imajlar yapmak anlamına gelmektedir ve bu da dil aracılığı ile oluşturulur. Şu şekilde tanımlanmaktadır: İmaj sanatı, nesneleri, eylemleri, duyguları, düşünceleri, ruh hâlini, duyusal veya duyu ötesi tecrübeyi temsil etmek amacıyla dilin kullanılması demektir.

Ses ve Ritim

Dili kullanırken belli sesleri belli bir ritim ile seslendiririz. Ses ve ritim şiirin yapısal bütünlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Tabi ki ses denildiğinde şiirde sesten bahsedilmesi anlaşılmamalıdır. Bu tamamen şiir okurken işittiğimiz sesle alakalıdır. Örneğin bir şiirde geçen havai fişekler atılıyor cümlesi bizim zihnimizde hem görüntü hem de ses olarak canlandırılmaktadır. Burada kastedilen odur. Tabi ki bunu zihnimizde canlandırabilmemiz daha önce havai fişek gösterisi izlemiş olmamızla da ilintilidir. Şiirde anlamda öte ses ve ritime odaklamamız da şairler tarafından istenen ve amaçlanan bir durum olabilir. Bir dizeyi okuduğumuzda anlam ikincil derecede öncelikli olabilir. Birincil önem o dizenin sesi ve ritmi ile ilgilidir; okurken kelimeleri telaffuz edişimiz ve bu telaffuz sırasındaki inişler ve çıkışlardır.

Şiirde ses iki türlü olarak öne çıkabilir:

  1. Sesin anlamla etkileşime girmeden dikkati üstüne çekmesi ki burada şiirsel etki az olabilir, tekerlemelerde olduğu gibi.
  2. Ses örgüsünün anlamla kaynaşması, sesin anlamın, anlamın da sesin ayrılmaz bir parçası olması.

Şiirsel etkiyi yakalamak için tercih edilen ikinci türde bir kullanımıdır.

Hayatın içinde bir ritim için yaşadığımız ve var olduğumuz düşünülürse şiirde de ritim kaçınılmazdır. Dünyanın dönmesi, kalbin atışı, yürüme ritmimiz gibi… Şiirin de bir ritim içerisinde tasarlanması ondan aldığımız hazzı arttırmaktadır. Her türlü konuşmanın bir ezgisi vardır. Ana dilimizde konuşurken sözcüklerin vurgularını farkında olmadan yaparız ve böylelikle bir ezgi ortaya çıkar. Şairler de yazdıkları şiirlerde bu ezgiyi olabildiğince öne çıkarıp duygusal ve estetik bir ezgi yaratmaya çalışırlar.

Anlam

Şiirde anlam günlük yaşantımızda maruz kaldığımız iletişim dilinden farklı olarak direkt olarak anlayabileceğimiz şekilde kurgulanmamaktadır. Haber dilinde, günlük konuşmada, derslerde vb anlam direkt olarak dinleyiciler ya da okuyucular tarafından anlamlandırılabilecek şekilde açık ve anlaşılır olarak kurgulanmaktadır. Ayrıca cümle ilk okunduğunda anlamlı görünmese bile bir bağlam içerisinde algılandığında kolaylıkla anlamlandırılabilmektedir. Örneğin, “Bayram yine can aldı.” cümlesi Türkiye’de yaşayan herkes tarafından kolaylıkla anlamlandırılabilecek cümledir. Kimse bu cümledeki “Bayram” kelimesini bir kişi olarak algılamamakta, bunun bayram tatilinin uzun olması nedeniyle yollara akın eden insanların başına gelen trafik kazaları neticesinde bir çok insanın hayatını kaybetmesi anlamına geldiğini kolaylıkla çıkartabilmektedir. Dolayısıyla bağlam anlam için önemli bir unsurdur. Bir sözcüğün doğrudan ya da çağrışımsal olarak kullanıldığı ancak bağlam sayesinde anlaşılır. Şiir sanatında şair dili günlük bağlamından çıkarıp sözcüklerin çağrışım alanını kullanır. Böylece dünyayı yeni bir bakış açısıyla görmemize olanak tanır.

Metonimi: Dış dünyanın gerçekliğine tam anlamıyla yabancılaşmadan yapılan bir mecaz türüdür. Bir nesne veya olguya adıyla atıf yapmak erine onunla doğrudan ilişkili olan bir şeyle atıf yaptığımızda metonimi yapmış oluruz. Örneğin, “Ankara durumdan rahatsız.” Derken hükümetin kastedilmesi gibi.

Metafor: Bir şeye adıyla değil, başka bir adla gönderme yaptığımızda metafor yapmış oluruz. Örneğin, “Sevgilim kırmızı bir güldür.” Metaforlarda “gibi” kelimesi kullanılarak yalın bir benzetme yapılmamaktadır. Basit zihinsel bir işlem olarak görünse de usta şairlerin elinde harikalar yaratabilmektedir.

Anlamsızlaşma: Okurun sözcükler arasında ilgi kurmakta zorlandığı mecazlar için kullanılabilir. Sözcüklerin neyin yerini tuttuğu belli değildir ya da zaten böyle bir şey amaçlanmamıştır. Anlam varsa da rastlantısaldır. Bu tür şiirler okura geniş bir çağrışım alanı açar ve muğlak olduklarında kolaylıkla tüketilemezler.

İfade Tonu

Şiirde konuşan sesin duygusal içeriği o şiirin ifade tonudur ve ifade tonundaki hissiyatın anlaşılması şiiri yorumlama açısından önemlidir. Şiirdeki bilgisel anlam ile ona yüklenen arasındaki duygusal anlam arasında fark vardır. Orhan Veli’nin “Dedikodu” adlı şiiri buna güzel bir örnek teşkil etmektedir.

Şiir Eleştirisi

Edebi eserleri yorumlamak güç bir iştir, şiir de istisna değildir. Şairler eserlerinin yoğun bir zihinsel emekle kaleme alırlar ve şiiri anlamak için de okurların yoğun zihinsel emek harcamaları gerekmektedir. Bu zor ama aynı zamanda keyifli bir iştir. Şiir çözümlemesinde yapılması gereken bir şiirin ne anlattığı değil, neyi nasıl anlattığının çözümlenmesidir.

Yeni Eleştiri 20. Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmıştır. Biçimci bir eleştiri ekolüdür. Şiirin mimarisi ve anlama arasındaki kaynaşmayı görmek ve yorumun bu bileşik yapıdan yola çıkılarak yapılmasıdır.

Şiir eleştirisi yapabilmek için ilk adım, temel şiir okuma hatalarını öğrenmek ve bunları ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Eleştirmen I. A. Richards Pratik Eleştiri adlı kitabında anlama hatalarını on maddede toplamıştır:

  1. şiirin yüzeysel anlamını, ifade tonunu, amacını ve taşıdığı duyguları anlayamamak
  2. kelimelerin taşıdığı ahenk, tempo vb. beş duyuyla algılanabilecek özellikleri tanıyamamak
  3. şiirdeki imajları kendi istediği gibi yorumlayıp şiirin amaçlarının dışına çıkmak
  4. şiirde anlatılan konuşu kendi yaşantısı ile karıştırıp yorumunu bu yönde yapmak
  5. belli konu ve ifadelere karşı zihinlerindeki sıradan tepkileri kullanarak şiire karşı otomatik olarak olumlu ya da olumsuz tavırlar almak
  6. aşırı ya da yetersiz duygusallık göstermek
  7. anlayış ve duyarlıkta eksiklik göstermek
  8. dini, siyasi vb. görüşleri doğrultusunda şiiri yorumlama eğiliminde olmak
  9. beklentilerini şiirde bulma doğrultusunda hareket etmek
  10. peşin hükümlü olmak.